Erzurum Haber Gazetesi: Bizim televizyon yayla kuymağı!.. ================================================================================ admin on 06 May, 2008 11:26:00 Röportaj: Orhan BOZKURT Kemal Koç... Erzurum’un en renkli kişiliklerinden birisi. 1948 yılında Tortum’un Pehlivanlı Köyü’nde dünyaya gelmiş. İlkokulu bitirir bitirmezde gurbete çıkmış. Tam 18 sene sürmüş gurbet hayatı. Bir çok işte çalışmış. Gurbetin tüm çilesini çekmiş. Aç susuz günler geçirmiş. Yaptığı işlere göre isimler, lakaplar almış... Doktor Kemal, Köfteçi Kemal, Yıdırım Kemal, Set Kemal derken son olarak 14 yıl önce Erzurum’un ilk yerel teevizyonu Kanal 25’in patronu olduktan sonra yeni bir lakabı daha olmuş: Televizyoncu Kemal... 5 kız 3 erkek 8 çocuk babası olan Kemal Koç, Erzurum’da ‘Cağ Kebap’ ile özdeşleşmiş bir isim aynı zamanda. “Bu kebabı dünyaya ben tanıttım. Erzurum’da bir sektör oluştu” diyen Koç, garson olarak başladığı çalışma hayatında şimdi yaklaşık 50 kişiye iş imkanı sağlıyor. ‘Önemli olan içindekiler’ ismini verdiği Kongre Caddesi’ndeki Koç Cağ Kebap Salonu’nun duvarlarını süsleyen kendi yazdığı dörtlüklerden oluşan birde kitap yayınlamış. En büyük zevki boş zamanlarında tavla oynamak. Tavla arkadaşları arasında valiler, emniyet müdürleri var... Kemal Koç ile ünü artık ülke sınırlarını aşan Cağ Kebabı, Erzurum’u ve medya patronluğunu konuştuk. Nasıl başladı kebapçılık? Uzun yıllar gurbette çalıştıktan sonra 1979 yılında Erzurum’a geldim. Bir otelin kahvesini kiralayarak kendi işimin patronu oldum. Daha sonra oteli kiraladım. Ben yemek konusunda titizimdir her yemeği yiyemem. Bu cağ kebabıda bizim ilçede köylerde hep yaparlardı. İşlettiğim otelin kömürlüğünde bu kebabı yapmaya başladık. Kebapçılıktan hiç anlamıyorum o zamanlar. Kendimiz yiyelim diye kebap yaparken müşterilerimizede vermeye başladık. Kimisi beğendi, kimisi beğenmedi. Müşterilerin önerilerini not ettim, kim ne derse uygulamaya başladım. Bir tek ocak 4 masamız var. Günler ilerledikçe biz işi kavradık. Ocağın önünde kuyruklar başladı. Böylece otelin 3 odasını kebapçı dükkanına kattık. Levhamızı değiştirip ‘Meşhur Cağlı Tortum Kebabı’ diye yazdık. Şimdi Erzurum’da 20 tane cağ kebap salonu var. Bu iş artık sektör oldu. Türkiye’nin her tarafında bu kebap yapılıyor. Bizimde Bursa’da bir şubemiz var. Kebap salonunuzn duvarları dörtlüklerle süslü.Bu dörtlükler hep size mi ait? Evet hepsi bana aittir. Ben yalnız adamım. İyilik yaptığın insanların çoğundan zarar gördüm. Ülkemizdeki gelir dağılımının adaletsizliği, ülkemizde huzurun olmayışı, yıllarca aradığım ve güveneceğim bir dostu bulamamak beni yalnızlığa itmiştir. Bundan olsa gerek konuşamadıklarımı şiirlerle dile getirmeye başladım. Yazdığım dörtlükleride kebap salonumuzun duvarlarına asıyordum. Ancak müşterilerimiz, yemek yedikten sonra kalem kağıt çıkartıp, bu dörtlüleri not almaya başlayınca kitap haline getirmeye karar verdim. Böylece, hem hayatımı anlatan hem de şiirlerimin yer aldığı kitabı bastırdım. Şimdiye kadar tam 130 bin adet ücretsiz olarak gelen müşterilerimize bu kitabı dağıttım. Televizyonculuk macerası nasıl başladı? Bu iş birden oldu. 1994 yılında çok sevdiğim bir arkadaşım olan rahmetli Temel Aydın’ın aracılığı ile girdim bu işe. O zamanın parası 2 milyar lira vererek Kanal 25’e ortak olum. O zamanlar birde Er TV vardı. Sonra bu iki televizyonu birleştirdik. Bir 2 milyar daha vererek hisselerin çoğunu ben aldım. Öylece televizyon patronu olduk. Ben televizyonculuğu bilmem. Ama Tükiye’de kim bildiği işi yapıyor ki? Bakın şimdi ekonomist kitap okumuş, profesorör olmuş ancak geçiyor ekonominin başına işler düzgün gitmiyor. Ben ilkokul mezunuyum ama hayatın her alanınıda çalıştım. Bizde yaşayarak tahsil yapmışız. Aç kalmışışız, susuz kalmışız. Televizyonculuğuda yaşayarak öğrendik.14 yıldır bu işin içindeyim. Artık bazı şeyleri bende biliyorum. Televizyonculuğu sevdiniz mi, ya da kebapçılık mı televizyonculuk mu? Ben Erzurum’u, memleketimi seviyorum. Kanal 25 olarakta bu şehire bir şekilde hizmet ediyoruz. Bir gün bir adam geldi. Bugünün parası ile 2.5 trilyon lira verdi. “Bu kanalı bize sat”dedi. ‘Ya dedim siz kimsiniz. Ben kime satacağım bu televizonu?’ Kimse kim olduğunu söylemiyor. ‘Ne yapacaksın sen paranı al televizyonu devret diyorlar.’ Çok düşündüm. Sonra dedim ki; bu adam kimliğini bile açıklamıyorsa iyi niyetli birisi olmaz. Bu televizyon benim değil bütün Erzurumuluların. Şimdi satarız kanalı, Erzurumlular der ki; ‘Bak Kemal Koç bizim televizyonumuzu para için satttı.’ Ben gururlu adamım arkamdan kimseye laf söyletmem. Vazgeçtim satmadım. Sonra öğrendik ki, bu bizim televizyonu almak isteyen adam ünlü işadamı Korkmaz Yığit’miş... Televizyon sahibi olduğunuz için daha mı çok itibar görüyorsunuz? Yok pekte öyle değil. Şimdi Erzurum’da bizi bir şey sanmazalar. Kanal 25 varmış, bizi eleştirmiş, hakkımızda olumsuz haber yapmış... Pek kimse ciddiye almaz. Biliyorlar ki Kanal 25, yalan haber yayınlamaz. Kimseyle çıkar hesabı yoktur. Ama herkes bilsin ki bizde kuralları değiştireceğiz (gülüyor) İşi öğrendim artık. Televizyonculuk normal işinizi olumlu ya da olumsuz şekilde etkiliyor mu? İnsan dürüst olmalı. Dobra olmalı. Ben kim olursa olsun adamın yüzüne karşı doğruyu söylerim. Bu televizyona da kim geliyorsa, bir hatası varsa çekinmem söylüyorum. Bunlar AKP’li de olabilir. MHP’li de veya başka partili. ‘Bakın bu gidiş iyi değil. Siz yanlış yapıyorsunuz...’ gibi uyarılarda bulunurum. Çoğu kişi, yetkili veya siyasetçi bu nedenle dolayı bana küstüler. Belli etmiyorlar ama küstüklerini bizim kebap salonuna gelmemelerinden anlıyorum. Bakıyorm ki başka yerlere gidiyorlar. Anlıyorumu ki bana çephe almışlar. Düşünün bakın biz iyi ya da kötü bu şehirde televizyonculuk yapıyoruz. Erzurum Valisi gelmiş gidiyor. Bir gün bu kanala uğramadı. Yav bu kanal milleti temsil ediyorsa geleceksiniz. Bizim için değil millet için geleceksiniz. Belediye başkanları bile gelmiyor. Nasılsa kendileri, elemanlarına yaptıkları işleri kimse görmeden çektiriyor gönderiyorlar. Bu televizyonculuk işinden para kazanıyor musunuz? Televizyonculuk bana zarar verdi. Bu işten kuruş para kazanamadım. Ben desinlere iş yapmam. Ancak bir kere girdik bu işe. Ben kimseyi tehdit etmem, şantaj yapmama. Anlayacağınız rızıkta direk Allaha bağlıyım. Aracı kullanmam kimseyi. Ahmet gelmedi, Mehmet reklam vermiyor fazla dert etmem. Çağırırım televizyonda çalışan sorumlu çocukları. ’Bu adamın haberleri bizde çıkıyor mu? Evet. Reklamını bize yaptırıyor mu? Evet. Ama bunun karşılığında bize bir katkı sunmuyor. O zaman ne yapacağız? Bundan böyle haberlerini kullanmayacağız. Reklamını yapmayacağız.’ İşin açıkcası ben bu işten hep zarar ettim. Bu kebapçı dükkanından televizyona bir hortum bağlamışız. Kebap satarak kazandığımızı televizyona yatırıyoruz. Yayla kuymağına benziyor bizim televizyon. Yağını hiç dışarıı vermez. Kendi içine çektikçe çekiyor. Zarar ettiğiniz bir işi neden yapıyorsunuz? Yıllar önce İzmir’de çalışırken, birisi geldi 10 lira borç istedi. Bende verdim. Hemşehrilerimiz, ‘Kemal bu adama para verilir mi üç kağıtçının tekidir. Sen o 10 lirayı unut’ dediler. Bende dedim herif lazımki böyle adama para vere. Şimdi televizyon işide o duruma benziyor. Bu işi yürütmek için heriflik lazım.. Benim kaygım bu kurum kötü niyetli insanların eline geçmesin. Burada yanlış haber yayınlanmaz, kimsenin gururuyla oynanmaz.. Çoğu kişi aynı şeyi söylüyor. ‘Bu televizyon zarar ediyorsa sat kurtul ’diyiyor. Bende onlara, ‘Ben bu televizyonu satarsam Erzurum’u terk etmem gerekir’ şeklinde cevap veriyoum. ‘Niye diyorlar?’ Yav şimdi herkes benim yanıma geliyor. Bürokratı, siyasetçisi. Satarsam televizyonu kimse bana uğramaz. Yüzüme bakmaz. O zaman benim zoruma gider. Bu şehirde duramam. (Kahkaha atıyor) Şaka bir yana alıştık bu işe. Bir şekilde götürüyoruz işte. Bazen her şey para değil ki... Erzurum’a dönersek, nasıl görüyorsunuz bu şehrin gidişatını? Erzurum’a gelmeden ülkenin haline bakmak lazım. Hiç unutmam bir gün Murat Karayalçın geldi. Bir saat sohbet ettik. Ben konuşuyorum adam gülüyor. Sonra dost olduk. Görüşürüz zaman zaman. Ona dedim ki ‘Bu ülkede egemenlik kayıtsız şartsız genel başkanlara aittir. Millete değil’ kendiside o zaman genel başkan. ‘Haklısın’ dedi. Şimdi bakıyorum egemenlik kayıtsız şartsız Avrupa Birliği ve IMF’ye ait olmuş... Hayatın her alanına dair bir sözünüz var ama hala Erzurum için bir şeyler söylemediniz. Dur söyleyecem. Ekonomi bozuk diye Amerika’dan getirdiler Kemal Devriş’i, Maliye Bakanımız da Kemal Unakıtan.. Hangisi neyi dezeltti. Bunlar ekonominin e harfini bilmezler. Bende Erzurum’un Kemal Ermişi’yim, her işin en kralını bilirim. Eskiden Erzurum’dan Iran, Irak, Suriye’ye et ihraç ederdik. Şimdi ise her şey dışardan geliyor. İthal et gelmeye başladı düzen bozuldu. Çünkü daha ucuzdu. Bunun için köyler boşaldı. Bugün Erzurum’a Afyon’dan, Ankara’dan, Balıkesir’den hatta Bursa’dan koyun eti geliyor. Erzurum iki üç ülkeye et gönderiken şimdi kendini idare edemiyor. Gerisini varın siz düşünün. Çözüm ne peki, Erzurum nasıl kalkınacak? Yağmur yağar sel gelirya Erzurum’un durumu aynı ona beziyor. Yav yağmur yağar sel gelir bir zaman sonra o taşan sular aşağı iner. Şimdi Erzurum’da 2011 diyip duruyoruz. ‘2011 olacak Erzurum kalkınacak’ diye bekliyoruz. 2011’de ne olacak? Binlerce kişi gelecek iki üç hafta kalacak. Bir canlılık olacak ama bu 20 günlük bir olay. Bu bölgenin kalkınması için tarım ve hayvancılık geliştirilmesi şart. Bu turizm dışındaki yatırımcılarda gelmiyor Erzurum’a bu durumu nasıl aşacağız? Gelmezler elbette. Erzurum’dan bütün iş adamları kaçarlar. Niye kaçarlar? Erzurum’a neden yatırım yapılmaz? Çünkü Erzurum’da iyilerin değeri yoktur. Birisi bir iş yapmışsa onun peşine düşerler. Burada çekememezzlik var. Bakın ben bütün Türkiye’ye bu cağ kebabı tanıttım ama nasıl tanıttım? Gelip kimse sormaz. Biz soralım nasıl tanıttınz? Binlerce misafir ağırladım. Ben hermüşterime hediyeler verdim. Misafir diye gelen yüzlerce müşterimizden hesap almadım. Halen benim kebap salonuma gelen insanlara hediyeler aşantiyonlar veririyoruz. Bakın Kanal 25 televizyonun sahibi olarak iki yıl önce Ankara’da düzenlenen bir törenle yılın altın adamı ödülünü aldım. Bizi başkaları taktir ediyor ama kendi insanımız takdir etmiyor. Erzurum böyle bir yer. Ben kebapçı olarakta, televizyoncu olarakta bir hizmet yapıyorum. Sadece 130 bin kitap dağıtmışım. Bunlar hizmet değilmidir. Bu şehir için birşeyler yapıyoruz. Ama bakarsın seni 10 paralık bir adama satmışlar. Böyle bi durum vardır Erzurum’da, böyle bir ortamda işadamı, yatırımcı durmaz. Ben Türkiye’nin hangi iline gitsem yıllık gelirim en az 1 triloyn lira olur. Ama Erzurum’da bunun yarısının bile kazanamayız. Neden gitmiyorsunuz? Erzurum’a hizmet etmek için gitmiyorum. Ama zaman zaman burada niye duruyorum diye de pişmanlık yaşıyorum. İşte mililyetilik kendi memleketimiz. Bizimde bu şekilde bir katkımız, hizmetimiz olsun diye bekliyoruz. Şuanda Erzurum borç içinde. Esnafın durumu içler acısı. Ben dahil herkes icrayla, maliyeyle, bankalarla cebelleşiyor. Erzurum’un düzelmesi için esnafın desteklenmesi lazım. Esnaf petektir bal yapar. Bu petekten maliye alır, sigorta alır, belediye alır, alır oğlu alır... Petek zayıfladı mı, arılara şerbet verirler. Ama esnafa destek olan yok.Erzurum’a kimse şerbet vermiyor. Kimsenin umrunda değil.