<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erzurum Haber Gazetesi &#187; Yazarlar</title>
	<atom:link href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/kategori/yazarlar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com</link>
	<description>ErzurumHaberGazetesi.com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 15:11:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Dadaş&#8217;ın duyarlılığı!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31020-dadasin-duyarliligi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31020-dadasin-duyarliligi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 22:23:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=31020</guid>
		<description><![CDATA[Ankara&#8217;daki Meclis TV&#8217;de görevli meslektaşımız Fikret Dadaş&#8217;tan geçtiğimiz günlerde bir elektronik posta aldım.
TFMD (Türkiye Foto&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara&#8217;daki Meclis TV&#8217;de görevli meslektaşımız Fikret Dadaş&#8217;tan geçtiğimiz günlerde bir elektronik posta aldım.<br />
TFMD (Türkiye Foto Muhabirleri Derneği) Van depreminde kaybettiğimiz arkadaşlarımız Sebahattin Yılmaz ve Cem Emir adına bir fotoğraf sergisi düzenliyor.<br />
TFMD üyelerine yaptığı duyuruda 20 yıllık gazeteci olan Sebahattin Yılmaz’ın adını Cem Emir&#8217;den sonra yazıyor.<br />
Bu durum da bizim Dadaş Fikret&#8217;i rahatsız ediyor.<br />
Hemen oturuyor, TFMD&#8217;ye bir yazı gönderiyor.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/02/dadasin-duyarliligi1.png"><img class="alignnone size-full wp-image-31025" title="dadasin-duyarliligi" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/02/dadasin-duyarliligi1.png" alt="" width="507" height="380" /></a><br />
Dadaş Fikret yazısında Sebahattin&#8217;in meslek kıdemi ile yaşının dikkate alınarak Cem’den önce yazılması gerektiğini vurguluyor.<br />
Ertesi gün afişlerde, bültenlerde gerekli düzeltmeler yapılıyor ve sergi açılıyor.<br />
Fikret Dadaş, böylesine hassas, duyarlı, düzgün ve de hemşerisi için canını veren bir meslektaşımız.<br />
Dadaş, bize gönderdiği mesajının sonunda şunları söylüyor:<br />
-Belki bu basit bir şey gibi görülebilir. Ancak, her alanda birbirimize, dirimize de ölümüze de sahip çıkmalıyız, diye düşünüyorum.<br />
Şimdi böylesine duyarlılık için &#8216;Şapka çıkarılmaz mı?&#8217;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir Sabuncuoğlu yazdı…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31020-dadasin-duyarliligi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum’da  kış seremonileri!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31012-erzurumda-kis-seremonileri</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31012-erzurumda-kis-seremonileri#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 12:41:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belkıs Altuniş Gürsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=31012</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın kara ve kışa kilitlendiği şu günlerde bütün yurtta olağan dışı bir soğuk yaşanıyor olması&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatın kara ve kışa kilitlendiği şu günlerde bütün yurtta olağan dışı bir soğuk yaşanıyor olması her birimizin gündemini ister istemez bu konuya odakladı.</p>
<p>Kar Erzurum’un alametifarikası, sembolü. Şimdilerde umulur ki, bu karın tüten fabrika bacaları, üç vardiya çalışan imalathaneler, atölyeler niyetine şehre getirisi olsun. Bu ümit; bir ham hayal değil!  Yeter ki, ilgililer bu fikre inanarak; bu maksada hizmet edecek hesaplı kitaplı bir yol haritasını uygulamaya koyabilsinler.</p>
<p>Karın esir aldığı, soğuğun vurduğu hayat kesitleri bizi ister istemez çocukluğumuzun Erzurum’una götürdü. “Hayali cihan değen” çocukluk hatıralarına..</p>
<p>Kış hazırlığı; gerçek manada büyük bir seremoni arefesindeymişcesine şehirde bir koşuşturma başlatırdı.</p>
<p>Sonbahar aylarından iitbaren her evde hummalı bir faaliyete girişilirdi. Yuvasına kışlık erzakını taşıyan karıncalar misali bu aylarda insanları tatlı bir telaş sarar, çarşı pazar hareketlenirdi. Âile üyelerinin tamamı yaş ve donanımları ölçüsünde bu çabanın içinde yer alır, işten pay kapar, yük kaldırırdı.</p>
<p>Bu faaliyetin bir ayağı kış temizliği denilen o mutat büyük temizlik harekâtıydı. Ev tekmil ayaklanır, yer yerinden oynardı. El değmemiş, suya sabuna dokunmamış hiçbir şey bırakılmazdı. Eşyalar gözden geçirilir, bazen elden çıkarılır, bazen de tamir ve bakımdan sonra yerine konurdu. Bakır kap kacağın kalaylanması da çoğunlukla bu mevsime denk düşerdi.</p>
<p>Yakacak temini en başat  meseleydi. Kok kömürü karne ile alınır, isli kömüre mecbur kalınmadıkca rağbet edilmezdi. Kar kış bastırmadan kurusundan olsun denilerek yakacak odun derdine düşülür, sobayı tutuşturmak adına da bir miktar çıra alınırdı. Odunlar ve kömürler eve at arabasıyla taşınırdı. Sonra da bu bu yakacaklar, kömürlükte  muntazam bir şekilde istif edilirdi. Odun-kömür bir evin hayat sigortası demek olduğundan çok kıymetliydi. Soba, soba tahtası, soba borusu gibi ihtiyaçlar çoğunlukla Kavaflar Çarşısı’ndan temin edilirdi. Senede iki üç defa soba borularının ve bacalarının  temizlenmesi gerekirdi.</p>
<p>“29 Ekim Cumhuriyet bayramı” daha önceden  kurulmuş olan sobaların yanması için bir başlangıç teşkil ederdi.</p>
<p>Kış hazırlığı seferberlik tatmış, işgal yılları yaşamış,  savaş, yokluk, kıtlık  görmüş bir halkın hazırlığıydı. Ayrıca soğuk iklim ve çetin kış şartları belki de beslenmeyi ve yiyecek biriktirmeyi öne çıkarıyordu. Bu hazırlıklar her evin bütçesine göreydi. Ama “azdan az, çoktan çok olur” kavlince her ev bu koşuşturmadan nasibini alırdı.</p>
<p>Uzun kış aylarında “kapı kar baca dardı” Sokağa çıkmak bile bir hayli zahmetliydi.  Sabahleyin genellikle evlerin kapısı açılmazdı. Nice zorlamadan sonra dışarı çıkabilenler, birikmiş karları küreyeyek, hane halkı için sokağa doğru dar bir tünel açarlardı. Ayrıca devamlı baca küremek mecburiyeti vardı. Kar küreği ile evin bacasına çıkılır, damda biriken karlar, olabildiğince uzak bir mesafeye  atılırdı. Kışın tabiatı buydu. Evlerden  sokaklara, sokaklardan başka sokaklara ulaşabilen dar tünellerin iki yanında  kardan birer yüksek duvar oluşurdu.  İşe, çarşıya, okula bu kar tünellerinin arasından  gidilirdi.</p>
<p>Aşağı yukarı her âile,  bütün bir kışı çıkarmayı planlayarak alışverişini yapar, her şeyi toptan alırdı. Şehrin yerli ahalisi için kilo kilo erzak almak genelde söz konusu değildi.</p>
<p>Ekim ayından itibaren kavurmalık inek ve koyun gibi hayvanlar şehrin işlek yerlerinde satışa sunulurdu. Haneler, gelirlerine ve nüfus sayılarına göre hareket ederlerdi. Kalabalık veya varidatlı haneler kavurmalık olarak  bir dana  ile  bir veya  iki koyun  keserlerdi. Evlerde kışlık kavurma, kıyma, sucuk yapmak geleneği vardı. Klasik Erzurum mutfaklarında kavurma, kıyma yapmak, yağ eritmek için kullanılan, senede ancak bir kaç defa yakılan tandırlar bulunurdu. Mutfağın bir bölümü olan “tandır başı”nda biri büyük, biri küçük olmak üzere iki tandır olurdu. Bu tandırların “külve” denilen birer de havalandırma deliği mevcuttu. Tandırla birlikta tepir, rapata, egiş gibi kelimeler de lügatimizden çıktı. Bu âletlerin müzelerde muhafaza edildiğini düşünmak bir fantezi olmasa gerekir.</p>
<p>Bir kaç teneke olarak alınan tere yağlarının az bir kısmı küçük  boy badem şekli verilerek su dolu derin kaplar içine konur ve kahvaltılık olarak tüketilirdi.</p>
<p>Yağın asıl büyük kısmı  eritilerek “sarı yağ” denilen kolesterolü alınmış yemeklik yağ haline getirilirdi. Yağ eritmek ciddi bir emekti. Zira yağ taşma noktasına gelince önü alınmaz, bütün bir yağ bakır kazandan taşarak ziyan olurdu. “Aş taşınca kepçeye paha yetmez” sözü her halde böyle bir acı tecrübenin neticesinde söylenmişti. Yağı taşırma noktasına getirmemek için ateşin derecesini iyi ayarlamak, ideal kaynama noktasını kaçırmamak gerekliydi. Ayrıca eriyik büyük bir tahta kaşık ile mütemadiyen karıştırılırdı. Bu da hem sabır, hem de kol kuvveti isteyen zor  bir işti. Yağın üzerinde  bir köpük hasıl olurdu. Oluşan  köpüğü her seferinde alıp, çukur bir kapta biriktirmek âdettendi. Bu biriken yağ  köpüğünden  sini sini  açma keteler, çörekler yapılarak, evin kilerinde  saklanırdı.</p>
<p>Kavurmayı ve kıymayı kıvamında yapmak da  bir uzmanlık alanıydı. Bu zorlu işte bazen komşularla,  bazen de  akrabalarla yardımlaşma söz konusu  olurdu. Henüz pişmiş sıcak kavurma ve kıymadan eşe dosta pay ayırmak, fakir fukara hakkı gözetmek bir alışkanlıktı. Kavurma ve kıymalar derin dondurucu görevi gören kilerlerde çinko bidonların içinde muhafaza edilirdi. Bir kış boyunca pratik ve hazır yemeklik malzeme olarak el altında bulunurdu. Ayrıca koyun kuyruğu ufak ufak doğranır, kavrulurdu. Kıkırdak denilen  bu çok lezzetli yiyecek bazen kahvaltıda, bazen de yemeklerde kullanılırdı.</p>
<p>Sucuk için hazırlana kıyma gerekli baharatlar katıldıktan sonra bakır teşte uzun ve yorucu bir mesai ile yoğrulurdu. Bu işlemden sonra  bütün bir ev halkı teştin etrafında halka olarak sucuk doldururdu. Temizlenmiş bağırsağın ağzına bir metal yuvarlak geçirilir,  sonra da bu halkadan içeriye malzeme yürütülürdü. Kangal haline getirilen sucuklar  evin göz önüde olmayan ücra bir penceresinde asılarak kurutulurdu. Bu bir arada iş üretmek keyfiyeti, çalışmayı bir eğlence haline getirir, bir ve bütün olmanın, bir aile  olmanın zevkini ve şuurunu yaşatırdı. Soğuk kış gecelerinde “yatsılık töredir o da olmaya göredir” sözü gereğince sucuklar  şişe takılır, harı geçmiş sobada pişirildikten sonra çeyrek ekmek arasında hane halkına veya misafirlere dağıtılırdı.</p>
<p>Yine uzun kış gecelerinde “hedik” denilen haşlanmış buğday veya  “kavurga” denilen kavrulmuş buğday; içine kuru üzüm, dut kurusu, ceviz katılmak suretiyle yenilirdi. Sobanın fırınında bazen patates közlenir,  bazen yer fıstığı kavrulurdu. Bu gece oturmalarını büyüklerin anlattığı masallar, menkıbeler, seferberlik ve işgal yılları hikâyeleri renklendirirdi.</p>
<p>Toprak  küplerde kurulan lahana, şalgam, salatalık ve muşmula turşuları kilerde saklanırdı. Patates, kuru soğan, şalgam, 30-35 baş lahana, taze soğan, pirinç, bulgur, un, bakliyat çeşitleri, çay, şeker, tuz çuvallarla  toptan alınarak sistematik bir biçimde kilere yerleştirilirdi. Ceviz, köme, kuru dut, pestil, pekmez, bal  yine bu kilerin zenginliklerindendi. Meşin kaplı kapaklı büyük sepetlerde evde açılmış onlarca hazır yufka bulunurdu. Erişte kesip, kurutmak da bu hazırlığın bir parçasıydı.   Bu tedarikli evlerde o günün  ölçülerinde birbirine habersiz ziyarete gelen misafirleri ağırlamak hane sahibi için son derece kolay olurdu.</p>
<p>Her evde büyük bakır kazanlar,  sırf mutfakta kullanılan büyük bakır teştler, lengerler, siniler, tepsiler, ibrikler, güğümler,  bakraçlar, tulumbalar, irili ufaklı kuşkanalar, serpuşlu sahanlar, kirpikli sahanlar, irili ufaklı, nakışlı  tas, tava, kevgir  gibi mutfak eşyaları bulunurdu. Terek denilen rafları, kanaviçe işlemeli, dantelli beyaz  örtüler süslerdi. Bu raflarda sahanlar şallanmış (parlatılmış) olarak sergilenirdi.</p>
<p>Her evin demir başı mesabesindeki bütün bir kültürel mirası hayatımızdan çıkarmayı bir marifet sandık. Ne yazık ki, medeniyetten pay kapmış olmak, çağdaş dünyaya katılmak  adına (!)bu gibi eşyaları sokaka satıcılarına verip karşılığında mandal, plastik sepet, kova,  porselen tabak gibi öteberi aldık.</p>
<p>Gidenler gitti. Şimdi uyanmak vakti!  Her birimiz kültürel zenginliklerimizden elde kalanları koruma altına almalı, aldırtmalı,  yaşatmalı  ve yaşattırmalıyız.  Zararın neresinden dönülse kâr!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belkıs Altuniş Gürsoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31012-erzurumda-kis-seremonileri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Temizi, kirliden nasıl ayıracağız?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 09:20:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=31003</guid>
		<description><![CDATA[Merhum Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derdi. Yaşayıp bugünleri görseydi, bu sözün&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Uğur Mumcu, “<strong>Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz</strong>” derdi. Yaşayıp bugünleri görseydi, bu sözün bile, ne kadar hafif kaldığını düşünürdü. Eskiden, yani beş on yıl öncesine kadar, “<strong>bilgi</strong>”ye ulaşmak, emek gerektiriyordu. İster bir bilim insanı olsun, isterse bir gazeteci işini düzgün yapmaya çalışan herkes, yazacağı birkaç satır yazı veya vereceği bir konferans için, bildiklerinin üzerine araştırıp yeni şeyler koyardı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi öyle değil&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>İnternet</strong>” denilen şu sanal kütüphane(!) sayesinde, basıyorsunuz tuşa istediğiniz konuda, istemediğiniz kadar bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat bu sefer de önemli bir sorun çıkıyor karşınıza:</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Doğru bilgi hangisi?</strong>”</p>
<p>&nbsp;<br />
Tamam&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir tuşla ciltler dolacak kadar malumata ulaşıyorsunuz ama bu malumatın doğruluğunu nasıl test edeceksiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Gerçek bilgi hangisi?</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü internet yazılı veya görsel basın gibi belli bir denetime tabi değil. Milyonlarca site var ve bu siteler akla gelebilecek her konuda her şeyi yazıp çiziyor. Gerçi yıllar önce “<strong>Bilişim Yasası</strong>” başlığı altında bir hukuki düzenleme yapıldı ve belli ölçüler getirildiyse de, yine yeterli bir denetimden söz etmek mümkün değil. Ama yazılı, görsel veya sözlü basın öyle değil. Her yayının mutlaka bir yasal sorumlusu var. Diyelim ki, bir gazetede ya da televizyonda adam çıkıp, basın özgürlüğünü “<strong>hakaret etme özgürlüğü</strong>” ile karıştırdığı zaman, adli merciler muhakkak bir muhatap bulabiliyor.  Ama internet öyle değil&#8230; Sahte isimler, sahte adresler ve hayali oluşumlar etrafta cirit atıyor. Dileyen, dilediğine sövüp sayıyor, akla ziyan iddialarla kafa karıştırabiliyorlar.</p>
<p>&nbsp;<br />
Adı adresi ve yazıp çizeni belli olan düzgün siteleri ve aynı çerçevedeki internet gazetelerini bu kapsama dahil etmiyoruz. Onlar tıpkı yazılı basın gibi ciddi sorumluluk taşıyorlar.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kastettiğimiz adresi ve sahibi meçhul siteler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü orada doğru ile eğriyi tefrik edecek bir mekanizma yok.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tutunuz ki, birisi internette size saldırdı, siz de doğruca yargıya başvurdunuz. Şayet size saldıran adam maruf bir sitede bunu yapmışsa bir sorun yok, adam bulunamazsa bile sitenin sorumluları otomatikman mesul tutulabiliyor. Aksi durumda, yediğiniz küfürle kalıyorsunuz.</p>
<p>&nbsp;<br />
Son günlerde bu şekilde mağdur duruma düşen pek çok kişi ile karşılaştım. “<strong>Ciddiye alma, gül geç</strong>” diyorum ama görüyorum ki, insanlar öyle yapamıyor; üzülüyorlar doğal olarak&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir dostum aradı ve etrafta serseri kurşun gibi dolaşan bazı elektronik iletilerden söz etti. Bu dostum bir siyasetçi, kendisi hakkında hem küfür hem de iftira edilmiş.</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Ne yapabilirim</strong>” diye soruyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Yargıya git</strong>” demekten başka bir önerimiz olmadı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Ama yargının da bu serseri kurşunlara yapabilecek çok fazla bir şeyi olmadığını da ekledik.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bunun gibi onlarca örnek var.</p>
<p>&nbsp;<br />
Birileri bunun adına “<strong>ifade özgürlüğü</strong>” diyorsa, fena halde yanılıyor demektir.</p>
<p>&nbsp;<br />
İfade özgürlüğü, hakaret ve iftira etme hakkı değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Hem evrensel hukuk, hem de yasalar ifade özgürlüğü ile hakareti kalınca bir çizgiyle ayırmaktadır. Özellikle yazılı basında, eline kalem alan bir adam çıkıp önüne gelene sövüp saysa bunun bedelini yargı önünde öder; hem de ağır bir şekilde&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Aynı şeyi o korsan sitelerde sahte isimlerle yaparsa, yaptığı yanına kar kalır!</p>
<p>&nbsp;<br />
En azından kısa vadede durum böyle…</p>
<p>&nbsp;<br />
Birkaç yıl öncesine kadar, basından yana dertli olan kişiler, “<strong>Erzurum’da bu kadar gazeteye ihtiyaç var mı, nedir bu Allah aşkına, sabah yatağından kalkan bir gazete çıkarıyor?</strong>” der ve bol bol sitem ederdi. Biz de “<strong>Türkiye demokratik bir ülke olduğu için insanların düşüncelerini yaymalarının önünde yasal bir engel yoktur. Parası olan istediği gazeteyi çıkarabilir</strong>” derdik.</p>
<p>&nbsp;<br />
Anlatırdık ama nafile&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir soru işareti kalırdı hep&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi, eskiye rahmet okunur oldu!</p>
<p>&nbsp;<br />
İnternette ki korsanlar, önüne gelenin gazete çıkardığı dönemleri aratıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Etraf “<strong>bilgi kirliliği</strong>” yüzünden düpedüz çamura bürünüyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Söyleyecek sözünü veya iddiasını adam gibi ortaya çıkıp meşru zeminlerde yapamayanlar, gıcık gittiği bir siyasetçiyi, bürokratı veya işadamını adı adresi bilinmeyen kaynaklardan acayip şekilde hırpalıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bunun adına veya bunun olduğu döneme “<strong>bilgi çağı</strong>” deniliyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
İyi de hangisi doğru, hangisi yanlış?</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir kılavuz da lazım ki, doğruyu, eğriden, kirliyi temizden ayırsın&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başkan Küçükler, bu işe el atmalı!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30983-baskan-kucukler-bu-ise-el-atmali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30983-baskan-kucukler-bu-ise-el-atmali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 08:52:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Recep KAPUCU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30983</guid>
		<description><![CDATA[Ehliyeti ve otomobili olmayan Erzurum’daki binlerce kişiden biriyim.
Bir yerlere gittiğimde, ya taksiye binerim, ya da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ehliyeti ve otomobili olmayan Erzurum’daki binlerce kişiden biriyim.<br />
Bir yerlere gittiğimde, ya taksiye binerim, ya da toplu taşıma araçlarına&#8230;<br />
Toplu taşıma araçlarına bindiğimde, nelerle karşılaşmıyorum ki!<br />
Sigara içen dolmuş ve minibüs sürücüleri zaten artık normal karşılıyorum.<br />
Ama bunların dışında; bayan yolculara hava atmak için bir gözü dikiz aynasında olanları,<br />
Yolcuların, içini dışını bir birine katanları,<br />
İstedikleri yerde durup, yolcu indiren ve bindirenleri,<br />
Otobüs ve minibüslerden yolcu atanları gördüm.<br />
Hatta bir gün beni bile attılar.<br />
Biliyorum başınızı ağrıtacağım, ama anlatmak istiyorum.<br />
Geçen yıl, Ramazan ayında Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine gitmek için Halk Otobüsüne bindim.<br />
Binmeden sordum.<br />
“Direk Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine mi gidiyor”<br />
Sürücü, “evet” dedi.<br />
Bende bindim<br />
SSK Hastanesi kavşağına geldiğimizde, sürücü TRT’ye doğru direksiyonu kırdı.<br />
Benden önce birileri davrandı.<br />
“Hani direk hastaneye gidecektin” demelerine kalmadı, sürücü durağa gelmeden ve yolun ortasında acil bir fren yaptı.<br />
“Ben öyle bir şey demedim”<br />
Bu kez, ben müdahale ettim,<br />
“Bana da söyledin” dedim.<br />
Beni ve benden önce itiraz edenlerin eline paramızı verdi ve otobüsünden attı.<br />
Hemen, Büyükşehir Belediyesi basın bürosunu aradım.<br />
Sağ olsun oradaki arkadaşlar ilgilendiler.<br />
Benden dilekçe istediler.<br />
Dilekçeme cevap geldi.<br />
İlgili otobüse, 1 gün bağlanma cezası verilmiş.<br />
Ha unutmadan, beni otobüsünden atan sürücüyü, aynı günün akşamı Cumhuriyet Caddesinde Dumlu AVM’nin önünde, bu işlen yakinen ilgisi olanlarla öpüşürken gördüm.<br />
Neyse, ben asıl konuma geleyim.<br />
Artık, dolmuş, minibüs ve Halk Otobüsü terörünü yazmaktan bıktık.<br />
Şikâyet ve yorum almaktan da…<br />
Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, güzel bir işe imza attı.<br />
Büyükşehir Belediyesi Bünyesine 13 Otobüs kattı.<br />
Yeterli mi, hayır yeterli değil.<br />
Başkan Küçükler, bu adımını daha büyük atmalı.<br />
Bu filoya yeni otobüsler katmalı.<br />
Bunun yayında da, mevcut minibüs, dolmuş ve Halk otobüslere çeki düzen vermeli.<br />
Ben, bir ehliyeti ve otomobili olmayan vatandaş olarak, benim konumundaki binlerce insanın bu sorununu Sayın Büyükşehir Belediye Başkanımız Küçükler&#8217;den rica ediyorum.<br />
El atacağı günü bekliyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Recep KAPUCU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30983-baskan-kucukler-bu-ise-el-atmali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya İstanbul’a kar yağmasaydı…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 07:39:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30980</guid>
		<description><![CDATA[Vaktiyle TRT’deki bir spiker aynen şöyle demişti:
&#160;
“Çok şükür, soğuk ve karlı hava Doğu’ya gidiyor”
&#160;
O dönem,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vaktiyle TRT’deki bir spiker aynen şöyle demişti:</p>
<p>&nbsp;<br />
“Çok şükür, soğuk ve karlı hava Doğu’ya gidiyor”</p>
<p>&nbsp;<br />
O dönem, o spiker öyle bir azarlanmıştı ki TRT, adamı uzun süre ekrana çıkaramamıştı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Aradan uzun yıllar geçti; Türkiye artık ne tek kanallı TRT’ye mahkumdu, ne de soğuk hava sadece doğuya mahsustu.</p>
<p>&nbsp;<br />
Baksanıza İstanbul ve Ankara hatta yurdun büyük bir kısmı, medyanın o meşhur ifadesiyle “kara kışa teslim oldu.”</p>
<p>&nbsp;<br />
İnsanın diyesi geliyor ki, iyi ki böyle oldu…</p>
<p>&nbsp;<br />
Yoksa medya, “kara kışın” ne demek olduğunu hatırlamayacaktı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Halbuki kış hep vardı ve kış, Doğu’nun değişmez yazgısıydı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Doğu’da öyle ilçeler ve köyler var ki yolları ilk kar yağışıyla birlikte kapanır, bir de buzlar çözülende açılır.</p>
<p>&nbsp;<br />
Ama İstanbul bunu bilmez; bilse bile bu İstanbul için bir fantezidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kış Doğu’yu esir alınca, gazetelerin yurt haberleri servisi Doğu’daki muhabirlerini arar, “bize bıyıklarından buz sarkan adam fotoğrafı geçin” derdi. Ve mizansen dolu o fotoğraflar, gazetelerde iki bilemedin üç sütuna yer bulurdu; böylelikle Boğaz’ın efendileri Doğu’daki çetin kış şartlarını öğrenmiş olurlardı!</p>
<p>&nbsp;<br />
Arada bir yanlışlıkla Doğu’ya yolu düşen bir monşer ise, valinin sıcak odasında otururken dışarıya bakardı ve sorardı:</p>
<p>&nbsp;<br />
“İnsanlar burada yaşamaya mahkum ve mecbur mudur?”</p>
<p>&nbsp;<br />
Çoğu zaman tren seferleri iptal olurdu, otobüsler yollarda kalırdı, uçak zaten Kaf dağının arkasındaki Anka kuşuydu…</p>
<p>&nbsp;<br />
Şayet o kış Kok kömürü zamanında gelmişse ve de hükümet kömürün fiyatını sübvanse etmişse, -ki, her sene bin bir nazla da olsa sübvanse edilirdi- herkesin keyfi yerindedir demekti. Çünkü Doğu halkı bilirdi ki bu coğrafyada yaşamak demek, bu doğa şartlarına peşinen “evet” demek anlamına geliyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
İşin doğrusu kimse de bu şartlardan ötürü, Ankara’ya sitem edip durmazdı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Lakin şartlar şimdi çok değişti.</p>
<p>&nbsp;<br />
Artık Kok kömürü yok..</p>
<p>&nbsp;<br />
Yeşil doları bastıranlar istediği kadar Rus kömürü alıyor şimdi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Meskenlerin çoğunda doğalgaz tüketiliyor&#8230; Ah bir de ihtiyaç sahipleri için dağıtılan şu is ve kükürt oranı yüksek kömür olmasa…</p>
<p>&nbsp;<br />
Yani Doğu insanı alışık olduğu kışla bir şekilde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Oysa bizler şu kadarını kabul ediyor ve de hak veriyoruz:</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul medyanın merkezidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul finansın merkezidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul Türkiye’nin kültür başkentidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul Türkiye nüfusunun neredeyse üçte birinin yaşadığı bir şehirdir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul bir dünya kentidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple İstanbul’a yağan karın büyük haber olması yadırganacak bi şey değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Lakin Türkiye de sadece İstanbul’dan ibaret değil ki…</p>
<p>&nbsp;<br />
Misal; kar, Doğu’nun öteki adıdır. Ne soğuk, ne de iki metreye ulaşan kardan şikayetçi olmayız.</p>
<p>&nbsp;<br />
Burada yaşıyorsak, bu değişmez gerçeği kabullenmişiz demektir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kaldı ki kar, nimettir, berekettir, bolluktur…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu yazıyı kaleme almaya çalışırken dışarıda lapa lapa kar yağıyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
“Oh be” dedim. Çünkü Erzurum’a kar yağmazsa kan yağar derdi eskiler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Kar yağsın ki, toprak suya doysun, kar yağsın ki yarınlarını kar üzerine bina edenler çökmesin…</p>
<p>&nbsp;<br />
Fakat bir de kar ve soğuk karşısında naçar düşenler var. Onları da unutmayalım…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple istiyoruz ki, bacası tütmeyen tek bir ev kalmasın ve kimse bu ülkede aç olarak yatağa girmesin.</p>
<p>&nbsp;<br />
Biz kar yağsın istiyoruz, İstanbul kar’dan kaçıyor…</p>
<p>&nbsp;<br />
Kar İstanbul’u öyle bir kuşattı ki, TV haberleri kar’la açılıp, kar’la kapanıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Yani Doğu’nun aylar süren hali, ancak İstanbul’a kar yağması sayesinde, medya tarafından görüldü.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi feci şekilde merak ediyorum…</p>
<p>&nbsp;<br />
Biz Doğulular yıllardır hükümetlere sesleniriz: Doğu’ya kış tazminatı verin diye…</p>
<p>&nbsp;<br />
Şayet İstanbul bu şekilde, on on beş gün daha kar altında kalırsa acaba medya, “İstanbul’a kış tazminatı verin” şeklinde başlıklar atar mı?</p>
<p>&nbsp;<br />
Keşke…</p>
<p>&nbsp;<br />
Belki o zaman Doğu’nun ne çektiğini görürler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Doğu yılın en az yedi ayını kar ve soğuk altında geçiriyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Çok şükür ki şimdi imkanlar daha iyi ama sonuçta o imkanlara sahip olmak için de bir bedel gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Oysa Doğu halkının kişi başına elde ettiği gelir de ortada, şehirlerin hali de…</p>
<p>&nbsp;<br />
Hükümet, muhtaç ailelere yakacak ve yiyecek veriyor. Fakat kış öyle bir bedel ödettiriyor ki, bırakın muhtaç olanları sabit gelirlilerin bile, bahara çıktıklarında anaları ağlıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple İstanbul’a ve Ankara’ya kar yağsın ki Doğu’da insanların neler çektikleri daha iyi anlaşılsın…</p>
<p>&nbsp;<br />
“Kar berekettir” denilmesi boşuna değil.</p>
<p>&nbsp;<br />
Baksanıza  İstanbul’a kar yağdı, medya Doğu’yu hatırladı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Daha ne olsun ki&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Er-Vak ve Ener’e bende katılıyorum!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30962-er-vak-ve-enere-bende-katiliyorum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30962-er-vak-ve-enere-bende-katiliyorum#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 13:31:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esat BİNDESEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30962</guid>
		<description><![CDATA[‘Devletimizin tüm imkânlarını kullanarak Erzurum’a kazandırmış olduğu muhteşem tesislerin muhafazası, bu tesislerin profesyonelce işletilmeleriyle mümkün&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>‘Devletimizin tüm imkânlarını kullanarak Erzurum’a kazandırmış olduğu muhteşem tesislerin muhafazası, bu tesislerin profesyonelce işletilmeleriyle mümkün olabilecektir’</p>
<p>Bunu Er-Vak Başkanı Erdal Güzel söylüyor.</p>
<p>*</p>
<p>Azıcık düşünen insan,</p>
<p>Trilyonlar harcanarak şehre kazandırılan bu tesislerin şehir ekonomisine, şehir insanına katkı sağlamasının amaçlandığını görür.</p>
<p>Tesisiler in Erzurum’a yapılması düşünülürken şehrin kış turizm merkezi olması da hiç şüphesiz düşünülmüştür. Şehrin bu yönde adım atması planlanmıştır.</p>
<p>Bu sayede başta Erzurum olmak üzere bölge ekonomik olarak desteklenmek istenmiştir.</p>
<p>Amaçta budur,</p>
<p>Gayede budur…</p>
<p>*</p>
<p>Ama gelin görün ki,</p>
<p>Üniversite kış oyunlarının üzerinden tam bir yıl geçmiştir.</p>
<p>Bir yıl içerisinde trilyonluk tesisiler, bırakın şehre ekonomik girdi sağlamayı, kendi masraflarını bile</p>
<p>karşılayamamaktadır.</p>
<p>Aylık giderleri büyük paralarla ifade ediliyor.</p>
<p>Birkaç yıl daha böyle giderse,</p>
<p>Tesislerin bakımı, muhafazası da zora girmez mi?</p>
<p>Mesela Atlama kulelerinin alt kısmında yaptırılan otelin şu an ki durumu nedir?</p>
<p>Kalan var mı?</p>
<p>Devlet memuru zihniyetinin hakim olduğu otelde hizmet hangi seviyededir?</p>
<p>Sayın vali bir inceleme yapsa hiç fena olmayacak.</p>
<p>Burada eksik olan profesyonel bir bakışın olmamasıdır.</p>
<p>Mesela kış festivali yaptık,</p>
<p>Deyim yerinde ise, ‘Kendimiz çaldık, kendimiz oynadık’</p>
<p>Şehre, tesislerin kullanımı konusunda ne gibi bir fayda getirdi?</p>
<p>Daha profesyonel ve daha kapsamlı organizasyonlar gerekiyor…</p>
<p>Çocukların evcilik oyunu gibi organizasyonlardan daha profesyonel işlere kaymak gerekmiyor mu?</p>
<p>*</p>
<p>Yerel yöneticilere çok iş düşmektedir.</p>
<p>Hükümet Erzurum’a altın gibi yatırım yapmıştır.</p>
<p>Muhteşem tesisler kazandırılmıştır şehre…</p>
<p>Atlama kuleleri, buz hokeyi salonları, Konaklı Bölgesi, önünde durulup hatıra fotoğrafı çekilsin diye yapılmamıştır.</p>
<p>Bakın bu durum sivil toplum kuruluşlarının da dikkatinden kaçmamıştır.</p>
<p>Er-Vak ve Ener tesislerin kullanımı konusundaki iç açıcı olmayan tarafını görmüş, tesislerin nasıl rantabl hale getirilebilirin telaşına düşmüşlerdir.</p>
<p>Telaşları elbette Erzurum içindir.</p>
<p>Bilindiği gibi Ener ve Er-Vak Erzurum&#8217;un iki önemli sivil toplum kuruluşu.</p>
<p>Her ikisi de Erzurum için çalışıyor, projeler üretiyorlar&#8230;</p>
<p>Bu güzel bir şey&#8230;</p>
<p>Son açıklamalarında, şehir yararına olan bir konuda &#8216;Ortak düşünceye&#8217; sahip olduklarını açıklamalarıyla ortaya koyuyorlar.</p>
<p>Öncelikle sivil inisiyatif fikir birliği, gönül birliği, akıl birliği etmeli&#8230;</p>
<p>Bunu da kamuoyu önünde açıklamaktan çekinmemeli&#8230;</p>
<p>ENER &#8216;in güzel sloganında söylediği gibi; &#8216;Gönülde, fikirde, eylemde biriz&#8230; Şehrimiz için varız!&#8217;</p>
<p>Evet, her şey şehir içinse eğer, fikirde ve eylemde bir olmasını bilmeli herkes, yeri geldiğinde, gerektiğinde&#8230;</p>
<p>Er-Vak Başkanı Erdal Güzel’de ENER Başkanı Vahdet Nafiz Aksu’da bu gerçekleri görerek peş peşe</p>
<p>açıklama yapmış, şehir için var olduklarını ortaya koymuşlardır.</p>
<p>Bakın tesisiler için şu görüşte olduklarını dile getirmişlerdir.</p>
<p>‘Bu gibi tesislerin işletilmesi, dünyanın her yöresinde olduğu gibi profesyonel işletmeler tarafından yapılmaktadır. Bu münasebetle elimizde mevcut olan tesislerin atıl kalmaması ve bunun şehir ekonomisine yansıması, profesyonel yaklaşımlarla mümkün olabilir’</p>
<p>*</p>
<p>Devlet memuru anlayışı ve zihniyetiyle bu ve buna benzer tesislerin işletilmesi, bakımı, onarımı mümkün değildir.</p>
<p>Bu anlayışın altında ‘Banenecilik’ yatar,</p>
<p>Kurumlar arası küskünlük vardır,</p>
<p>‘O iş şuna ait, bu iş filancanın işi’ anlayışı hakimdir.</p>
<p>*</p>
<p>Karşımızda duran bir gerçek var.</p>
<p>O gerçekte,</p>
<p>Tesislerin nasıl ve ne şekilde şehir ekonomisine katkı yapmasıdır.</p>
<p>Oturup bunu düşünmeli.</p>
<p>Yoksa, ‘Salonlarımız dolu, her gün bir faaliyet var’</p>
<p>Veya,</p>
<p>Küçük ölçekli yarışmaların organizasyonları bu işin tam karşılığı değildir.</p>
<p>*</p>
<p>Açıklamasının bir bölümünde Sayın Güzel şöyle diyor,</p>
<p>‘Konaklı gibi dünyada eşine az rastlanır bir kayak merkezine şu ana kadar yatırımcıların gelmemesi oldukça düşündürücüdür.</p>
<p>Devlet işletmeciliğinin gerilerde kaldığı dünyamızda, mevcut potansiyellerimizin değerlendirilmeleri profesyonel işletmecilik anlayışı ile sağlanabilir’</p>
<p>İşte size yol,</p>
<p>İşte size öneri…</p>
<p>Aklın yolu bir.</p>
<p>ENER Başkanı Aksu’da, şöyle diyor,</p>
<p>‘&#8217;Kış Turizmi&#8217;ne&#8217;, sektörel bir anlayışla değil, şehrin kalkınma dinamiğinin çerçevesini bütünsel bir yaklaşımla çizen kış ekonomisi mantığıyla yaklaşmak gerekir.<br />
Kış Ekonomisi&#8217;nin önemli bir unsurunu teşkil eden &#8216;Kış Turizmi&#8217;nin istenen düzeye ulaşabilmesi için profesyonel yaklaşımlara ihtiyaç var.</p>
<p>Tesislerin &#8216;Kamu eliyle&#8217; rantabl işletilmesi uzun vadede mümkün görülmüyor. Tesislerin kamu dışı yöntemlerle işletilmesine imkan verecek uygulamalara bir an önce geçilmesini yararlı görüyoruz’</p>
<p>*</p>
<p>Vali Başkanlığında yapılan birçok toplantıya bile gelmeyen yerel yöneticilerimizle,</p>
<p>Birinin yaptığını diğerinin beğenmediği bir anlayış çizgisiyle bu işin içerisinden çıkmak mümkün</p>
<p>görülmemektedir.</p>
<p>Benim çağrım,</p>
<p>Bu tesisleri Erzurum’a, Erzurumluya kazandıran hükümetimizedir.</p>
<p>Erzurumlu olması bakımından da yine çağrım Sağlık Bakanımız Recep Akdağ’a dır.</p>
<p>Sayın Akdağ hükümetin üyesidir.</p>
<p>Erzurum’un yüzük kaşı olan tesislerin bir an önce şehir ve bölge ekonomisine katkı yapacak</p>
<p>seviyeye ulaştırılması konusunda gayret ve çaba gösterilmesidir.</p>
<p>Sayın Akdağ’ın bu sese kulak vereceğini ümit ediyorum…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esat BİNDESEN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30962-er-vak-ve-enere-bende-katiliyorum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kar karakteri</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30961-kar-karakteri</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30961-kar-karakteri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 13:22:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Orhan BOZKURT</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30961</guid>
		<description><![CDATA[Kış günlerinin ayazlı zamanından geçen Erzurum’un buz tutmuş kaldırımlarında ürkek adımlarla yürürken,  saçaklardan düşüp parçalanarak&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kış günlerinin ayazlı zamanından geçen Erzurum’un buz tutmuş kaldırımlarında ürkek adımlarla yürürken,  saçaklardan düşüp parçalanarak dağılmış sarkıtların her parçacığını bir elmas tanesine benzeterek gülümsüyorsanız, işte o zaman bu şehrin güzelliğini gördünüz demektir.</p>
<p>Yerkürenin neresinde olursa olsun, o coğrafyanın insanları doğanın kendilerine sunduğu ana malzemeyi kullanarak bulundukları mekâna uygun etkinliklerle hayata ve o yere bir anlam katarlar.</p>
<p>Erzurum’da 25. Üniversitelerarası  Kış Oyunları’nın yıl dönümü nedeniyle  bu yıl ‘Kış Sporları Festivali’ düzenledi.  Bu festival belki dünya için bir detaydır; ama Erzurum için altı kalın çizgilerle çizilerek pekiştirilmelidir.</p>
<p>Erzurum Valiliği ve Buz Hokey Federasyonu tarafından ilki düzenlenen bu festivalde elbette bazı eksiklikler olacaktı; ilk kez yapılan festival bir sonraki festivalin taslağıdır. Bu festivali geleneksel hale getirerek daha görkemli ve daha evrensel boyutlulara taşımak ise bu kentte yaşayan herkesin ve özelliklede yerel yöneticilerin başlıca görevi ve sorumluluğundadır. Tüm eksikliklerine rağmen, kısa bir zaman diliminde bu organizasyonu gerçekleştirenlere ve emeği geçenlere ise teşekkür edilmelidir.</p>
<p>Festival kapsamında düzenlenen  bir çok etkinlik vardı. Örneğin kapanış günü kar yüzünde kayan yıldızlara benzeyen meşaleli kayak gösterisi gerçekten görülmeye değerdi. Birçok Erzurumlu gibi beni en çok etkileyen ise, Yakutiye Medresesi’nin  önünde yükselen kardan sanat eserleriydi. Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrenci ve mezunlarının ellerinde şekillenen  kar yığınları belli bir zaman sonra eriyip gidecek; ama fotoğraf makinalarının kadrajında ve anılarımızda ise yerlerini hep koruyacak.</p>
<p>Çocukluk yıllarımda kâh köyümde, kâh Erzurum sokaklarında gözüm gibi baktığım kızağımla çocuk keyfi yaparken,  üzerinde kaydığım bu beyazlığın günün birinde altına dönüşeceğini düşünmüştüm, dersem elbette yalanın okkalısını kantara koymuş olurum. Ancak o zamanlar bile kar karakteri ile büyüyen biz çocukların, yakacak parasını düşünmeden bu beyazlığı sevmediğimizi kim söyleyebilir ki!&#8230; Kaç çocuk sıcak yatağında yatarken, gündüz yaptığı kardan adamın gece ayazında üşüdüğünü düşünmemiştir acaba!.. Çocukların safça ve hesapsızca sevdiği bir şey kötü olabilir mi hiç!</p>
<p>Kış mevsiminde dağlarında ve sokaklarında kar bekleyen Erzurumlu,  vakti geldiğinde eğer yerde iki karış kar görmezse huzursuz olur,  yetişkinler pek hayra saymaz karsız geçen mevsimi. Korkar,  havalar değişirse adamlığımız da değişir, diye. Çünkü, kar karakterini almıştır bu coğrafyanın insanları, öfkesi de, sitemi de, küskünlüğü de kar gibidir; buz kadar keskin olsa da bu duyguları, zamanla erir ve yerini değişmeyen sevgiye bırakır!</p>
<p>Ne olur yani; bu kent adına sorumluluk alanlarda görevlerini çocukların o safça ve hesapsızca sevgisi gibi yerine getirse, kar karakterinde yaşasa…</p>
<p>Sabah kar kokusuyla sokağa çıkmak ve birkaç çocuğun üşenmeden yaptığı kardan adamla selamlaşmak güzel şey!</p>
<p>Ve güzel şey be kardeşim, Erzurum’da yaşamak!</p>
<p>Orhan BOZKURT</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30961-kar-karakteri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2012 Dadaşların ‘Aksiyon Yılı’ olsun!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30959-2012-dadaslarin-aksiyon-yili-olsun</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30959-2012-dadaslarin-aksiyon-yili-olsun#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 13:16:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahdet Nafiz AKSU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30959</guid>
		<description><![CDATA[Biliyorsunuz ‘sevda önce hayale düşer!’ Hizmet aşkı da öyledir.
‘Kuvveden fiile çıkarmak’…Deriz ya…
Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirme&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biliyorsunuz ‘sevda önce hayale düşer!’ Hizmet aşkı da öyledir.<br />
‘Kuvveden fiile çıkarmak’…Deriz ya…</p>
<p>Düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirme iradesi ve yeteneği çok önemli…</p>
<p>Demek ki… Önce hayal etmek, düşünmek gerekiyor. Sonra da bunu uygulamaya sokmak.</p>
<p>Düşündün, yapmadın… Neye yarar?</p>
<p>Düşünmeden yaptın… Yapma daha iyi!</p>
<p>Kalkınma yolunda emekleyen şehirlerde;</p>
<p>‘Düşünen ve yapan’ idarecilere…</p>
<p>Bu anlayışla yapılanmış sivil kuruluşlara…</p>
<p>Bu bilinçteki vatandaşa… Çok ihtiyaç var.</p>
<p>***</p>
<p>Erzurum’da yılın ilk ayında yapılan ve daha sonra yapılması planlanan bazı etkinlikler…2012’nin Erzurum için ‘Hareketli’ bir yıl olacağına işaret ediyor.</p>
<p>Sayın Vali’nin önderliği ile düzenlenen ‘Kış Sporları Festivali’ bir anda dikkatleri şehrin üzerinde topladı.</p>
<p>Sanırım daha önce de benzer birkaç festival yapılmıştı.</p>
<p>Ancak, 2011’in yarattığı hava ve yeni tesislerin katkısıyla ‘Kar Sporları Festivali’ daha etkili oldu.</p>
<p>Medyadaki yansımalara baktım.</p>
<p>Gayet başarılı bir etkinlik.</p>
<p>Gelecek yıllarda daha profesyonelce faaliyetlere imza atılacağından hiç kuşkum yok. Önemli olan bir şekilde başlamak değil mi?</p>
<p>Bir bakarsınız gelecek yıllarda festivalde tüm dünyanın ilgisini toplayacak yıldız sanatçılar boy gösterdi.</p>
<p>Daha özgün ve orijinal gösteriler düzenlendi.</p>
<p>Sportif faaliyetlerin içine ustaca sindirilmiş ‘kültürel öğeler’ serpiştirildi.</p>
<p>Bu yıl ilki gerçekleştirilen ‘Kış Sporları Festivalinin’, gelecekte şehri ‘sektörün odağı’ haline getirecek büyük bir şölene dönüşeceğini umuyorum.</p>
<p>Sayın Valimizin şahsında emeği geçenleri kutluyorum.</p>
<p>***</p>
<p>‘Hareketlenen Erzurum’un’ diğer bir işaret fişeğini de ‘ERZURUM GÜNLERİ’ teşkil ediyor…</p>
<p>Ankara’da yapılacak ‘Erzurum Günleri’ için, ilgili sivil kuruluşlar ve şehir yönetimi örnek bir işbirliği sergileyerek, geleceğe yönelik umutlarımızı artırdılar…</p>
<p>ERZURUM Dernekler Federasyonu ile onlara destek veren Şehir Yöneticilerine teşekkür borcumuz var.</p>
<p>Bir ilki başardılar… Dadaşın sesini ilk kez şehir dışında bu kadar kapsamlı ve gür bir şekilde duyuracaklar…</p>
<p>Aman hepimiz yardımcı olalım, ilgimizi esirgemeyelim, Başkentte mahcup olmayalım.</p>
<p>Diğer büyük illerdeki vakıf ve derneklerimize ‘sıra sizde’ diyoruz…</p>
<p>***</p>
<p>Şehrin tanıtım ve organizasyona yönelik ‘hareketliliğine’ dair güzel bir etkinlik hazırlığı da Atatürk Üniversitesi Mezunları ve Mensupları Derneği (ERATÜN) ve Rektörlük işbirliği ile sürdürülüyor.</p>
<p>Organizasyon sayesinde TÜM MEZUNLAR  29 Haziran-1 Temmuz 2012 tarihlerindeERZURUM&#8217;DA BULUŞACAK, ERZURUM&#8217;U KKONUŞACAK&#8230;</p>
<p>Bu anlamlı çabayı da ‘Şehrin aksiyon atağının’ öncü unsurlarından biri olarak niteliyoruz.</p>
<p>El ele verip ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ’Nİ mezunlarıyla buluşturalım, çıkacak sinerjiyi hemşehrilik enerjisiyle harmanlayıp ‘şehrin tanıtım ve aksiyon’ hanesine büyük bir artı olarak yazalım!</p>
<p>Bakar mısınız?  meramı çok güzel anlatan organizasyonun afişi bile ne kadar heyecan verici!</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/afis.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30960" title="afis" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/afis.jpg" alt="" width="413" height="583" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vahdet Nafiz AKSU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30959-2012-dadaslarin-aksiyon-yili-olsun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazık…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30958</guid>
		<description><![CDATA[Dün internette dolaşırken hem içeriden, hem dışarıdan Erzurum’a dair yazılan yorumların bir kısmını okudum. Aman&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün internette dolaşırken hem içeriden, hem dışarıdan Erzurum’a dair yazılan yorumların bir kısmını okudum. Aman Allah’ım, meğer ne kadar çok “iş bilir” hemşerilerimiz varmış!</p>
<p>Her alanda uzman, her konuda görüş sahibi!</p>
<p>Bu sefer ki hedef ise, kış festivali…</p>
<p>Bu “uzman”ların pek çoğu öncelikle, yapılan organizasyonun “beş para etmediği” hükmünü vererek, başlamışlar ahkam kesmeye…</p>
<p>Kısacası zerre kadar beğenmemişler…</p>
<p>-Göndünüz mü?</p>
<p>-Hayır!</p>
<p>-Peki görmediğiniz bir şey hakkında nasıl bu kadar kesin konuşuyorsunuz?</p>
<p>-Tahmin ediyorum.</p>
<p>Yani çoğu “kesin inançlı”</p>
<p>Güya Erzurum’u seviyorlar, güya bu sevgi yüzünden akıl veriyorlar.</p>
<p>Ama yerden yere vurmakta bir beis görmüyorlar.</p>
<p>Garip bir anlayış…</p>
<p>“Fena olmadı, ama daha iyi de olabilirdi” demek dururken, “beş para etmez” demek acaba o kişiye nasıl bir haz veriyor?</p>
<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra bir festival yaptı ve bu festivali düzenleyen komite basının karşısına çıkıp, “şöyle iddialı, böyle büyük bir festival yapıyoruz” filan da demedi. Bilakis, “bütçemiz sınırlı olduğu için son derece mütevazı bir etkinlik yapmaya çalışacağız” şeklinde konuşmuşlardı.</p>
<p>Buna rağmen yapılan organizasyon son derece başarılı, renkli, coşkulu ve samimiydi.</p>
<p>Birbirinden kıymetli sanatçılar halkla buluştu, sanatkarla eserleriyle sanatseverlerin beğenisini topladı ve spor müsabakaları sporseverleri coştur.</p>
<p>Hasılı şehir halkı üç gün boyunca şen şakrak eğlendi.</p>
<p>Daha ne olacaktı ki?</p>
<p>Dedim ya garip bi durum…</p>
<p>Biliyorsunuz Erzurum’da, eski deyimle öyle müşkülpesent tipler ve öyle iflah olmaz müzmin muhalifler var ki, siz ağzınızla kuş tutsanız bile illa ki bir eksiklik ararlar ve illa ki bir kulp takarlar. İflah olmaz septikler de diyebilirsiniz bunlar için…</p>
<p>Bu muhteremler son olarak da kış festivali nedeniyle arzı endam ettiler.</p>
<p>Kış turizmini beğenmezler, kuruluşu devam eden Erzurum Teknik Üniversitesi’ne çamur atarlar, sağlık ve eğitim alanındaki müthiş hizmetleri görmezden gelirler, kurulması için start verilen lojistik köy’e burun kıvırlar…</p>
<p>Hasılı;  hangi hizmet olursa olsun, bu iflah olmaz muhaliflerin gözünde hep yetersizdir ve şaibelidir. Bugün nasıl ki, şu sınırlı bütçeyle yapılan kış festivalini yerden yere vurdular ya, aslında o tipler 2011 Kış Oyunları için de aynı yaklaşımı sergilemişlerdi. Oyunlar başladı ve bitti. Tüm dünyanın hem fikir olduğu gibi gerçekten de her şey çok güzeldi ve umulandan daha iyiydi. Buna rağmen, “Ula baba bize ne bu oyunlardan Erzurum’a ne faydası oldu ki?” diyenler vardı. Bunlar sanıyordu ki, 2011 nedeniyle birileri eline çanta alıp kapı kapı dolaşarak, avara takımına para dağıtacaktı.</p>
<p>O para dağıtılmayınca 2011 tu kaka olmuştu.</p>
<p>Bereket bu çare bulmaz septikler çoğunlukta değil ve de kendilerinin dışında kimse itibar etmiyor. Yoksa kamuoyunun kafası karışacaktı ve ardı arkası kesilmeyen spekülasyonlarla boğuşup duracaktık.</p>
<p>Oyunlar’da da, kış festivalinde de aynı şey geçerli.</p>
<p>Tamam; eksikler de var, kimi ufak tefek yanlışlar da… Onları dile getirmek ayrı şey, sanki olayın tamamı eksik ve yalanmış gibi takdim etmeye çalışmak başka bir şey… Biz ikisini tefrik edip, iyiye iyi, yanlışa da yanlış diyebiliyoruz. Be sebeple de kamuoyu söylediklerimize yazdıklarıma itibar ediyor.</p>
<p>Adamların kudurmaları biraz da bundan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksel, Erzurumspor&#8217;u nasıl yönetti?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30955-yuksel-erzurumsporu-nasil-yonetti</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30955-yuksel-erzurumsporu-nasil-yonetti#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:16:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30955</guid>
		<description><![CDATA[Spor dünyasının yakından tanıdığı Zeki Zirek, Erzurum&#8217;da futbolla özdeşleşen isimlerden biridir.
Amatör Kümede uzun yılar futbol&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Spor dünyasının yakından tanıdığı Zeki Zirek, Erzurum&#8217;da futbolla özdeşleşen isimlerden biridir.</p>
<p>Amatör Kümede uzun yılar futbol oynadı.</p>
<p>Ardından Gıyasettin Yüksel&#8217;in başkanlık yaptığı dönemlerde Erzurumspor&#8217;da yöneticilik yaptı.</p>
<p>Halk Oyunları, Halk Türküleri Derneğinde Zeki Zirek ile Selahattin Üğdüm biraraya gelince ne konuşur?</p>
<p>Elbette, futbol ve de anılarda kalan Erzurumspor.</p>
<p>Her konuşanın yüreğini sızlatan Erzurumspor’u, unutmak mümkün mü?</p>
<p>O zevkli sohbette Zeki Zirek&#8217;in tanık olduğu anılardan bazıları şöyle: Erzurumspor, yeni sezona şampiylonluk parolası ile girecektir.</p>
<p>Güçlü bir kadro kurmak için önce İstanbul&#8217;a gidilmesi ve yardım toplanması kararlaştırılır.</p>
<p>Bunun üzerine Gıyasettin Yüksel başkanlığındaki komite İstanbul&#8217;a hareket eder.</p>
<p>İstanbul&#8217;da başarıya ulaşmış ve Erzurum kökenli olan tüm işadamları tek tek ziyaret edilir.</p>
<p>Zengin işadamlarının çayı içilir, sonra da makbuz karşılığı yardım toplanır.<br />
Bu yolla hemen hemen her yıl, gurbetteki Dadaşlar&#8217;dan kulübe önemli miktarda destek gelir.</p>
<p><strong>MERDAL VE UYSAL&#8217;I ŞAŞIRTAN İSTEK</strong></p>
<p>O gün ayakkabıda marka olan Merdal Bebe&#8217;nin sahipleri Bahattin Merdal ile narenciye ihracatı yapan Allah rahmet eylesin Sebahattin Uysal, ziyaret edilecektir.</p>
<p>İşadamı Bahattin Merdal ve Sebahattin Uysal, Erzurumspor&#8217;a o günün koşullarında yüklü bir yardım yapar.</p>
<p>Hatta yardım yapmakla kalmaz, günlerini yardım toplamakla geçiren Başkan Yüksel ile komite üyeleriyle akşam yemeğinde birarada olmak isterler.</p>
<p>Müzikli bir gece kulübünde akşam yemeği, o yılların modasıdır.</p>
<p>İşadamları Merdal ve Uysal&#8217;ın ağırlama teklifine Başkan Yüksel kesin bir dille karşı çıkar ve şöyle devam eder:</p>
<p>- Müzikholde verilecek yemek kaça patlar?</p>
<p>- Başkan sen ne yapacaksın kaça çıktığını? Biz Erzurumspor&#8217;a hizmet eden sizleri öyle bir yerde ağırlamak istiyoruz. Parası önemli değil.</p>
<p>- Sağolun, varolun. Biz kalabalığız. Yemeğinizi yemiş, müziği dinlemiş kadar memnun olduk. Siz gece kulübüne vereceğiniz parayı da Erzurumspor&#8217;a yardım ederseniz daha çok bizi mutlu edersiniz. Çünkü biz yemek yemeye, eğlenmeye değil yardım toplamaya İstanbul&#8217;a geldik.</p>
<p><strong>TOLUNAY GİBİ BİR YILDIZ NASIL UCUZA ALINDI?</strong></p>
<p>Eksi yöneticilerinden Zeki Zirek, sohbet sırasında Erzurumspor tesisleri için yeri o günlerin Doğu Fuarı&#8217;ndan nasıl alındığını anlattı.</p>
<p>Başkan Gıyasettin Yüksel ile yardımcısı Zakir Sevim&#8217;in ana binayı yaparken verilen çabadan söz etti.</p>
<p>Fuardaki inşaatlar için gelen malzeminin nasıl Erzurumspor tesislerinde kullanıldını özetledi.</p>
<p>Sonra sözü Başkan Gıyasettin Yüksel&#8217;in Diyarbakırspor&#8217;dan Tolunay Kafkas&#8217;ın transferine getirdi.</p>
<p>Erzurumspor, Tolunay Kafkas&#8217;ı Diyarbakırspor&#8217;dan transfer etmek üzere kolları sıvar.</p>
<p>1993- 94 sezonundan itibaren Trabzonspor&#8217;da başarılı bir futbol oynamaya başlayan Tolunay Kafkas&#8217;la transferin son günü Elazığ&#8217;da buluşulur.</p>
<p>Ama mesai dışı olduğu için Elazığ&#8217;da tüm noterler kapalıdır.</p>
<p>Sadece Karakoçan&#8217;da açık bir noter bulunur.</p>
<p>Gıyasettin Yüksel, öyle bir tavır sergiler ki sanki Tonulay&#8217;ı almaktan vaz geçmiştir.</p>
<p>Bu isteksizlik yüzünden de Tolunay&#8217;a ödenecek para, neredeyse yarı yarıya düşmüştür.</p>
<p>Yani Tolunay gibi bir yıldız, Yüksel&#8217;in o mahareti sayesinde çok ucuza transfer edilir.</p>
<p><strong>SAKIN KİMSE ÜZERİNE ALMASIN</strong></p>
<p>İşte Erzurumspor&#8217;a gönül verenlerin ve sevenlerin bakış açısını yansıtan değişik iki örnek.</p>
<p>Uzun yıllar Erzurumspor&#8217;da başkanlık yapan Gıyasettin Yüksel için &#8216;mesleğini konuşturan&#8217; yönetici denirdi.</p>
<p>Yüksel&#8217;in mesleği, koyun alım ve dış satımı yapmaktı.</p>
<p>Baba mesleğini yürüten Gıyas bey, hatta o yıllarda bir de özel et kombinası kurmuştu.</p>
<p>&#8216;Teşbihte hata olmaz&#8217; derler.</p>
<p>Sakın kimse üzerine almasın.</p>
<p>Gıyasettin Yüksel, başkanlık yaptığı dönemde futbolcu transfer ederken sanki ‘koyun’ alışverişi yaparmış.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir SABUNCUOĞLU</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30955-yuksel-erzurumsporu-nasil-yonetti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maraba zihniyetiyle sanayici olunur mu?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30918-maraba-zihniyetiyle-sanayici-olunur-mu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30918-maraba-zihniyetiyle-sanayici-olunur-mu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 11:15:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gamze İSPİRLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30918</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz gün İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş&#8217;ın Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi&#8217;nde düzenlediği konferansa katılma&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz gün İstanbul Ticaret Odası Başkanı Murat Yalçıntaş&#8217;ın Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi&#8217;nde düzenlediği konferansa katılma imkanı buldum.</p>
<p>MÜSİAD Erzurum adına önemli bir çalışmaya imza atarak, konferasın düzenlenmesini sağladı.</p>
<p>İstanbul Ticaret Odası tarafından Erzurum&#8217;da teknik lise kurulduğu müjdelendi.</p>
<p>STK&#8217;lar işte böyle önemli çalışmalarla gündeme gelebilmeli,  kalkınma ve gelişlme anlamında köprü oluşturabilmelidir.</p>
<p>MÜSİAD&#8217;ı bu başarısından dolayı kutluyoruz.</p>
<p>Erzurum ekonomisinin önde gelenleri tümü konferanstaydı.</p>
<p>Yalçıntaş, Türkiye ekonomisi hakkında önemli tespitlerde bulundu.</p>
<p>Dış etkenlerin Türkiye ekonomisindeki yerinden, Türkiye ekonomisindeki büyümeden bahsetti.</p>
<p>Erzurum hakkında övgüyle bahsetti.</p>
<p>Ahmet Hamdi Tanpınar&#8217;ın 5 şehir isimli eserinde Erzurum&#8217;unda yer aldığını hatırlattı.</p>
<p>Erzurum&#8217;un kurtuluşunun hayvancılık ve turizminde olduğunu vurguladı.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/gamze-ispirli-yazdii1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30954" title="gamze-ispirli-yazdii" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/gamze-ispirli-yazdii1.jpg" alt="" width="507" height="380" /></a></p>
<p>Bir ülkenin ekonomisinin iki temel parametreye bağımlı olduğunu belirten Yalçıntaş, şöyle konuştu:</p>
<p>&#8221;Bunlardan ilki iç parametreler, diğeri de dış parametrelerdir. İç parametrelerden kastımız ülkenin kendi iç dengeleri, uyguladığı makro ve mikro politikalar, siyasi iktidarı gibi etkenlerdir. Bir de kontrol edemediğimiz dış parametreler var. Mesela bugün dünyaya bakarsak ekonomi açısından olumsuz olabilecek birçok dış parametre var. ABD&#8217;nin yavaşlaması gibi. Dünya tüketiminin yüzde 25&#8242;ini tek başına ABD yapıyor. Dolayısıyla ABD yavaşladı mı herkes yavaşlıyor, hızlandığı zaman da herkes hızlanıyor. Bir diğer AB&#8217;nin durumu bizim için çok önemli. AB yavaşlıyor mu, hızlanıyor mu? Batıyor mu, çıkıyor mu? Şu an da Yunanistan zaten battı, İtalya ve arkasından da İspanya&#8217;nın batma tehlikesi var.&#8221;</p>
<p>Yalçıntaş&#8217;ın önemli tespitlerde bulunduğu konuşmasının ardından.</p>
<p>Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nde faaliyet gösteren eski bir işletmenin sahibi söz alarak, Erzurum&#8217;a yatırım gelmesinin.</p>
<p>Organize Sanayi Bölgesi&#8217;nin depo vazifesi gördüğünden bahsetti.</p>
<p>Birinci organizede başarı sağlanmadan nasıl ikinci organize sanayi bölgesi kurulacağını dile getirdi.</p>
<p>Buraya kadar herşey normaldi.</p>
<p>Tespitler doğruluk payı içeriyordu.</p>
<p>Ancak, yatırımcının Yalçıntaş&#8217;a yönelik &#8216;<strong>&#8216;Siz buralara yatırım getirin bizler, sizlerin marabanız olmaya hazırız&#8221;</strong> ifadesini kullanması oldukça ilginçti.</p>
<p>Yalçıntaş&#8217;ında bu ifadeler karşısında şaşırdığına tanık olduk.</p>
<p>Sermayanin sahibi girişimci böyle acizane ifadelere sığınmamalıydı.</p>
<p>Erzurum&#8217;daki girişimcilik ruhunun niçin ilerilere gidemediğini özetliyordu bu kavram.</p>
<p>Marabalığı kendine yakıştırmıştı,  doğunun önde gelen kentinin sanayicisi.</p>
<p>Emeği yöneten, sermaye ve girişimcilik ruhu emin ellerde değildi.</p>
<p>Yada ticari faaliyetlerdeki başarısızlık, kişilerin psikolojilerinde teslimiyetçilik oluşturuyordu.</p>
<p>Aslında irdelenmesi gereken sanayicinin ruh halinin bu duruma getiren faktörlerdi.</p>
<p>Erzurum sanayicisi ve iş adamını maraba zihniyetine sürükleyen etkenlerin ciddi şekilde araştırılması gerekiyor.</p>
<p>Umarız çıkarılacak teşvik yasası bu yöndeki olumsuzlukların aşılmasını sağlar.</p>
<p>Yatırımcıyı kendine yakışmayan kavramlarla gündeme getirmeyiz.</p>
<p>Herkes kendine yakışan kavramlarla adından bahsettirir.</p>
<p>Erzurum ekonomisinin kalkınmasına büyük destek veren hükümetin teşvikler konusunda da rasyonel çalışmalar yapacağına inanıyoruz.</p>
<p>Gamze İSPİRLİ</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30918-maraba-zihniyetiyle-sanayici-olunur-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kar Festivalini Yaşatalım,  Bağrımıza Basalım!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30929-kar-festivalini-yasatalim-bagrimiza-basalim</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30929-kar-festivalini-yasatalim-bagrimiza-basalim#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 21:05:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Bakırcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[bakırcı]]></category>
		<category><![CDATA[cem]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[kar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30929</guid>
		<description><![CDATA[Erzurumlu Nurullah Akçayır, İbrahim Erkal,  Erzurum’un sevilen ‘Teyyo Pehlivan’ı  tiplemesiyle tanınan Cumhur Seval,  sanatçı Selami&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurumlu Nurullah Akçayır, İbrahim Erkal,  Erzurum’un sevilen ‘Teyyo Pehlivan’ı  tiplemesiyle tanınan Cumhur Seval,  sanatçı Selami Durmuş, Eurovision birincisi Azeri kardeşimiz Nigar Cemal ile birlikte Havuzbaşı Atatürk Anıtı önünde hançer barını oynayan dadaşlar ve açılan dev Türk Bayrağı altında bütünleştik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘Beğenmeyerek’ dedikoduların yapılmasına rağmen ‘Muhteşem’ kar festivali etkinlikleri…</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kar-festivali-cem-bakirci1.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30932" title="kar-festivali-cem-bakirci" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kar-festivali-cem-bakirci1.png" alt="" width="507" height="380" /></a></p>
<p>‘Erzurum yürüyüşe gerçekten güzel bir renk kattı.</p>
<p>Bu etkinliğin mimarı olarak başta Valimiz Sebahattin Öztürk beyefendi ve kurum amirleri, Erzurum Kayak Kulübü eski yöneticilerinden Şenol Mızrak hocamın, ‘<strong>büyük mutluluk duyuyorum’</strong> açıklaması…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘bizde varız’</strong> diyerek Erzurum’da düzenlenen Kar Festivali yürüyüşüne başta büyük desteğini esirgemeyen Vali Sebahattin Öztürk, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Hikmet Koçak, Vali Yardımcısı Özgür Arslan,  Özel İdare Müdürü Selami Altınok, Yakutiye Belediye  Başkanı Ali Korkut, Palandöken Belediye Başkanı Orhan Bulutlar, Aziziye Belediye Başkanı Fatih Cengiz, Emniyet Müdür Halit Turgut Yıldız, İl Jandarma Alay Komutanı Albay Mehmet Akgün, Buz Federasyonu Başkanı Fatih Çintımar, Erzurumlu Ciritçi Baki Bayraktutan, Eurovision birincisi Azeri kardeşimiz Nigar Cemal ile birlikte kortej yürüyüşünde birlikte olması…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yürekli nefesi ile Erzurum’un her zaman yanında olduğunu hissettiren Sağlık Bakanımız Sayın Recep Akdağ’ın, ‘Şampiyon sporcular Erzurum’dan çıkacak’ mesajı vermesi yüreklerimize yeni umutlar serpti</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/SENOL-MIZRAK.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30933" title="SENOL-MIZRAK" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/SENOL-MIZRAK.png" alt="" width="600" height="399" /></a></p>
<p>Kardan heykellerle Erzurum’da festivalin yapılmasında büyük emeği geçen değerli Şenol Mızrak,  hocamızın Yakutiye bahçesinde fotoğraflarını çekerken, sohbet ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘Erzurum’u daha güzel projeler bekliyor. Buzdan heykellerin projesinde İtalya’dan bile teklif almıştık’ diyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buzdan heykeller projesi ile ilgili olarak ilk 1993 yılında Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Dekanı Şerif Aktaş hocamıza düşüncelerini anlattığını ifade eden Mızrak hocam Aktaş’ın, ‘Dur, hele çayını iç’ diyerek Atatürk<strong> </strong><strong>Üniversitesi</strong> Güzel Sanatlar Fakültesi <strong>Heykel Bölümü </strong>Başkanı Doç. Dr. <strong>Mustafa </strong><strong>Bulat’</strong>ı çağırarak anlattı. Mustafa hocamızın, saçlarını havaya atan bir kadın heykeli yapmıştı o zaman bayıldım.’ Sözlerini unutamadığını anlattı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şenol hocamın, “Cem kardeşim, bu festivale Erzurum çok güzel ilgi gösterdi’ , sözleri ve Tarihi Yakutiye Bahçesindeki buzdan heykellere Erzurumlu vatandaşların büyük ilgi görmesi de olumlu bir not aldı.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yurt dışına haberler yapıldı, İtalya’dan Erzurum’a ‘Bu uygulamayı bize de yapın ’teklifi geldi. Birkaç yıl ara verildi, ancak bu vesile ile kış spor festivali devam edecek. Bu projeyi el birliği oturtmamız lazım. ‘inşallah devam edecek’ diyorum.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/BAKAN-AKDAG.png"><img title="BAKAN-AKDAG" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/BAKAN-AKDAG.png" alt="" width="600" height="399" /></a></p>
<p>Vilayeti, Üniversitesi, Belediyesi, bu projeyi ‘bağrına basacak’ ve bana göre de ‘basmalı’ diyor Şenol hocamız.,”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu festivalde yine kendinden söz ettirerek, “&#8221;Erzurum&#8217;da yaşayıp buzda kaymayı bilmeyen kalmasın” diyen Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü, Buz Hokeyi Federasyon Başkanı Fatih<strong> </strong><strong>Çintimar</strong>&#8216;ın, emeği de takdire şayandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atlama Kulelerinde düzenlenen ve festivalde dereceye giren öğrencilere ödülünü veren eski TBMM Başkanımız ve Karabük Milletvekili Sayın Mehmet Ali Şahin’in,<strong>’Fatih seni kutluyorum, güzel bir etkinlik’</strong> ifadesi ve Çintimar’ın yüzünde okunan gülen tebessümü ile mutluluğuydu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Şenol Mızrak, hocamız birde müjde veriyor, Erzurum’a, Erzurumlulara</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bakın o müjdeli haber ne!</strong><strong></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erzurum için büyük bir projeyi anlatırken çok heyecanlanan Sayın Mızrak,”İnşallah buzdan heykelleri Erzurum’da üretmeyi hedefliyoruz. Buz fabrikasını kurmak için proje çalışmasını başlattık’ müjdesini veriyor. Mesela Har bin’de yapılıyor, buz üretim fabrikaları var, Erzurum’da neden olmasın. Kar’dan heykeller yarışması Erzurum’a farklı bir hava getirdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son olarak diyor ki Şenol hocam, ‘<strong>Kıymetini bildiğimiz ve değerlendirebildiğimiz sürece, her karlı tepe bir petrol kuyusu kadar kıymetlidir.’</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İyi haftalar….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cem BAKIRCI </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30929-kar-festivalini-yasatalim-bagrimiza-basalim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medeniyetimizin Yıldızlarından Maveraünnehir</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30921-medeniyetimizin-yildizlarindan-maveraunnehir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30921-medeniyetimizin-yildizlarindan-maveraunnehir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Jan 2012 13:57:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belkıs Altuniş Gürsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30921</guid>
		<description><![CDATA[Maveraünnehir, Asya’da Amuderya (Ceyhun) ile Siriderya (Seyhun) nehirlerinin arasında kalan yaklaşık 660.000 kilometrekarelik verimli toprakların&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maveraünnehir, Asya’da Amuderya (Ceyhun) ile Siriderya (Seyhun) nehirlerinin arasında kalan yaklaşık 660.000 kilometrekarelik verimli toprakların adıdır. Tarihteki Maveraünnehir toprakları bugün için Özbekistan ve Türkmenistan’la Kazakistan’ın bazı bölgelerini içine alır.</p>
<p>Bu bölgede tarihin ilk çağlarından itibaren Türkler ve İranlılar yaşadılar. Hun İmparatorluğu (M.Ö.4. ve M.S.48), Göktürk İmparatorluğu (951-744), Uygur İmparatorluğu (774-1209), Samaniler (819-1005), Karahanlı Devleti (840-1212), Gazneli Devleti (963-1186), Büyük Selçuklu Devleti (1040-1157), Harezmşahlar Devleti (995-1231), Timur İmparatorluğu 1370-1506), Çağatay Hanlığı (1227-1370), Şeybaniler (1500-1598) bu coğrafyada hakimiyet sağladılar.</p>
<p>Maveraünnehir’de 8. yüzyılda başlayan ilmî faaliyetler, Samaniler devrinde en parlak dönemine ulaştı. Bölgenin Türkleşme süreci 9. yüzyılın son çeyreğinde yoğun Oğuz göçleriyle başladı. Karluk ve Halaçlar gibi Türk boylarının bölgeye gelmeleriyle Türkler nüfusun ekseriyetini teşkil eder oldular. İpek Yolu üzerinde bulunan bu bölgeler 17. ve 18. yüzyıllarda eski canlılığını yitirdi.</p>
<p>Maveraünnehir’de yer alan Semerkant, Taşkent, Buhara,  Horasan, İsficab, Gazne, Belh, Kaşgar, Fergana, Farab, Hotan, Nişabur, Herat, Tirmiz,  Harezm, Çimkent, Yesi, Cürcan, gibi yerleşim yerleri, İlk ve Orta Çağlarda ilim sanat, kültür ve ticaret hayatında önemli bir mevki işgal ederler. Bazıları hâlâ ayakta kalmış bulunan camiler, türbeler, medreseler, kütüphaneler, saraylar, bedestenler ve  rasathaneler; bu coğrafyanın zengin tarihî geçmişine şahadet ederler.</p>
<p>Bir medeniyet havzası olan bölgede çok sayıda ilim, siyaset, sanat ve kültür adamı yetişmiştir. O devrin bilim adamları hezar-fenn (=bin fen)dirler. Yani ilimlerde branşlaşma olmadığından devrin bütün ilimlerinde söz sahibi olacak şekilde donanım kazanmışlardır. Bu durum konulara daha geniş ufuklu bakmalarına, parçayı bütünün içinde görmelerine, bir alanın  bilgilerini diğer bir alanın içinde kullanmalarına imkân tanıdı. Bu birbirine yakın dallardaki bilgi alışverişinin icat ve keşifte bulunma konusunda erbabını önemli ölçüde yönlendireceği, destekleyeceği açıktır. Bu bilgi transferinin  getirilerinin farkına varıldığından günümüzde  üniversitelerde birbirini besleyecek, birbirinden yararlanacak  alanlarda çift dal veya yan dal gibi uygulamalar önem kazanmıştır.</p>
<p>Bu yazımızda bu topraklarda yetişen Müslüman Türk bilim adamlarından bir kaçını ana çizgileriyle tanıtmaya çalışalım : Dünya Bilim Tarihi Yüksek Komisyonu; (Harvard Üniversitesi’nde Prof. Dr. George Sarton’un başkanlığındaki bir heyet) bilim tarihine olan katkıları sebebiyle her yarım yüzyıla bir büyük ilim adamının adını vermiştir. Bilim Tarihi’nde Beyrûnî ve Uluğ Bey’in içinde yaşadıkları yarım yüzyıllar onların adıyla anılır olmuştur. İlgili zaman dilimleri “Beyruni Yarım Asrı” ve “Uluğ Bey Yarım Asrı” şeklinde isimlendirilmiştir.</p>
<div>
<p><strong>HAREZMİ </strong>(780- 850) : Dünyanın en büyük matematikçileri arasında sayılan Harezmi matematik, astronomi ve coğrafya bilginidir. Cebirin ve logaritmanın babasıdır. Analitik geometriyi kurar. Avrupa&#8217;nın bilmediği &#8220;sıfır&#8221;ı ve “ikili sayı sistemi”ni bulur. <strong>Kitab&#8217;ül Muhtasar fi Hesab&#8217;il Cebri ve’l Mukabele, (</strong>ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümünü inceler<strong>.</strong> Harizmi&#8217;nin bu eseri matematik tarihi bakımından çok önemli gelişmelere dayanak ve başlangıç olmuş 600 yıldan biraz daha fazla (15. y.y. sonuna kadar) matematik öğretimi için temel sayılmıştır. Eser, Endülüs medreseleri aracılığıyla Batı&#8217;ya geçmiştir..<strong>) Kitab</strong>-<strong>el Muhtasar fil hisab il Hindi</strong> (bu çalışma dört işlem, Hint rakamları ile ondalık sayıları işler. Dokuz Hint rakamı ve 0’la bütün sayıların yazılabileceğini gösterir) isimli kitapları matematik alanında yazılmış iki eseridir.  <strong>Ziyc&#8217;ül</strong> <strong>Harezmi</strong>, (Harezmi’nin yıldız haritası) <strong>Kitab al-amal bi&#8217;l Usturlab</strong> (pusulanun kullanılmasını ve yapılışını anlatır. <strong>Kitab&#8217;ül Ruhname</strong> gibi  kitaplar kaleme almıştır. Bir dünya haritası çizen Harezmi’nin Dünyanın çevresini ve hacmini hesaplama çalışmaları bulunur. Güneş saatleri, ve saatler üzerine yazılmış eserleri vardır.    <strong></strong></p>
</div>
<p><strong>FARABİ</strong> (870- 950) Mantık, felsefe, matematik, tıp ve musikî alanlarında otoritedir.Bu konular üzerinde yüzden fazla eser verir. Aristo’nun bütün eserlerini şerh eder. Platon ve Aristo felsefesini İslam felsefesi ile bağdaştırmaya çalışır.  İslam felsefesi geleneğinde “ilk öğretmen” olarak bilinen Aristotales’ten sonra “ikini öğretmen” olarak bilinir. <strong>İhsâu’l-Ulûm,</strong> adlı eseri Doğu dünyasının ilk ansiklopedisi sayılır. İbni Sina ve İbni Rüşt gibi büyük filozoflar onun öğrencisi oldular. <strong>El-Medinetü’l-Fâdıla </strong>bir sosyoloji ve siyaset bilimi kitabıdır. Farabi, aynı zamanda musiki alanında da söz sahibidir. Bir kaç musiki âleti geliştirir. Akort ve intarvaller teorilerine önemli katkılar sağlar. Ayrıca <strong>Kitabü’l-Musikiyyu’l-Kebîr </strong>(Büyük Musiki Kitabı) adlı eseri bulunur.</p>
<p><strong>BÎRÛNÎ (Beyrûnî)</strong> (977- 1051) Astronom, matematikçi, tarihçi, botanikçi, eczacı,  jeolog, fikir adamı, coğrafyacı ve şair olarak bilinir. Çağdaş astronominin temellerini atan Biruni, <strong>Mesudî-fi’l-Heyeti ve’n-Nücum </strong>adıyla bir astronomi ansiklopedisi yazar. Dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneşin etrafında döndüğünü Kopernic’ten beş yüz sene önce açıklar. Dünyanın çekirdeğinin çapını ve ekliptik eğilimini çok küçük bir yanılmayla bulur. Dünyanın yuvarlak olduğunu ve yer çekiminin varlığını ortaya koyar. Trigonometriye sekant, kosekant ve kotanjant fonksiyonlarını ilave etmiştir. Bu değerler, Batı Dünyasında ancak iki asır sonra kullanılabilmiştir. <strong>Kitâbü’l-Camahir fi Mârifeti&#8217;l-Cevâhir</strong>  adlı eserinde yirmi üç katı maddenin ve altı sıvının özgül ağırlıklarını bugünkü değerlerine çok yakın olarak tespit etmiştir. <strong>Nihâyâtü&#8217;l-Emâkin</strong><em> </em>adlı eseri, <a title="Coğrafya" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Co%C4%9Frafya">coğrafya,</a>, <a title="Jeoloji" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeoloji">jeoloji</a> ve <a title="Jeodezi" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jeodezi">jeodezi</a> konularında kaleme alınmıştır. <a title="Tıp" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C4%B1p">Tıp</a> alanında da birçok eser veren Birûni, döneminde bir kadını <a title="Sezaryen" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sezaryen">sezaryenle</a> doğum yaptırtır. Şifalı otlar ve birtakım ilaçlar <strong>Kitabu&#8217;s Saydele(</strong> üç bin kadar bitkinin neye yaradığını ve nasıl kullanıldığınıanlatır.İlaçlarla, bitkilerin <a title="Arapça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a">Arapça</a>, <a title="Farsça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Fars%C3%A7a">Farsça</a>,<a title="Yunanca" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunanca">Yunanca</a>, <a title="Sanskritçe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sanskrit%C3%A7e">Sanskritçe</a>, <a title="Türkçe" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e">Türkçe</a> karşılıklarını veren bu eser; etimolojik açıdan çok önemli bir çalışmadır. )</p>
<p>Bîrûnî, tek bir ilim dalına veya belli bir konuya bağlı kalmadan ilmi bir bütün olarak gören bir <a title="Ansiklopedist (sayfa mevcut değil)" href="http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ansiklopedist&amp;action=edit&amp;redlink=1">ansiklopedisttir</a>. Bir de romanı yazmıştır.</p>
<p><strong>İBNİ SİNA (980-1037) :</strong>Felsefe, matematik, astronomi, fizik, kimya, tıp, müzik ve mekanik  gibi çeşitli alanlarda söz sahibidir. Tıp alanında  ise modern tıbbın doğuşuna kadar Doğu ve Batı dünyasında  otorite sayılır. Ancak, İbn-i Sina dendiğinde, onun adıyla özdeşleşmiş ve Batı ülkelerinde 16. yüzyılın, Doğu ülkelerinde ise 19. yüzyılın başlarına kadar okunmuş ve kullanılmış olan <strong>El-Kânûn fî&#8217;t-Tıb </strong>(Tıp Kanunu) adlı eser akla gelir.<br />
Beş kitaptan oluşan bu ansiklopedik eserin birinci kitabı, anatomi ve koruyucu hekimlik, ikinci kitabı basit ilaçlar, üçüncü kitabı patoloji, dördüncü kitabı ilaçlarla ve cerrahi yöntemlerle tedavi ve beşinci kitabı ise çeşitli ilaç terkipleriyle ilgili ayrıntılı bilgiler vermektedir.<br />
Tarihte ilk defa tıp ve cerrahiyi iki ayrı disiplin olarak değerlendiren İbn-i Sina, cerrahi tedavinin sağlıklı olarak yürütülebilmesi için anatominin önemini özellikle vurgulamıştır. Hayati tehlikenin çok yüksek olmasından ötürü pek gözde olmayan cerrahi tedavi ile ilgili örnekler vermiş ve ameliyatlarda kullanılmak üzere aletler teklif etmiştir.</p>
<p><strong>El-Kanun fi&#8217;t-Tıb</strong> (Hekimlik Yasası), <strong>Kitabü&#8217;l-Necat</strong> (Kurtuluş Kitabı), <strong>Risale fi-İlmü&#8217;l-Ahlak</strong> (Ahlak Konusunda Kitapçık), <strong>İşarat ve&#8217;l-Tembihat</strong> (Belirtiler ve Uyarılar), <strong>Kitabü&#8217;ş-Şifa</strong>((sağlık   kitabı)            gibi eserler kaleme alır.</p>
<p>Ahmet Yesevi,  Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Gazneli Mahmut, Babürşah, İbrahim Ethem, Ali Şir Nevai, Zemahşeri, Uluğ Bey, Hüseyin Baykara, Buhari, Fergani, Cürcanî, Fahreddin-i Razî  gibi siyaset,  ilim, sanat ve kültür dünyasının kilometre taşı olan nice isim, bu toprakları bütün bir  insanlığın ortak hafızasına köklü bir  medeniyet havzası olarak kazımışlardır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belkıs Altuniş Gürsoy</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30921-medeniyetimizin-yildizlarindan-maveraunnehir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 yıl sonra gelen festivalinin yankıları</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30888-10-yil-sonra-gelen-festivalinin-yankilari</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30888-10-yil-sonra-gelen-festivalinin-yankilari#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 11:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[kis]]></category>
		<category><![CDATA[sporları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30888</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum Kış Sporları Festivalinin birincisi, kortej yürüyüşü ile başladı.
Erzurumlu sahatçılar İbrahim Erkal, Nurullah Akçayır, Cumhur&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Kış Sporları Festivalinin birincisi, kortej yürüyüşü ile başladı.</p>
<p>Erzurumlu sahatçılar İbrahim Erkal, Nurullah Akçayır, Cumhur Seval, Selami Durmuş, Eurovision birincisi Azeri kardeşlerimiz Eldar ile Nigar ile Kolordu bandosu, yerel kıyafetli folklörcüler, bar tutan Dadaşlar yürüyüşe renk kattı.<br />
Ama önümüzdeki yıl daha iyisini bekliyor ve istiyoruz.</p>
<p>Festival öncesi geçtiğimiz Pazartesi günü Gençlik Hizmetleri Spor İl Müdürlüğünde bir toplantı yapıldı.</p>
<p>Vali Sebahattin Öztürk, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, Vali Yardımcısı Özgür Arslan, Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut, Palandöken Belediye Başkanı Orhan Bulutlar, Buz Federasyonu Başkanı Fatih Çintımar&#8217;ın katıldığı toplantıda hem festival hem de geleceği tartışıldı.</p>
<p><strong>İLK FESTİVALLE İLGİLİ NE VAR?</strong></p>
<p>Erzurum&#8217;u ilk kar festivaliyle tanıştıran MHP&#8217;li eski Büyükşehir Belediye Başkanı Mahmut Uykusuz (1999- 2004), festivalin devam ettirilmemesi konusunda haksız eleştirilere uğradığını bildirdi.</p>
<p>Mahmut Uykusuz&#8217;la yaptığım görüşmeyi aktarmadan önce isterseniz Zaman Gazetesinde Mahir İnanç&#8217;ın 25 Mart 2002 günü yayımlanan haberine bakalım:</p>
<p>&#8220;Kar Festivalinin üçüncü günü, Palandöken’deki Dedeman Otel önünde İbrahim Erkal&#8217;ın konseri ile devam etti. Yaklaşık 2 bin kişiye konser veren ve soğuktan sesi kısılan Erkal, tipinin şiddetini artırması üzerine konserini yarıda kesti. Konser sonrasında Erzurum Kayak Kulübü öğrencileri meşaleli kayak gösterisi yaptı. Kardan Heykel Yarışması’nda dereceye girenler ile festivalin gerçekleşmesinde emeği geçenlere plaketleri Vali Osman Derya Kadıoğlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Mahmut Uykusuz tarafından sunuldu. Festivale katılan sanatçı ve mankenler ise törenle yolcu edildi.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/festival2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30890" title="festival2" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/festival2.jpg" alt="" width="600" height="469" /></a></p>
<p><strong>EFSANE ÜRETMEK VE FESTİVAL DÜZENLEMEK</strong></p>
<p>Demek ki öncelikle bir yanlışlığı düzeltmek gerekiyor.</p>
<p>Kar festivalinin ilki 23- 25 Mart 2002 günlerinde yapılmış.</p>
<p>Yani aradan 8 değil, 10 yıl geçmiş.</p>
<p>Niye bir kar festivali için o kadar yılı boşa geçirmişiz?</p>
<p>Dünya Üniversiteler Kış Oyunları yapılmasa, belki uyumaya devam edeceğiz.</p>
<p>Oysa daha bir hafta önce gittiği Edinburg&#8217;dan dönen ve izlenimlerini anlatan Vali Sebahattin Öztürk şöyle diyor:</p>
<p>-Yabancılar efsane üretmekte ve festival düzenlemekte çok yetenekliler. Çok basit bir konuyu, çok önemliymiş gibi sunuyorlar.</p>
<p><strong>MAHMUT UYKUSUZ NE DEDİ?</strong></p>
<p>Şimdi dönelim Mahmut Uykusuz&#8217;un görüşlerine:</p>
<p>&#8221; O dönem Milletvekili seçilen Mustafa Ilıcalı, kar festivaliyle ilgili olarak bize &#8216;Siz beceremediniz&#8217; dedi ve devam etti: &#8216;Ben Kültür Bakanlığından ödenek alır yaparım.&#8217; Ilıcalı, heyacınımızı kırmakla kalmadı, bizi resmen dışladı. Sonra üzüntü verici bir durum. &#8216;Çıplak kadınları getirdiniz&#8217; diye arkadan çirkin siyaset yapıldı. Yerel yönetimler, ETSO, Borsa, dağdaki otellerin katkıları ile ilk kez bir festival düzenlemiştik. Büyükşehir olarak biz tam destek vermiştik. Aradan 9- 10 yıl geçti yeni eksikliğini fark ettiler. Festival için cebinden para harcayan sanatçı İbrahim Erkal&#8217;ı küstürdü ve incittiler. O da gitti ‘Erzurum uzak şehir/ Dostuna tuzak şehir/ Haramiler el koymuş/ Bizlere yasak şehir’i yazdı ve besteledi.&#8221;</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/festival1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30891" title="festival1" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/festival1.jpg" alt="" width="600" height="398" /></a></p>
<p><strong>MIZRAK &#8220;HER KARLI TEPE, PETROL KUYUSU&#8221;</strong></p>
<p>Erzurum Kayak Kulübü eski yöneticilerinden Şenol Mızrak da farklı açıdan kış turizmine bakıyor.</p>
<p>Kış turizmine gönül veren Şenol Mızrak&#8217;ın sloganvari ilginç görüşlerinden bazıları şöyle:</p>
<p>- Dağların temiz havasını tenefüs ederek daha uzun süre yaşamak mümkündür.</p>
<p>- 21 gün dağ havası alanın kanı, tümden değişir.</p>
<p>- Erzurum bir kış cennetidir.</p>
<p>- Her karlı dağın tepesinden olukla altın akmaktadır.</p>
<p>- Kıymetini bildiğimiz ve değerlendirebildiğimiz sürece, her karlı tepe bir petrol kuyusu kadar kıymetlidir.</p>
<p>- Kış turizminde geç kalırsak yarın torunlarımız, bizleri uyumuş bir nesil olarak suçlayacaktır.</p>
<p><strong>ERZURUM&#8217;A 275 BİN TURİST BEKLENİYOR</strong></p>
<p>Öte yandan Erzurum’un kış turizmini tanıtmak amaçlı bir son dakika haberi şöyle:</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı, Erzurum ve kış turizmini tanıtmak için seferberlik ilan etmiş.</p>
<p>Bakanlık Erzurum’la ilgili Arapça, Farsça, Rusça, İngilizce, Türkçe gezi rehberi, kitapçıklar, dört dilde 22 dakikalık tanıtım filmi hazırlatmış.</p>
<p>Tanıtıcı reklam filmleri, bu yıl değişik ülkelerde gösterime girecekmiş.</p>
<p>Bakanlık, bu yıl Erzurum&#8217;a 275 bin yerli ve yabancı turistin gelmesini hedefliyor.</p>
<p>Kapadokya&#8217;yı geçen yıl ziyaret eden turist sayısı ne kadar biliyor musunuz?</p>
<p>Yerli ve yabancı turist sayısı, 2 milyonu geçmiş.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir SABUNCUOĞLU</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30888-10-yil-sonra-gelen-festivalinin-yankilari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava soğuk, manzara sıcak…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 09:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30885</guid>
		<description><![CDATA[Yılın yedi-sekiz ayını kar altında geçiren bir şehirde, hele iktisadi yapı da çok güçlü değilse,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yılın yedi-sekiz ayını kar altında geçiren bir şehirde, hele iktisadi yapı da çok güçlü değilse, kış; orada “kara kabus” gibidir. Fakat tersi bir durum söz konusu olursa, yani insanların karnı tok, sırtı pek ise, kar’ın da, soğuğun da keyfine doyum olmaz.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tıpkı Kanada, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde olduğu gibi…</p>
<p>&nbsp;<br />
Erzurum’u henüz bu ülkelerle karşılaştırmak elbette ki imkansız…</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü ne kişi başına düşen milli gelirimiz o ülkelerle mukayese edilebilir, ne de alt ve üst yapımız birbirine benziyor.</p>
<p>Buna rağmen Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları ile başlayan yeni süreçte, kar’ı, kara dönüştürecek bir imkan elde etmiştir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kabul; daha yolun çok başındayız.</p>
<p>Kabul; kar’dan elde edilen gelir, toplumun tamamını kucaklayacak bir büyüklükte değil.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kabul; kar’ı, kara dönüştürecek mekanizma çok ağır işliyor.<br />
Bütün bunlara ve daha fazlasına rağmen, artık görelim ki Erzurum, eski Erzurum değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Geldiğimiz nokta ortada işte…</p>
<p>Şehir hızla değişiyor.  Kamu ve özel sektör eliyle, hayal bile edemeyeceğimiz önemli yatırımlar yapılıyor.</p>
<p>(Sırası gelmişken küçük bir parantez açalım; biz zaman zaman ‘merkezi hükümet Erzurum’a çok ciddi hizmetler getirdi’ diye yazınca, bazı dostlar hemen öfke nöbetine tutuluyor: Hükümet Erzurum’a ne hizmeti yapmış? Hoş hükümet sözcüsü filan değiliz lakin, çok şükür ki izan sahibiyiz ve çevremizde olup bitenleri görebiliyoruz. Allah aşkınıza söyler misiniz, son yedi sekiz yıl içinde Erzurum’a merkezi hükümet eliyle yapılan işler, öyle dudak bükülecek türden şeyler midir?)</p>
<p>&nbsp;<br />
Gerekirse bu meseleye yeniden döneriz. Fakat bugün söylemeye çalıştığımız husus başka…</p>
<p>Dün başlayan kış festivalini Palandöken gazetesi son derece önemsiyor. Nasıl ki, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları, Erzurum’un önünü ve ufkunu açan bir milat olduysa, bu tür etkinlikler de şehrin moralini yükseltiyor, görüntüsünü güzelleştiriyor, yarınlara dair ümidini kuvvetlendiriyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tamam; altı üstü bir festival. Üstelik de çok sınırlı bir bütçeyle hazırlanmış neredeyse amatör çaptaki bir festivaldir. Dün açılış törenini hep beraber izledik. Öyle günlerce konuşulacak ve hafızalara kazınacak bir merasim değildi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Olsun; ama bu, yarınlar için bugün atılmış bir büyük adımdır.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanından sanatçı, sporcu, gazeteci ve sade vatandaş gelmişti.</p>
<p>Daha önce Erzurum’un adını duymamış olan insanlar, dün yapılan TV çekimleri sayesinde bizi tanıma imkanı buldu.</p>
<p>Turizm de zaten böyle bir şey…</p>
<p>&nbsp;<br />
Birileri gelip görüyor, memleketine gidip başkalarına anlatıyor. Medya bir haber veya canlı yayın yapıyor bir anda onlarca milyon insan sizi merak etmeye başlıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple festival üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir etkinliktir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Yeter ki, amacı, hedefi ve ülküsü olsun.</p>
<p>Festival demek, sadece çalıp oynamak değil ki…</p>
<p>Erzurum, çok sınırlı imkanlarla dünyaya hitap edebilecek bir başarıya imza attı.</p>
<p>İnşallah bugün ve yarın ki etkinlikler de sorunsuz geçer ve katılım çok daha fazla olur. Böylelikle bundan sonraki yıllarda yapılacak festival, çok daha ustaca ve görkemli olacaktır.</p>
<p>Burada oturup kusur aramaya kalkacak olursak, bu sütunun hacmi kusurları yazmaya yetmez. Ama bakış açısı böyle olmamalı… Önce bardağın yarısı doludur diyelim, sonra da niye öbür yarısı dolmuyor diye hep beraber kafa yoralım.</p>
<p>Soğuk havaya ve eksik tanıtıma rağmen, dün açılış seremonisi son derece renkli ve coşkulu geçti.</p>
<p>Nasıl ki 2011’in açılışında binlerce insan stadyumu doldurmuştu ve yürekten destek vermiştiyse, dün de ona benzer bir manzara vardı:</p>
<p>&nbsp;<br />
Kimse üşümüyordu, kimse bedbaht değildi.</p>
<p>Şehir gelin gibi süslendi, sanatçılar halkla buluşuyor.</p>
<p>Gelin hep birlikte önce bu manzarayı görelim ve emeği geçenlere teşekkür edelim; ardından da daha iyi nasıl olabilir diye cevap arayalım.</p>
<p>“Böyle festival mi olur?” diye küçümsemek, işin en kolay olanıdır.</p>
<p>&nbsp;<br />
“Böyle başlar ve daha iyisi olur” demek ise, iyi niyetli bir bakıştır.</p>
<p>Bir şehrin değişimi, yeni yatırımlarla birlikte bu tür etkinliklerin sıkça yapılmasıyla gerçekleşir.</p>
<p>Herkes aynı şeyi düşünsün, herkes aynı şeye inansın, herkes aynı şeyleri konuşsun…</p>
<p>Birileri Erzurum’a bunu reva görüyor. Biz ise, bu sakat bakışı şiddetle reddediyoruz.</p>
<p>&nbsp;<br />
İstiyoruz ki, birbirinden farklı düşünen ve inanan insanlar olsun ama kimse kimseye üstünlük ve baskı kurmaya kalkmasın.</p>
<p>Farklılıklarımız zenginliğimiz olsun.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şu küçük bütçeli festival bile Erzurum’da zaman zaman nefes almada zorlanan insanlar için taze bir soluk olmuştur.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir kez daha bu uğurda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Festival başladı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 09:11:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30867</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. Bugün görkemli bir açılışla başlayacak olan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. Bugün görkemli bir açılışla başlayacak olan festival tam üç gün sürecek ve birbirinden renkli etkinliklere sahne olacak. Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kıy Oyunları’ndan sonra, adeta bir rehavete kapılmış, kardan yemeye başlamıştı. Bu festival hem Erzurum’da biriken kasvet bulutlarını dağıtacaktır, hem de yarınlara dair yeniden plan yapmamıza vesile olacaktır.<br />
Dolayısıyla kimi ufak tefek eksikler de olacak olsa bile bu kış festivaline herkes sahip çıkmalı ve üç gün boyunca şehri bayram havasına sokmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen yıl, “Hükümet Erzurum’a ne yaptı ki?” şeklindeki eleştiriler üzerine benzer şeyleri yazmış ve “umutsuzluğa kapılmayalım, yarınlar çok daha iyi olacak” demiştik. İşte bu festival o iyi olacak işlerden biridir. En azından şehrin heyecanını yitirmediğine dair güçlü bir delildir.<br />
Aynı şeyi bir kez daha tekrarlıyoruz; işte o yazı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kış Oyunları mı, ikinci devlet üniversitesi mi, lojistik merkez mi, yapılacak yeni hastaneler mi?</p>
<p>Söyler misiniz hangisi doğru değil?</p>
<p>Eksiği var fazlası yok. Buna rağmen dünkü elektronik postalarda birileri bizi hükümet yalakası olmakla itham edip durmuş.Doğru bir tanedir&#8230;…Neye inanırsanız inanın siyaha siyah, beyaza beyaz demek zorundasınız.</p>
<p>Kişilerin keyfine göre hakikatler değişmiyor.</p>
<p>Tıpkı dün Palandöken&#8217;in birinci sayfasında anlatılanlar gibi&#8230;…</p>
<p>Ne zaman ki, kısır çekişmeleri bir kenara atıp, siyahla-beyaz arasına sıkışmaktan kurtulursak, anlayın ki, Erzurum kendine gelmeye başlamıştır.</p>
<p>Son günlerdeki tartışmalar ortada, bir bakın bakalım ki, bu tartışmaların sonunda kim ne kazanıyor ve bu şehir hangi sıçramayı yapıyor? Katı bir karamsarlığımız yetmiyormuş gibi, şimdi de müzmin şikayetçilik yakamıza yapıştı.</p>
<p>Sınırlı da olsa bazı çevrelerin Palandöken&#8217;in dünkü manşetine olan itiraz da bu müzmin şikayetçiliğin doğal bir sonucudur.</p>
<p>Yandık, mahvolduk, bittik&#8230;…</p>
<p>İstiyorlar ki, bu tablo şehrin parolası olsun ve herkes nakarat gibi tekrarlayıp dursun&#8230;…</p>
<p>Bu bakış doğru değil&#8230;…</p>
<p>Bir an önce, üzerimize çöreklenen bu karabasandan kurtulmalıyız ve yarınları nasıl inşa edeceğimizi planlamamız lazım.</p>
<p>Okumuş olanlar muhakkak hatırlayacaktır; İsmet Paşa&#8217;nın meşhur &#8220;Doğu Raporu&#8221;nda Erzurum&#8217;a geniş bir yer ayrılmıştır. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya sunulmak üzere, cumhuriyetin kuruluşundan sonra kaleme alınan söz konusu bu raporda, Erzurum için &#8220;&#8230;vatanın teminatı, Türkiye&#8217;nin gözbebeği&#8221; gibi birilerine göre, &#8220;hamaset&#8221; ölçüsünde görülebilecek iddialı ifadeler kullanılmaktadır.</p>
<p>Tarihi bilmeden ne günümüzü iyi analiz edebiliriz ne de geleceğe yönelik güçlü ve kalıcı projeler üretebiliriz. Bu sebeple, başta mahalli yöneticilerimiz olmak üzere, bu şehir adına siyasete soyunmuş ve aktif biçimde siyaset yapan kişiler, hiç olmazsa cumhuriyet tarihini sentez yapabilecek boyutta bilmek zorunda. Aksi halde, Erzurum&#8217;un tarihteki stratejik ve jeopolitik önemi ıskalanmış olur. Mesele, yalnızca &#8220;askeri açıdan önemli&#8221; şeklinde sınırlı olsaydı, belki her kurum aynı çerçevede sorumlu olmayabilirdi. Ama işin bir de sosyal ve siyasi yanı var. -Ki, günümüzün geçer argümanları bakımından bu cephe çok daha öne çıkmaktadır.- Soğuk savaş döneminin geride kalmasıyla, Erzurum ve Türkiye için artık bir Sovyet tehdidinden söz etmek akıllıca olmayabilir; fakat Batı orijinli kimi senaryolar karşısında, Erzurum için sosyal ve siyasi gelişmeler olmadığı kadar önem kazanmaktadır.</p>
<p>Bu şehrin iktisadi açıdan düzlüğe çıkması ve hayli karamsar olan sosyal yapının bu girdaptan kurtulabilmesi için, daha nitelikli ve de feraset yüklü bir bakış açısına ihtiyacımız var. Şehir negatif yönde hızlı bir dönüşüm içerisinde&#8230; Demografik yapının endişe verici boyutta değişmesi, &#8220;çekirdek Erzurum&#8221;u öylesine erozyona uğratıyor ki, merkez-çevre ilişkisinde, çevrenin baskın bir hale geldiğini görüyoruz.</p>
<p>Oysa İsmet Paşa, ta 1930&#8242;lu yıllarda, bu &#8220;sorun&#8221;a işaret ederek, &#8220;&#8230;Devlet Erzurum&#8217;un sosyal ve kültürel yapısını muhafaza için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdır&#8221; diyor. Şayet AB süreci nedeniyle aksi bir politika ve senaryo hayata geçirilmeyecekse, bu şehirdeki kamu kurumları ve tüm sivil örgütler  bir &#8220;aksiyon projesi&#8221; ortaya koymalıdır. Rasyonel kriterlerle kuşatılacak bu aksiyon projesi, daha ziyade bir &#8220;silkinip kendine gelme harekatı&#8221; seviyesinde olmalıdır.</p>
<p>Değerli yöneticilerimiz bilmelidir ki, bu şehrin tek sorunu, geri kalmışlık ve yoksulluk değildir. En az bunun kadar önemli olan bir sorunumuz da, üzerimizdeki ölü toprağını silkip atamamamızdır. Yahut büyük düşünememek ve cesaretle hamle yapamamaktır.</p>
<p>Sırf günü kurtarma adına peşine düşülen işler için harcanan mesai, çaplı meselelere ayırmamız gereken gücümüzü tüketiyor. Zayıf enerjiye sahip bir projektörle, ne bugünü kavrayabiliriz ne de yarınları aydınlatabiliriz. Raporlar, tarihin tozlu raflarında küflensin diye değil, ibret alınıp gereği yapılsın diye kaleme alınır.</p>
<p>Erzurum&#8217;a sahip çıkmak, cumhuriyeti ve istiklali kavramaktır.</p>
<p>Erzurum&#8217;a sahip çıkmanın yolu da, hamaset ve nutuktan geçmez. Bilakis orta ve uzun vadeli kalıcı projelere ihtiyacımız var. Misal lojistik köy, tarihi ipek yolunu yeniden canlandıracak olan hızlı tren ve Erzurum&#8217;dan limana geçiş&#8230;…</p>
<p>Yeni teşvik paketine bu çerçevede bakmak gerekir, sabun köpüğü hükmü niteliğindeki işlerle vakit geçirmemiz kimseye bir şey kazandırmaz.</p>
<p>Yarınları kuşatacak yüksek vizyonlu projeler geliştirmeliyiz.</p>
<p>Tarihte stratejik öneme sahip olan Erzurum&#8217;un yarın da aynı önemi sürdürebilmesi için mutlaka ekonomide güçlü bir yapıda olmak zorunda.</p>
<p>Tarihi ipek yolu yeniden önem kazanıyor, Erzurum geçmişte olduğu gibi yeniden canlanan bu güzergahta önemli merkez olabilir.</p>
<p>Ancak büyük düşünmek zorunda&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parfüm satar gibi, bıçak sattırıyoruz…!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30857-parfum-satar-gibi-bicak-sattiriyoruz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30857-parfum-satar-gibi-bicak-sattiriyoruz#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 07:07:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Bakırcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30857</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum’da cinayetler ardı ardına devam ediyor…
Bıçaklar belde dolaşıyor, ‘polis görev yapmıyor’ mu ‘hayır’ yapıyor
‘Parfüm satar&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum’da cinayetler ardı ardına devam ediyor…</p>
<p>Bıçaklar belde dolaşıyor, ‘polis görev yapmıyor’ mu ‘hayır’ yapıyor</p>
<p>‘Parfüm satar gibi bıçak sattırıyoruz ?, polis buna nasıl yasak koyabilir ki’ feryadı</p>
<p>Haklımı haklı</p>
<p>Mesaimin büyük bir bölümünü adliyede geçirdiğim için</p>
<p>Devletin polisi de, jandarması da çok çok iyi görev yaptığına tanık oluyorum.</p>
<p>Çeteler, tefecilik yapanlar, uyuşturucu tacirleri, sahte belge ile devleti dolandıranlar, polisi-jandarması tam bir ekip kadrosu ile adeta ‘başarıdan’ söz ettiriyorlar.</p>
<p>Tabii buna özellikle polis ve jandarma ile birebir yakın temas içinde bilgi alış-verişinde bulunan Cumhuriyet Savcılarımızı da kutlayarak eklemek istiyorum.</p>
<p>Polis-Adliye muhabiri olarak, birazcıkta kendimize çuvaldızını batıralım, toplum olarak, kültür olarak, eğitim olarak</p>
<p>Erzurum’da cinayetler de olacak, yaralamalarda olacak. Öncelikle ‘serseri mayın’ gibi aramızda dolaşanları kontrol altına almak polisin değil, anne ve babaların görevidir.</p>
<p>Tecrübeli Polis Müdürü,‘Cem bey, bu cinayetlerin en büyük nedeni ‘eğitimsizlikten kaynaklanıyor., ‘özenti’ ve TV’lerdeki ‘programların etkili olduğunu  ve hatta  tezgah üzerinde satışa sunulan bıçaklar neden kaldırılmıyor’ yasaklanmıyor? ifadesi ile sesini ve sıkıntısını duyurmak istiyor.</p>
<p>‘O evladına sahip çıkamayan, sözü geçmeyen anneler, babalar</p>
<p>Geçen hafta dördüncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasında</p>
<p>Feryat eden ve adeta 7.5 yıllık cezayı sanki babanın kendi kendini cezalandırmış ruh hali</p>
<p>‘Benim değil, artık Apo’nun evladı’ diyerek</p>
<p>Evladını ‘evlatlıktan’ reddeden babanın haykırışı hafızalardan silinmedi</p>
<p>Mahkeme Başkanı Sayın Mustafa Kahya’nın, ‘Biz de babayız,.Ceza vermekten mutlu olmuyoruz. Öyle konuşma o yine senin evladın’ sözleri kulağa birer küpe olmalı…</p>
<p>Adliye koridorunda geziyorum</p>
<p>Ana Baba, öldürülen kaportacı oğlu Erdal için mi? yansın,</p>
<p>Ana-Baba Topçu’yu öldüren  daha hayatının baharındaki ‘katil’ damgası yiyen evladına mı ağlasın…</p>
<p>O adliye koridorunda,‘Ocağımızı batırdın oğlum’ diyerek yürek dağlayan o ana yüreği</p>
<p>Bana göre bu cinayetleri polisiye tedbirlerle değil de, ‘yasaklı’ alınacak sert tedbirlerle önlenmelidir.</p>
<p>Ahlaki ve manevi noktada gitmediğimizi bile bile görüyoruz.</p>
<p>Ama ne var ki;</p>
<p>Her mevzuda, her toplumsal olayda olduğu gibi, sosyal patlamadaki ‘ahlaksızlık’^</p>
<p>Erzurum’un başarılı Valisi Sayın  Sebahattin Öztürk’ün  alacağı önlemleri merakla bekleniyor.</p>
<p>Ve özellikle açıkta‘parfüm’ satar gibi sallama tabir edilen döner bıçakları Gürcü kapı ve Tepriz kapı semtlerinde rahatlıkla ‘peynir-ekmek’ gibi satılabiliyor. Neden yasaklanmıyor.?</p>
<p>Adliye girişindeki x-ray cihazından geçerken bıçakla yakalananlar hakkında polis tutanakla birlikte Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuyor. Savcılık ise para cezası uyguluyor.</p>
<p>Kelebek tabir edilen 6136 sayılı kanun kapsamına girmeyen namlu uzunluğu8 cm ve daha fazlası olan da satışının yasaklanması gerekir</p>
<p>Polis 657 sayılı devlet memuru, ‘Caddelerde, açıkta satılan bıçakların satışı yasaklanmalı’ ısrarında duruyor</p>
<p>18 yaşından küçüklerin satın alması, taşıması, bunlara satmaya veya satın alınmasına aracılık edilmesi</p>
<p>Aynı zamanda 18 yaşını dolduranların park, meydan, cadde, sokak, okul bahçesi ve çevresi, Pazar yerleri, alışveriş merkezleri, umuma açık istirahat ve eğlence yerleri, toplu taşıma araçları, tüzel kişilere ait lokal ve benzeri yerler, açık ve kapalı yer üzerinde veya çantalarında bulundurmaları veya taşımaları ya-sak-lan-ma-lı….</p>
<p>Daha çok canlar yanmadan, ocaklar sönmeden</p>
<p>Genç fidanlar, cezaevinde solmasın.</p>
<p>Cem BAKIRCI</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30857-parfum-satar-gibi-bicak-sattiriyoruz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 günde üç insanımız, bıçaklanarak öldürüldü! Uyanalım artık şehir kırmızı alarm veriyor…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 09:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30838</guid>
		<description><![CDATA[Dün yazmıştık; Vali Sebahattin Öztürk, beraberinde belediye başkanları olduğu halde, basının karşısına geçmiş ve yarın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün yazmıştık; Vali Sebahattin Öztürk, beraberinde belediye başkanları olduğu halde, basının karşısına geçmiş ve yarın başlayacak olan kış festivali ile ilgili bir değerlendirme yapmıştı.</p>
<p>Toplantının amacı da belliydi, muhtevası da…</p>
<p>Buna rağmen o toplantıda ilginç bir şey oldu.<br />
Zaman gazetesinin deneyimli ve de son derece çalışkan muhabiri Orhan Yıldırım, “…Sayın Valim, size tam beş adet soru soracağım” diyerek, söze başladı ve hakikaten de birbirinden önemli beş adet soru sordu. Fakat bir husus dikkatlerden kaçmadı: Orhan Yıldırım’ın beş sorusundan dördü, toplantıyla ilgiliyken  beşinci sorusu, “ne alaka” dedirtecek cinstendi.</p>
<p>O soru da şuydu:</p>
<p>“Erzurum’da son zamanlarda bıçaklı kavga olaylarında ciddi bir artış var. Şu ana kadar bu kavgalarda iki kişi öldü, çok kişi de yaralandı. Bunun için ilave bir önlem almayı düşünüyor musunuz?”</p>
<p>Kelimesi kelimesine tam da böyle olmasa bile muhtevası bu çerçevedeydi.<br />
Pek çok meslektaşımla beraber ben de şaşırmıştım. Öyle ya, Orhan gibi başarılı haberlere imza atan bir muhabir, niçin, toplantının amacı dışında bir soru sorma ihtiyacı duymuştu ki?</p>
<p>Normal şartlarda Vali Öztürk’ün, Orhan’ın bu sorusuna şöyle bir cevap vermesi gerekirdi:<br />
“Sevgili Orhan haklısın, lakin bugünkü toplantının konusu gördüğün gibi bambaşka bir konu üzerinedir&#8230; İsterseniz sorunuza bir başka zaman, istatistiklere de bakarak cevap verebilirim.”</p>
<p>Hayır…</p>
<p>Vali Bey, beklentinin aksine hemen önündeki dosyayı açtı ve içinden bir doküman çıkararak, şakır şakır cevap verdi.</p>
<p>Demek ki…</p>
<p>Evet; anlaşıldı ki Vali Bey o sorunun geleceğini önceden biliyordu ve Emniyet’ten, suç oranlarıyla ilgili mukayeseli bir rapor istemişti.</p>
<p>Vali Öztürk, Erzurum’da işlenen suç çeşitlerini ve oranını civar illerdeki tabloyla karşılaştırdı ve Erzurum’un esasında bıçaklı vukuat hariç, diğer suçlarda en azından civardaki illere göre iyi bir durumda olduğunu söyledi.</p>
<p>Fakat bıçaklı kavga, bıçaklı saldırı ve bıçakla işlenen cinayetler noktasında sabıka dosyamız oldukça kabarık:</p>
<p>Yeni yılın ilk 25 gününde sadece üç yurttaşımız bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. En sonuncu maktul ise, dün Sanayi’de göğsünden bıçaklanarak öldürülen 29 yaşındaki Erdal Topçi oldu.</p>
<p>Yaralamalı olayları artık saymıyoruz bile…</p>
<p>Vali Sebahattin Öztürk, önceki gün spor toplantısında bıçaklı saldırıların artmasına dair sorulan soruya cevap verirken; “Bu görüntü Erzurum’a hiç yakışmıyor” dedi.<br />
Haklıydı…</p>
<p>Gerçekten de adının önünde; “dadaş”lık gibi, yiğitliği, mertliği, şefkati ve hoşgörüyü barındıran bir şehrin mensuplarına ne bıçak taşımak yakışır ne de hasmına bıçakla hücum etmek…</p>
<p>Erzurum’da akla ziyan işler oluyor; bıçaklı saldırılar ise, bu akla ziyan işlerden yalnızca biri ama en tehlikeli olanıdır…</p>
<p>Dün Palandöken’in manşetinde, Orhan Yıldırım’ın Vali Bey’e sorduğu sorudan doğan haber vardı:</p>
<p>“Bıçak kemiğe dayandı”</p>
<p>Dedim ya Orhan son derece usta bir gazetecidir. Çünkü sahada görev yapıyor ve şehrin nabzını çok iyi tutuyor. Demek ki, Orhan bu bıçaklı saldırı olaylarının nasıl vahim bir noktaya gitmekte olduğunu görmüştü ki, alakasız bir toplantıda bu hayati meseleye dikkati çekti. Yine demek ki, Vali Öztürk de “keşke bir gazeteci bana bu hususu sorsa da ben de elimdeki istatistikleri açıklasam ve de gidişatın hiç de iyi olmadığını söylesem” diye düşünmüştü.</p>
<p>Daha o haberin mürekkebi kurumadan, Sanayi’de bir insanımızın bıçaklanarak öldürüldüğü haberini aldık.</p>
<p>Sorunun gündeme gelmesi, hatta bu şehrin en tepe yöneticisinin bu sorun karşısında son derece duyarlı olması, ne yazık ki tehlikeli gidişatın önüne geçmeye yeterli olmuyor.</p>
<p>Aslında polisin de yapabileceği çok fazla bir şey yok.</p>
<p>Şöyle ki: Büyükler bir yana, henüz bacak kadar çocukların dahi bıçak taşıdığı bir şehirde, bu sorunun üstesinden polisiye tedbirlerle gelmek çok da mümkün değildir. Asıl çözüm, eğitimden geçiyor. Ama ondan önce de ailelerden…</p>
<p>Madem ki hem devlet hem şehir ahalisi olarak bu soruna teslim olacak değiliz; şu halde bugünden tezi yok herkes elini taşın altına koymalı ve işe kendi çocuğumuzu denetlemekle başlamalıyız. Sonra okullarda, camilerde, eğlence merkezlerinde, basın organlarında ve sivil toplum teşekküllerinde adeta bir seferberlik başlatmalıyız:<br />
“Bıçak tutma, kalem tut” gibi…</p>
<p>Geçmişte bu tür kampanyalar yapılmıştı ve iyi de netice alınmıştı.</p>
<p>Erzurum gibi, dini ve milli yapısı güçlü bir şehirde eğer 24 gün içinde üç kişi bıçaklanarak öldürülmüş ve pek çok kişi de bıçakla yaralanmışsa, orada kimsenin sırtını dönemeyeceği büyük bir sorun var demektir.</p>
<p>Ve bu sorun; öyle sadece polise, savcıya havale edilerek, işin içinden çıkılacak türden bir sorun değildir.</p>
<p>Tamam polis önleyici görevini yapsın; yapıyor da nitekim… Ama her vatandaşın başına da bir polis dikilemez ya…</p>
<p>Sorarım size:</p>
<p>Anne-baba olarak acaba kaçımız çocuğumuzu bu manada denetliyor ve onlara bu konuda öğretici bir eğitim veriyoruz?</p>
<p>Artık uyanalım; şehir alarm veriyor, üstelik de kırmızı alarm…</p>
<p>Bugün ateş belki düştüğü ocakları yakıyor ama unutmayınız ki o ateş, bu hızla yayılırsa –ki, yayılıyor- çok geçmeden bütün ocaklar tehdit ve tehlike altındadır.<br />
Manzaranın ulaştığı dehşetengiz boyuta bakar mısınız?…<br />
Gazeteci dertli dertli soruyor, şehrin Vali’si dertli dertli yakınıyor.</p>
<p>Fakat üzerinden 24 saat bile geçmeden, bir kişi daha bıçaklanarak öldürülüyor.</p>
<p>Sizce bu durum, bu şehir adına normal bir durum mudur?<br />
Yahut da eski tabirle hepimiz kafamızı kuma sokup, olup bitenler için, “vaka-i adiyeden işler” mi diyeceğiz?</p>
<p>Uyanmamız için bu şehrin mezbahaneye, sokaklarının da kan gölüne dönmesi mi lazım?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başlamak, başarının habercisidir…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 13:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30818</guid>
		<description><![CDATA[Biraz apar topar oldu ama olsun, hiçbir şey yapmamaktansa küçük bir şey yapmak bile çok&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biraz apar topar oldu ama olsun, hiçbir şey yapmamaktansa küçük bir şey yapmak bile çok anlamlıdır.</p>
<p>Şu günlerde Erzurum’da yapılmak istenen işte tam da budur:</p>
<p>Yani daha büyük ve daha donanımlı bir iş için, ilk adımı atmak…</p>
<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. (26 Ocak-28 Ocak)</p>
<p>Gönül arzu ederdi ki bu festival, bugüne kadar kurumsal bir yapıya kavuşmuş olsaydı ve şimdi festivalin uluslararası boyutunu konuşuyor olsaydık.</p>
<p>Olmadı; ama bundan böyle olmaması için ciddi bir engel de yoktur.</p>
<p>Bütün mesele, düzgün bir altyapı oluşturmak ve kurumsal bir kimlik vücuda getirmektir.</p>
<p>Bunun için de herkesin elini taşın altına koyması gerekir.  Dün Vali Sebehattin Öztürk başkanlığında yapılan toplantı bu manada bana güven ve ümit verdi. Zira o toplantıya belediye başkanları ve kimi sivil toplum teşekkülleri de katılmıştı. Böylelikle herkes işin ucundan tutacak ve kimse kimseden rol çalmayacak.</p>
<p>Şayet dün o toplantıda başta büyükşehir olmak üzere, diğer belediyeleri görmemiş olsaydık, yapılacak bu festival adına ciddi endişe duyacaktık. Öyle ya bir şehrin asıl sahibi o şehrin belediyesidir. İşin içinde belediyenin olmadığı sivil bir organizasyon ya sakat olur, yahut da yarınları olmaz.</p>
<p>Neyse ki Erzurum’da durum böyle değil.</p>
<p>Festivali valilik düzenliyor ama pek çok kurum da samimi olarak katkı sunuyor.</p>
<p>Bu kurumların başında Buz Hokeyi Federasyonu, oteller, sivil toplum kuruluşları ve belediyeler var.<br />
Anladığım kadarıyla, festivalin ilki, kısıtlı bütçesinden ötürü mütevazı ölçülerde olacak. Çünkü son anda karar verilmiş ve sınırlı imkanlarla bir program oluşturulmuş.</p>
<p>Olsun…</p>
<p>Asıl önemli olan niyettir ve niyeti eyleme geçirmektir.</p>
<p>Mümkün ki bir iki gün sonra başlayacak olan bu kış festivalinin ilki çok büyük ses getirmeyebilir.</p>
<p>Zararı yok.</p>
<p>Bir sonraki için idman yapmış oluruz.</p>
<p>Kesin olan şu ki, kış sporları ve kış turizminde dünyaya açılmak isteyen Erzurum’un, kış ve kar üzerine mutlaka bir festival yapmasının gerektiğidir.<br />
Erzurum’un onda biri ölçülere sahip kimi kayak merkezlerinde öyle muhteşem festivaller düzenleniyor ki, dünyanın dört bir yanında on binlerce insan akın ediyor.</p>
<p>Erzurum niçin bunu başaramasın ki?</p>
<p>Aynı Erzurum değil miydi 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları’nı anlının akıyla başardı…<br />
Yeter ki samimiyet olsun…</p>
<p>Dün toplantıda da aynı şey tekrarlandı:<br />
Festivalin süreklilik kazanması için mutlaka kurumsal bir yapıya kavuşması lazım.</p>
<p>Aksi halde beklenen yankı olmaz.</p>
<p>Dünkü toplantıda gördük ki, bu işe baş koymuş olan kurumlar, çok iyi bir iş çıkarmak için titiz bir şekilde çalışmışlar. Buna rağmen yine de önemli eksikler olabilir.</p>
<p>Kimsenin buna takılıp kalmaması lazım.</p>
<p>Bugün geleneksel yapıya kavuşmuş olan bu tür festivallerin hiç biri işe dört dörtlük bir organizasyonla başlamadı ki…</p>
<p>Marifet başlamaktır ve her yıl bir önceki yıl geçmeye çalışmaktır.</p>
<p>Erzurum bunu başaracak potansiyele sahip bir şehir…</p>
<p>Bu şehrin halkı da her türlü destek verecektir. Bunu iddialı biçimde söylüyorum. Çünkü geçen yıl herkesin nasıl o stadyuma koşarak gittiğini ve yarışları izlemek için salonları hınca hınç doldurduğunu gördük.</p>
<p>Dünya ölçeğinde bir turizm merkezi olmanın yolu, tanıtımdan ve dünyaya açılmaktan geçer.</p>
<p>Festivaller ise, bu tanıtımın en önemli ayağını oluşturmaktadır.<br />
Kar var, pist var, tesis var, altyapı ve üst yapı var…</p>
<p>Tek eksiğimiz bu kadar mükemmel imkanı bir arada vitrine çıkaramamaktır.</p>
<p>Öyle umuyorum ki, iki sonra başlayacak kış festivali bu uğurda atılacak en önemli bir adım olsun.</p>
<p>Nasılsa kervan yolda dizilir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum’da yazamamak…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30815-erzurumda-yazamamak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30815-erzurumda-yazamamak#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 11:28:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Recep KAPUCU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30815</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık 3 haftadır yazı yazmıyorum.
Ya da, yazmak istemiyorum.
Ya bu şehirde üç maymunu oynayacaksın; görmeyeceksin, duymayacaksın,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 3 haftadır yazı yazmıyorum.<br />
Ya da, yazmak istemiyorum.<br />
Ya bu şehirde üç maymunu oynayacaksın; görmeyeceksin, duymayacaksın, konuşmayacaksın…<br />
Ya da en kısa yolu seçip yazmayacaksın.<br />
Evet, yazamıyorsun…<br />
Sürekli bazı kesimlerden baskı var.<br />
Yazamıyorsun! yazdın mı reklâm alamıyorsun.<br />
Ya reklâm verenler, reklâmlarını kesiyor, ya da reklam verenler engelleniyor.<br />
(Ne de olsa ekonomik olarak özgür değilsin)<br />
Yazamıyorsun, artık terazinin dengeleri değişmiş.<br />
Namussuzca, arsızca yazanları görmeyenler, sana en ağır cezaları verebiliyor.<br />
Yazamıyorsun! her türlü kahpelikle karşılaşıyorsun.<br />
Meydan, namussuza, arsıza bırakılmaya çalışılıyor.<br />
İşte sevgili M. Talat Uzunyaylalı ve Mehmet Emin, uzun bir aradan sonra, www.gazeteguncel.com ‘da yazmaya başladı.<br />
Sevgili ağabeyim M. Talat Uzun Yaylalı ve Mehmet Emin’in, her yazdığı yazı mesaj niteliğindeydi.<br />
Her yazısında, bir yerler rahatsız oldu.<br />
Öyle yerler rahatsız oldu ve öyle yerlerden tehditler aldı ki bunu en iyi ben biliyorum.<br />
Bu ülkede, bu şehirde o kadar ucuz klavye kabadayısı var ki…<br />
Onun için, hiç birini dikkate alıp, ne Sevgili M. Talat Uzunyaylalı’ya söyledim, ne de Mehmet Emin’e.<br />
Evet, Saygı değer M. Talat Uzunyaylalı ve Mehmet Emin beyle, çok ayrı düşünüyorum.<br />
Ayrı kulvarların insanlarıyız.<br />
Ama aynı şehirde yaşıyoruz ve aynı mesleği yapıyoruz.<br />
Endişelerimiz ve kaygılarımız aynı….<br />
Onun için M. Talat Uzunyaylalı ve Mehmet Emin’e hep saygı duydum.<br />
Duymaya da devam edeceğim.<br />
Bu şehirde, herkesin dik duramayacağı kadar, her şartta dik durduğu için…<br />
Evet, sevgili Talat abim ve Mehmet Emin Bey, ben sizi ayrıldı saymıyorum.<br />
En yakın Cuma’da yazılarınızı bekliyorum…</p>
<p>Recep KAPUCU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30815-erzurumda-yazamamak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cahil cesur olur</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30809-cahil-cesur-olur</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30809-cahil-cesur-olur#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 08:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öztürk Akkök</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30809</guid>
		<description><![CDATA[Resim ile fotoğraf…
Çok benzermiş gibi görünse de, iki farklı kavram.
***
Mesela resim çizilerek yapılır.
İster kalemle, ister&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Resim ile fotoğraf…<br />
Çok benzermiş gibi görünse de, iki farklı kavram.<br />
***<br />
Mesela resim çizilerek yapılır.<br />
İster kalemle, ister fırçayla…<br />
“Ressam”dır resim yapan kişi.<br />
Kimi kara kalem kullanır, kimi boya…<br />
Kimi sulusundan hoşlanır boyanın, kimi yağlısından.<br />
***<br />
Bazıları kaleme, fırçaya hükmeder, bazıları da elini fırça gibi kullanarak çizer resmi.<br />
Farklı araçlar deneyerek de resim yapmak mümkün olabilir.<br />
Örneğin çok eski yıllarda mağaralarda şekiller, resimler çizenler, ihtimalen kesici aletler kullanarak duvarlara kazımışlar düşündüklerini.<br />
***<br />
Fotoğraf ise çok daha farklı bir teknik.<br />
Makineniz varsa çekersiniz fotoğrafı.<br />
Aksi taktirde, şansınız hiç yok demektir.<br />
***<br />
Eskiden fotoğraf makineleri, film yoksa işe yaramazdı.<br />
Fotoğrafı, makineye yerleştirdiğiniz fime çeker, filmi banyo ettirir, karta bastırırdınız.<br />
***<br />
Dijital sistem hayatımıza girdikten sonra, çok şey değişti.<br />
Artık film yok, disket var.<br />
Bas deklanşöre, çek çekebildiğin kadar!<br />
Hepsi bedava!<br />
***<br />
Teknoloji son yıllarda öylesine baş döndürücü bir hızla gelişti ki…<br />
Şimdilerde cep telefonları hem fotoğraf makinesi ve hem kamera gibi de kullanılabiliyor.<br />
Bas deklanşöre, çek fotoğrafı ve anında istediğin yere gönder.<br />
İnanılmaz kolaylık.<br />
***<br />
Başınız ağırttığımın farkındayım.<br />
“Bu kadar teknik ayrıntıya ne gerek var” diyeniniz mutlaka olacaktır.<br />
Özür dilerim!<br />
***<br />
Ancak, “resim” ile “fotoğraf” arasındaki farkı anlatmam gerekiyor…<br />
Gerekiyor ki, konuya geçebileyim.<br />
Bu sebeple, böylesine detay bilgi vermek mecburiyetinde hissettim kendimi.<br />
***<br />
Hani “bu çaba da neyin nesi, hoş fotoğraçı olacak halimiz yok” diyebilirsiniz.<br />
***<br />
Anlatacağım elbet, ama bir noktaya daha dikkatinizi çekmem gerekiyor.<br />
***<br />
Diyelim öğrencisiniz ve sınavdasınız.<br />
Eğer cevabı “fotoğraf” olan bir soru için “resim” derseniz, biyerleri ile gülerler insanlar size.<br />
***<br />
Her neyse, şimdi geliyorum asıl konuya.<br />
***<br />
Bu ayın sonunda kar festivali var.<br />
Benim de gerçekleşmesi için, çok ısrar ettiğim bir etkinlik bu.<br />
***<br />
Vali sayın Sebahattin Öztürk’ün gayretiyle hazırlıklarına başlanılan festivalin geçtiğimiz gün programı ulaştı bize.<br />
Broşürde, festivalin iki gününe yayılmış “resim sergisi” etkinliği çarptı gözüme, şaşırdım.<br />
***<br />
Ahh, keşke resim sergisi açılabilse…<br />
Ama bu zor ve hatta imkansız.<br />
Şaşırmamın nedeni bu.<br />
Çünkü resim sergisi için, çok önceden duyuruların yapılması ve hazırlıklara başlanılması gerekiyor.<br />
***<br />
Haaa!<br />
Gidip çarşıdan, pazardan hazır resimleri satınalır, getirir de sergilerseniz, o başka!<br />
Yoksa öte şekliyle resim sergisi açmak kolay bi iş değil.<br />
***<br />
Anlatmam o ki…<br />
Düşünülen sergi, resim değil, fotoğraf sergisi.<br />
***<br />
Şimdi “N’olmuş ki! O kadarcık kusur kadı kızında da olabilir” denilebilir.<br />
Kusura bakmayın ama, böyle bir ifade asla kabul edilmemeli!<br />
***<br />
“Niye” biliyor musunuz?<br />
İzah edeyim:<br />
Festivalde  fotoğraf sergisi açılacak ve o sergi iki gün boyunca açık tutulacak.<br />
İki güne yayıldığına göre, sergi belli ki önemseniyor.<br />
Bence bir mahzuru yok, çok da hoş.<br />
***<br />
Peki program broşüründe ne yazıyor:<br />
“Resim sergisi!”<br />
Hem de bir yerde değil, iki yerde birden.<br />
***<br />
Yanlış anlamayın, hatalı yazmamış yazanlar.<br />
Böyle biliyorlar çünkü, yani “resim” onlar için doğru olanı.<br />
***<br />
Onlar!!!<br />
***<br />
Biliyorum şimdi de “onlar dediğin de kim” diyeceksiniz!<br />
Anlatayım:<br />
***<br />
“Onlar” dediğim, her taşın altından çıkma becerisi gösterenlerdir&#8230;<br />
Onlar öyle mahirdirler ki, fotoğraf makinesini ellerine alır “resim” çeker, gider “fotoğrafçıda” vesikalık “resim” çektirir…<br />
El sürmeden kitap yazar, iyi takla atar, amuda kalkar, koşar, buzda kayar, çok da güzel at tımar ederler!<br />
Becerilerini, ustalıklarını, her işten çok iyi anladıklarını yüzleri kızarmadan anlatırlar.<br />
İnandırıcıdırlar.<br />
El pençe divan durma en iyi becerdikleri işlerden birisidir.<br />
Her biri iyi birer organizatördür.<br />
Bilgiçtirler.<br />
Tabi birer de kültür abidesi!<br />
En iyisini onlar bilir, onlar yapar, onlar becerirler.<br />
Çok da cesurdurlar haa&#8230;<br />
***<br />
Yalnıııız&#8230;<br />
Her şeyi iyi bilenler, sadece bi şeyi bilmez, bilemezler:<br />
CESARETLERİNİN, CEHALETLERİNDEN KAYNAKLANDIĞINI!<br />
***<br />
Hazır söz festivalden ve programdan açılmışken, izninizle devam edeyim istiyorum.<br />
***<br />
Hazırlık kurulu, festivale çevre ülkelerin büyükelçilerinin davet edileceğini açıklamıştı.<br />
Bilmiyorum, böyle bir davet oldu mu?<br />
Yarın bu festivale gelecek olan ve ihtimalen Türkçe bilmeyen yabancı konukların eline sadece Türkçe hazırlanmış bir program broşürü ne diye tutuşturulacak?<br />
Okusunlar, anlasınlar diye!<br />
Ne garip değil mi?<br />
***<br />
Yıllar sonra yeniden yapılacak bir festival programının çok daha detaylı hazırlanması, aynı zamanda metinlerin Türkçe ve İngilizce ve hatta Rusça, Farsça, Arapça dillerinde kaleme alınması gerekmez miydi?<br />
Yabancı ne anlayacak Türkçe broşürden?<br />
***<br />
Biliyor musunuz, aslında broşürün tek dilde hazırlanması isabet olmuş!<br />
Çünkü yabancılar, yanlışların farkında olmayacak.<br />
Bize gelince&#8230;<br />
Önemli mi yani!<br />
Zaten keriziz, uydur, kakala gitsin!<br />
…&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p><strong>ERZURUM’UN ADINI KORUMAK VE KOLLAMAK GEREK </strong><strong></p>
<p></strong>Ankara Erzurum Dernekleri Federasyonu başkan ve yöneticilerinin kaç günden beri Erzurum’da kapı kapı dolaşarak düşündüklerini şehrin önde gelen isimleri ile paylaştığını en azından yapılan haberlerden biliyorsunuz.<br />
***<br />
Feridun Önal Bey’in öncülüğünde yollara düşen federasyon yetkililerinin öncelikli hedefi Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde “Birinci Erzurum Tanıtım Günleri” etkinliği düzenlemek.<br />
Kapsamlı bi çalışma yapmışlar.<br />
Anlatacaklarını dinlemek amacıyla düzenledikleri basın toplantısına katıldım.<br />
Doğrusunu söylemek gerekirse çok da iyimser bulmadım atılan adımları ve orada çekincelerimi federasyon yöneticilerine açık bir dille ifade ettim.<br />
***<br />
Amacım tekere çomak sokmak değil.<br />
Niyetim kendi çapımda bir “koruma zırhı” oluşturmak!<br />
***<br />
Çoğumuz farkında değiliz belki, ama Erzurum dışarıda oldukça saygın bir yere sahip.<br />
İki kişiden birisi Erzurumlu ise misal, o tercih edilir.<br />
Alışverişte Erzurumlu güvenilir bir müşteridir.<br />
Ülke güvenliğinde Erzurumlu’ya herkes sırtını rahatlıkla döner.<br />
Çünkü Erzurumlu, kimseyi arkadan hançerlemez.<br />
Vatan, bayrak, ezan dadaşın vazgeçilmezleri arasındadır.<br />
Sözü senet kabul edilir Erzurumlu’nun.<br />
Komşuluğu, komşuda pişenin kendine de düşeceğini iyi bilir Erzurumlu.<br />
Ölü görmüş ağlamış, düğün görmüş oynamıştır dadaş.<br />
Hal’den, adap’tan, erkân’dan anlar.<br />
***<br />
Bakın, müthiş bir miras bunlar.<br />
Son derece değerli, paha biçilmez bir miras!<br />
***<br />
Erzurum’u böylesine özellikli hale getirenlerden Allah razı olsun.<br />
Umarım haklarını helal eder, mahşer gününde yakamıza sarılmazlar.<br />
Çünkü onlar sayesindedir paye’miz.<br />
***<br />
Bugün birileri kalkmış “Ankara’da Erzurum Günleri hazırlayacağız” diyor.<br />
İnşallah atılan adımlarla bu şehrin kar’ına kara bir leke daha düşürülmez!<br />
***<br />
“Daha” diyorum&#8230;<br />
Çünkü giderek o kadar çok yanlış yapılmaya başlanıldı ki Erzurum adına, Erzurumlu adına hayret edersiniz.<br />
Yapılan yanlışlar, söylenen yalanlar, atılan hesaba dayalı adımlar yüzümüzü fazlasıyla kızartır oldu.<br />
***<br />
Kimse yanlış anlamasın beni.<br />
Ticarete veya sosyal bir etkinliğe asla karşı değilim.<br />
Erzurumlu herkes, ister işadamı olsun, ister dernek yöneticisi, ister şu veya bu…<br />
Ticaret de yapsın, anlaşmalar da imzalasın, üretsin, satsın, büyüsün, zengin olsun.<br />
Ama Erzurum veya Erzurumluluk kavramları, ufak hesaplara kurban edilmemek kaydı şartıyla.<br />
***<br />
Kötü örnekler çoğaldıkça, hassas düşünen herkes bu konularda ciddi endişe duymaya başladı.<br />
Çoğu insan, lekelenmemesi ve kirlenmemesi için, üzerine titrediği Erzurum adının, beş paralık olmasını, meze haline gelmesini, getirilmesini, değerinin ayaklar altına alınmasını asla istemiyor, “yeter” diyor yeteeer!<br />
***<br />
Erzurum’u marka haline getirmek ve “şehrin adı” olarak kullanmak yeterli.<br />
İsimse başka şeyler bulmak gerek.<br />
Ama yok, böyle yapmıyor, vara yoğa kullanıyoruz tüm değerlerimizi.<br />
Tıpkı Pasinler yolundaki “Hak” dinlenme tesisleri veya Atatürk Üniversitesi’ndeki “Ata” döneri gibi!<br />
***<br />
Başka isim mi yok koyacak, ne demek “Ata döneri?”<br />
Düşünseniz, aklınıza yığınla isim gelir.<br />
Ama gelen isimlerin çoğu “istismar”dan hayli uzakta kalır ki…<br />
İşe yaramaz!<br />
Anlayacağınız illa öpmek gerek.</p>
<p>Öztürk AKKÖK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30809-cahil-cesur-olur/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teknik Üniversite ve Prof. Yaylalı…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30786-teknik-universite-ve-prof-yaylali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30786-teknik-universite-ve-prof-yaylali#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 07:38:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esat BİNDESEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30786</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum Teknik Üniversitesinde çalışmalar aralıksız devam ediyor.
Rektör Prof. Dr. Muammer Yaylalı emin adımlarla yürüdüğünü anlatmaya&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Teknik Üniversitesinde çalışmalar aralıksız devam ediyor.<br />
Rektör Prof. Dr. Muammer Yaylalı emin adımlarla yürüdüğünü anlatmaya çalışıyor.<br />
Hiç şüphesiz kafasındaki düşünce, fiziki imkânlar ve bilimsel ihtiyaçlar bakımından en iyisini<br />
yapabilmek.<br />
En iyisine ulaşabilmek…<br />
Odaklandığı nokta burası…</p>
<p>*</p>
<p>Prof Dr. Muammer Yaylalı ile konuşma fırsatı buldum.<br />
Üniversitenin geldiği noktayı daha sormadan,<br />
Hoca öylesine odaklanmış ki üniversiteye,<br />
Kuruluş aşamasından tutunuz, geldiği noktayı büyük bir heyecan içerisinde anlattı.<br />
Yer konusundan, üniversiteye alınan araçlara kadar,<br />
Erzurum’a kazandırmak istediği bilim adamlarına kadar en ince detayları nasıl düşündüğünü<br />
ifade etti.<br />
Sayın Yaylalı daha çok fikirlerin barınabileceği, fikir adamlarının dolaştığı, rüştünü ispat etmiş<br />
bilim adamlarının bulanacağı bir üniversite oluşturmayı hedeflemiş.<br />
Bunlar bir üniversitenin olmazsa olmazlarıdır.<br />
Lüks binalarda gerekir elbette,<br />
Ama öncelikle iyi yetişmiş beyinler gerekiyor.<br />
Zaten Sayın Rektör’de bu işin farkında.</p>
<p>*</p>
<p>Erzurum’da çok başvurulmayan ‘İstişare’ geleneğini çalıştırmaya başladı hoca.<br />
‘Her şeyi ben bilirim’ anlayışından uzak,<br />
Herkesin bir aklı var,<br />
‘Ortak akıl’ anlayışıyla hareket etmesi de işin bir başka güzel tarafı elbette.<br />
Erzurum’u çoğu yerde vuran anlayış,<br />
‘Ben daha iyisini bilirim’ anlayışı değil mi?<br />
İşte Teknik Üniversitenin Rektörü bu anlayıştan kaçıyor, ortak aklı belliyor.<br />
Sivil Toplum Kuruluşlarına gidiyor,<br />
Fikir alış-verişinde bulunuyor.<br />
Yüce dinimizde ‘İstişare etmeyi’ emretmiyor mu?</p>
<p>*</p>
<p>Hocanın en büyük hayalinden birisi de,<br />
Teknik Üniversitenin kısa sürede Türkiye’de ve dünya da sesini duyurmasıdır.<br />
Teknik üniversite bu düşünceyi kendisine şiar edinmiş,<br />
Başta beyinsel ortamı buna göre tahsis etmenin çabasını gütmektedir.<br />
Akademik kadrolara atama yaparken, açılacak olan bölümler üzerinde hassasiyetle durmaktadır.<br />
Amaç, yazımızın başında da söylediğim gibi,<br />
Teknik Üniversiteyi,<br />
Küresel çapta bir yapıya ulaştırmaktır.<br />
Rektör Muammer Yaylalı hoca hiç şüphesiz bu hedefleri kavrayacak ve şekillendirecek vizyona sahiptir.</p>
<p>*</p>
<p>Hoca bu doğrultuda bir hedef seçmiş,<br />
Teknik Üniversite Bünyesine ‘Spor Akademisi’ bölümünü yerleştirmiş.<br />
Öncelikle ve özellikle akademinin kış sporları ağırlıklı olacağını tahmin ediyorum.<br />
Erzurum Kış Sporları Merkezi olma yolunda adımlar atmaya çalışıyor.<br />
İşte bu adımların atıldığı şu günlerde Teknik Üniversitenin Spor Akademisi düşüncesi,<br />
Erzurum açısından çok önemlidir.<br />
Ve bence atılan büyük adımdır.</p>
<p>*</p>
<p>Teknik Üniversite Prof. Dr. Muammer Yaylalı’nın değil,<br />
Erzurum’undur.<br />
Sahip çıkmak,<br />
Geliştirmek,<br />
Ortaya fikir koymak,<br />
Kırıp atmadan,<br />
Yapıcı eleştirilerle de birlikte Üniversiteye sahip çıkmak hedef olmalı.<br />
Her şeyi Rektörden beklemek yerine,<br />
Rektör ve yöneticilere yardımcı olmak hedef olmalı.<br />
Bir tarafta Atatürk Üniversitesi,<br />
Diğer tarafta Teknik Üniversite…<br />
Kıymetini bilirsek,<br />
Erzurum’u değerleri olarak görürsek,<br />
Ahbap-çavuş ilişkilerinden uzaklara taşıyabilirsek,<br />
İşte o zaman,<br />
Erzurum’a önemli katma değer katmış olacağız…</p>
<p>Esat BİNDESEN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30786-teknik-universite-ve-prof-yaylali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yine ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sesleri…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30783-yine-hepimiz-ermeniyiz-sesleri</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30783-yine-hepimiz-ermeniyiz-sesleri#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 07:23:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahdet Nafiz AKSU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30783</guid>
		<description><![CDATA[Hrant Dink’in öldürülmesi elbette hazin bir olay. Ama bu, olayı ve yargı kararını kınarken &#8216;hepimizin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hrant Dink’in öldürülmesi elbette hazin bir olay. Ama bu, olayı ve yargı kararını kınarken &#8216;hepimizin Ermeni&#8217; olmasını gerektirmiyor. Biz bu hadiseyi &#8216;Türk ve Müslüman&#8217; kimliğimizle kınıyoruz!<br />
Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından İstanbul’da olayı telin eden bir yürüyüş yapılmıştı.</p>
<p>Yürüyüşte ‘Hepimiz Ermeni’yiz’ sloganları atılınca, 10 Mayıs 2007’de bu sütunlarda bir yazı kaleme almış ve ‘Hayır, ben Ermeni değilim’ demiştim.</p>
<p>Aradan beş yıl geçti, dava sonuçlandı, bu sefer de davaya tepki olarak yine kalabalık bir yürüyüş yapıldı, yine birçok kişi ‘hepimiz Ermeni’yiz’ sloganları attı, pankartlar taşıdı…</p>
<p>Beş yıl önceki yazı bugünü de tahlil ediyor. O nedenle bir kere daha paylaşıyorum sizinle.</p>
<p>***</p>
<p>Hrant Dink’in üzeri gazeteyle örtülü cesedini televizyondan izlediğimde içim sızladı. Hele minicik kızının acı ve şaşkınlık dolu bakışları ile nasıl sarsıldığımı anlatamam.</p>
<p>Terörü bir kere daha lanetledim. Ocaklar söndüren kahpe kurşunlara kinimi bir kere daha biledim. Bulanık sularda balık avlattırılan kalleş tetikçilere ve onların arkasındaki güçlere lanetler yağdırdım.</p>
<p>Nasıl yağdırmam? Nice canlar verdik kahpe kurşunlara… Ne fidanlar devrildi gözlerimizin önünde. Toprağın kara bağrına cennete girer gibi koşan koç yiğitlerle dolu şehitliklerimiz.</p>
<p>Gönlümüzün şeref odalarında, kalbimizin kral dairelerinde nice şehit hatırasını misafir etmekteyiz yıllardan beri.</p>
<p>Kalleşliklerin, dalaletin, hıyanetin kol gezdiği bir mübarek vatan parçasının kellesi koltuğunda sevdalılarıyız.</p>
<p>Nazlı hilalimiz yüz dökmesin diye rengine renk katmadayız, ihtiyaç duyuldukça…</p>
<p>Ezanımız susmasın diye sesine ses vermekteyiz. Sancağımız düşmesin diye kara toprağa biz düşmekteyiz ıssız dağ başlarında, kuytu patikalarda…</p>
<p>Mayınlı yolları kent caddesi bellemiş, keyif turu atar gibi salınıp gezmedeyiz. Asırlardır ölümle evcilik oynuyoruz. Arkadan vuruluyoruz. Göğüsten hançerleniyoruz.</p>
<p>1915′lerin, 17’lerin Erzurum’unu düşünüyorum. Yanıkdere geliyor hatırıma.</p>
<p>Karnı hançerle yarılıp bebeği süngülenen anaları… Paramparça edilen Hırant’ın kızı yaşındaki yavruları…</p>
<p>Sonra Avrupa’nın göbeğinde pusuya düşürülen diplomatlarımızı…</p>
<p>Hayır, hayır… Bütün bunlardan Hrant sorumlu değil. Vatanına bağlı Türkiye Ermenileri de mesul değil.</p>
<p>O iyi bir Türk yurttaşıydı. Uluslararası bir toplantıda şöyle söylediğini dün bir köşe yazısında okudum ve çok etkilendim.</p>
<p>Şöyle demiş merhum: “”Ben, Ermeni asıllıyım ama önce Türk vatandaşıyım. Bu sebepten dolayı, sizlere içinde yaşadığım halkımın dili ile hitap etmek istiyorum”</p>
<p>Türklerin Türkçeden köşe bucak kaçtığı, müzisyenlerin uluslara arası yarışmalara İngilizce eserlerle katıldığı bir memlekette, Ermeni asıllı bir yurttaşımızın bu duyarlılığına şapka çıkarılmaz mı?</p>
<p>Dedim ya, Hrant cinayeti beni çok üzdü. Çok düşündürdü. Rahmetliye bir kinim, bir buğzum yok. Ailesine karşı insani hisler besliyorum, acılarını paylaşıyorum.</p>
<p>Lakin bu olayla ilgili üzüntüm, acım, öfkem sadece cinayetle sınırlı değil.</p>
<p>Hatta diyebilirim ki, cinayet sonrasında meydana gelen gelişmeler en az cinayet kadar etkiledi beni.</p>
<p>Kendi Milletinin, cemaatinin hak ve hukukunu koruma yolunda canını veren bir adam var karşımızda.</p>
<p>Bu menfur cinayeti kınamada ileri gidip milliyet değiştiren zavallılar koro halinde bağırıyorlar “hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni…” Hele bir de şu canım sarı gelin türküsünü çalmıyorlar mı televizyonlarda? İfrit oluyorum.</p>
<p>Keşke kendi vatanınızı sevmek ve milletinizin hakkını, hukukunu korumakta onun kadar olabilseydiniz…</p>
<p>Milletinizin değerlerini savunma uğrunda ölecek kadar kendinizi bu vatanın evladı hissedebilseydiniz.</p>
<p>“Bugün hepimiz Ermeni’yiz” dediğiniz aşk ve şevkle hayatınız boyunca hiç “Türk’üz” dediniz mi?</p>
<p>Hal bu ki bu olay karşısında “Biz Türk Milletinin bir ferdiyiz, ama bu olayı sizin kadar kınıyor, lanetliyoruz” deseydiniz daha makbule geçerdi, sözünüz, tavrınız…</p>
<p>Hiçbir soylu millet kendi milliyetini inkâr edenlere değer vermez, bilmez misiniz?</p>
<p>Lafın kısası, bu menfur cinayeti şiddetle kınıyorum. Ama bir Türk evladı olarak, bir Müslüman olarak kınıyorum.</p>
<p>Gerçek Ermeniler avazları çıktığı kadar bağırsınlar “biz ebediyen Ermeni’yiz” diye…</p>
<p>Ben de “Ermeni olmama hakkımı” kullanıyorum ve “ne bugün, ne yarın Ermeni’yim” diyorum…”</p>
<p>Bugün hepimiz Ermeni’yiz naraları gönlüme giran geliyor!</p>
<p>Dink’in katledilmesini bir’ Müslüman Türk’ olarak kınıyorum…</p>
<p>Vahdet Nafiz AKSU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30783-yine-hepimiz-ermeniyiz-sesleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazarı susturmak…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 07:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30782</guid>
		<description><![CDATA[Tevafuka bakar mısınız, ikisinin adı da Mehmet Emin; ikisinin de dünyasında Erzurum önemli bir mekan…
&#160;
İlki;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tevafuka bakar mısınız, ikisinin adı da Mehmet Emin; ikisinin de dünyasında Erzurum önemli bir mekan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlki; büyük şair ve bir dönem (kağıt üzerinde de olmuş olsa) Erzurum valiliği yapmış olan Mehmet Emin Yurdakul; ikincisi ise, bu toprakların yetiştirdiği ehli vicdan bir yazar ve hakiki bir münevver…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkincisinin, kimi zaman adı Talat Uzunyaylalı oldu; kimi zaman Mehmet Emin… Ve çok az da Talat Geyik…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu adların bir önemi de yoktu aslında&#8230; Çünkü yazdıkları öylesine değerliydi ki, mazruf dururken kim bakardı zarfa&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve fakat öyle değilmiş!</p>
<p>Vatan şairi Mehmet Emin Yurdakul, bir şiirinde baskının her türüne karşı şöyle isyan ediyordu:</p>
<p>&#8220;Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et.</p>
<p>Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.&#8221;</p>
<p>Bu toprakların münevveri M.Talat Uzunyaylalı veya Mehmet Emin ise veda ederken, yüreklere kor gibi düşen şu cümleleri haykırdı:</p>
<p>&#8220;…Yazarlık anlayışımız gereği hiçbir şahsı ve onun ailesini, özel yaşantısını yazılarımıza konu yapmadık. Yazılarımızda ele aldığımız konular ve eleştirdiğimiz kimi hususlar şahısların düşünce ve eylem alanlarıyla ilgili olmuştur ki, ilkelli gazetecilik de tam olarak budur.</p>
<p>Buna rağmen bazı insanlar, bunların içinde meslektaşlarımız bile var, yazdıklarımızdan rahatsız oldular. Çalıştığım kurumdan yola çıkarak tabir caizse, bizi susturmaya çalıştılar. Şahsımızda, çalıştığımız kurumu yıpratmak yoluna gittiler. Bu durum şehrimizde demokratik olgunluğun henüz çok gerilerde olduğunun da bir kanıtıdır.&#8221;</p>
<p>O&#8217;nu susturanlar şimdi avuçlarını nasıl ovuşturuyorlardır bilmiyorum; lakin O, bu şehrin hür vicdanı ve ehli namusun şahikasıdır.</p>
<p>O, bu şehrin romancısı&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin münevveri&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin gürül gürül çağlayan bir yazarı&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin her daim ve her şartta eğilmeyen, bükülmeyen ve inandığı davadan taviz vermeyen samimi bir müminidir.</p>
<p>Ve hatta kimi kurumlara kapaklanmış müteşairler kızmaz ise şayet O, aynı zamanda bir şairdir.</p>
<p>Ve dahi kimi angutlar haki renge taptıklarından ötürü, üstlerinde askeri urbalarla dolaşırken O, Müslüman bir kadının romanını yazacak kadar cesurdu.</p>
<p>O; tıpkı Akif&#8217;in dediği gibi, &#8220;Gelenin keyfi için geçmişine sövmeyen&#8221; yürekli bir Dadaş&#8217;tı&#8230;…</p>
<p>28 Şubat&#8217;çılar O&#8217;nun üstünü çizip, adının karşısına kocaman harflerle &#8220;mürteci&#8221; diye yazdıklarında; O, yine Lalapaşa&#8217;dan uzaklaşmadı; Ulucami&#8217;de Kur&#8217;an tilavet etmekten korkmadı.</p>
<p>Necip Fazıl misali:</p>
<p>&#8220;Beni Allah tutmuş, kim eder ki azat?&#8221;</p>
<p>O&#8230;…</p>
<p>Hakikati haykırdı, mazlumun yanında oldu, egemenlerin sofralarına tenezzül etmedi.</p>
<p>Az kaldı işinden oluyordu, hatta az kaldı içeri tıkılıyordu.</p>
<p>Buna rağmen susmadı.</p>
<p>İşte o sebepledir ki, O&#8217;nun birden çok adı oldu.</p>
<p>M.Talat Geyik&#8217;i takibe aldılar; O, M.Talat Uzunyaylalı olarak mücadele etti&#8230;…M.Talat Uzunyaylalı kendi meslektaşları tarafından MİT&#8217;e ihbar edilince, bu kez de imdadına Mehmet Emin yetişti&#8230;…</p>
<p>Bugün etraf sahte demokratlardan, sahte müminlerden, sahte aydınlardan, sahte gazetecilerden geçilmiyor ya&#8230;…</p>
<p>Siz asıl 28 Şubat&#8217;ta görecektiniz O&#8217;nu&#8230;…</p>
<p>Hemşerimiz Fethullah Gülen cezaların en ağırına reva görülmüşken, ve de kendi dava arkadaşları bile &#8220;Hocaefendi&#8221; diye yazamıyorken;  O, yani bu toprakların yazarı M.Talat Uzunyaylalı, Palandöken gazetesinde haykırmıştı:</p>
<p>&#8220;Fethullah Hoca&#8217;ya reva görülen bir zulümdür&#8221;</p>
<p>Bayburtlu Zihni Bayburt Rus işgalinden sonra, yani Bayburt&#8217;un  yakılıp yıkılmasından sonra memleketine gelir. Etrafına bakar ve yüreği öyle bir yanar ki, o yangın şu dizelere dönüşür:</p>
<p>&#8220;Vardım ki, yurdunda ayak göçürmüş, yavru gitmiş ıssız kalmış otağı.</p>
<p>Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş, sakiler meclisten çekmiş ayağı.&#8221;</p>
<p>Erzurum işgal altında değildi ama, öyle bir anlayış bu şehre hakim olmuş ki, M.Talat Uzunyaylalı gibi bir yazar, sırf üzerinde &#8220;devlet memurluğu&#8221; sıfatı var diye, ha bire ihbar edildi.</p>
<p>Hem de 28 Şubat&#8217;ta savunduğu adamların erketecileri tarafından&#8230;…</p>
<p>Nitekim O&#8217;nu susturdular.</p>
<p>&#8220;Artık yazmayacağım&#8221; dedi.</p>
<p>Yani, &#8220;Viran olası hanede evlad u  iyal var&#8221;</p>
<p>Siz biliyor musunuz M.Talat Uzunyaylalı&#8217;nın bu şehre dair yazmasından en çok kimler rahatsız oldu?</p>
<p>Ben söyleyeyim:</p>
<p>İsimlerinin önüne layık olmadıkları unvanları yerleştiren kütükler&#8230;…</p>
<p>Hani Nazım Hikmet kendisini yok etmek isteyenler için demişti ya;</p>
<p>&#8220;Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında&#8221;</p>
<p>İşte o misal&#8230;…</p>
<p>Bazıları zannediyor ki, memur M.Talat Uzunyaylalı&#8217;yı susturduk.</p>
<p>Hayır; susturamazsınız&#8230;…</p>
<p>Bu kadar kolay ve ucuz değil&#8230;…Çünkü O, bu şehrin maşeri vicdanıdır.</p>
<p>Vatan şairi Namık Kemal tam da böyle bir durum karşısında, nasıl kafa tutmuştu unuttunuz mu?</p>
<p>&#8220;Vatan yahut Silistre&#8221;</p>
<p>M.Talat Uzunyaylalı, hem kendi adına hem de kendisiyle aynı olan adıyla veda etmiş Gazete Güncel&#8217;deki yazılarına&#8230;…</p>
<p>&#8220;Roman yazacağım&#8221; demiş!</p>
<p>Etme be Talat abi&#8230;…</p>
<p>Sen ki bu şehrin romanını yazmış bir yazarsın.</p>
<p>Sen olmasaydın kim Nenehatun&#8217;u bilecekti, kim bir leyleğin aldatılması halinde neler yapacağını&#8230;…</p>
<p>Yapma be Talat abi; yapma&#8230;…</p>
<p>Seni susturanlar (daha doğrusu susturduğunu zanneden dangozlar hiç boşuna sevinmesinler) bilimsel olarak da ispatlandı ki, güneş balçıkla sıvanmıyor.</p>
<p>Ne alakası var bilmiyorum ama aklıma düştü işte&#8230;…</p>
<p>Ne zaman hüzünlensem, ne zaman yarınları umut dolu günlerin geleceğini bilsem bile hep şu dizeler düşer aklıma:</p>
<p>&#8220;Gül hazin sümbül perişan, bağ-ı zarın şevki yok.</p>
<p>Geldi amma neyleyeyim, sensiz baharın şevki yok&#8221;</p>
<p>Talat ağabeyi, bak Abdulhak Hamit Tahran &#8220;Makber&#8221; şiirinde böyle sitem ediyor.</p>
<p>Sen de bize sitem et ama bırakıp gitme&#8230;…</p>
<p>Çünkü bırakıp gidenlerden ötürü canımız acıyor. Daha Reyhani&#8217;nin acısı dinmemişken bir de sen yakma bizi&#8230;…</p>
<p>&#8220;Cuma günü buluşmak üzere&#8221; demişsin veda yazında&#8230;…</p>
<p>Çünkü Gazete Güncel&#8217;deki ilk yazın Cuma günüydü.</p>
<p>&#8220;Mübarek bir günde başladım, mübarek bir günde bırakırım&#8221; diyorsun; tamam&#8230;…</p>
<p>Lakin sen ki bu şehrin vicdanısın&#8230;…Sen susarsan şehir karanlığa gömülür. Sen çekip gidersen şehir çakalların yurdu olur.</p>
<p>Sen orada dur yeter&#8230;…</p>
<p>Yazmasan bile&#8230;…</p>
<p>&nbsp;<br />
Fakat Talat ağabeyi sana bir soru sormak istiyorum:</p>
<p>28 Şubat Süreci&#8217;nde mi canın çok yandı, şimdi mi?</p>
<p>Haydi Talat ağabeyi bir şey söyle&#8230;…</p>
<p>Sen ki çaresiz değilsin; zira sen değil miydin, aynı zamanda &#8220;Tanzimat&#8217;tan Günümüze Türk Basını&#8221;nı yazmış bir aydınsın&#8230;…</p>
<p>Bu soru senin için çocuk oyuncağı olmalı&#8230;…</p>
<p>Söyle Talat ağabeyi, haydi söyle:</p>
<p>Apoletliler mi canını çok yaktı, cübbeliler mi?</p>
<p>Son bir soru:</p>
<p>Senatörün kızı ne derdi bu işe?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum, Kış Festivaliyle şenlenecek</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30742-erzurum-kis-festivaliyle-senlenecek</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30742-erzurum-kis-festivaliyle-senlenecek#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 12:15:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[erzurum]]></category>
		<category><![CDATA[festivali]]></category>
		<category><![CDATA[kis]]></category>
		<category><![CDATA[şenlenecek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30742</guid>
		<description><![CDATA[2011 yılının 27 Ocak ile 6 Şubat günleri arasında Erzurum&#8217;da, Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarının 25&#8242;incisi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011 yılının 27 Ocak ile 6 Şubat günleri arasında Erzurum&#8217;da, Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarının 25&#8242;incisi kutlandı.</p>
<p>Görkemli açılış töreniyle Kış Oyunları, büyük ilgi uyandırmıştı.</p>
<p>Aradan bir yıl kadar geçti ve bu kez 2011&#8242;in 19 Kasım&#8217;ında Palandöken Kayak Merkezinde bir elin parmak sayısı kadar kayakçı, yeni sezona “merhaba’’ dedi.</p>
<p>Kış turizminde önemli bir ivme kazanan ve çıtayı yükselten Erzurum adına, 5- 10 kayak severin sessiz sedasız piste çıkmasından rahatsız olduk.</p>
<p>Oysa sezonun açılışında değil yüzlerce, binlerce kayakçı pistleri doldurmalıydı.</p>
<p>Bir yıl öncesi ile kıyaslanamayacak ölçüde seviye kaybı bizi ve dolayısıyla kış turizmini umut görenleri hayal kırıklığına uğrattı.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kadir-sabuncuoglu-kis-turiz1.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30753" title="kadir-sabuncuoglu-kis-turiz" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kadir-sabuncuoglu-kis-turiz1.png" alt="" width="507" height="380" /></a></p>
<p>Xanadu&#8217;nun açılışı nedeniyle gelen gazetecilerin köşelerinde yazdığı yazılar, Erzurum&#8217;un kış turizminde artık çok büyük engelleri aştığını gösteriyordu.</p>
<p>Hürriyet Gazetesi&#8217;nin Seyahat ekinde 2 Ocak 2012 günü yayınlanan &#8216;Palandöken&#8217;  sayfasını hazırlarken dağdaki otellerin, müşteri azlığından yakındığına tanık olduk.</p>
<p>Kış erken gelmiş, kar yağmıştı ama özellikle Rus, İranlı ve Ukraynalı turist yok denecek kadar azdı.</p>
<p>Palandöken&#8217;e gelen konuklara oteller, sıfır kilometrelik &#8216;Konaklı&#8217;da kayak&#8217; yapma şansını da &#8216;amorti&#8217; olarak veriyordu ama ilgi yoktu.</p>
<p>Otel sayısı artmış, müşteri sayısı fazlalaşacağına, azalmıştı.</p>
<p>Konunun &#8216;ayrıntılı biçimde masaya yatırılarak sorunun ortaya çıkarılması gerekir&#8217; diye düşünüyorum.</p>
<p>+++</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>BÖYLE TURİZM OLUR MU?</strong></p>
<p>Otellerin genel müdürleri ile görüştükten sonra, Palandöken Dedeman Otel&#8217;de ki Star Kayak evinin sahibi Metin Gez&#8217;i ziyarete gittik.</p>
<p>Palandöken&#8217;de 50 yıldan beri kayan, kayak öğretmenliği yapan, Erzurum kayak kulübü ve Kayak Federasyonlarında görev alan Metin Gez, öncelikle &#8216;dağın sahipsiz kaldığı&#8217;na dikkati çekti.</p>
<p>- Bak şurası Snowboard pistine benziyor mu?</p>
<p>- Hayır.</p>
<p>-  Hiç kimse ilgilenmiyor. Telefon açıp benden Palandöken&#8217;in durumunu soran yüzlerce tanıdığım var. Pistler hazır mı, kaymaya gelelim mi, diyorlar. Ben de &#8216;gelmeyin&#8217; diyorum. Niye? Bana güvenen o insanlara mahcup olmamak için. Palandöken sahipsiz. Ejder pisti çoğu zaman kapalı. &#8216;Pist ezilmemiş. Çığ tehlikesi, fırtına var&#8217; diyerek tesisler çalıştırmıyorlar.  Çığı önlemek için trilyonluk sistem kuruldu. Ama kullanılmıyor. Kayak Federasyonunun sorumlusu, kayaktan anlamıyor, Palandöken&#8217;i tanımıyor. Konaklı&#8217;da Avrupa&#8217;nın en güzel pistleri var. Ama bir bardak çay ikram edecek yerimiz yok. Hiç böyle turizm olur mu?</p>
<p>Metin Gez sözlerini şöyle tamamladı:</p>
<p>-Ben size söylediklerimin hepsini Kayak Federasyonu Başkanı Özer Ayık&#8217;a da anlattım.</p>
<p>Şimdi Metin Gez&#8217;e hak vermemek mümkün mü?</p>
<p>+++</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KAR UMUT OLDU AMA&#8230;</strong></p>
<p>Aslı, herkes gibi bizim de yüreğimizi yaktı.</p>
<p>Ömrünün baharında yaşama veda etti.</p>
<p>Metin Gez&#8217;in ne kadar haklı olduğunu, Konaklı&#8217;da 17 yaşında yaşama veda eden Milli kayakçı Aslı Nemutlu&#8217;nun geçirdiği kazada gördük.</p>
<p>Olayın ardından Metin Gez ağabeyi, telefonla bu kez İstanbul&#8217;da buldum:</p>
<p>- Ben sana dememiş miydim.  &#8216;Dağların sahibi yok&#8217; diye. İşte gördün mü? Önlem alınmazsa, daha çok canlar yanacak.</p>
<p>Metin Gez&#8217;in bu görüşleri ulusal gazetelere ve internet sitelerinde manşet oldu.</p>
<p>Şimdi bir tarafta Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ün her fırsatta dile getirdiği  &#8216;Erzurum&#8217;un en büyük şansı kış turizmi&#8217; görüşü.</p>
<p>Diğer tarafta &#8216;Aslı&#8217;nın ölümüyle sonuçlanan kaza&#8217; bize pahalıya mal olacak gibi.</p>
<p>+++</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>VALİ ÖZTÜRK&#8217;ÜN DUYARLILIĞI, ERZURUM&#8217;A FESTİVAL KAZANDIRDI</strong></p>
<p>Biz geçtiğimiz Kasım ayında, &#8216;Kar artık para ediyor. Umut oldu. Festivallerle kutlayalım dedik.</p>
<p>Hatta, komşumuz Sarıkamış&#8217;ta yapılan kayak sezon açılışından fotoğrafları yayımladık.</p>
<p>Valilik, Büyükşehir ve alt belediyeler, otellerle, turizm şirketlerinin dikkatini çekmek istedik.</p>
<p>Görüşlerimiz Doğu Ekspers&#8217;te &#8216;Kış turizminde var mıyız, yok muyuz?&#8217;, Erzurum Gazetesi&#8217;nde  &#8216;Kim neyi bekliyor???&#8230;ö manşetleriyle yayınlandı.</p>
<p>İnternet sitelerinde benzer tartışmalar açıldı.</p>
<p>Yayınların ardından biz &#8216; unutuldu&#8217; diye düşünürken,  Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ün festival için bir komite kurdurarak çalışma başlattığını öğrendik.</p>
<p>Vali Öztürk&#8217;ü duyarlılığından dolayı kutluyoruz.</p>
<p>Çünkü,  Sebahattin Öztürk sayesinde Erzurum&#8217;da Dadaş Film Festivalinden sonra Kış Festivali de yapacak.</p>
<p>Dileğimiz, 8 yıl önce başlayan ve devamı gelmeyen festivale benzemesi.</p>
<p>+++</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>ÖZGÜR ARSLAN: &#8216;ŞEFFAF OLACAĞIZ’</strong></p>
<p>Geçtiğimiz Pazartesi günü Vali Yardımcısı Özgür Arslan başkanlığında yapılan &#8216;Kış festivali&#8217; toplantısına katıldık.</p>
<p>Vali Yardımcısı Arslan, 8 yıl aradan sonra &#8216;Erzurum Kış Festivali&#8217; için yapılan hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıkladı.</p>
<p>Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarının birinci yıldönümünde geleneksel olarak festival düzenleneceğine dikkati çeken  Özgür Arslan, Kültür ve Turizm Bakanlığından festival için 320 bin lira gönderildiğini bildirdi.</p>
<p>Öncelikle harcamalarda &#8216;Şeffaf olacağız&#8217; vurgusu yapan Özgür Arslan, ilk kış festivali için “kusurumuz olursa şimdiden affola&#8217; dedi.</p>
<p>+++</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>FESTİVALDE NELER VAR?</strong></p>
<p>Toplantıda Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Fatih Çintımar,  Erzurum Kış turizminin 26 Ocak günü &#8216;festival yürüyüşü&#8217; ile başlayacağını belirtti.</p>
<p>Fatih Çintımar,  kış festivalinin üç gün süreceğini ifade ederek programla ilgili detayları sıraladı:</p>
<p>+ 27 Ocak&#8217;ta festival yürüyüşü Çifte Minareli Medrese önünde başlayacak, Havuzbaşı&#8217;nda son bulacak.</p>
<p>+ 28 Ocak günü kaymayı öğrenen bin çocuk salonda gösteri yapacak.</p>
<p>+ Sanatçı Cumhur Seval sahne alacak.</p>
<p>+ 56&#8242;ncı Eurovısıon şarkı yarışmasında birinci olan Azerbaycanlı Nigar şarkı söyleyecek.</p>
<p>+ Erzurumlu ünlü sanatçı İbrahim Erkal dört şarkı okuyacak.</p>
<p>+ Doç.Dr. Mustafa Bulat başkanlığında öğrenciler, Yakutiye Meydanında kardan heykeler yapacak.</p>
<p>+ 29 Ocak günü, helikopterden 8 kişi atlayacak ve ilginç bir kayaklı gösteri sunacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir SABUNCUOĞLU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30742-erzurum-kis-festivaliyle-senlenecek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ummandan bir damla</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30739-ummandan-bir-damla</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30739-ummandan-bir-damla#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 11:24:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belkıs Altuniş Gürsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30739</guid>
		<description><![CDATA[13. Yüzyılda yaşamış âlim, şair ve bilge bir Türk mutasavvıfı olan Mevlana, sadece bizler için&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>13. Yüzyılda yaşamış âlim, şair ve bilge bir Türk mutasavvıfı olan Mevlana, sadece bizler için değil, bütün bir dünya için sadre şifa olacak bir gönül ehlidir.</p>
<p>Mevlana; günümüz dünyasının hızlı dönen çarkları arasında ezilen, hayat yorgunluklarının binbir hengâmesi içerisinde giderek sıkışan, daralan insanı kendi hakikatine uyandıracak bir kutlu nefestir. Onun söyledikleri evrensel gerçekler; her zaman ve zeminde geçer akçe hükmündedir. Zira o insanın özüne, insanın fıtratına seslenir. Bu itibarla Mevlana “biz pergel gibiyiz. Bir ayağımız din üzerinde sağlamca durur. Öteki ayağımız yetmiş iki milleti dolaşır” der.</p>
<p>Psikologdan eğitimciye, sosyologdan siyaset bilimciye kadar beşerî alanlarla uğraşanların bir ihtisas kütüphanesi gibi yararlanabileceği Mevlana’nın eserleri; asırların birikimiyle karılan insanlık tecrübesinin edebî bir imbikten süzülerek bizlere sunulması mahiyetini taşır.</p>
<p>Bir kişisel gelişim ansiklopedisi mesabesinde olan “Mevlana Külliyatı” okuyanların, kendi içlerinde derinleşmelerine, kendi insanlık cevherlerini fark etmelerine yol açacak başucu kitaplarındandır.</p>
<p>Kaynağını İlahi aşktan alan samimi bir sevgiyle bütün yaratılmışları kucaklayan Mevlana, “güzel ahlâk”ı temele oturtan bir dünya görüşüyle Mesnevi’sinde hikâyeler anlatır. Bu hikâyeler ders verici niteliktedir. Mesnevi’den aldığımız üç hikayeyi burada sizlerle paylaşmak istedik.</p>
<p><strong>SULTAN MAHMUT VE AYAZ (1)       </strong></p>
<p><strong></strong>(Bu kibirlenme nedir? İçten haberdar olmamak.</p>
<p>Donan  suyun güneşten gafil oluşu gibi.</p>
<p>Fakat su, güneşten haberdar oldu mu buzu kalmaz, yumuşar, ısınır, akıverir.</p>
<p>Sen, kendini beğenme yurdundan dışarı çıkarsan her işin beğenilir.)</p>
<p>Gazneli Sultan Mahmut’un sadık bir kölesi vardır. Adı Ayaz olan bu köle; son derece akıllı, vefalı ve sağ duyulu bir kimsedir. Bu özellikleriyle sultanın gönlünü kazanmış ve bir köle olmasına rağmen onun en yakın dostu olmuştur. Ayaz’ın daima kilitli tuttuğu bir odası vardır. Ayaz, arada bir bu odaya girer, kapıyı kilitler, bir süre kalır, çıkarken de yine kapısını kilitlerdi. Kimse o odaya giremezdi. Ayaz’ı çekemeyenler onun bu odada herkesten gizli bir hazine biriktirdiğini düşünürler ve onu Sultan Mahmut’a şikâyet ederler. Sultan, aslında Ayaz’ın dürüstlüğünden ve o odada hazine olmadığından emindir. Ama kıskanç ve kötü niyetli adamlarına bir ders vermek ister ve odayı açıp bakmalarına, hazine bulurlarsa paylaşmalarına izin verir. Adamlar odayı açarlar. İçeride sadece eski bir çarık ve bir hırka vardır. Hazinenin gizlenmiş olacağını düşünerek odanın tabanını, duvarlarını kazarlar, deşerler.  Fakat başka bir şey bulamazlar. Mahcup bir vaziyette sultan Mahmut’a durumu anlatırlar. Hatalarından dolayı af dilerler. Sultan, onların Ayaz’a iftira ettiklerini, bu yüzden de affetme veya cezalandırma hakkının da Ayaz’a ait olduğunu söyler. Ayaz da, sultanın yanında böyle bir yetkiye sahip olmadığını, hiç kimseyi cezalandırmak istemediğini edepli bir ifadeyle dile getirir. Sultan, Ayaz’a bu çarıkla hırkayı niye sakladığını sorar. Ayaz; “ben saraya bunlarla geldim. Onlardan başka bir şeyim yoktu. Sizin sayenizde büyük bir devlete, yüce bir makama kavuştum. Ancak aslımı unutmamak, benliğe ve bencilliğe düşmemek, kibirden korunmak için bunları sakladım. Arada bir odaya girer, kendime,”Ayaz bak, sen eskiden buydun, şimdi yine aynı Ayaz’sın, sakın devlete aldanma, kibre kapılma! Diye nasihat eder, nefsimi terbiye ederim”der.</p>
<p><strong>SULTAN MAHMUT VE AYAZ (II)</strong></p>
<p><strong></strong>(Kendi etrafında dolan, kendi suçunu gör. Hareketi güneşten bil, gölgeden bilme.</p>
<p>Neye çalıştın da zararını, faydasını görmedin? Ne ektin de devşirme vakti onu biçmedin?</p>
<p>Suçunu başkasına yükleme, suçu kendinde bul, tohumu sen ektin)</p>
<p>Gazneli Sultan Mahmut’un Ayaz isimli bir kölesi vardır. Köle; parlak zekâsı, çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile kısa zamanda padişahın sevgisini, takdirini kazanır ve sultanın en yakın arkadaşı olur. Mahmut’un etrafındaki beyler onun Ayaz’a bu kadar değer vermesini çekemezler.          Kıskançlıkla Ayaz aleyhinde konuşmaya başlarlar. Vaktiyle bir köle olarak saraya gelmiş sıradan birinin böylesine itibarlı olmasını, ona yüksek maaş ödenmesinin sebeplerini Gazneli Mahmut’a sorarlar. Gazneli Mahmut “ben size neden böyle olduğunu göstereyim”der.</p>
<p>Bu beyler otuz kişidir. Sultan hepsini yanına alır, avlanmak üzere dağlara çıkarlar. O sırada uzaktan bir kervanın geçtiğini görürler. Gazneli Mahmut, beylerden birisine “git de sor bakalım, o kervan hangi şehirden geliyor?” der. Bey gider, sorar gelir. “Kervan, Rey şehrinden geliyormuş” der. Padişah, “peki nereye gidiyormuş?” Deyince cevap veremez.</p>
<p>Bir başka beye, “git bakalım sen de nereye gidiyor öğren” der. O da gidip gelir. Yemen’e gidiyormuş” der. Padişah kervanın yükü neymiş?” Diye sorunca  şaşırıp kalır. Padişah bir başka beye “ Haydi sen de yükü neymiş, onu öğren” der. Bey, gidip gelir. “Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri” deyince padişah, “kervan Rey’den ne zaman çıkmış?” diye sorar. O bey, bu soruya cevap veremez. Böylece otuz beyin her biri ikinci soruya cevap vermekte âciz kalır.</p>
<p>Bunun üzerine Gazneli Mahmut, beylere der ki; “ben bir gün tek başıma Ayaz’ı sınadım. Şu kervan nereden geliyor? Git, anla dedim. Gitti, hepsini sorup öğrenmiş. Daha ben sormadan kervanın bütün ahvalini olduğu gibi bir bir anlattı. Bu otuz bey,  otuz defada ne öğrenebildiyse o, hepsini birden öğrenip geldi.</p>
<p><strong>KUŞ VE ÜÇ ÖĞÜDÜ</strong></p>
<p>(Öğüt veren kişi yüzlerce kere çalışıp çabalasa da, öğüdü duymak ve kabullenmek için dinleyende kulak olmalıdır. )</p>
<p>Bir adam kurduğu tuzakla kuş yakalar. Kuş adamın elinde dile gelir ve der ki; “sen bugüne kadar ne koyunlar, ne develer yedin ama hâlâ doymadın. Benim küçücük bedenim seni hiç doyurmaz. En iyisi sen beni serbest bırak, ben de sana birbirinden değerli üç öğüt vereyim. Birinci öğüdü elindeyken, ikincisini duvarın üstünde, üçüncüsünü de ağacın üstünde veririm. Bu üç öğüt senin çok işine yarayacaktır.” Adam kabul eder. Kuş, ilk öğüdünü verir. “Olmayacak söze kim söylerse söylesin inanma!”</p>
<p>Adam bu öğütten sonra kuşu bırakır. Kuş duvarın üstüne uçar. İkinci öğüdünü verir. “Kaçırdığın fırsatlar için üzülme! Geçmiş bitmiş şeyler için tasalanma!” Sonra; “şu küçücük bedenimde yüz gram ağırlığında paha biçilmez değerde bir inci var . O inci senin olsaydı, zengin olurdun. Fakat kısmetin değilmiş, fırsatı kaçırdın” der.</p>
<p>Adam üzüntüyle dövünmeye başlar. Kuş “sana kaçırdığın fırsatlar için üzülme demedim mi? Madem geçip gitti, neden feryat ediyorsun? Ya öğüdümü anlamadın yahut da sağırsın! Sonra bir de sana olmayacak söze inanma demedim mi? Bu ilk öğüdüm değil miydi? Ben ancak yüz gram gelirim. İçimde yüz gramlık inci nasıl bulunsun?”</p>
<p>Bu sözü duyan adam kendine gelir. “Haydi” der, “üçüncü öğüdü de ver!” O zaman kuş : “Evet, Allah için o iki öğüdü iyi tuttun da, üçüncüsünü de mi söyleyeyim?” Der ve uçar gider.</p>
<p>Kıssadan hisse: Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır.</p>
<p>Aptallık ve bilgisizlik yırtığı yama kabul etmez. Ey öğütçü ona hikmet tohumunu pek saçma!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belkıs Altuniş Gürsoy</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30739-ummandan-bir-damla/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dadaş rüzgarı estirelim!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30718-dadas-ruzgari-estirelim</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30718-dadas-ruzgari-estirelim#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2012 09:49:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esat BİNDESEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30718</guid>
		<description><![CDATA[Ankara’da faaliyet gösteren hemşeri derneklerinin üst kuruluşu olan ANKARA ERZURUM DERNEKLER FEDERASYONU, 13-20 Şubat 2012&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ankara’da faaliyet gösteren hemşeri derneklerinin üst kuruluşu olan ANKARA ERZURUM DERNEKLER FEDERASYONU, 13-20 Şubat 2012 tarihleri arasında ERZURUM GÜNLERİ adlı güzel bir etkinlik yapacak.<br />
Konu hakkında daha önce Sayın Vali Başkanlığında bir toplantı yapılmıştı. O toplantı sonra yapılan açıklamayla etkinlik hakkında kamuoyu kısmen bilgi sahibi olmuştu…</p>
<p>*<br />
‘Erzurum Günleri’ konusuna ilk kez ben ENER’in açıklamasıyla muttali olmuştum. Ener düşünce ve strateji merkezi 2010 yılında yayımladığı projede, Ankara, İstanbul ve İzmir’de ERZURUM Günleri yapılmasını ve bu günlerin 12 Mart Kutlama haftasına denk getirilmesini önermişti.</p>
<p>*<br />
ERZURUM DERNEKLER FEDERASYONU, demek ki aynı doğrultuda düşünmüş.<br />
Erzurum Günleri’ni Ankara’da icra edecek.<br />
Edindiğim bilgiye göre, ETKİNLİK Sayın Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep AKDAĞ’IN himayelerinde yapılacak.<br />
İşin burası çok önemli…<br />
Zira Sayın Bakan’ın ilgisi, elbette etkinliğin ‘etkisini’ artıracak, böyle organizasyonlarda işin doğası olarak görülen zorlukların daha kolay aşılmasını sağlayacaktır.<br />
İkinci önemli bir nokta da Sayın Vali’nin olayı sahiplenmesi.<br />
Vali Bey’in ilgisi, yereldeki kapıların federasyona açılmasını kolaylaştırır.<br />
Ama tabi bu ilgi, meseleyi bir yardımcıya, onun da ilgili müdüre havalesiyle sınırlı kalmazsa…<br />
Ben kalmayacağı inancındayım…<br />
Çünkü Sayın Vali, işin başında desteğini açıklayarak federasyonun önünü açmış oldu, iyi de etti, ama eğer Erzurum&#8217;un desteğinden kaynaklanan zaaflar olur da-hiç sanmıyorum ve temenni etmiyorum- başarısızlık söz konusu olursa&#8230; Buna elbette Sayın Vali de üzülür&#8230;<br />
*<br />
Bu organizasyonda asıl görev Esnaf Teşekküllerine düşüyor.<br />
Esnafımıza, şirketlerimize düşüyor.<br />
İş adamlarımıza düşüyor.<br />
Yanlış bilmiyorsam, Ankara&#8217;da bu etkinlik için esnafa 180 stant tahsis edilmiş.<br />
Bunların tamamı nitelikli esnaf tarafından doldurulmalı, güzelce donatılmalı, Erzurum&#8217;a has ürünler beğeniye sunulmalı&#8230;<br />
Ankara&#8217;daki hemşeriler ve Ankaralılar Erzurum&#8217;u bu yönüyle ilk kez tanıyacaklar.<br />
O nedenle mesele önemlidir.<br />
Eğer ilkini iyi yaparsak, gelenekselleşecek Erzurum Günleri gelecek yıllarda daha da güzel olacaktır.<br />
*<br />
ESNAF BİRLİKLERİ bu tür işlerin üstesinden gelecek bilgi ve beceriye sahip.<br />
ETSO da öyle&#8230;<br />
Diğer ilgili STK&#8217;LAR DA&#8230;<br />
Yeter ki destek mesajları&#8230;<br />
Sözde kalmasın&#8230;<br />
Herkes işi kendi işi bellesin&#8230;<br />
ENER, yaptığı destek açıklamasında şöyle demişti:<br />
&#8221; Hiçbir STK ve kuruluş, hiçbir nedenle, hiçbir şekilde etkinliğin dışında bırakılmamalı, kimse de görevden ve sorumluluktan kaçmamalıdır.<br />
Bu etkinliğin tüm sorumluluk ve yükünü sadece ERDEF’E yüklemek haksızlık olur. Tüm Erzurumlu STK’ ların projede yer alması gerekiyor. Bu, birlik ve beraberlik ruhu mutlaka tesis edilmelidir.&#8221;<br />
İşin özü budur&#8230;İmzamı atıyorum&#8230;Başka söze ne hacet?<br />
Her Erzurumlu bu işin heyecanını duysun.<br />
Elinden geleni yapsın.<br />
Ankara&#8217;da bir hafta boyunca KUVVETLİ BİR DADAŞ RÜZGARI estirelim.<br />
Bize yakışır şekilde&#8230;<br />
Erzurum adını yüceltecek tarzda.<br />
Öyle sıradan, zayıf, acemice değil&#8230;<br />
Olması gerektiği gibi&#8230;<br />
*<br />
Erzurum Günlerini düzenleyen DERNEKLER FEDARASYONU tüm Erzurumluların destek ve önerilerini de bekliyor.<br />
Detayları</p>
<p>http://www.erdef.org/</p>
<p>adresindeki federasyon sitesinden izleyebilirsiniz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30718-dadas-ruzgari-estirelim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nâzım&#8217;ın Erzurum&#8217;u</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30705-nazimin-erzurumu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30705-nazimin-erzurumu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 08:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Recep KAPUCU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30705</guid>
		<description><![CDATA[Bugünde Nazım&#8217;ın Erzurum için söylediği satırlardan alantı yaptım.
Dedim ya, bir süre olup biteni izliyeceğim.
İşte Nazım&#8217;ın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugünde Nazım&#8217;ın Erzurum için söylediği satırlardan alantı yaptım.<br />
Dedim ya, bir süre olup biteni izliyeceğim.</p>
<p>İşte Nazım&#8217;ın Erzurum için yazdığı o satırlar;</p>
<p>Erzurum&#8217;un kisi zordur balam.<br />
Tandirinda tezek yakar Erzurum.<br />
Buz tutar yigitlerin biyigi.<br />
Erzurum&#8217;da kaskati, dimdik ölür adam.<br />
Kabullenmez yilginligi&#8230;</p>
<p>Recep KAPUCU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30705-nazimin-erzurumu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük Coğrafya’nın Büyük İnsanı Toros Rauf, artık yok…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30701-kucuk-cografyanin-buyuk-insani-toros-rauf-artik-yok</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30701-kucuk-cografyanin-buyuk-insani-toros-rauf-artik-yok#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Jan 2012 07:29:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Feridun Fazıl Özsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30701</guid>
		<description><![CDATA[Türk Dünyasının son yıllarda yetiştirdiği büyük devlet adamı Rauf Denktaş, aramızdan ayrıldı…
‘Çok zeki, Hukukçu, iyi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Dünyasının son yıllarda yetiştirdiği büyük devlet adamı Rauf Denktaş, aramızdan ayrıldı…</p>
<p>‘Çok zeki, Hukukçu, iyi bir fotoğraf uzmanı, eski milis ve çok iyi bir müzakereci…’</p>
<p>Bu sözler Rum Basınının onunla ilgili yaptığı tanımlamaların yalnızca bir kaçı…</p>
<p>*</p>
<p>Dr.Fazıl Küçük ve Denktaş…</p>
<p>Kıbrıs Türk’ünün bu günlere gelmesini sağlayan iki fedâkar mücahit, Dr.Fazıl Küçük ve onun yanında yetişen Rauf Denktaş…</p>
<p>Rauf Denktaş’ın Kıbrıs’taki mücadelesi 1948 yılında başlıyor…</p>
<p>27 Kasım 1948’de  Kıbrıs Türkleri’nin düzenlediği ilk mitingde Dr.Fazıl Küçük ile birlikte Kıbrıs Türk’ünün bağımsızlık özgürlük mücadelesi için ilk hitabı coşku ile yapıyor…</p>
<p>Sonra bu doğrultuda Halkın Sesi Gazetesi’nde Akın Yılmaz adı ile yazılar…</p>
<p>1957 Savcılık görevinden istifa ve Dr.Fazıl Küçük’ün yanında fiili mücadele hayatı…</p>
<p>*</p>
<p>1957 Yılının Kasım ayına gelindiğinde Rumlar baskıyı iyice artırmış, Kıbrıs Türklerini adeta cendere altına almıştır. O güne kadar kısmi güvenlik ve istihbarat  işini yapmağa çalışan Volkan Teşkilatı, yetersiz kalmıştır.</p>
<p>Rauf Denktaş Rumlara karşı daha aktif karşı koyabilmek amacı ile Türkiye’nin organizesi ile Ankara’da Volkan Teşkilatı yerine Türk Mukavemet Teşkilatı ‘nın kuruluşunu geçekleştiriyor.</p>
<p>Kıbrıs mücadelesinde çok etkin bir görev yerine getirecek olan TMT’nin bir numaralı ismi Rauf Denktaş’tır…</p>
<p>Rauf Bey aynı zamanda teşkilatın yayın organı Nacak gazetesinde yazılar da yazmaktadır.</p>
<p>1960 yılına gelindiğinde Ada’da büyük sıkıntı yaşanmaktadır.Rum çeteciler köyleri basmakta, savunmasız kişileri göçe zorlamaktadır.</p>
<p>Denktaş’ın rahmetli Fatin Rüştü Zorlu ile görüşmesi sonrasında 16 Ağustos 1960’ta Türkiye Ada’ya 650 kişilik bir kuvvetle çıkarma yarar, uçaklar gövde gösterisinde bulunur ve tansiyon düşer…</p>
<p>Adadaki sükunet geçicidir ve sessizlik büyük olaylara gebedir.</p>
<p>Denktaş ve TMT boş durmaz… Rum çetelere karşı savunma yapabilmek amacı ile küçük kayıklar şeklindeki teknelerle Adaya silah ve mühimmat taşınır. Bu kayıkların en ünlüsü de Ester’dir…</p>
<p>*</p>
<p>1963 yılına gelindiğinde olaylar patlak verir ve Kıbrıs’ta fiili direniş başlar…</p>
<p>Bu direnişi örgütleyen TMT içerisinde kod adı ‘Toros’ olan Mücahit Rauf Denktaş’tır…</p>
<p>Rauf Denktaş, 1964 yılında Makarios tarafından istenmeyen adam ilan edilir ve Kıbrıs’a girişi yasaklanır…</p>
<p>TMT’yi kuran, fiili direnişi başlatan Mücahit Denktaş, bu kakarı tanımaz ve 1964’te gizlice Erenköy’e gelir ve fiilen çatışmalara katılır…</p>
<p>Görüşmelerde bulunmak üzere Türkiye’ye gelen Denktaş, yine rahat duramaz ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in de haberi olmadan 1967 yılında  tekrar gizlice Ada’ya çıkar ve bir Rum köylüsünün tanıması ile Rum askerlerce yakalanır ve tutuklanır.</p>
<p>İdamlık mahkumların hücresinde zorunlu ikamete tabi tutulan Rauf Denktaş, eskiden akıl  hastanesi olan yerde  tutulmaktadır.</p>
<p>Uzun bir arkadaşlık geçmişi olan ve aralarında iyi bir ilişki bulunan Rum lider Klerides, tutuklu bulunduğu yerde Denktaş’ı ziyarete gider…</p>
<p>Klerides: ‘Rauf ne işin var burada’ diye sorar…</p>
<p>Rauf Denktaş; ‘Siz koydunuz buraya’ diye cevap verir…</p>
<p>Denktaş’ın tutuklanması olay yaratır Türkiye ve BM’nin araya girmesi ; Başbakan S.Demirel’in yoğun girişim baskısı sonucu Rauf Denktaş , serbest bırakılır…</p>
<p>***</p>
<p>Rauf Bey, 1970’te  Kıbrıs Türk Cemaat Meclis Başkanı seçilir ve 1973 yılında Dr. Fazıl Küçük’ten Kıbrıs Türk Toplumu liderliğini resmen devralır…</p>
<p>Ardından 1973 yılında Kıbrıs Cumhurbaşkanı Muavini ve Kıbrıs Türk Yönetim Başkanı seçilir.</p>
<p>Bu görevi de Kıbrıs’taki EOKA tedhişini durdurmaz. Olaylar artık adeta katliam boyutuna ulaşmıştır ve beklenen gün gelir…</p>
<p>1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri  Kıbrıs Türk Barış Harekatı’nı başlatır…</p>
<p>Çok kısa zamanda başarı ile sonlandırılan Barış Harekatından sonra asıl mücadele başlamıştır.</p>
<p>Dünya’dan tecrit edilen Kıbrıs Türk toplumunun tanınma ve uluslar arası meşru haklarını kullanabilme mücadelesidir bu…</p>
<p>Rauf Bey için çok zor, uzun ve mücadeleci bir müzakere dönemi başlamıştır.</p>
<p>Türkiye’nin bütün mücadelesine karşın, uluslar arası alanda yalnızlığa itilen Türk Toplumu için atılacak ilk adım devlet kurmadır…</p>
<p>13 Şubat 1975&#8242;te Kıbrıs Türk Federe Devleti&#8217;nin ilan edilir… Devlet ve Meclis başkanı görevlerini de yürüten Denktaş, anayasa uyarınca 1976&#8242;da yapılan ilk genel seçimlerde Devlet Başkanlığına seçildi.</p>
<p>1983 yılına kadar bütün yolları deneyen ancak müzakerelerden bir sonuç alınamayan Kıbrıs’ta, 15 Kasım 1983&#8242;de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (<a href="http://www.haberturk.com/etiket/kktc">KKTC</a>) ilan edildi.</p>
<p>22 Nisan 1990&#8242;da yapılan erken seçimde ikinci kez cumhurbaşkanı seçilen Denktaş, 1995&#8242;teki seçimlerde de cumhurbaşkanı oldu.</p>
<p>Denktaş 36 yıl müzakere masasında Türk tarafının büyük bir başarı ve dirençle temsil etti…Bu süre içerisinde 5 Rum Yöneticisi 5 BM Genel Sekreteri değişti…</p>
<p>Kıbrıs’ta uygulamaya konan ve Kıbrıs’ı adeta yok etmeyi amaçlayan Annan planına şiddetle karşı çıktı.</p>
<p>Öyle kikendisindensonra Cumhurbaşkanı olan  Mehmet Ali Talat, Denktaş’a en sert karşı çıkan liderken,  o da başlanan noktaya geri döndü…</p>
<p>Kendisiyle uzun süre birlikte çalışan ve çok büyük destek olan 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel diyor ki ;</p>
<p>‘Bana göre kendisi kahramandır’</p>
<p>Genç yaşında Rumların karşısına dikilen ve Kıbrıs Türk Toplumun var olma mücadelesini veren Rauf Denktaş, dünyanın takdirle karşıladığı mücadelesi için;</p>
<p>‘21 yaşında karşılarına dikildim, 81 yaşındayım yine karşılarındayım… ‘</p>
<p>‘Kaybedersen, kaybolursun…’ demişti…</p>
<p>Türk Dünyasının bu büyük lideri yarım asırlık mücadelesi sonunda miras olarak bağımsız bir cumhuriyet bıraktı; KKTC…</p>
<p>Ruhu şad olsun…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Feridun Fazıl ÖZSOY</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30701-kucuk-cografyanin-buyuk-insani-toros-rauf-artik-yok/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşinize gelirse…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 09:25:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30691</guid>
		<description><![CDATA[Nitekim Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da, gerçeği kabul etti:
“Bir daha elektrik kesintisi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nitekim Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da, gerçeği kabul etti:<br />
“Bir daha elektrik kesintisi olmaz diye garanti veremem”<br />
Tam da Bakan Bey’in dediği gibi oldu:<br />
Fırtına Erzurum’u teslim aldı ve şehrin genelinde elektrik kesintisi oldu.<br />
Uzun yıllardan buyana bu kadar uzun süreli bir kesinti ile karşılaşmamıştık. Bu sebeple bu kesinti herkes için şok oldu. Oysa bu durum bir Türkiye gerçeğiydi.</p>
<p>Fırtınada elektrik kesilir…<br />
Yoğun kar yağışında elektrik kesilir…<br />
Şiddetli yağmurda elektrik kesilir…<br />
Bir tek hava sütliman olduğunda elektrik kesilmez!<br />
Erzurum’da dün saatler süren bir kesinti oldu. Ve bildiğiniz gibi hava hem soğuktu, hem de fırtınalıydı.<br />
Elektrik kurumu için durum neydi bilmiyoruz; lakin şehir için tam bir felaketti.<br />
Zira her şey elektriğe dayalıydı…<br />
Tabi afet için diyeceğimiz bir şey yok. Öyle ya, en gelişmiş ülkelerde bile tabi afet karşısında kimsenin yapabileceği bir şey olmuyor.<br />
Tamam da…<br />
Bizdeki tabi afet değildi ki…<br />
Sadece normalin üzerinde esen bir rüzgar vardı o kadar.<br />
Buna rağmen trafik alt üst oldu, enerji nakil hatları koptu, haberleşme kesintiye uğradı…<br />
Düşünün hele ya Amerika’da ikide bir tekrarlanan o hortumlardan birisi bizde olsaydı durumumuz nice olurdu?<br />
Sıradan bir fırtına karşısında bu şehirde hayat felç olabiliyor…<br />
Demek ki üzerinde durmamız gereken sorunlardan birisi de işte budur.<br />
Yani enerji nakil hatlarının havadan geçiyor olması.<br />
Şayet bu hatların tamamı yeraltından gezmiş olsaydı, bu fırtına karşısında şehir karanlığa gömülmezdi.<br />
Bir şehri şehir yaban temel özelliklerden birisi de, altyapıdır.<br />
Bir belediye olarak pek çok şey yapabilirsiniz ama eğer altyapınız yoksa yaptığınız işlerin tamamı hikayeden ibarettir.<br />
Erzurum, ne yazık ki altyapı açısından son derece zayıf bir ildir.<br />
Sadece enerji nakil hatlarında değil; su, kanalizasyon ve haberleşme alanında da ciddi eksiklerimiz var.<br />
Belediyeler üst yapıda makyaj yapmakla görevlerini yerine getirdiklerini zannediyorlar ama gerçek tam tersi…<br />
Orta ölçekli bir fırtına sonucu şehrin kahır ekseriyeti saatler boyunca enerjiden mahrum kalıyorsa, orada herkes şapkasını önüne alıp yeniden düşünmek zorunda…<br />
En başta da eski adıyla TEDAŞ…<br />
Vatandaşın faturası birkaç gün gecikince hemen şarteli indirmesini bilen elektrik kurumu, küçük bir fırtınada şehrin karanlığa gömülmesinin de hesabını vermelidir.<br />
Böyle bir şey olmayacağını biliyoruz. Zira burası Türkiye…<br />
Egemenler hesap vermez, hesap sorar!<br />
Elektrik kurumu da bir egemen ve tekel olduğuna göre, fırtına bile olmasa dilediği zaman şehri karanlığa gömebilir. Çünkü bu yetki ona verilmiş!<br />
Bakmayın siz Erzurum’da ikide bir elektrik kesiliyor olmamasına… Bu tamamen TEDAŞ’ın merhametinden kaynaklanıyor!<br />
Dilerse keser, dilerse kesmez; yetki onda!<br />
Kar yağar elektrik kesilir…<br />
Yağmur yağar sel olur, hatlar kopar…<br />
Fırtına çıkar enerji verilemez…<br />
Bir tek güneşli ve rüzgarsız havada elektrik olur, o zaman da gelen fatura cebinizi yakar…<br />
Yeseniz de bu, yemeseniz de…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özer Ayık iyi ki konuştu&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 12:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30690</guid>
		<description><![CDATA[Konaklı&#8217;daki talihsiz kazadan sonra gördük ki, bu ülkede nasıl ki sabahtan erken uyanan herkes futbol&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konaklı&#8217;daki talihsiz kazadan sonra gördük ki, bu ülkede nasıl ki sabahtan erken uyanan herkes futbol yorumcusu oluyorsa, &#8220;medya ahkamcıları&#8221;nın tamamı da aynı zamanda kayak otoritesiymiş!</p>
<p>Ve ne yazık ki bu vesileyle başka bir gerçekle daha yüzleştik: Medya bülbüllerinin bir kısmı şuur altlarında Erzurum düşmanlığı besliyor.</p>
<p>Adamlar elim kazaya dair zerre kadar bilgi sahibi olmadan, anında fikir sahibi oldular ve vur abalıya gitsin yaptılar.Kayak Federasyonu ise zaten en baş günah keçisi oldu!</p>
<p>Kimileri fırsat bu fırsat diyerek, Erzurum&#8217;a bindirirken, bazıları da kurdun dumanlı havayı sevmesi misali Kayak Federasyonu&#8217;nu linç etmeye kalktı.</p>
<p>Oysa gerçek bambaşka&#8230;…</p>
<p>Evet; 17 yaşında gelecek vadeden milli sporcumuz Aslı Nemutlu, hepimizi derinden üzen bir kaza sonucu öldü.</p>
<p>Bu değişmez bir yazgı.</p>
<p>Fakat bu kızımızın ölümü üzerinden, hesap görülmek istenmesi, en az olayın kendisi kadar acı oldu.</p>
<p>Dün bütün gerçekler ortaya çıktı.</p>
<p>Meraklısı isterse, hem kazanın nasıl meydana geldiğini, hem de bu kazada illa da bir sorumlu aramak gerekirse kimin sorumlu olup olmadığını artık öğrenebilir.</p>
<p>Kayak Federasyonu Başkanı Dr. Özer Ayık, bir yanına Erzurum Kayak Kulübü Başkanı Mustafa Efendioğlu&#8217;nu, diğer yanına da dünya çapında bir kayak otoritesi olan Kayak Federasyonu Genel Sekreteri Muhtar Kurt&#8217;u ve önde gelen bir kayak hocası Ahmet Demir&#8217;i alarak, basının karşısına çıktı.</p>
<p>Son derece üzgündü; konuşurken kelimeler boğazına düğümleniyordu ve hayatının en çetin basın toplantısını yapıyordu. Buna rağmen büyük bir soğukkanlılık içinde, önce olayın seyrini ve evrensel ölçülerde kayak sporunun ana ilkelerini anlattı.</p>
<p>Ne kimseyi suçladı, ne de popülizm yaptı.</p>
<p>Basının karşısına öyle donanımlı çıkmıştı ki, elinde dünyanın en önde gelen kayak merkezlerindeki kaza istatistikleri de vardı, teknik donatıyı anlatan görseller de&#8230;…</p>
<p>Ve medyada ahkam kesenlerin ısrarla tekrarladıkları bir yanlışı düzeltti:</p>
<p>Aslı Nemutlu, o gün Konaklı&#8217;da ne Kayak Federasyonu&#8217;nun düzenlediği bir yarış için bulunuyordu, ne de kayak milli takımının antramanı için oradaydı. Talihsiz Aslı, münferit olarak idman yapmak için Konaklı&#8217;daydı. Dolayısıyla bu durum, kurumları otomatikman devre dışı bırakıyor.</p>
<p>Olay gününden itibaren etrafta öyle bir bilgi kirliliği var ki, sapla saman birbirine karışmış durumda.</p>
<p>Elbette ki böyle bir kazanın yaşanmasını istemezdi ama neylersiniz ki, kayak sporunun yapıldığı her yerde, hem de şöhreti Erzurum&#8217;u yüze katlayacak çok daha gelişmiş merkezlerde bile, ölümle sonuçlanan kazalar oluyor. Özer Ayık&#8217;ın verdiği bilgiye göre, alp disiplininde yani Aslı kızımızın antraman yaptığı branşta, her 100 sporcudan 28&#8242;i kazara sonucu yaralanıyor veya ölüyor.</p>
<p>Geçen yıl Kanada&#8217;da kış olimpiyatları sırasında kızak sporu yapan bir sporcu, yarışma sırasında kaza geçirdi ve öldü. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; lakin mesele bu değil&#8230;…</p>
<p>Sporun her branşında belli bir risk var. Bütün mesele, her hangi bir sporcu kaza geçirdiğinde, ilgili birimlerin gerekli önlemleri önceden alıp almadığıdır.</p>
<p>Dünkü toplantı sırasında öğreniyoruz ki, Konaklı&#8217;daki elim kazada kimsenin bir ihmali veya kusuru yok.</p>
<p>Aynı anda yüzlerce sporcu ve kayak severin kullandığı bir pistte bir kaza oluyor ve Aslı, kayağının ayağından fırlaması sonucu, dengesini yitirip başının üstüne düşüyor. Ve ne yazık ki o sırada boynu kırılıyor. Sonra sürüklenerek, kar perdesi diye tabir edilen tahta bariyerlere çarpıyor.</p>
<p>Dr. Özer Ayık dün o tahta bariyerleri veya gerçek adıyla kar perdelerini de anlattı. Hani bazıları ekranlarda ahkam kesiyordu ya, &#8220;Niçin o bariyer plastikten değil&#8221; diye&#8230;…</p>
<p>Meğerse dünyanın her yerinde, yani kayak yapılan her merkezde o kar perdeleri ağaçtan olurmuş. Ve kar perdelerinin görevi de güvenlik önlemi almak değil. Çünkü pistlerde, tordan yapılan bir de güvenlik ağları var.</p>
<p>Konaklı&#8217;da olması gerektiği gibi hem kar perdeleri var, hem de güvenlik ağı&#8230;…</p>
<p>Kar perdesinin görevi, kar tanelerinin rüzgar marifetiyle kayak yapılan piste dolmasını engellemek. Güvenlik ağının amacı ise, sporcunun pisten kayıp çıkması halinde her hangi bir yere çarpmasını engellemektir.</p>
<p>Hiçbir gerekçe, Aslı Nemutlu&#8217;nun kaza sonucu ölmesini sevimli veya haklı kılmıyor.</p>
<p>Bu işin başka bir cephesidir.</p>
<p>Fakat bir kazadan hareketle, bir şehre haksız yere hücum edip, bir federasyonu da linç etmeye çalışmak ne ahlakidir, ne de akla uygundur.</p>
<p>Zaten olayla ilgili olarak hem savcılık, hem de ilgili bakanlık soruşturma başlatmış durumda.</p>
<p>Kim ne anlatırsa anlatsın bu saatten sonra hikaye&#8230;… Neyin nasıl olduğunu bu soruşturmaların neticesinde göreceğiz.</p>
<p>Şimdi eldeki bilgiler ve yapılan teknik açıklamalardan yola çıkarak, şunu söylüyoruz:</p>
<p>Ortada vahim bir kaza var ve bu kazanın sonunda genç bir sporcu hayatını kaybetti. Ancak bu kaza, yer yüzünde ilk kez Erzurum&#8217;da meydana gelmiş değil.</p>
<p>Özer Ayık&#8217;ın da verdiği örnekte olduğu gibi, insanlar denizde yüzerken de boğuluyor, dağa tırmanırken de düşüp ölüyor. Bu da öyle bir şey&#8230;…</p>
<p>Pist, tescilli bir pist&#8230;…Aslı ise adı üstünde milli bir kayakçı&#8230;…</p>
<p>Yani kayak yapılması yasak bir yerde, aceminin biri kayarken ölmüş değil.</p>
<p>Kaldı ki yüzlerce milyon harcanarak yeniden kurulan Konaklı gibi taptaze bir kayak merkezinde, kim niçin gerekli önlemleri almamış olsun ki?</p>
<p>Daha birkaç ay evvel aynı yerde uluslararası yarışmalar yapılmış ve kimse şurası eksik, burası yetersiz diye, bir tespitte bulunmamış. Ve o büyük müsabakadan sonra da, yine aynı yerde onlarca yarış ve yüzlerce antrenman yapıldı.</p>
<p>Kayak öyle bir spor ki, misal; bir tenis gibi değil. Tehlike oranı çok daha yüksek&#8230;…</p>
<p>Aslı&#8217;nın başına gelen de, bu sporun içindeki muhtemel bir gerçekti.</p>
<p>O gün Aslı değil de, orada kayak yapan başka sporcular veya bir turist de aynı akıbete uğrayabilirdi.</p>
<p>Çünkü &#8220;ayaktan kayak fırlaması&#8221; diye tabir edilen bir durum, bu sporun içinde her zaman olabilecek bir kaza türü&#8230;…</p>
<p>Birileri sırf Erzurum&#8217;a bindirmek için Aslı&#8217;nın ölümünü fırsat olarak kullandı. Fakat öyle bir çağda yaşıyoruz ki, günümüz yalanları anında ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dün Özer Ayık yaptığı basın toplantısıyla bunu gösterdi.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Kıbrıs Fatihi’ ve ‘‘Küstah Rum Basını’…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30685-kibris-fatihi-ve-kustah-rum-basini</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30685-kibris-fatihi-ve-kustah-rum-basini#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 22:11:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Bakırcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30685</guid>
		<description><![CDATA[88 yaşında hayata veda eden Kıbrıs’ın Fatihi Rauf Denktaş
&#160;
Yunan Adası’nın büyük Fatihi. Kendini milli davası ile&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>88 yaşında hayata veda eden Kıbrıs’ın Fatihi <strong>Rauf Denktaş</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yunan Adası’nın büyük Fatihi. Kendini milli davası ile yıllarca mücadelesi takdire şayan Kıbrıs Fatihi<strong>Dentaş</strong>…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk Dünyası yaptıklarını asla unutmayacak bir <strong>‘Kıbrıs Fatihi’</strong>…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1974  yılına kadar onurlu duruşu ile devam eden mücadelesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve Kıbrıs Fatihi KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı <strong>Rauf Denktaş</strong>&#8216;ın vefatını adeta kin kusarak duyuran Rum basını yine küstahlığını gösterdi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>KİNLERİNİ ÖLÜM ÜZERİNDEN DE KUSTULAR</strong><br />
Politis gazetesi, <strong>Rauf Denktaş&#8217;ın</strong> Kıbrıs Türk devleti ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas&#8217;a değinerek son nefesini verdiğini yazdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Alithia Gazetesi, &#8220;<strong>Birçok cinayet işleyen terör örgütü TMT&#8217;nin kurucusuydu</strong>&#8221; başığını verdi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fileleftheros Gazetesi &#8220;<strong>Kıbrıs&#8217;taki işgal&#8217;in lideri Rauf Denktaş öldü</strong>&#8221; ifadesini kullandı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kinci tavrını satırlara yansıtan Alithia gazetesi de <strong>Denktaş</strong>&#8216;ın ölüm haberini &#8220;<strong>Denktaş Öldü&#8221;</strong>başlığını kullanarak ön sayfadan duyurdu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fileleftheros gazetesi,”Solunum Cihazında Kritik Saatler&#8221; başlığıyla verdiği haberinde <strong>Denktaş&#8217;ın</strong>sağlık durumuyla ilgili sabahın erken saatlerinde internet sayfasında Denktaş&#8217;ın ölümünü &#8220;Kıbrıs&#8217;taki İşgal&#8217;in Lideri <strong>Rauf Denktaş</strong> Öldü&#8221; başlığıyla duyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Denktaş&#8217;ın kızı <strong>Ender Vangöl&#8217;ün, Denktaş</strong> yoğun bakımdayken neler yaşandığıyla ilgili anlattıklarını yazan gazete, babası <strong>Denktaş</strong>&#8216;la son dakikalar yanında geçiren kızı <strong>Ender Vangö</strong>l&#8217;ün,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;KKTC&#8217;nin kurucusunun lider profilini yüceltme çabası içerisinde</strong>&#8220;olduğunu ifade etmesi oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;KIBRISLI TÜRKLERİN DUYGULARINA SAYGI GÖSTERİN&#8221;</strong><strong><br />
</strong><br />
Kıbrıs Rum yönetimi lideri <strong>Dimitris Hristofyas</strong>, Rumlara, Kurucu Cumhurbaşkanı <strong>Rauf Denktaş</strong>&#8216;ın vefatı nedeniyle üzüntü yaşayan Kıbrıslı Türklerin duygularına saygı göstermeleri çağrısında bulundu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>DERVİŞ EROĞLU’NUN  DUYGULANDIRAN MESAJI</strong></p>
<p>Hristofyas, bir etkinlikte yaptığı konuşmada, KKTC Cumhurbaşkanı <strong>Derviş Eroğlu&#8217;</strong>nu arayarak, Denktaş&#8217;ın vefatından dolayı taziyede bulunduğunu söyledi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KKTC Cumhurbaşkanı <strong>Derviş Eroğlu</strong>, Kurucu Cumhurbaşkanı <strong>Rauf Denktaş</strong>’ın ulusuna, halkına inanmış bir özgürlük ve egemenlik kavgası kahramanı olarak  daima kalplerde yaşayacağına işaret ederek,”O’nun hizmetleriyle çizdiği aydınlık yol haritasının bugünkü ve gelecek nesillerin beyinlerinden asla silinmeyeceğini’ vurgulaması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Eroğlu</strong>’nun son mesajı ise</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<strong>Rauf Raif Denktaş’nın </strong> tüm ulusumuz için yaşamsal değeri olan mücadelesini ve görüşlerini gelecek nesillere anlatmak her Kıbrıs Türkünün boynunun borcu olmalıdır. Milletimizin, halkımızın başı sağolsun.’ Cümleleri oldu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İyi haftalar</p>
<p>Cem BAKIRCI</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30685-kibris-fatihi-ve-kustah-rum-basini/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinayet ve kaza&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30667</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum&#8217;da son iki gün içinde, iki genç insan hayatını kaybetti. İlki cinayet; ikincisi kaza kurbanı…
İlkinden,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum&#8217;da son iki gün içinde, iki genç insan hayatını kaybetti. İlki cinayet; ikincisi kaza kurbanı…</p>
<p>İlkinden, yani cinayete kurban gidenden başlayalım:</p>
<p>Sokak ortasında, hem de gündüz gözü bıçaklanarak öldürülen gencin adı Fatih Genç…</p>
<p>Fatih&#8217;i, defalarca bıçaklayarak öldüren zanlı yakalandı ve adalete teslim edildi&#8230;Ancak burada üzerinde durulması gereken bir sorun var:</p>
<p>Bu cinayet, adeta &#8220;ben geliyorum&#8221; diyen türden bir cinayettir. Çünkü cinayet zanlısı D.T., kendi halinde biri değildi. D.T., polisteki ve adliyedeki adam boyu dosyalarıyla bilinen bir suç çetesinin mensubudur.</p>
<p>Başka bir ifadeyle D.T. denilen bu kişi, pimi çekilmiş bir bomba misali, her an patlamaya hazırdı. Fatih&#8217;in talihsizliği, o bombanın kendi üzerinde patlamış olması&#8230;…</p>
<p>D.T.&#8217;nin yakını olduğu organize suç çetesinin, bu şehirde yemediği halt kalmadı. Bunu polis de biliyor, sokaktaki sade vatandaş da&#8230;…Fatih&#8217;in o adamlarla ne gibi bir işi vardı bilmiyoruz. Lakin gerçek olan şu ki, o suç çetesinin mensupları her an her şey yapabilecek bir potansiyele sahipler.</p>
<p>Bunu polisin bilip, buna göre önlem alması gerekirdi. Kaldı ki Türkiye, son sekiz on seneden beri mafya ve çetelere karşı öyle muhteşem bir mücadele verdi ve başarılı oldu ki, bırakın Erzurum&#8217;daki dandikten bir çeteyi, bunların en ağa baları çökertildi, layık oldukları deliğe tıkıldı.</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen biz hala Erzurum&#8217;da, organize suç örgütlerinden ve onların şehir üzerinde estirdikleri terörden bahsediyoruz.</p>
<p>Olmadı; hem de hiç olmadı&#8230;…</p>
<p>Biz inanıyoruz ki, Erzurum polisi hem geçmişte, hem de günümüzde suç örgütlerine karşı son derece etkili mücadele etti. Fakat önceki gün Fatih&#8217;in çeteci aileye mensup biri tarafından katledilmesi, herkesin midesini bulandırdı. Önceki gün herkes, cenazede birbirine aynı şeyi sorup duruyordu:</p>
<p>&#8220;Hani Erzurum çetelerden temizlenmişti?&#8221;</p>
<p>Başka Fatih&#8217;ler de kurban olmasın diye, Erzurum polisinin çevreye geniş açılı bir projektör tutması kaçınılmaz bir gerçektir. Şayet polis; &#8220;Nasılsa cinayet zanlısını yakalayıp yargıya teslim ettik&#8221; şeklinde bir rehavete kapılırsa, korkarım ki pusuya yatmış olan çeteler bundan cesaret alır ve yeni kurbanların peşine düşer.</p>
<p>Değişmez kuraldır:</p>
<p>Tabiat boşluk kaldırmaz.</p>
<p>Polis ve yargı güçlü olursa çeteler çözülür, çeteler güçlü olursa polis ve yargı zayıflar.</p>
<p>Dün Erzurum çok talihsiz bir kazaya sahne oldu ne yazık ki&#8230;…</p>
<p>Milli kayakçımız Aslı Nemutlu, hayatının baharında dünyaya ve sevenlerine veda etti. Üstelik de ancak binde bir rastlanır bir kaza sonucu&#8230;…</p>
<p>Çok üzüldük&#8230;…</p>
<p>Aslı, geleceği çok parlak olan milli sporcularımızdan biriydi. Şayet o elim kaza O&#8217;nu aramızdan çekip almasaydı Aslı; uluslararası yarışmalarda ülkemizi temsil edecekti. Arkadaşlarının ve hocalarının anlattığına göre Aslı; cesur, çalışkan ve hedefleri olan bir sporcuydu. Dünya çapında bir kayakçı olmak için çok çalışması gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden Konaklı&#8217;daydı&#8230;…</p>
<p>Sözün bittiği yerdeyiz.</p>
<p>Aslı artık aramızda değil.</p>
<p>Çaresiz, bu acı gerçeği kabullenmek zorundayız.</p>
<p>Başta ailesi ve Kayak Federasyonu olmak üzere, tüm spor camiasına başsağlığı diliyor, Aslı&#8217;ya da Allah&#8217;tan rahmet niyaz ediyoruz.</p>
<p>İnşallah başka Aslılar aynı akıbete uğramaz.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acil’i birlikte yorumladık!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30661-acili-birlikte-yorumladik</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30661-acili-birlikte-yorumladik#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:08:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[acil]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[şikayetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30661</guid>
		<description><![CDATA[SAĞLIK’ta Acil Servis çalışanları gerçekten kutsal bir görev yapıyor.
Ambulams sürücüsünden çağrı merkezinde çalışana, sağlık memurundan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SAĞLIK’ta Acil Servis çalışanları gerçekten kutsal bir görev yapıyor.</p>
<p>Ambulams sürücüsünden çağrı merkezinde çalışana, sağlık memurundan hemşire, ebe ve doktoruna kadar özverili bir çalışma sergiliyorlar.</p>
<p>Bazen de hayatlarını tehlikeye atarak can kurtarıyorlar.</p>
<p>Onlar bizim için isimsiz kahramanlar.</p>
<p>+         +         +</p>
<p>Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ın ülke genelinde reformlarının yanı sıra 112 Acil Servise &#8216;çağ atlattı&#8217;ğını da görüyoruz</p>
<p>Bu konuda ulusal bazda haber ve görüntüler servise alıyoruz.</p>
<p>Çünkü bizler daha düne kadar &#8216;kızakla hasta nakli&#8217; haberlerini işliyorduk.</p>
<p>Şimdi ise uçakla, helikopter ambulanslarla, yaralı ve hastalar taşınıyor.</p>
<p>Sağlık’ta ve Acilde yaşananlar gerçekten çok sevindirici ve olumlu gelişmeler.</p>
<p>Böylesine bir değişimi hafife almak veya küçümsemek de söz konusu değil.</p>
<p>Öncelikle bunun altını çizelim.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kadir-sabuncuoglu-acil-serv1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30663" title="kadir-sabuncuoglu-acil-serv" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/kadir-sabuncuoglu-acil-serv1.jpg" alt="" width="507" height="380" /></a></p>
<p>Peki niye bunları yazdım?</p>
<p>Geçenlerde DADAK Doğa Sporları Kulübü Derneği Başkanı Ahmet Öztürk&#8217;ün beli tutulmuş.</p>
<p>O da acil servisten ambulans istemiş.</p>
<p>Önce ambulansların görevde olduğu belirtilmiş sonra da &#8216;özel hastaneden ambulans iste&#8217; önerisi yapılmış.</p>
<p>O da taksiye binerek hastaneye gitmiş.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-helikopter-2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30664" title="acil---helikopter-(2)" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-helikopter-2.jpg" alt="" width="600" height="285" /></a></p>
<p><strong>SAĞLIK HEPİMİZİN İLGİSİNİ ÇEKİYOR</strong></p>
<p>Şimdi, öylesine yaygın bir hizmet var ki&#8230;</p>
<p>Öztürk, diş ağrısı çektiği için ambulans istemiyor.</p>
<p>&#8216;Bel ağrısı olanlar ambulans istemesin&#8217; diye bir açıklık vardı da bizim mi haberimiz olmadı, diye insan düşünüyor.</p>
<p>Sonra o korkunç bel ağrısını çeken, nasıl taksiye biner?</p>
<p>En iyisi bu konuda Beyin Cerrahından bir görüş almak.</p>
<p>Elbette kalp krizi geçirenle, kazada yaralananla onu bir tutmak olanaksız.</p>
<p>Bir takım aksiliklikler, yanlışlıklar yapılması doğal.</p>
<p>Acil Servisi arayan ya hastadır ya da yakınıdır.</p>
<p>&#8216;Onun psikolojisi dikkate alınmalı&#8217; demişiz.</p>
<p>Çünkü Erzurum&#8217;da Çağrı Merkezleri birkaç fabrikadan daha çok personel çalıştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle adı üstünde &#8216;örnek&#8217; bir olayı sansürleyerek anlattık.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-helikopter-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-30665" title="acil--helikopter-(1)" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-helikopter-1.jpg" alt="" width="650" height="365" /></a></p>
<p><strong>ACİLDE OLMAK İSTERİZ </strong></p>
<p>Şimdi gelen mesajlara bir göz atalım. <strong>‘Gökhan’</strong> isimli okuyucuya ben de önce &#8216;saygılar&#8217; dilerek yorumuna geçiyorum:</p>
<p>-Sayın Kadir bey, sizden tek bir ricam var. Komuta merkezine gidip gelen telefonlara 1 saat bakın.  Günlük ortalama 3 bin çağrı gelen bir yerde ortalama bunun 200 tanesi vaka. Sizin bahsettiğiniz Dilek hanım 1 kişiden küfür bile denemiyecek hakaret duyuyor. Ve orada görev yapan arkadaşlar araba ile değil insan hayatı ile uğraşıyor. Siz bizim hayatımızı ortaya koyarak gecemizi gündüzümüze katarak canı gönülden yaptığımız bu mesleği bu tür karşılaştırmalarla halkın gözünde bizi ne kadar küçük düşürdüğünüzün farkındamısınız? Saygılarımla.</p>
<p>- Sondan başlarsak. Estağfurullah hiç öyle kötü bir niyetimiz yoktu. O mesleğe saygı duyuyoruz. Vatandaşın gözünde kötü düşürmek, bizim için ağır bir suçlama. Ayrıca, komuta merkezinde yaşananları yansıtmak isteriz. Valilik, İl Sağlık Müdürlüğü izin verirse seve seve o havayı yansıtırız.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-11.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30666" title="acil-1" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-11.png" alt="" width="600" height="448" /></a></p>
<p><strong>DURMAZPINAR&#8217;I ÜZMÜŞÜZ</strong></p>
<p>Paris&#8217;te oturan ve gözü, gönlü, kalbini Erzurum’da bırakan sevgili arkadaşımız <strong>Serap Durmazpınar</strong>&#8216;ı bilmeden üzmüşüz. Özür dileriz. Abo bey ile Dilek hanım arasındaki diyaloğu &#8216;çirkin&#8217; ve &#8216;utanç verici&#8217; bulmuş Durmazpınar:</p>
<p>-Oturmanın, kalkmanın, gülmenin, konuşmanın, arkadaşlığın, dostluğun, kardeşliğin, komşuluğun, hatta kızmanın, velhasılı sosyal yaşamın, kısaca herşeyin bir adabı vardır. Sebep her ne olursa olsun bu abo bey’i hakli gostermez.</p>
<p><strong>- Hakl</strong><strong>ısınız Serap hanım, aynen katılıyorum.</strong></p>
<p>-Neden Erzurumlu&#8217;ları bu kadar kaba, terbiyeden yoksun ve saygısız gösteriyorsunuz, diye münakaşa ettim. Sanki bu yazınız Abo bey ve onun gibileri haklı görmemiz gerektiğini vurguluyor gibi. Burda Abo bey’e hiç gülemedim maalesef.</p>
<p>- Abo bey haklı iken küfür ettiği için bence haksız duruma düşüyor. Size katılıyorum. Öncelikle uyarım, herkes özellikle telefon konuşmalarına dikkat etsin. Çünkü birileri dinliyor. İkincisi Dilek hanımın sabrı. O hanım efendiye gerçekten saygı duydum. Yine bir şeyin altını çizelim. Gözlerinden yaş gelerek o diyaloğu defalarca dinleyenler gördüm.</p>
<p>- Kimse kimseye hakaret etme hakkına sahip değildir. Hukuk devletinde mahkemeler vardır. Birbirlerine küfrederek, hakaret ederek hak aranmaz.</p>
<p>- Aynen katılıyorum.</p>
<p>- Her problemde meşgul etmemek lazım hem ambulansları hemde 112 acil servisi zira büyük kayıplara neden olabiliriz. Sırf bu yüzden koca bir kurumu suçlu göstermek doğru değildir.</p>
<p>- Haklısınız. Meşgul etmek değil, çaresiz kalan bir insana yardımcı olmak için bir dakika süreli telefon ettim. Biz nasıl onlardan sabır ve hoşgörü istiyorsak onlara da biz sabır ve hoşgörü göstermeliyiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ESKİ BIR GÖREVLİ OLAN ERDEM NE DEDİ? </strong></p>
<p>Geçtiğimiz hafta ki yazıya Sayın <strong>Nevzat Erdem</strong> geniş bir açıklama yapmış. Yorumuna &#8216;Sayın Serap Hanım önünüzde saygıyla eğiliyorum&#8217; diye başlamış. Bize de eseflerini bildirmiş ve şöyle devam etmiş:</p>
<p>- Bel ağrıları acil kapsamında değildir. Eski bir çalışan olarak çok iyi biliyorum ki, bir nefes oksijene inanılmaz ihtiyaç duyan, aspiratörün bir seferlik çalışması için dünyaları verecek, adrenalinden, atropinden mucize umacak hastalar dururken siz bel ağrısına acil ambulansın görevlendirilmesini bekleyemezsiniz.</p>
<p>- Eğer bir uzman olarak uygun değil diyorsanız, size inanıyorum. Bizim ki bir tartışma açmak. Kolestrol ilacı kullanmak doğru mu, değil mi gibi. Acil’e hangi vatandaş başvurmalı? Çünkü vatandaş olarak biz her konuda acil servisten yararlanacağımızı düşünürüz. Sağlık görevlilerini küçük düşürücü, hakaret edici bir ifademiz olmadı. Sadece yaşananları aktardık. Niye suçlu buldunuz anlamadım. Konuşmayan, yazmayan, eleştirmeyen bir toplum mu olalım? Ben sizin ve diğerlerinin görüşlerini, ‘çok seslilik’ olarak algıladım ve değer verdim. Hepimiz aynı pencereden bakarsak, tek tip vatandaş olmaz mıyız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÖZEL HASTANELERİ SORGULAYIN</strong></p>
<p>-  Sayın yazar esasında şunu neden sorgulamazsınız: Hastasından dünyalarca para alan ancak 1-2 milyon benzin parasına kıyamayan özeller de bu ambulanslar ticari araç olmaktan öte ne işe yarar? Acaba bu etik midir? Keske bunu da sorgulasaydınız. Sayın yazar 112 hızır aciller de çalışanları, bir firmanın müşteri temsilcisiyle kıyaslamanız ne kadar tuhaf kaçmış.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>UZUN ARZUHAL YAPILMAZ</strong></p>
<p>112 acillerde hayati tehlikeli hastanın yakını arayıp ambulans istese bile en uzun 1.5-2 dakika konuşulur. Spot bilgiler alınıp konuşma bitirilir. Çünkü uzayan her konuşma bir başka hastanın size ulaşmasını engeller. Uzun uzun arzuhal yapılmaz. Benim çalıştığım dönemlerde yöneticiler arasa bile o anda bir hasta aramışsa konuşma bitirilirdi. Genel kaide budur zaten…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>TACİZE RAĞMEN CAN KURTARMAYA DEVAM</strong></p>
<p>112’de çalışan her personele, annelerine kızlarına, erkeklerin eşlerine yazmakta abes görmediğiniz küfürlerin, sözlü şiddetin, tacizin bin katı yapılıyor ve hiç bir çalışan motivasyonunu bozmadan can kurtarmaya devam ediyor. Ama onlar dilek hanım gibi uzun uzun dinleme durumunda olamazlar. Bu sabırsızlık değil, telefonları meşgul etmeme bilincidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÖNEMLİ OLAN KİMİN HAYATININ KURTARILACAĞIDIR</strong></p>
<p>Son derece başarı bulunan ve Türkiye’de örnek model olarak alınan 3 acilden biri olan Erzurum 112’ye büyük haksızlık etmişsiniz. Sanırım temel takıntınız sizin telefonunuzun uzun arzuhale dönüşmemesi ki dediğim gibi hasta varsa arayan kim olursa olsun görüşmeyi görevli bitirir. Bütün acillerde böyledir. Önemli olan kimin aradığı değil, kimin hayatının kurtarılacağıdır. Önemli olan kimin belinin, elinin kolunun ağırdığı değil, kimin hayati tehlikesinin olduğudur.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İNSAN HAYATI ÜZERİNDE TORPİL OLUR MU?</strong></p>
<p>Sayın <strong>Hatice Kaya</strong> ise yorumuna şöyle başlıyor:</p>
<p>-İnsan hayatı üzerinden torpil morpil olur mu? Ben bilmem ne başkanıyım, ben gazteciyim, benim belim özeldir ağırmamalı, gariban ölsün ne önemi var. Ambulans bana gelsin.</p>
<p>- Hayır öncelik veya ayrıcalık istemedik. Sadece ambulans yolu bekleyen bir hastaya aracı olmak istedik. Siz hiç tanıdığınız birine aracılık etmediniz mi? Bizim yaptığımız da o kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AMBULANS TAKSİ DEĞİLDİR</strong></p>
<p><strong>Sevilay Önder</strong>  önce dersimize çalışmamızı öğütlemiş:</p>
<p>-Sayın sabuncuoğlu, sizce acil ne demektir, acil kavramından anladığınız nedir, bir sonraki yazınızda lütfen bunu işlermisiniz? Ambulansı sadece taksi amaçlı kullanmak isteyen bir arkadaşınızın durumuyla alakalı, Erzurum sağlık teşkilatının göz bebeği, harika çalışmalar gerçekleştiren koca bir kurumu töhmet altında bırakıyorsunuz. Bu ne kadar vicdanidir, açıklayabilir misiniz? Sizlerden neden korkulması gerektiğini şimdi daha iyi anlıyorum, Bütün güzellikleri bir kalemde silebiliyorsunuz. Hak var hakkaniyet var, kimse böyle bir lükse sahip olmamalı… Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar demişsiniz, doğru haklısınız, sizde bir gün soluk almakta zorlanırsanız o zaman anlarsınız aciller ne işe yarar, aciller ne için vardır… Sayın Sabuncuoğlu bir sonraki yazınızda lütfen acil kavramını açında, acillerde çalışanlar feyz alsınlar yazınızdan… Saygılarımla…</p>
<p>- Yaşamımda iki kez hasta olarak ambulansa binmek nasip oldu. Birincisi, o dayanılması imkansız olan bel ağrısı yüzünden. Çünkü ayaklarım sanki felç oldu. Yeri uzattılar, doğrulamadım ve ambulansla hastaneye naklettiler. İkincisi kez ise kalp krizi sonrası ambulansla hastaneye götürüldüm. Acillerin, ambulansların ne işe yaradığını çok iyi bilenlendenim. Ayrıca, uyarınız üzerine Sağlık Bakanlığının Acil Sağlık Hizmetleri yönetmeliğini okudum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABO BEYDEN RAHATSIZ OLMUŞ</strong></p>
<p>Bir başka okur olan H.Berşe de sorunun yansıtılmasından değil, örnek verdiğimiz Abo beyin küfürlerinden rahatsız olmuş:</p>
<p>-Sayın yazar, yorumlara katılmamak elde değil. Sizin gibi yılların gazetecisi, kendini bilmez bir insanın küfürlerini yeniden gündeme getirmek, tüm okyuculara servis yapmak, hiç yakışmadı. Dışarıda yaşıyan bir Erzurumlu olarak çok utandım.saygılarımla</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ONLARIN AYAKLARI BİLE ÖPÜLÜR</strong></p>
<p><strong>Levent Ünal </strong>ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor:</p>
<p>-Sabah namazında babam birden bire yere yığıldı. Bağrışma, çağrışma, komşular döküldü. Birisi112’yi aramış. Arkamı döndüğümde bunları gördüm. Babam ölmüştü, annem bu 112 sağlıkçılarına eziyet etmeyin diye engel olmak istedi ancak ısrarla bir sürü alet bağladılar her tarafına, ağzından ciğerlerine hortumla nefes verdiler. Yarım saat kadar sonra babamın kalbi canlandı, hasteneye götürdüler. İki gün yoğun bakımda kaldı, doktor Arif bey 112’ye teşekkür etti. Esas ben onların ellerini ayaklarını öpmek istedim. Babam hayatta şu an. Onlardan Allah razı olsun.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir Sabuncuoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30661-acili-birlikte-yorumladik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zararın neresinden dönülse kar!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30646-zararin-neresinden-donulse-kar</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30646-zararin-neresinden-donulse-kar#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 12:36:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Belkıs Altuniş Gürsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30646</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birleştiren verimli bir coğrafya üzerinde kurulmuş bir ülkedir. Üç tarafı denizlerle&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, Asya ile Avrupa’yı birleştiren verimli bir coğrafya üzerinde kurulmuş bir ülkedir. Üç tarafı denizlerle çevrili olan bu topraklar, aynı zamanda tarihin ilk yerleşim yerlerinden biri olmak özelliğini taşır. Bir çok medeniyete kucak açmış bulunan bu diyarın katmanlarında asırların birikimi, havasında kadim zamanların esintisi hissedilir. Yüce dağları, dağ silsileleri, derin vadileri, göz alabildiğine uzanan verimli ovaları, irili ufaklı gölleri ve akarsuları ile bu cömert tabiat;  dört mevsimi yaşamaya imkân verir. Türkiye; tabiat varlıkları, tarihî zenginlikleri ve stratejik önemi ile hem dostunun hem de düşmanının imrenerek baktığı bir yeryüzü cenneti hüviyeti arz eder.</p>
<p>Eskiler “şeref-ül-mekân bi-l-mekîn” (mekânın şerefi  o mekânda oturanlar dolayısıyladır) derler. İnsan yaşadığı yerin, teneffüs ettiği havanın rengine bürünür. Beşer, gözünü açtığı, ekmeğini yediği, suyunu içtiği iklimde özünü, şeklini  bulur. Yaşadığı yerin tezgâhında dokunur. O tezgâhı da nesiller asırlar boyu  ince ince işleyerek inşa ederler.</p>
<p>Yahya Kemal :</p>
<p>“Irkın seni iklimine benzer yaratırken” mısraı ile coğrafyanın karekterimizi, kaderimizi belirleyen çok mühim bir unsur olduğunu söyler. “Coğrafyan kaderindir” sözü ne doğru bir sözdür. Nitekim yaşanılan ortamın insanın  davranışlarını ve psikolojisini değiştirdiği bilinir. .</p>
<p>Bizler hem kendi birikimlerimizi bu topraklara katarak hem de ona katılarak bir vatan kurduk. Her köşeye her bucağa yaşanmışlığımızın çizgileri sindi. Tüten bacalarımızla, yanan ocaklarımızla bu vatan can buldu. Şehirler, beldeler, köyler insanımızla bereketlenip, şenlendi. Gerçi Türkler oldum olası çok mütevazi evlerde, çok mütevazi şartlar altında yaşadılar. Ama her yöre o yerin iklim şartlarına, hayat alışkanlıklarına, kendine has ihtiyaçlarına göre oluşmuş yerel bir mimari ile yapılanarak; kimliği, kişiliği olan bir konuma ulaştı. Bu yerel mimari son yüz yıldır peyderpey bir kıyıma uğradı. Bu da yetmedi. Türkiye’nin doğusu batısına, köyler şehirlere, küçük şehirler daha büyük şehirlere akar oldu. Zamanla mührümüzü taşıyan o yerel dokuyu yıkıp da yerine rastgele serpilmiş görüntüsü veren uzunlu kısalı, farklı  renk ve şekillerde, ucuz ve zevksiz apartmanlar koyduk. Birbirini ruhsuz bir şekilde tekrar eden, töresiz, adapsız ve niteliksiz il ve ilçe müsveddeleri ortaya çıktı. İnsan için yapıldığı halde insanı hesaba katmayan, insanın üstüne üstüne gelen bina yığınları içimizi kararttı. Birbirinin hava koridorlarını, güneşini, ışığını, manzarasını kesen ve karşılıklı iki duvar gibi yükselen apartman silsilelerinin arasında alabildiğine uzayıp giden daracık sokak veya cadddeler bir kasvet gibi üzerimize çöktü.</p>
<p>Bu çarpık yapılaşmanın öznesi olan insanların genel ahvali de bu yapılaşma kadar talihsizdi. Ortaya çıkan tablo hazindi. Yeşil alanı, açık alanı, meydanı, yürüyüş güzergâhları, spora alanları bulunmayan bu  bedbaht semtler, barındırdıklarına dünyayı dar etti. Yerinden yurdundan kopmuş, büyük şehirlerin yoğun hayat kavgaları, gürültülü dağdağaları içinde kaybolmuş yalnız insanlar..Kendisine yabancılaşmış, bazen zaruri bazen ihtiyari sürgüne uğramış yığınlar.. Şirazesini kaybetmiş, asık yüzlü, kavgacı veya içe kapanık kalabalıklar.. Canı gövdesine yük olmuş yitik hayatlar, ziyan zebil ömürler, aşınmış değerler, köklerinden kopmuş gurbetzedeler, gurbetzedeler….</p>
<p>Ülkemizde Devlet İstatistik Enstitüsü’ne göre 34.600, (İçişleri Bakanlığı’na göre 35.200)  köy, 957 ilçe ve 81 şehir bulunmaktadır. Fakat gelin görün ki, bu yerleşim bölgeleri katmer katmer sıkıntıları da beraberinde taşımaktadır. Bilhassa büyük şehirler bir yazboz tahtasına dönmüştür. Bu günbegün değişen görüntü ve gelişigüzel büyüyen doku sadece bir şehrin tarihî kimliğini değil; geçmişimizi, kişisel hafızamızı da elimizden almıştır. Kendi mahallemizde, koşup oynadığımız sokaklarda ve artık olmayan  evimizin önünde bir yabancı gibi dolaşmakta, boşuboşuna baba ocağımızdan, dünyaya ilk adımlarımızı attığımız sokaktan, bir nişan, bir iz aramaktayız. “Her şey bana yabancı her şey başka biçimde” dedirten bu durum bize bizden bir şey bırakmamıştır. Silinen sadece hafıza kayıtlarımız değil; çocukluğumuz, ilk gençliğimiz, kısacası  kaybolan cennetimizdir.</p>
<p>Batı ülkelerinde, büyük yangınlar, savaş, istila ve zelzelelerle şehirler zaman zaman kısmen veya tamamen yıkılmış, o şehri yeniden inşa etmek zarureti doğmuştur. Bazen de Paris örneğinde olduğu gibi şehri daha güzel ve yaşanılır kılmak adına yeniden planlayıp imar etmek söz konusu olmuştur. III.Napolyon döneminde Baron Haussmann (1809-1891) Paris’I projelendirmiş, şehir bu plan çerçevesinde yeniden vücut bulmuştur. Ahalinin önemli bir bölümü, bilhassa göçmenler şehrin etrafında bulunan banliyölere kaydırılmış, böylelikle Paris’in içindeki  nüfus yoğunluğu dengelenmeye çalışılmıştır. Şimdi de şehrin dışında modern ve yüksek yapılardan oluşan yeni semtler teşekkül etmekte, ama asıl Paris’e asla dokunulmamaktadır. Büyük Londra yangını (1660) bu şehri yerle bir etmiş, ondan sonra şehir bir plan çerçevesinde yeniden imar edilmiştir. Bu yeniden yapılanma örnekleri, tarihî doku ve tabiat varlıkları esas alınmak kaydıyla şekil bulmuştur.</p>
<p>Bütün Batı ülkelerinde illeri, ilçeleri, köyleri olduğu gibi muhafaza etmek zorunluluğu vardır. Buna mukabil, o yerleşim alanının yakınındaki boş alanlara hesaplı kitaplı bir şekilde yeni modern binalar, kasabalar ve semtler ilave edilmektedir. M.S. 10. 11. 12. asırdan ve Orta Çağ’dan kalma köyler, ilçeler ve iller kapı tokmağından, pencere demirine kadar aynen korunmakta, gerektiğinde restore edilerek mesken, dükkân, sanat atölyesi, lokanta, kafe, butik otel, pansiyon, akademi, üniversite gibi amaçlarla kullanılmaktadır.</p>
<p>Van depremi, ümit ederiz ki tarihimizde bir milat olur. Nitekim bu vesileyle sağlam zemin üstüne sağlıklı  binalar yapılması ihtiyacı bir kere daha gündeme gelmiş, bu çerçevede “kentsel dönüşüm” ibaresi sıklıkla telaffuz edilmeye başlanmıştır. Şehir planlamacıları, mimarlar, inşaat mühendisleri, sosyologlar, psikologlar, tarihçiler, ziraatçiler, orman mühendisleri bu konuda el ele verip kararlar almalı, projeler üretmelidirler.  O yerin ihtiyaçları, coğrafi, tarihî ve ekonomik  şartları ile yakın ve uzak geleceği hesap edilerek yeniden imar faaliyetine geçilmelidir. Ne yazık ki Safranbolu, Beypazarı, Mardin gibi elimizde kendini olabildiğince muhafaza eden birkaç yerleşim yeri kalmıştır. Bugünkü halde elde kalanları kurtarmak, restore ederek bir şekilde hayatla buluşturmak mümkün görünüyor. Avrupa’da her semtte gezilse iki üç günde ancak bitirilebilecek devasa parklar bulunur. İnsanlara nefes aldıran, spor, eğlence ve kültürel faaliyetlere imkân veren böylesi parklar bir lüks değil; bizler için de bir zarurettir. Bu yeşil alanların getirileri saymakla bitmez. Büyük parkları, koruları ve  ormanları  olmayan bir yerleşim alanı düşünmek abesle iştigaldir desek sanırım fazla iddialı olmaz.</p>
<p>Son yıllarda biraz biraz el atılmış olmakla beraber köylerimiz bir cazibe unsuru olmaktan çok uzaktır. Onları da pilot köy projeleri gibi yeni projelerle teker teker ele almak, tabiatın ortasında, tabii bir hayat yaşamak nimetini modern tarım ve hayvancılık gerçeği ile buluşturmak zor değildir. Köyleri sağlık ve eğitim hizmetleri başta olmak üzere medeniyetin bütün nimetlerinden yararlanır hale getirmeye  çalışmak  hepimizin üzerinde bir borçtur.</p>
<p>“Kentsel dönüşüm”            uygulaması Türkiye için bulunmaz bir fırsat, kaçırılmaz bir kavşak noktası olacaktır. Bu konuda küçük çaplı değil, büyük ve radikal adımlar atılmalı, şuurlu bir değişme yoluna girilmelidir.  Evleri adacıklar halinde tek tek ele alıp yeniden yapmak yerine o semti, o ilçenin tamamını, o şehrin bütününü göz önünde bulundurarak hazırlanmış kapsamlı bir projeyi hayata geçirmek akılcı olur. Sokakları, mahalleleri ve semtleri sonradan birbirine eklemlenenen bağımsız birimler olarak değil de; bir bütünün parçası olarak düşünüp ele almalıdır Sağlam zeminde, estetik,  o yerin yerel dokusuyla tabiat şartları ve hayat alışkanlıkları ile uyumlu, ortak alanları, meydanları, alt yapısı, ulaşım şartları ve de illa da yeşili, illa da yeşili olan planlar üretilmelidir. Bu hususta dünyadaki şehirleşme modelleri ile tecrübe edilmiş usuller  gözden geçirilmeli, yanlışlardan ders alarak, doğrulardan hisse kaparak hareket edilmelidir.         “Büyük Türkiye Rüyası”nı hayata geçirmenin önemli bir basamağı da budur.</p>
<p>Belkıs Altuniş Gürsoy</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30646-zararin-neresinden-donulse-kar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbuğ’u tutuklamalı damı yargılamalı tutuklamamalı damı yargılamalı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30640-basbugu-tutuklamali-dami-yargilamali-tutuklamamali-dami-yargilamali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30640-basbugu-tutuklamali-dami-yargilamali-tutuklamamali-dami-yargilamali#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 10:12:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Zinnur Kaya</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30640</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Iğsız tutuklu mu ? evet tutuklu
Mehmet Eröz ,Fuat Selvi,Dursun çiçek ve  daha bir çok&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hasan Iğsız tutuklu mu ? evet tutuklu</p>
<div>Mehmet Eröz ,Fuat Selvi,Dursun çiçek ve  daha bir çok general, albay ve değişik rütbede insanlar tutuklu şu anda</div>
<div>Niye tutuklu peki bu kişiler,<strong> emir komuta zinciri içinde internet andıcı uygulaması sebebiyle suçlandıkları için değil mi</strong>? Tam onbeş kişi tutuklu yargılanıyor bu dosyada</div>
<div><strong>O zaman tek soru var ortada emir alanlar, aldığı emri yerine getirenler tutuklanırken hukuka uygun sayılıyor ve itiraz edilmiyorsa, emreden kişinin bin defa tutuklanması gerekir bence. Emri uygulayanların tutuklanıp emredenlerin serbest kalması, en adil olmayan vicdanları bile rahatsız edecek bir olgudur bu durumda</p>
<p></strong></div>
<div>Her ne kadar sayın Başbakan mesai arkadaşlığı vurgusunda bulunmuş olsa da, diğer tutuklu olanların da hemen hemen tamamı sayın başbakanın mesai arkadaşıdır zaten. <strong>Mesai arkadaşlığı </strong>sadece bir numarada olanlar için geçerli bir durum olmasa gerek. Kaldı ki mesai arkadaşlığı hukuk sistemi içerisinde herhangi bir ayrıcalık tanıyorsa, o ülkede vatandaşların hukuk önünde eşit olduklarından bahsetmek te mümkün olmasa gerek.</div>
<div>Nevzuhur bazı tipler <strong>tartışma programları</strong>na çıkıyorlar ve tek amaçları Başbuğ’un ve diğer kişilerin tutuklanmasını sonuna kadar savunmak. Ancak kendilerine Türk Ceza Kanununun 312. Maddesinin “ <strong>Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.</strong>” Hükmünü okuyan bir emekli paşanın,</div>
<div><strong>hani nerede cebir?</strong></div>
<div><strong>hani nerede şiddet?</strong></div>
<div>Kanundaki madde bu kadar açıkken internet andıcı sebebiyle yargılananlar nasıl olur da bu maddeden sevk edilir,bu maddeden tutuklanır diye soru sorması karşısında tam tabiriyle apışıp kalıyorlar.</div>
<div>e be kardeşim iddianameyi okumadıysan,</div>
<div>dosyanın içeriğini dahi bilmiyorsan</div>
<div>ne işin var senin o programlarda?</div>
<div><strong>Yoksa Oda tv  ekibi bu davaları sulandırmada yeterince başarılı olamadı da, artık sizin gibi işi bilmeyenleri çıkarıp, hukukçu dahi olmayanlar karşısında cevap vermekteki acziyetinizi göstererek mi bu davaları sulandırma taktiğine geçti birileri?</p>
<p></strong></div>
<div>Herşeyden önce hüküm vermek bağımsız yargının işi</div>
<div>ama şunu da anlatmak zorunluluğu hasıl oldu artık sanıyorum.</div>
<div>Eğer iddianamelerdeki mantık şu ise ki öyle olduğunu okuyan herkes anlayacaktır.</div>
<div><strong>Salkım biçiminde, hücre tipi bir örgütlenmeyse bahis konusu olan</strong></div>
<div><strong>ve bu örgüt tam bir fabrika mantığıyla görev paylaşımına gitmişse,</strong></div>
<div>bu taksimatta birilerine <strong>Cumhuriyet gazetesinin bombalanması,Danıştay Hakimlerinin öldürülmesi </strong>ve bunun gibi cebir ve şiddet içeren provake eylemler havale edilmişse,</div>
<div>Diğer bir gruba bu gibi provake eylemleri kullanarak <strong>medya aracılığıyla milleti galeyana getirmek</strong>,paniklemeye sevketmek görevi tevdi edilmişse</div>
<div>Diğer birilerine İnternet ya da diğer medya araçlarıyla bu eylemleri de içine alacak şekilde <strong>masabaşı uydurma haberlerle hükümeti yıpratma işi verilmişse,</strong></div>
<div>Daha diğerlerine Bütün bu olup bitenleri bahane ederek <strong>hükümetin partisini kapatmaya altyapı hazırlama görevi tanımlanmışsa,</strong></div>
<div>kimine uluslar arası camiayı tahrik etme,kimine<strong> hırant Dink ,Rahip Santora cinayetleri, Başbakan’a,Bülent Arınç’a suikast planları yapma,PKK yı yönetme,Şehit sayısını artırmak için heronları yanlış yerlere sevketme, PKK koordinatlarını yanlış olarak bildirme vs vs gibi işler düşmüşse , o takdirde siz medyada yazan cebir kullanmadı,internette çalışan cebir şiddet kullanmadı diyemezsiniz. Bu bir suç fabrikası ve herkesin görevi farklı ama sonuçta içine cebir ve şiddeti de alarak hükümeti devirme planı olduğu çok açık.</strong></div>
<div>İster tutuklansınlar ister tutuklanmasınlar bence <strong>hukuk işi hukukçulara bırakmalıdır artık.</strong></div>
<div>Zira Başbakan tutuksuz yargılanmalıydı derken, Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, hukukçuları aşağılayarak hodri meydan diyorsa, Tüm siyasiler, tüm bürokratlar devam eden yargılamalarla ilgili konuşuyorlarsa ,ondan sonra da kimsenin kalkıp hukuk siyasallaşıyor diye şikayet etme hakkı olamaz..</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30640-basbugu-tutuklamali-dami-yargilamali-tutuklamamali-dami-yargilamali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Az para çok iş!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30631-az-para-cok-is</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30631-az-para-cok-is#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jan 2012 07:39:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esat BİNDESEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30631</guid>
		<description><![CDATA[Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut Basın toplantısı düzenledi.
Toplantı da bu güne kadar ki çalışmalarını anlattı,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div id="news_content">
<p>Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut Basın toplantısı düzenledi.<br />
Toplantı da bu güne kadar ki çalışmalarını anlattı, bundan sonra neler yapacağını<br />
gazetecilerle paylaştı.<br />
‘Beş başı mamur’ derler ya,<br />
Evet Sayın Korkut toplantıya öyle hazırlanıp gelmişti.<br />
Her çalışmanın klasörünü taşımıştı toplantı mekanına.<br />
Gözüm takıldı,<br />
Şöyle bir baktım;<br />
Yaklaşık 20 civarında kocaman klasörler vardı.</p>
<p>*</p>
<p>Sayın Korkut şöyle demek istiyordu,<br />
‘Sağlam adımlar atıyorum. Amacım Erzurum’u modern şehir yapmak. Bu bir başlangıçtır.<br />
Yapabildiğim kadar yapacağım kat edeceğim yol kadar gideceğim’</p>
<p>*</p>
<p>Yakutiye demek Erzurum demek.<br />
Onlarca mahalle var. Gecekondudan tutunuz, eskimiş, yıkılmaya yüz tutmuş, harabeye dönmüş<br />
yapılaşma var.<br />
Tarihi eserlerle dolu bir merkez ilçe.<br />
Altyapısı iflas etmiş,<br />
Yeşil alan fukarası bir mekan.<br />
Eskiyi yeni yapmak zor işlerden birisidir hiç şüphesiz.<br />
Çok çalışmak gerekiyor.<br />
Sadece çalışmak yetiyor mu?<br />
Hayır…<br />
Para lazım,<br />
Kaynak gerek…</p>
<p>*</p>
<p>Sayın Korkut’a sordum,<br />
‘Erzurum demek Yakutiye demek. Bu farkında lığını Ankara’ya anlatabildin mi? Yoksa İller Bankasından gelecek olan paylarla bu hizmetleri yapmak mümkün değil’<br />
Sayın Korkut, ‘Evet anlattık. Ama yeterli görmüyoruz. Anlatmaya devam ediyoruz.’<br />
Gerçekten Ali Korkut’un işi zor.<br />
Çünkü ciddi ciddi çalışmaya soyunmuş,<br />
Az para ile çok işe imza atmış…<br />
Kentsel dönüşümü kafaya koymuş,<br />
Şu ana kadar 1500 civarında eski yapıyı istimlak etmiş ve yıkmış. Ama daha 13 bin 500<br />
yıkılacak bina daha varmış.<br />
Görev süresi bu binaları yıkmaya, yerine hayalindeki Erzurum’u inşa etmeye yeter mi,<br />
Bilmiyorum ama,<br />
Güzel bir söz söyledi.<br />
‘Ben bu işleri siyasi kaygı taşımadan yapıyorum. Ben kazmayı vurdum. Hareket başladı.<br />
Bir dönem daha olursa yolumuza gideriz. Olmazsa gelecek olanlar bu işi yürütür’</p>
<p>*</p>
<p>İstimlak işi zor bir iştir.<br />
Siyasetçiler bu işten kaçarlar.<br />
Çünkü insanları evlerinden ediyorsunuz.<br />
Yani oy hesabı çıkar ortaya…<br />
Hele altyapı hizmetlerini birçok Belediye Başkanı hiç sevmez. Yerin altına yapılan hizmettir.<br />
İnsanlar bunu göremezler.<br />
Daha çok göze görülür işlere imza atmak isterler.<br />
Bir zor tarafı daha var işin,<br />
Sürekli işi takip edip, bir işçi gibi işin başında durmak var.<br />
Yani koltukta oturmak yok.</p>
<p>*</p>
<p>Yeni bir projenin peşine düşmüş.<br />
Yanılmıyorsam ta Orhan Şerifsoy döneminden kalma bir projeydi,<br />
Çifte Minareler, Üç Kümbetler ve Erzurum Kalesini birbirleriyle buluşturmak.<br />
Nihat Kitapçı ve Necati Güllü’nün de hayaliydi bu proje.<br />
İşte bu projeyi Ali Korkut başarıyor.<br />
Düğmeye basmış bile.</p>
<p>*</p>
<p>Ali Korkut basın toplantısında yaklaşık 2 saat projelerden bahsetti.<br />
Kentsel dönüşümü anlattı.<br />
Altyapı hizmetlerini sıraladı.<br />
Hem de görselliğe taşıyarak…<br />
Şükür ki,<br />
Ali Korkut kentsel dönüşümden bahsediyor, ima attığı projelerden söz ediyor,<br />
Bazıları gibi takvim anlatmıyor…<br />
Sanıyorum,<br />
Herkes ufkuna göre konuşuyor!…</p>
<p>Esat Bindesen</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30631-az-para-cok-is/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Memleketimi Seviyorum</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30608-memleketimi-seviyorum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30608-memleketimi-seviyorum#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 08:02:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Recep KAPUCU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30608</guid>
		<description><![CDATA[Bu aralar içimden yazmak gelmiyor.
Bir süre, şöyle uzaktan olup biteni seyretmek istedim.
Tabi köşemde boş kalmasın.
Sizlerle&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu aralar içimden yazmak gelmiyor.<br />
Bir süre, şöyle uzaktan olup biteni seyretmek istedim.<br />
Tabi köşemde boş kalmasın.<br />
Sizlerle güzel şiirler paylaşayım.</p>
<p>MEMLEKETİMİ SEVİYORUM<br />
Memleketimi seviyorum :<br />
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.<br />
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı<br />
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.</p>
<p>Memleketim :<br />
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,<br />
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları<br />
benim o kendi kendinden bile gizleyerek<br />
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.</p>
<p>Memleketim.<br />
Memleketim ne kadar geniş :<br />
dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.<br />
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.<br />
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum<br />
ve güneye<br />
pamuk işleyenlere gitmek için<br />
Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye<br />
utanıyorum.</p>
<p>Memleketim :<br />
develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,<br />
kavak<br />
söğüt<br />
ve kırmızı toprak.</p>
<p>Memleketim.<br />
Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven<br />
alabalık<br />
ve onun yarım kiloluğu<br />
pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla<br />
Bolu&#8217;nun Abant gölünde yüzer.</p>
<p>Memleketim :<br />
Ankara ovasında keçiler :<br />
kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.<br />
Yağlı, ağır fındığı Giresun&#8217;un.<br />
Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,<br />
zeytin<br />
incir<br />
kavun<br />
ve renk renk<br />
salkım salkım üzümler<br />
ve sonra karasaban<br />
ve sonra kara sığır<br />
ve sonra : ileri, güzel, iyi<br />
her şeyi<br />
hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır<br />
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım<br />
yarı aç, yarı tok<br />
yarı esir&#8230;</p>
<p>Nazım Hikmet</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Recep KAPUCU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30608-memleketimi-seviyorum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç kolordu yola çıktı</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30607-uc-kolordu-yola-cikti</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30607-uc-kolordu-yola-cikti#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 07:55:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Feridun Fazıl Özsoy</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30607</guid>
		<description><![CDATA[Tarih 22 Aralık 1914…
Hedef Sarıkamış…
Üçüncü Orduya bağlı 9., 10. ve 11. Kolordular harekata başlar…
Amaç, Oltu, Örtülü (Şenkaya), Bardız,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih 22 Aralık 1914…</p>
<p>Hedef Sarıkamış…</p>
<p>Üçüncü Orduya bağlı 9., 10. ve 11. Kolordular harekata başlar…</p>
<p>Amaç, Oltu, Örtülü (Şenkaya), Bardız, Selim yönünden ilerlemek veSarıkamış’ı üç yönden çevirip Rusları kıskaç harekâtı ile imha etmek…</p>
<p>İşte bu amaçla 10.Kolordu Sivas karargâhından, 11.Kolordu Elazığkarargâhından harekete geçer ve aynı zamanda 3.Ordunun da karargâhı olanErzurum Kalesindeki 9.Kolordu ile ortak harekât başlatır…</p>
<p>Komutanlar, Ahmet Fevzi Paşa, Hafız Hakkı Paşa ve Abdülkerim Paşa’dır…</p>
<p align="center">
<p align="center">***</p>
<p>Öncelikli hedef Sarıkamış&#8217;tı…</p>
<p>Onun için de harekâtın adı askeri tarihe Sarıkamış Harekâtı olarak geçti.<br />
Aslında Sarıkamış, bu üç kolordunun ilk varmak istediği yerdi. Yıllardır Rus işgali altında olan bu Türk beldesi artık kurtarılmalı ve Kafkasya&#8217;nın yolu açılmalıydı.<br />
Kafkasya, Osmanlı ordusunun ulaşmak istediği asıl hedef&#8230;<br />
Ulaşılmalı ki, eski ve görkemli güce kavuşmalı ve ittifak ettiğimiz Almanlarla düşmana kati darbe indirilmeli&#8230;<br />
İşte bunun içindir ki bu harekâtın genel adı Kafkasya Harekâtıdır&#8230;<br />
Sarıkamış, bu koca bütünün sadece ufak bir ayrıntısı ama önemli bir eşiğidir.</p>
<p align="center">
***</p>
<p>İşte Erzurum&#8217;dan hareket eden bu üç kolordunun amacı budur ve başında başkomutan Enver Paşa vardır.<br />
Harekât planı için &#8220;mükemmel&#8221; diyor, askeri tarihçiler&#8230;</p>
<p>Ancak plan tam uygulanmalı ve dışına çıkılmamalıdır.<br />
Üç değişik koldun hareket eden kolordular, belirlenen zamanda Sarıkamış önünde buluşmalı ve Rusları buradan kovmalıdır.<br />
Ancak plan istenildiği gibi gelişmez.<br />
11. Kolordu bir türlü Köprüköy ve Horasan&#8217;ı öteleyemez… Kanlı çarpışmalar yaşanır ancak ilerleme olmaz&#8230;<br />
10. Kolordu Oltu üzerinden Şenkaya istikametine ilerler, Rusları sürerek&#8230;</p>
<p>Ancak Kosor boğazında Sarıkamış yönüne ilerlemek varken Ardahan yönüne döner ve harekât planının dışına çıkar.</p>
<p>Neden sonradır ki, Enver Paşa’nın uyarısı ile Allahuekber yönüne dönerek burayı aşıp Sarıkamış&#8217;a ulaşmak ister.<br />
Mevsim karakış, soğuk acımasızdır.<br />
Ormanın kuytularında soğuktan saklanıp, Allahuekber’in zirvesine çıkınca, dondurucu soğuk ölüm kusarcasına bir kolorduyu girdabına alır.<br />
Koca bir kolordu Allahuekber dağında donar.</p>
<p>Can pazarından kurtulan yalnızca iki bin civarındaki asker Sarıkamış önlerine varır bitkin bir şekilde&#8230;</p>
<p align="center">
***</p>
<p> Sarıkamış önüne kayıpsız varabilen tek güç, Enver Paşanın komutasındaki 9. Kolordudur.</p>
<p>9.Kolordu, Sarıkamış&#8217;ın varoşlarına kadar giren…</p>
<p>Ancak nedendir bilinmez, geceyi ormanda geçirmeye karar veren bu muzaffer kolordu; geceyi sabaha çıkarır ama ağaç kovuklarında donmuş, birbirine sarılmış Mehmetçiklerle&#8230;</p>
<p align="center">
***</p>
<p>Sarıkamış Harekatı tam bir faciadır.</p>
<p>Ancak Allahuekber şehitleri,  (bu harekatta şehit olan binlerce Mehmetçik Allahuekber Şehidi olarak anılmaktadır)  bu harekatta Türk askerinin çelik iradesinin, komutanına itaatin abideleşmiş şekli olarakgönüllerde ve tarihte yerini alır…</p>
<p align="center">
***</p>
<p> Dün Sarıkamış Harekatı’nın başlamasının 97. Yılı etkinlikleri vardı.</p>
<p>Allahuekber Dağı&#8217;nın eteklerinde kurulu Şenkaya ilçemizin Gaziler köyündeki şehitlikten başlayan yürüyüş, Sarıkamış’ta sona erdi. Sarıkamış Şehitliği&#8217;nde toplanan insanlar karlar altındaki Mehmetçik&#8217;e minnet ve şükran duygularını gönderdi.<br />
Kanları ile coğrafyayı vatan yapan kahramanlar, ruhunuz şad olsun&#8230;</p>
<p>Feridun Fazıl ÖZSOY</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30607-uc-kolordu-yola-cikti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teknik Üniversitenin misyonu</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30606-teknik-universitenin-misyonu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30606-teknik-universitenin-misyonu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2012 07:48:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahdet Nafiz AKSU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30606</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün yerel medyada şöyle bir haber yer aldı:
“Erzurum Teknik Üniversitesi istişare toplantısı, Ticaret ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün yerel medyada şöyle bir haber yer aldı:</p>
<p>“Erzurum Teknik Üniversitesi istişare toplantısı, Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlendi.</p>
<p>ETSO’ daki tablo hoşuma gitti.</p>
<p>Bir yanda önemli sivil toplum kuruluşları, diğer yanda şehrin bilimsel geleceğinde önemli rol oynamaya aday Teknik Üniversitenin yönetim kadrosu.</p>
<p>Sayın Başkanı, Rektör Bey’i ve diğer katkıda bulunanları kutluyorum.</p>
<p>Bana ‘şehrin üzerinde yoğunlaşmamız gereken en önemli meselesi nedir?’ diye sorsalar, hiç tereddütsüz ‘Teknik Üniversite.’ Derim…</p>
<p>Teknik Üniversiteye yoğunlaşıp da ne yapacağız?</p>
<p>Yasa çıkmış, kadrolar tahsis edilmiş. Meselenin, çok mühim olan bu tarafı tamam…</p>
<p>Şimdi sıra kucağımıza verilen bu nadide çocuğa özenle bakmak, büyütmekte… Bir ebeveyn duyarlılığıyla ona ilgi, alaka göstermekte. İcap ederse, tatlı uykumuzdan bile fedakârlık ederek sabahlara kadar başında beklemekte.</p>
<p>Üniversitenin ‘şekle’ ilişkin en önemli meselesi şüphesiz ‘yerleşke’ tanzimidir. Kampusun, estetik ve fonksiyon itibarıyla tüm çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek bir şekilde inşasına önem verilmesi gerekiyor.</p>
<p>Öğrenciler, fiziki imkânlar ve bilimsel ihtiyaçlar bakımından tercih edecekleri bölümleri listelerken, ETÜ’YÜ ‘ilk üç sıraya’ rahatlıkla yazabilmeli, gelecek on yıllarda…</p>
<p>Çabalar, bu doğrultuda olmalı…</p>
<p>Ancaaakkkk….</p>
<p>Sırf bu mudur, yapılandırma aşamasında dikkat edeceğimiz husus…</p>
<p>Atatürk Üniversitesi kurulurken çok itirazlar yükseldiğini biliyoruz… Özellikle İstanbul ve Ankara’da ‘işlerini güçlerini yoluna koymuş’ akademik lordlar; ‘Erzurum’da Üniversite mi olurmuş, birader!’ diye feryadı figanı basmışlardı…</p>
<p>Prof.Dr. Nurettin TOPÇU’nun bu tutarsız yaygaralara tokat gibi inen cevabı şöyledir:</p>
<p>“Üniversite, cemaate bela olacak bedenlerin değil, fikirlerin barınacağı yerdir. Mütevazı bir kulenin çatısı da ona kâfi gelir.</p>
<p>Eski asırlardan kalma bir kral sarayı olan Sorbonne, içinde dolaşan adamlarla çatırdayacak kadar harap bir binadır.</p>
<p>Fikir hayatına sahip olamayanlar ise, lüks ve sefahat içinde saraylarda sürükleniyorlar.</p>
<p>Yalnız Erzurum Kongresinin toplandığı binada değil, bir köylü evinde de üniversite açılabilir.</p>
<p>Çünkü onun gösterişe hiç ihtiyacı yoktur. Kendi tabii işleyişiyle bünyesini genişletir.”</p>
<p>***</p>
<p>Bir yandan ETÜ’ nün fiziki ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılarken… Yani gelinliğini en iyi modacılara tasarlatırken…</p>
<p>Diğer yandan ‘öze’ odaklanalım diyorum…</p>
<p>Üniversitenin bilimsel çapını belirleyecek ‘beyinsel ortama’ uygun toprağı şimdiden hazırlayalım… Yasayla tahsis edilen akademik kadrolara atamalar yaparken dikkatli olalım…</p>
<p>Hangi bölümlerin açılacağı önemli… ETÜ’yü küresel çapta iddialı hale getirecek bir yapılanma için kolların sıvanması gerek… ETÜ yöneticilerinin, bu yüksek hedefleri kavrayacak ve şekillendirecek vizyona sahip olduğuna inanıyorum.</p>
<p>***</p>
<p>Thomas A. Stewart’ın şöyle diyor:</p>
<p>‘İçinde yaşadığımız yeni çağda, zenginlik bilginin ürünüdür.</p>
<p>Bilgi, ekonominin başlıca hammadesi ve en önemli ürünü haline gelmiş bulunuyor.</p>
<p>Günümüzde zenginlik yaratmak için gerek duyulan sermaye varlıkları arazi, bedensel emek, imalat aletleri ve fabrikalar değildir.</p>
<p>Bunların yerini bilgi almış durumdadır.”</p>
<p>***</p>
<p>Michio Kaku, “Physics Of The Future” adlı eserinde çok önemli bir tespitte bulunuyor:</p>
<p>“Bir ülkede ortada yatırım yapacak buluş yokken, yatırım bankacılığı yapanlar artarsa çöküşün başlaması kaçınılmazdır.</p>
<p>Geleceğin zorluğu gençlere, başkasının parasını yönetmek üzerine kurulu kariyerleri değil,</p>
<p>Gerçekten refah yaratan meslekleri cazip kılmaktır.</p>
<p>Bunun çözümü, kafası çalışan öğrencilerin bilim dallarına yönlendirilmesi olabilir.”</p>
<p>Sayın Rektör’ün istişare toplantısındaki konuşmasını haberleştiren değerli medya mensupları, meseleye bu zaviyeden baktıklarında…</p>
<p>Rektör Bey’in “Erzurum’a önemli katma değer katmak için çalışacaklarına’ ilişkin sözlerinden çok…’Yüksek bilimsel hedefler içeren’ beyanlarını başlığa çekeceklerdir!</p>
<p>***</p>
<p>Geçenlerde, havaalanında bir dosta tesadüf ettim, arabasına bindik, hal hatır babından dostuma dedim ki; ‘işler nasıl, neler yapıyorsun?’</p>
<p>Gülümseyerek cevap verdi:’Sabah akşam büyük titizlik ve gayretle Güney Kore Cumhuriyeti için mesai yapıyorum…’</p>
<p>Epey bir miktar kredi çekerek yeni bir otomobil satın almış. Tesadüf ya… Cep telefonu da aynı ülkenin markası…</p>
<p>Oturmuş hesap etmiş, bilmem kaç yıl, kaç saatçalışacak ki o ülkeden ithal edilen ürünlerin parasını ödeyebilsin.</p>
<p>Dostum, kendini bu markalara ‘gelirinin ve ömrünün bir bölümünü’ tahsis etmiş gibi hissediyor ve diyor ki “biliyorum, bu durum küresel ekonominin bir sonucu, ama neden başka ülkelerin tüketicileri de sadece bizim elmamızı, armudumuzu yiyor da… Donumuzu, fanilamızı giyiniyor da… İleri teknoloji gerektiren ürünlerimiz için para sayan tüketiciler olmuyorlar!”</p>
<p>Dedim ki ona ‘ E, senin hesabına göre oğul uşah belli markaların ücretlisi haline gelmişiz, kredi kartlarımız büyük markaların elektronik kelepçesi gibi elimizi kolumuzu bağlamış!’</p>
<p>***</p>
<p>‘Yeni çağda zenginlik bilginin ürünüdür’ demiş ya adam…Yüksek bilim üreten fabrikalar, yani ‘Üniversiteler’ ve ‘Arge kuruluşları’ gece gündüz harıl harıl çalışarak…</p>
<p>Zenginlik devrimine giden ‘bilgi otoyollarını’ döşüyorlar…</p>
<p>Geleceğin ipini ellerinde tutuyorlar, istikbalin efendiliğini şimdiden garanti altına alıyorlar…</p>
<p>‘Katma değer’ dendi mi benim aklıma bunlar geliyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vahdet Nafiz AKSU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30606-teknik-universitenin-misyonu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü….</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30581-10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30581-10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 16:15:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gamze İSPİRLİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30581</guid>
		<description><![CDATA[10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.
Gazetecilik önemli bir toplum görevi&#8230;
Diğer meslek guruplarına göre&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.</p>
<p>Gazetecilik önemli bir toplum görevi&#8230;</p>
<p>Diğer meslek guruplarına göre daha çok özveri ve fedakârlık isteyen bir meslek gazetecilik.</p>
<p>Üstelik haksız rekabet konusunda sektörde bu işi hakkıyla yapanlar için önemli bir dezavantaj olmaya devam ediyor.</p>
<p>Bu açıdan Gazetecilik Meslek Yasası&#8217;nın bir an önce çıkarılması gerekiyor.</p>
<p>Herkesin gazeteciyim, yazarım diye geçindiği bir ortamda bu işi hakkıyla yapanlara susmak düşüyor.</p>
<p>Meslek onurunu ayaklar altında.</p>
<p>Üstelik herkes kendini eleştirmeden büyük gazeteci olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Ne eğitim, ne emek, ne özveri ne de meslek etiği hiç birisi yok.</p>
<p>Ancak herkes bir başkasına çamur atmanın derdinde.</p>
<p>Durum gerçekten traji komik seviyede.</p>
<p>Hiç kimse mangalda köz bırakmıyor&#8230;</p>
<p>Sapla saman birbirine karışmış durumda&#8230;</p>
<p>Her türlü olumsuzluğa alet olan sözde gazeteciler, mesleğin imajına önemli darbeler vuruyor.</p>
<p>Parayla haber yapanlar, abone yapmakla gazeteciliği birbirine karıştıranlar, iki cümleyi bir arada konuşamayanlar,  meslek adına insanlar arasında fesatlık yapıp, ara bozanlar. Para için onurunu ayaklar altına alanlar&#8230;</p>
<p>Bütün olumsuzlukları ekleyebilirsiniz bu tabloya&#8230;</p>
<p>İnanın böyle bir tablodan utanç duyuyorum&#8230;</p>
<p>Yerel basın bugüne kadar yaygın basının okulu olma görevini üstlenmiştir.</p>
<p>Ancak elaman niteliğindeki kalite sektöre darbe vuruyor&#8230;</p>
<p>Ucuz iş gücü uğruna meslek feda ediliyor&#8230;</p>
<p>Oysa  yerel basında kendini ispatlayan bir çok gazeteci yaygın basın kurumlarında önemli görevler almıştır.</p>
<p>Gazetecilik eğitimi alanlar yerel basını okul olarak görerek pratik eğitim almaya devam etmektedir.</p>
<p>Meslek kalitesi açısından sorunlar yaşayan meslek mensupları&#8230;doğuda daha zor şartlar altında görev yapmaktadır ki buda işin ayrı boyutu&#8230;</p>
<p>Erzurum gibi eksi 30 larda fotoğraf makinenizle sahada çalışarak halkın sorunlarına çözüm ararsınız.</p>
<p>Birçok meslek mensubu sosyal güvenceden yoksundur ve asgari ücret düzeyinde maaşlar alır.</p>
<p>Önemli olan yılmadan mücadele etmek, fedakârlıkla görevini yürütebilmek ve sessiz çığlıkların sesi olmaktır.</p>
<p>Mesleği gerçek manada yapan tüm gazetecilerin ‘’Gazeteciler Günü’’nü kutluyorum….</p>
<p>Gamze İspirli</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30581-10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Furkan Nehri&#8217;nin başarısı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30569</guid>
		<description><![CDATA[Furkan Nehri adı, pek çok kimse için bilindik bir ad değil&#8230; Bu da son derece&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Furkan Nehri adı, pek çok kimse için bilindik bir ad değil&#8230; Bu da son derece normal. Çünkü Furkan, henüz 20&#8242;li yaşlarda genç bir insan&#8230; Önünde pek çok alternatif dururken Furkan, gazeteciliğe gönül vermiş ve bu uğurda çileli bir yolculuğu göze alıp bize geldi. O, kısa bir süreden buyana da Palandöken&#8217;in yazı işlerinde, &#8220;gazeteci adayı&#8221; olarak görev yapıyor.Geçen hafta Furkan öyle bir habere imza attı ki, aynı konumda olan yüzlerce genç gazeteci adayı için bu imza, rüyada bile görülmeyecek hayaldi.</p>
<p>Furkan&#8217;ı bir anda ülke geneline taşıyan haberin serüveni şöyle başlıyor:</p>
<p>Dedik ya, Furkan henüz 20&#8242;li yaşlarda bir genç. Bir yandan yüksek tahsili için kursa devam ediyor, beri yandan da kendisine meslek olarak seçtiği gazetecilikte, tıpkı Ahmet Haşim&#8217;in tasvir ettiği gibi merdivenleri ağır ağır çıkıyor.</p>
<p>Furkan, üniversite sınavı ile ilgili hazırlanmış olan bir test kitabını incelerken bir soruyla karşılaşıyor:</p>
<p>&#8220;Şikeci Aziz&#8221;</p>
<p>Bir bakıyor ki test kitabında, matematik sorusu olarak sorulan bir soru, aynı zamanda Türkiye gündeminde yer alan son derece şöhretli bir isme atıfta bulunuyor.</p>
<p>Soru malum:</p>
<p>&#8220;Şikeci Aziz&#8221;, kendisine verilen parayı &#8220;adil&#8221; olmayan bir şekilde bölüştürüyor ve bu bölüştürmeden &#8220;çıkar&#8221; elde ediyor.</p>
<p>Şayet şu meşhur &#8220;şike davası&#8221; olmasaydı, mümkün ki kimse böyle bir sorudan ötürü, öküzün atında buzağı arayacak değildi.</p>
<p>Fakat söz konusu soru öylesine güncel ve öylesine adrese teslim ki, kuşkulanmamak için hayli saf olmak gerekir. Furkan ise cin gibi bir çocuk, okuyor, yazıyor ve çevresinde olup biten her şeye karşı duyarlı.</p>
<p>Test kitabında gördüğü bu &#8220;Şikeci Aziz&#8221; sorusunu hemen ajandasına alıyor ve doğruca gazetedeki ağabeyleriyle paylaşıyor.</p>
<p>O dakikadan sonra her şey çorap söküğü gibi geliyor zaten&#8230;…</p>
<p>Palandöken&#8217;in usta gazetecileri Orkun ve Levent, gazeteci adayı Furkan&#8217;ın getirdiği bu malzemeyi öyle bir işliyorlar ki, o haber, Palandöken&#8217;de çıkar çıkmaz aynı anda ülke genelindeki bütün basın yayın organlarında manşete çekiliyor.</p>
<p>Çünkü konu çok popüler&#8230;…</p>
<p>Hayli zamandan beri bizim meslekte araştırmacı gazeteci yetişmiyor artık&#8230;…</p>
<p>Bazı meslektaşlarımız ilgili servisler tarafından kendilerine paket halinde sunulan haberleri yazmakla, hatta o haberlere imzalarını koymakla bir gazetecilik başarısı elde ettiklerini sanıyorlar. Oysa gazetecilik araştırmaktır, kuşkulanmaktır, çek etmektir, farklı kanallardan aynı haber için farklı görüşlere yer vermektir.</p>
<p>Furkan&#8217;ın o muhteşem haberi, Palandöken&#8217;de &#8220;Furkan Nehri&#8217;nin özel haberi&#8221; başlığıyla çıktı.</p>
<p>Tecrübeli ağabeyleri, bu imzayı atmakla hem Furkan&#8217;ın hakkını teslim etmişler, hem de O&#8217;nu çıktığı çileli yolculukta yüreklendirmişler.</p>
<p>Dün Orkun Çizmeli, &#8220;Şikeci Aziz&#8221; haberinin ülke genelindeki yankısını anlatırken, her fırsatta Furkan&#8217;ın dikkatine, özenine ve meslek aşkına vurgu yapıyordu.</p>
<p>Gazetecilik böyle bir şey işte&#8230;…</p>
<p>Burnunuz haber alacak, kulağınız haber kaynaklarında olacak, yüreğiniz haber coşkusuyla dolup taşacak&#8230;…</p>
<p>Furkan öyle bir genç&#8230;…</p>
<p>Gazeteci-yazar bir babanın gazeteci olmak isteyen bir oğlu&#8230;…</p>
<p>Furkan, sevgili Memduh Nehri&#8217;nin oğludur. Yani Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü&#8217;nün Erzurum şubesinin müdürü; gerçek bir aydın olan ama sessiz kalmayı yeğleyen Memduh&#8217;un oğludur.</p>
<p>O babanın oğlu olan Furkan da, babasının yolunda ilerliyor. Daha mesleğin ilk merdivenlerinde; ama gözlerindeki ışık, O&#8217;nun ileride acar bir gazeteci olacağını gösteriyor.</p>
<p>Çünkü; &#8220;ben gazeteci&#8221; olacağım demiş.</p>
<p>Sevgili dostlar, Palandöken&#8217;i ötekilerden farklı kılan unsur budur işte:</p>
<p>Muhabir, henüz stajer de olsa, getirdiği habere önem verilmelidir.</p>
<p>Furkan test kitabını inceledi ve o traji-komik soruyu buldu. Palandöken&#8217;in yazı işleri duyarsız olsaydı bu büyük haber güme giderdi.</p>
<p>Besbelli ki, test kitabındaki soruyu hazırlayan hoca veya komite ileri derecede Fenerbahçe düşmanı kişilerden oluşmuş.</p>
<p>Gazetecinin görevi ise, o fotoğrafı olduğu gibi yayınlamaktır.</p>
<p>Palandöken&#8217;in ve dolaysıyla Furkan&#8217;ın yaptı da budur.</p>
<p>Orkun&#8217;a sormayı unuttuğum için şimdi soruyorum:</p>
<p>Furkan hangi takımı tutuyor?</p>
<p>Cevap: Furkan Fenerbahçeli değil.</p>
<p>Gerekçe: Ama Furkan gazeteci olmak istiyor.</p>
<p>Bu, yeterlimidir?</p>
<p>Hayır&#8230;…</p>
<p>Başka ne diyelim ki?</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir adam çok adam</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30565-bir-adam-cok-adam-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30565-bir-adam-cok-adam-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 08:32:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Öztürk Akkök</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30565</guid>
		<description><![CDATA[Bugün bir milletvekilini anlatacağım size.
Geçtiğimiz seçimlerde Meclis’e giren ve o anlamlı çatı altında 6 ayını&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün bir milletvekilini anlatacağım size.<br />
Geçtiğimiz seçimlerde Meclis’e giren ve o anlamlı çatı altında 6 ayını dolduran Erzurum’un 6 vekilinden birisini&#8230;<br />
***<br />
O bir bürokrat aslında.<br />
Erzurum’da görev yaptığı kurum kapatılana kadar memleketinde çalışmış, sonra “Ankara’ya gel” denmiş, o da 10 yıl kadar önce “göç kervanına” katılarak düşmüş yola.<br />
***<br />
Ama isabet olmuş Ankara’ya “gel” denmesi.<br />
Hedefine siyaseti koymuş birisi açısından Ankara’da olmak, deneyim kazanma adına önemli bir fırsat.<br />
Bu fırsat iyi değerlendirilmiş.<br />
***<br />
Sık sık Meclis’e gidilmiş mesela, gözucuyla da olsa takip edilmiş olan, biten.<br />
Adından sıkça söz edilen milletvekilleri, bakanlar, üst düzey bürokratlar “nasıl iş yapıyor ve hizmet üretiyorlar” denilerek yakın takibe alınmış&#8230;<br />
Başkent bürokrasisi iyiden iyiye incelenmiş&#8230;<br />
Hizmetin nasıl üretildiği ve memlekete nasıl kanalize edildiği dikkatli gözlerle müşahade edilmiş.<br />
***<br />
Ve günü gelmiş, siyaset arenasında hareketliliğin başladığı günlerde de “ben aday adayıyım” diyerek çıkmış ortaya.<br />
Tercih AK Parti.<br />
***<br />
İsim tam bi sürpriz!<br />
Çok sayıda aday adayı var.<br />
Herkesin yerini “garanti” gördüğü bir dönem.<br />
Bu yüzden kimsenin dönüp kendisine baktığı bile yok.<br />
***<br />
Başta gazeteciler olmak üzere partililerin ve sivil kitle örgüt yöneticilerinin üzerinde yoğunlaştığı isimler ya gazete sayfalarında arz-ı endan ediyor, ya ekranlarda vaad üstüne vaad sıralıyor.<br />
Onlara bakarsanız, kimi çoktan milletvekili seçilmiş bile.<br />
Hatta kendisini bakan olarak görenler de yok değil.<br />
Oysa o rahat.<br />
***<br />
Ortak bir dostumuza o günlerde iddialı bir söz söylüyor:<br />
“Aday olacağım, hem de en garanti yerden.”<br />
Ve listelerin Yüksek Seçim Kurulu’na verildiği gün açıklanıyor ismi:<br />
AK Parti Erzurum Listesi 2. Sıra Adayı: Adnan Yılmaz.<br />
***<br />
Çoğu insanın “olamaz” dediği, inanamadığı bir isim iktidar partisinin listesinin ikinci sırasında&#8230;<br />
Aday adaylarının neredeyse alayı ve halkın önemli bölümü şaşkın&#8230;<br />
Hatta parti içindeki yığınla insan bile.<br />
Ama o değil.<br />
***<br />
Bir anda insan halesi oluşuyor etrafında.<br />
Niye?<br />
Artık o bir vekil!<br />
Birkaç gün önce kendisine şans tanımayan ve hatta selam verme konusunda bile cimri davrananlar, yanında kümelenmeye başlıyor.<br />
Takdir edenlerin, tebrik kuyruğuna girenlerin, alkışlayanların ve hatta amuda kalkanların sayısı gittikçe çoğalıyor.<br />
***<br />
O ise işin farkında ve ne yapacağını iyi biliyor.<br />
Önce aile meclisini topluyor.<br />
En yakınında kimler varsa, hepsine “emekli olacak ve devlet ile irtibatınızı keseceksiniz” diyor, veriyor talimatı.<br />
Kardeşler, gelinler ve en yakında olanlardan kim varsa&#8230;<br />
Neredeyse hemen hepsi veriyorlar dilekçelerini ve ayrılıyorlar emekliye.<br />
***<br />
Müthiş bir adım.<br />
***<br />
Yanında “beni amir et, müdür et, şuraya ata, buraya getir” deme ihtimali olanlar, bertaraf ediliyor.<br />
***<br />
Listeler belli olduktan sonra ilk açıklamaları şaşırtıyor herkesi:<br />
“Gidilmedik köy ve ilçe, sıkılmadık el bırakmayacağım.”<br />
Oysa kendisi dahil herkes de biliyor ki, yatsa ve hiç dolaşmasa kazanacak.<br />
Ama o çalışıyor.<br />
Çalışmak ne, resmen koşuyor.<br />
***<br />
Ve derken o ara mide koyveriyor kendini, “bu kadar koşmaya, koşuşturmaya gücüm yetmiyor, ben pes ediyorum” diyor, için için kanamaya başlıyor.<br />
Hemen Sağlık Bakanı giriyor devreye ve acilen Ankara’ya götürülüyor Yılmaz.<br />
Tedavi sonrası ver elini yeniden Erzurum.<br />
Söz vermiş, çalışacak.<br />
Öyle de yapıyor.<br />
***<br />
12 Haziran seçimleri, Adnan Yılmaz açısından “malumun ilamı”ndan başka bir anlam ifade etmiyor.<br />
Ve iş resmiyet kazandıktan sonra, tempo yükseliyor.<br />
Bir ayak Ankara’daysa, diğeri mutlaka Erzurum’da.<br />
***<br />
Evi Erzurum’da olan, geldiğinde hısımda, akrabada veya otelde barınmayan ender vekillerden birisi Yılmaz.<br />
Evinde kalıyor, dost ziyaretlerini ihmal etmiyor, kimin cenazesi olmuş ise mutlaka evine uğruyor, taziyelerini iletiyor.<br />
Taziye evlerinde, “ben bütün milletvekili arkadaşlarım adına buradayım” deyip, bir açığı kapatma adına büyük gayret gösteriyor.<br />
***<br />
Kim var eskilerden köşesine çekilmiş&#8230;<br />
Raci Alkır mesela&#8230;<br />
Rahmetli olmadan evvel bir, iki kez gitmiş onu ziyaret etmiş. Nuri Güraksın’a uğramış, 7 yıldan beri yatağa mahkum o güzel insana moral aşılamış sürekli.<br />
***<br />
Elinde telefonu, kim iş ve hizmet konusunda kapısını çalmışsa, not almamış, hemen ilgilisini o an telefonla aramış, sonuca yönelik en somut adımı muhatabının yanında atmış.<br />
***<br />
Meclis’teki 550 milletvekili içinde, en çok ziyaretçisi olan ilk 10 milletvekilinden birisi o.<br />
***<br />
Köylerden “imdat” diye telefon açıp yardım istediklerinde, bir günlüğüne de olsa uçağa atlamış, gelmiş Erzurum’a, sorunu yakından görmüş, vatandaşın elini tutmuş, akşam da yine dönmüş Ankara’ya.<br />
***<br />
Bir başka gelişte, “memlekete gidiyoruz, eli boş gitmek olmaz” demiş, 150 adet cins büyükbaş hayvanı, köylülerin ortak olduğu bir kooperatife getirip, teslim etmiş.<br />
***<br />
En çok etkilendiği olayların başında Tabyalar&#8217;daki çamlıkların kundaklanması olayı geliyor.<br />
Bunun üzüntüsünü üzerinden bir türlü atamayan Yılmaz, Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın annesinin İstanbul’da cenaze töreninin olduğu bir saatte alıyor haberi:<br />
“Palandöken yanıyor!”<br />
İnanamıyor.<br />
***<br />
Çevre müthiş kalabalık. Aracı parkettikleri yere ulaşması mümkün değil.<br />
El kaldırdığı tüm ticari taksiler dolu, kimse durmuyor.<br />
Bakıyor, olacak değil. Bi ticari taksinin önüne atıyor kendisini.<br />
Sürücü duruyor mecburen. İçinde bir de bayan müşteri var.<br />
Biniyor taksiye, özür diliyor, kendisini tanıtıyor, “Palandöken yanıyor” hatırlatmasının ardından “Sür gardaş” diyor, “Sür, gidiyoruz otele!”<br />
***<br />
Otele geliyor, bir yangın söndürme uçağı veya helikopterinin Erzurum’a gönderilmesi için çalmadık kapı bırakmıyor, ama nafile.<br />
Uçak Erzurum’a ya Balıkesir’den gelecek, ya Adana’dan.<br />
Bu da imkansız tabi.<br />
Otel odasında dört dönüyor, yapacak bişey yok!<br />
***<br />
Sonraları “yangın söndürüldü” haberi geliyor ve rahatlıyor ama&#8230;<br />
Aklının bir köşesinde de kalıyor yangın söndürme helikopteri.<br />
***<br />
Erzurum’da askeri hizmetlerde kullanılan helikopterler dışında, Sağlık Bakanlığı’nın ambülans helikopteri var.<br />
Bir zamanlar insanların hastalarını hastanelere yetiştirme adına çileler çekip, sedyelerle karlı dağları aşma zorluğuna katlandığı bizim buralarda artık her şey bir telefon kadar yakında.<br />
***<br />
“Alo, imdat” feryadı nereden gelirse gelsin, önemli değil.<br />
Helikopter havalanıyor ve bir süre sonra hasta tam teşekküllü bir hastanenin önünde.<br />
Ne büyük hizmet.<br />
***<br />
Böylesi büyük bir imkana, artık ikincisi eklenecek.<br />
***<br />
Hani Palandöken yangınından kalan bir uhde var ya içeride, gönlün taa en derin yerinde!<br />
Bu uhdeyi giderme adına adımını atmış Adnan Yılmaz ve  yanına bazı bölge milletvekillerini de alarak dayanmış Orman Genel Müdürü’nün kapısına&#8230;<br />
***<br />
“Merhaba, hoşgeldiniz” faslının ardından Genel Müdür Mustafa Kurtulmuşlu’yu, Yılmaz herkesin şaşkın bakışları arasında başlamış anlatmaya.<br />
Kurtulmuşlu’yu, Kurtulmuşlu’ya Yılmaz anlatıyor.<br />
Olacak şey değil.<br />
Adam şaşkın, inanamıyor duyduklarına.<br />
Hayatında öyle ayrıntı var ki genel müdürün, belki kendisi bile unutmuş.<br />
O unutmuş, ama Yılmaz biliyor.<br />
Sıralanmış birer birer tüm özellikler.<br />
***<br />
Az sonra bir ses:<br />
“Bizden bir emriniz olur mu?”<br />
Olmaz mı, bunun için gidilmiş oraya kadar, bunun için çalınmış Kurtulmuşlu’nun kapısı.<br />
Cevap oldukça şık, tam dadaşvari:<br />
“Kişisel hiçbir talebimiz yok sayın genel müdür, sadece bir yangın söndürme helikopteri istiyoruz sizden.”<br />
İstek anında karşılık buluyor.<br />
İşte ikinci helikopterin Erzurum&#8217;a alınış hikayesi böyle.<br />
***<br />
Yılın sonu&#8230;<br />
Yılmaz bi bakmış Maliye Bakanı’nda para var.<br />
Alttan girmiş, üstten çıkmış Erzurum’daki tüm ilçe belediyelerine karınca kararınca aktarmış para&#8230;<br />
Kimine 200, kimine 300 milyar lira.<br />
Allah bereket versin, kısa gün kârı!<br />
***<br />
Daha başka hizmetler de var&#8230;<br />
İlçe olmasına rağmen bir banka şubesi bulunmayan Köprüköy’e Ziraat Bankası Yılmaz’ın girişimleri doğrultusunda şube açacak.<br />
Köprüköy tarihinde bir ilk bu.<br />
***<br />
Yılmaz, organize hayvancılık bölgesi kurma adına Ticaret Borsası Başkanı Hakkı Hınıslıoğlu ile çalışıyor&#8230;<br />
Aziziye ve Mecidiye Tabyaları’nın daha aktif hale gelmesi için kafa yoruyor.<br />
Atatürk Üniversitesi’nin başlattığı İbrahim Hakkı Gözlemevi Projesi’ni destekliyor ve bütün bu çalışmaları adım adım takip ediyor.<br />
***<br />
Bi şey daha yapıyor Yılmaz, o da inanılmaz.<br />
Kalkıyor muhalefet partilerinden, CHP’den, MHP’den seçilmiş Erzurumlu milletvekillerine gidiyor, “Memleket adına yapmayı düşündüğünüz hangi iş ya da proje varsa, sizin yanınızdayım. Bir yardımım olursa sevinirim. Yeter ki, iş yapılsın, memleket kazansın. Yapan da siz olun, sizin isminiz geçsin” diyor.<br />
***<br />
Sırada bildiğim kadarıyla Erzurum&#8217;un yorgun, dayanıksız ve bakımsız okul binaları ile öğretmen lojmanlarının elden geçirilmesi projesi var.<br />
Bu proje tutarsa, Erzurum’a ciddi anlamda para gelecek ve tabi ki okul binaları da çok daha sağlıklı hale dönüşecek.<br />
Durağan ekonomi adına müthiş bir fırsat.<br />
***<br />
Bütün bu anlattıklarım, zamanının sadece 3 ay kadarını Ankara’da geçirmiş bir vekilin yaptıkları.<br />
Umarım Yılmaz yorulmaz ve umarım kimse kendisine köstek olmaz.<br />
Erzurum hizmete susamış bir şehir.<br />
Bu şehir için kim ne yapıyor, bir çivi çakıyorsa ve de çakacaksa Allah razı olsun.<br />
***<br />
Bize düşen elbet sadece “amin” demek değil&#8230;<br />
Aynı zamanda iltifat da etmek.<br />
Eğer marifet, iltifata tabi ise böyle olmalı.<br />
Ben bugün o iltifatı, hiç esirgemeden ve yüksünmeden ediyor&#8230;<br />
Çalışan, üreten, millet, memleket adına samimi bir gayretle hareket eden kim varsa, hepsini avuçlarım kabarıncaya kadar da alkışlıyorum.<br />
&#8230;&#8230;</p>
<p>TEŞEKKÜRÜM BÜTÜN DOSTLARA</p>
<p>Haftanın bir gününde de bişeyler karalıyor ve düşündüklerimi siz dostlarla bu köşeden paylaşmaya çalışıyorum. Herkes ile aynı noktada buluşmam veya herkesin düşündüklerini düşünebilmem elbet mümkün değil.<br />
Bir çabam var&#8230;<br />
Erzurumluluk ruhunu diri tutmaya gayret gösteriyorum.<br />
Son derece samimi, hiçbir çıkara, menfaata dayanmaksızın atmaya çalıştığım adımların farkında olan&#8230;<br />
Yazdıkları ile söyledikleri ile cesaretimi artıran, heyecanımı kamçılayan siz dostlara isim yazarak, ayrı ayrı teşekkür etmeyi çok istedim.<br />
Ama bunun imkan dahilinde olmadığı bir gerçek.<br />
Bu nedenle &#8220;toptancılık&#8221; yapıyorum.<br />
Umarım kabul görür:<br />
Bu köşenin müdavimi bütün dostlara, yüreği Ejder kadar ulu, asaleti kar kadar beyaz, gönlü buram buram Erzurum kokan herkese teşekkür ediyorum.<br />
İyi ki varsınız.<br />
Selam, sevgi ve saygıyla</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;</p>
<p>Öztürk AKKÖK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30565-bir-adam-cok-adam-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eşkiyalar Basıyor Kaymakam Konağını</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30564-eskiyalar-basiyor-kaymakam-konagini</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30564-eskiyalar-basiyor-kaymakam-konagini#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 08:26:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Vahdet Nafiz AKSU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30564</guid>
		<description><![CDATA[Bir hoş türküdür…
Bütün türküler gibi…
Sözleri hüzün pompalar, müziği beynin keder noktasına keskin vuruşlar yapar.
Çift jandarma&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir hoş türküdür…<br />
Bütün türküler gibi…</p>
<p>Sözleri hüzün pompalar, müziği beynin keder noktasına keskin vuruşlar yapar.</p>
<p>Çift jandarma geliyor da kaymakam konağından</p>
<p>Fiske vursam kan damlar da kırmızı yanağından…</p>
<p>***</p>
<p>Güzel vatanımızın birçok ilçesini görmek nasip oldu.</p>
<p>İlçeye girersiniz… Ana caddede ilerlersiniz.</p>
<p>Önlerine ayağı kırık iskemleler dizilmiş kahvehanelerden geçer, çocukluğunuzun şehir bakkallarını andıran dükkânları geride bırakırsınız.</p>
<p>Gözünüze ilçenin en cici, en şirin, en derli toplu binası ilişir.</p>
<p>Kapısında ‘Hükümet Konağı’ yazıyordur.</p>
<p>Genellikle diğer ‘ resmi daireler de bu ‘saray’ın içinde yer alır.</p>
<p>Kapısında yüzleri kavruk, nasırlı elleriyle ‘istidalarını’ sallayarak içeri giren vatandaşlar görürsünüz.</p>
<p>Vatandaş, bu hökümat kapısından, bir mabede girer gibi hürmetle girer, kesinlikle şapkasını, takkesini, papağını, kalpağını çıkarıp, koltuğunun altına yerleştirir…</p>
<p>‘Kaymakam Beyini’ gördü mü şöyle bir toparlanır…</p>
<p>Kaymakam dediğin…</p>
<p>Bir küçük uşak…</p>
<p>Daha bıyıkları yeni terlemiş…</p>
<p>Okumuş, adam olmuş, kurs görmüş…</p>
<p>Gelmiş ilçenin en mühim koltuğuna oturmuş…</p>
<p>Oğul, torun, yeğen yaşında…</p>
<p>Ama değil mi ki, hökumat konağının bir numarası…</p>
<p>Devletin buradaki en büyük memuru…</p>
<p>Öyleyse hürmete layık… Öyleyse mühim, öyleyse değerli…</p>
<p>***</p>
<p>Eğer, çift jandarma bu konaklar önünden ilçeye doğru başı dik, alnı açık, gururla yürüyebiliyorsa…</p>
<p>Ama her bölgede…</p>
<p>Her ilde…</p>
<p>Her ilçede…</p>
<p>O zaman ülkenin en ücra köyündeki vatandaş bile başını huzur içinde yastığa koyup uyuyabilir…</p>
<p>O zaman ‘Dicle nehrinin kenarında otlayan kuzu bile’ güvendedir…</p>
<p>O zaman Devlet baştadır.</p>
<p>O zaman ‘kuzgun’ ile leşin irtibatı kesilmiştir.</p>
<p>***</p>
<p>Yok, eğer değil çift jandarma, jandarmanın teki, polisin çeyreği bile Kaymakam konağından çıkıp, ilçenin ana caddesinde şöyle bir tur atacak kuvvet ve kudreti kaybetmişse…</p>
<p>Ve bizim o güzel türkümüzün sözü sözlükten çıkmış şu hale gelmişse,</p>
<p>Eşkıyalar basıyor kaymakam konağını</p>
<p>Söndürmek kastıyla milletin ocağını…</p>
<p>Müziği ‘kürdilieşkıya’ makamına inkılap etmişse…</p>
<p>Ört ki ölem vaktidir.</p>
<p>***</p>
<p>PKK Partisinin manga komutanı Demirtaş, yanlış istihbarata dayalı o vahim olaydan sonra beyanatı patlattı;</p>
<p>&#8216;Bugün ülke bölünmüştür&#8217;</p>
<p>Ey ağzı toprak dolası siyaset iblisi…</p>
<p>Boşuna heveslenme…</p>
<p>Bu ülke sana rağmen, size rağmen, kaymakam konaklarını basan eşkiyaya rağmen bölünmeyecek…</p>
<p>Senin gibi tosunlara, gurubunu oluşturan danalara ve şeddeli hain Zanalara nağmen bölünmeyecek…</p>
<p>Bölemeyeceksiniz!</p>
<p>Buna, öncelikle o bölgenin namus, haysiyet, vatanperverlik timsali Kürt Halkı izin vermeyecek…</p>
<p>Sonra da millet ve devlet…</p>
<p>***</p>
<p>Sınırdan geçerken yanlışlıkla öldürülen vatandaşlarımıza Allah rahmet eylesin…</p>
<p>Vahim bir olaydır…</p>
<p>Sayın Başbakan’ın içtenlikle söylediği doğrudur.’Hiç Devlet vatandaşını bombalar mı?’</p>
<p>Bir kasıt olmadığına inanıyoruz. İhmal, yanlışlık, ‘kast-ı mahsusaya müstenit ‘ bir durum varsa, ortaya çıkarılması, cezalandırılması Devletin boynuna borçtur…Elbette gereken yapılacaktır.</p>
<p>Yüreğimiz yanmış, içimiz kavrulmuştur.</p>
<p>Yakınlarının başı sağ olsun…</p>
<p>Onların acı vefatlarını kirli emellerine, bölücü siyasetlerine alet eden, Kaymakamlık basan eşkıya güruhuna lanet olsun…</p>
<p>_____________________</p>
<p>Yeni yılın tüm insanlığa, ülkemize, milletimize barış, mutluluk, huzur getirmesini temenni ediyor, okuyucularıma hayırlı seneler diliyorum&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Vahdet Nafiz AKSU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30564-eskiyalar-basiyor-kaymakam-konagini/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet herkese lazım…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 08:17:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30563</guid>
		<description><![CDATA[Kaderin garip cilvesine bakar mısınız; cumhuriyet tarihi boyunca iki genelkurmay başkanı tutuklanmış. İlki ta 1960’da…
Adı;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaderin garip cilvesine bakar mısınız; cumhuriyet tarihi boyunca iki genelkurmay başkanı tutuklanmış. İlki ta 1960’da…<br />
Adı; Rüştü Erdelhun.<br />
Suçu; meşru hükümeti, askeri darbeye karşı korumak…<br />
Tutuklandı ve Yassıada’ya gönderildi.<br />
Önce idam cezasına çarptırıldı, sonra dönemin Cumhurbaşkanı (hemşerimiz) Cemal Gürsel veya namı diğer Cemal Aga tarafından 1964 yılında affedildi.</p>
<p>Bütün rütbeleri söküldü, “er” hükmüne düşürüldü.<br />
Darbeciler O’nu hiç affetmediler: Niye 27 Mayıs’a fiilen katılmadı?<br />
Cumhuriyet tarihinde (emekli de olsa) tutuklanan ikinci genelkurmay başkanı İlker Başbuğ oldu.<br />
Suçu; meşru hükümete karşı “andıç” hazırlanmasına izin vermek ve hükümet aleyhinde silahlı örgüt kurmak!<br />
Dikkat ettiniz değil mi?<br />
İlki niye seçilmiş hükümeti yıkmadın diye suçlanmıştı, ikincisi ise niye meşru hükümeti yıkmak istiyorsun şeklinde suçlanıyor.<br />
İkisi de orgeneral, ikisi de bu ülkenin genelkurmay başkanlığını yapmış isim…<br />
İkincisi “darbeci” olmakla suçlanıyor; ilki ise, “Niye darbenin yanında olmadın” diye idama mahkum oldu!<br />
Sonuçta şu kısa Cumhuriyet tarihimiz içinde iki genelkurmay başkanını hapse tıkmayı başarmış bir ülkeyiz.<br />
Biz öyle bir milletiz ki, darbe yapmak isteyeni de sevmiyoruz, darbeye karşı çakanı da!<br />
Dün televizyonda konuşan sözde bir gazeteci aynen şunları söyledi:<br />
“Ben İlker Başbuğ’un tutuklanacağını tam üç yıl önce söylemiştim ve bilmiştim. Şimdi görüyor musunuz nasıl büyük bir gazeteciyim”<br />
Ama aynı saatlerde başka bir televizyon kanalında ise sözde olmayan bir gazeteci ise şunları söylüyordu:<br />
“Altındaki bütün subaylar tutuklanmış ve darbe yapmakla suçlanmışken aslında İlker Başbuğ da tutuklanmıştı. Bu son karar, sadece bir emrin yerine getirilmesidir.”<br />
Onlarca defa yazdık:<br />
Biz darbenin askeri olanına da, sivil olanına da şiddetle karşıyız.<br />
Fakat anlamakta zorlandığımız husus şudur:<br />
İlker Başbuğ’un tutuklanacağını günler öncesinden bilen gazetecilerin, bu maharetinin nereden geliyor olmasıdır?<br />
Hani o kişiler hakiki manada gazeteci olsalar mesele yok.<br />
Fakat biliyoruz ki o kişiler, her şey olabilirler fakat asla gazeteci değiller. Bunu kendileri bile kabul ediyor.<br />
Yine dün televizyonda izledim.<br />
Genç ve güzel bir kadın, “gazeteci” kimliği ile ekrana çıkmıştı ve öyle mutluydu ki… Bir ara hızını alamadı İlker Başbuğ’un yanı sıra önümüzdeki günlerde kimlerin tutuklanacağını, kendisini savcı ve hakim yerine koyarak söyledi.<br />
Haksız da sayılmazdı.<br />
Öyle ya, o hanımdan önce aynı şeyi yapan bir sözde gazeteci ciddi biçimde ödüllendirilmişti.<br />
O sözde gazeteci bayan da, aynı yolda ilerliyordu ve kendisinin ödüllendirileceğini biliyordu.<br />
Kimse kusura bakmasın:<br />
Bendeniz, sözde bir gazetecinin günler öncesinden “filanca kişi de tutuklanacak” diyorsa ve onun dediği harfiyen çıkıyorsa, o yargı sürecine inanmıyorum.<br />
İlker Başbuğ veya bir başka general; hiç birini tanımam ve de bilmem…<br />
Hatta inanıyorum ki o generaller muktedir olsaydı, ben bugün yazı yazan bir gazeteci olmayacaktım. Çünkü sırf demokrasiyi savunduğum için beni sevmezlerdi.<br />
Buna rağmen ben İlker Başbuğ’un insani ve hukuku haklarını savunmayı vicdani bir görev olarak görüyorum.<br />
Şayet Ak Parti Hükümeti “darbeci”lerle hesaplaşmak istiyorsa, niçin 28 Şubat Postmodern darbesinin kahramanları hala dışarıda ve niçin onlara bir türlü kimse soru sormuyor?<br />
Bazı kesimler, avuçlarının içi patlayıncaya kadar alkışlıyor:<br />
“Yaşasın, eski genelkurmay başkanını da tutuklattık”<br />
Sevgili dostlar; bu yol, yol değildir.<br />
Zira; hukuk ve adalet intikam üzerine bina olunmaz.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Parola, ‘Soğuk Havayı İçinize Çekin’</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30557-parola-soguk-havayi-icinize-cekin</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30557-parola-soguk-havayi-icinize-cekin#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 22:38:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Cem Bakırcı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[Allahu ekber]]></category>
		<category><![CDATA[Bingür]]></category>
		<category><![CDATA[Dağları]]></category>
		<category><![CDATA[dr]]></category>
		<category><![CDATA[sarıkamış]]></category>
		<category><![CDATA[sonmez]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30557</guid>
		<description><![CDATA[Bir elinde neşter, bir elinde kalem, yakın tarihimizin karanlık, daha doğrusu karanlıkta bırakılmış sayfalarını aydınlatmak&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir elinde neşter, bir elinde kalem, yakın tarihimizin karanlık, daha doğrusu karanlıkta bırakılmış sayfalarını aydınlatmak için Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı Sayın Prof.Dr. Bingür Sönmez….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Cem BAKIRCI yazdı…</strong></p>
<p>O unutulmayacak kahramanlık destanın yazıldığı Allahuekber Dağı’nın 2 bin 400 rakımlı Soğanlı mevkiinde Sayın Prof.Dr. Sönmez hocamla 97’nci anma törenlerinde yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/SONMEZ-SELAM.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30560" title="SONMEZ-SELAM" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/SONMEZ-SELAM.png" alt="" width="461" height="287" /></a></p>
<p>‘Sarıkamış anma törenlerine, Karslı bürokratlar sahip çıkmadı’, ‘Sarıkamış’a destek veren ve bu desteklerini esirgemeyen Erzurumlu bürokratlara teşekkür ediyorum’ diyen Sayın Sönmez, Türk halkına çağrıda bulunarak</p>
<p>Kendinizi<strong> Mehmetçiklerimi</strong>zin yerine koyup, hayal de olsa 22 Aralık 1914’ü yaşayın. Ne hissediyordunuz?..</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>‘24 Aralık gecesi yatmadan önce pencerenizi açıp soğuk havayı derin derin,içinize çekin ve soğuğu hissedin. Sarıkamış’ın soğuğu yüreğinizi yaksın’ </strong>parolasıyla yola çıkan Bingür hocam…</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/REKTOR-KOCAK-BSONMEZ.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30561" title="REKTOR-KOCAK-BSONMEZ" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/REKTOR-KOCAK-BSONMEZ.png" alt="" width="488" height="513" /></a></p>
<p>“Ben torunlarıma vakit ayırmak istiyorum. Dağlarda dolaşıp Sarıkamış şehitlerini ziyaret etmek istiyorum. Bilinmeyen şehitlerin yerlerini aramak istiyorum.” Diyerek sesleniyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarıkamış üzerindeki kalın örtüyü Dayanışma Grubunun Gönüllüleri, AKUT Erzurum Temsilcisi Bünyamin Akbulut, AKUT’un değerli üyeleri ve hatta İstanbul’dan gönül veren Sarıkamış Şehitleri’nin torunları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarıkamış Dayanışma Grubu’nca düzenlenen şehitleri anma yürüyüşü, Erzurum’un Kahraman Çocukları Anıtı önünden başladı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bingür hocamın, Vali Sayın Sebahattin Öztürk’e selam vererek, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Küçükler, Atatürk Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Hikmet Koçak, Emniyet Müdürü Sayın Halit Turgut Yıldız’ın ekibi uğurlaması ile başladı yolculuk…</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/GECE-30.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30562" title="GECE-30" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/GECE-30.png" alt="" width="514" height="342" /></a></p>
<p>Birlikte seyahat ettiğim ‘dürüst ve ilkeli’ gazetecilik örneği sergileyen sevgili Coşkun Aral, ağabeyimle birlikte seyahat ettik. Sayın Aral’ın,”Bingür hoca gerçekten tarihe ışık tutacak büyük projelere imza atıyor. Kutluyorum, kendisini’ diyerek tebrik ediyor..</p>
<p><strong> </strong></p>
<p>“SARIKAMIŞ’A OLAN GAYRETİM MİLLİ VARLIĞIM İÇİNDİR”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Benim Sarıkamış’a olan gayretim kahraman şehitlerimizi gelecek nesillerimiz ve milli varlığımız için bir görev olarak görüyorum” diyen Sayın Bingür Sönmez hocam</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarıkamış anma törenlerinde, Allahuekber Dağları’nın karlı boranlı tepelerinde, 90 bin vatan evladının tek kurşun atmadan nasıl Cennet yolculuğuna çıktıklarına tanık olduk. Bingür Hocamın dediği gibi, ‘O geceyi içinizde hissedin’ sözleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>97 yıl önce Bardız&#8217;a giren 29&#8242;uncu Tümen’in 85&#8242;inci Alay sancağını camii minaresinde dalgalandırılması sırasında, Tarihi olayın Türk izciler canlandırılması sırasında Vali Sebahattin Öztürk’ü duygulandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>‘<strong>O GECE SOĞUK HAVAYI İÇİMİZE ÇEKTİK’</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sarıkamış’a yabancı kalmadık mı kaldık, Sarıkamış’a hayat veren, Sarıkamış’ı yine dünya gündemine taşıyan dünyaca ünlü kalp cerrahı Sayın Sönmez’in o özverili mücadelesi ile ‘şehitlerimize koştuk, o acıyı birlikte hissettik. Gece yarısı kahraman Mehmetçiğin karavana ile getirdiği o sıcacık ‘mercimek’ çorbasını içerek bir taraftan grup üyelerinin, ‘Allah devlete zeval vermesin’, ‘Allah askeri başımızdan eksik etmesin’ sözleri ile birlikte şehitlerimizin o çektikleri acıyı hissettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ama bunu yine gün yüzüne çıkaran tarihimize ışık tutarak Sarıkamış’a adeta gönül veren Sarıkamış’ın gönüllü destekçisi Prof.Dr. Sönmez ile birlikte Allahuekber Dağları’nın deniz seviyesinden 2 bin400 metreyükseklikte bulunan Soğanlı Dağları’nın birleştiği Kaynak yayla’da  kurduğumuz kampta şehitlerimizi andık. Hocamıza borçlu olduğumuzu unutmayalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yoğun kar yağışı ve tip nedeniyle Kuzucantepe’de 36 saat mahsur kalarak geri dönen AKUT’un fedakar değerli üyeleri ile birlikte sıfırın altında  -30’de dondurucu soğukta birlikte geçirdik, birlikte ateş yaktık. Şehitlerimiz anısına, Prof.Dr. Sönmez’in yanık kavalından, ‘<strong>Havada bulut yok, bu ne dumandır&#8217;</strong> türküsü….</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;ŞEHİTLERİMİZ BİRER DESTAN KAHRAMANI”</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Prof. Sönmez, ateş başında çadırlar kurulurken, Sarıkamış Destanı&#8221;nın alınacak derslerle dolu olduğunu vurgulayarak</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>”Şehitlerimizin bu mücadelede kahramanlığın ötesinde duruşları vardır. Onlar gerçekten birer destan kahramanıdırlar. Unutmamalıyız ki zaferi doğru plan, yeterli lojistik ve vasıflı komutanlar olmadan hiçbir ordu elde edemez. Bugün bize düşen tarihimizin acılarla dolu bu destanını çocuklarımıza ve toplumumuza doğru yansıtarak hem onların layık oldukları saygıyı ve vefayı onlara göstermek, olaydan gerekli dersi çıkarmaktır.&#8221; diyerek</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“yurtta barış, evrende barış”ı hiçbir zaman terk etmek istemiyoruz’ sözüyle Sarıkamış’ı anma törenlerini noktalıyor.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>REKTÖR KOÇAK VE ASKER ARKADAŞI SÖNMEZ</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Atatürk Üniversitesi’nin değerli Rektörü Prof.Dr. Sayın Hikmet Koçak’ın aynı zamanda kışladaki asker  ve aynı zamanda ihtisas arkadaş olan  kalp cerrahı Prof.Dr. Sayın  Bingür Sönmez’e Sarıkamış’ı anma törenleri  adına  Üniversite kapılarını açması, destek olması, katılımcılar arasında büyük takdir topladı.</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Atatürk Üniversitesi Rektörü Sayın Koçak’ın </strong>İlahiyat Fakültesi Kültür-Sanat Topluluğu öğrencileri tarafından organize edilen etkinlikte, Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Çelik ile birlikte  “97. Yılında Sarıkamış Şehitleri”ni anma törenleri gerçekten muhteşem ve görülmeye değerdi.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>O GECENİN MERCİMEK ÇORBASI VE GECE ATEŞİ</strong></p>
<p>Gece boyunca bizlere kahraman Mehmetçiklerin hazırladığı ‘mercimek’ çorbası karavansını bizimle paylaşan başta Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli personeli Erzurum İl Jandarma Alay Komutanımız Albay Sayın Mehmet Akgün, Şenkaya İlçe Jandarma Komutanımız Yüzbaşı Sayın Atakan Alper ve gece boyu dondurucu soğukta ısınmamız için bize sırtında odun taşırcasına destek olan Muhtar Emin Çakmur’a  grup adına teşekkürü borç biliyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kahramanlığı ve o kahramanlığın yazdığı destanı, bugün olduğu gibi gelecekte de yaşatmalıyız. Bunda da kararlıyız.</strong><strong></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İyi haftalar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cem Bakırcı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30557-parola-soguk-havayi-icinize-cekin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acil’de neler yaşanıyor?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30543-acilde-neler-yasaniyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30543-acilde-neler-yasaniyor#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 06:24:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Kadir SABUNCUOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30543</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Erzurumlu’nun Tofaş&#8217;la telefon görüşmesi&#8217; kelimelerini yazarak internette arama yaptım.
Tam 152 sonuç çıktı.
Hayretle baktım, çıkan sonuçlara.
Tüm&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Erzurumlu’nun Tofaş&#8217;la telefon görüşmesi&#8217; kelimelerini yazarak internette arama yaptım.</p>
<p>Tam 152 sonuç çıktı.</p>
<p>Hayretle baktım, çıkan sonuçlara.</p>
<p>Tüm sosyal paylaşım sitelerinde o ‘küfürlü telefon’ konuşması var.</p>
<p>Bilmem hatırlar mısınız?</p>
<p>Erzurumlu Abamüslim Keçeci ile Tofaş Müşteri Hizmetlerinde çalışan Dilek arasında geçen konuşmayı.</p>
<p>Peki, üzerinden 5 yıl geçen bu konuşmayı niye merak ettim?</p>
<p>İki nedeni var:</p>
<p>Birincisi, 112 Çağrı Merkezini arayan bir tanıdığın başından geçenleri anlattığı için&#8230;</p>
<p>İkinci  olarak da &#8216;çağrı merkezleri&#8217;nin  Erzurum&#8217;un bacasız fabrikaları olduğuna vurgu yapmak için&#8230;</p>
<p>Turkcell&#8217;in Anadolu’daki çağrı merkezleriyle ilgili ilk yatırımı 2006&#8242;da, Erzurum’da başladı.</p>
<p>Erzurum’da ki çağrı merkezi 19 kişi ile açıldı, 5 yılda bu sayı 850 kişiye çıktı.</p>
<p>Şimdi ek yatırımla 1300 genç Erzurum Çağrı Merkezinde çalışacak.</p>
<p>Tukcell, AssisTT, Finansbank gibi çağrı merkezleri sayesinde çok sayıda genç işsizlikten kurtulacak.</p>
<p>Elbette ‘Abo bey’ler hep olacak.</p>
<p>İsteğim bu merkezlerde görevli Dilek gibilerin daha çok olması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AMBULANS İSTEYENE YOL GÖSTERDİLER     </strong></p>
<p>Palandöken ilçesinde oturan DADAK Doğa Sporları Kulübü Derneği Başkanı Ahmet Öztürk, belinden rahatsızlanır.</p>
<p>Rahatsızlığından dolayı bir süre özel bir hastanede fizik tedavi görüyor.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/ahmet-ozturk.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30546" title="ahmet-ozturk" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/ahmet-ozturk.png" alt="" width="357" height="583" /></a></p>
<p>Geçenlerde evde ters bir hareket yapınca da beli tutuluyor.</p>
<p>Altmışlı yaşında dağa koşarak çıkan Öztürk, çaresiz kalınca 112 Acil Servisi arar ve ambulans ister.</p>
<p>Sağlık Bakanlığı, gerçekten hasta nakli konusunda çağ atlamıştır.</p>
<p>Hastayı ya da yaralıyı zamanında hastaneye yetiştirebilmek uğruna helikopteri, uçağı pistte hazır bekletir.</p>
<p>Onun için özellikle kış mevsiminde Doğu&#8217;da yaşanan kızakla hasta nakline son verildi.</p>
<p>Ama böyle bir kuruluşun 112 Acil Servisinde çalışan bir bayan:</p>
<p>-Şu an ambulansımız yok. Gelince gönderelim, der.</p>
<p>Aradan 10- 15 dakika geçer, ses seda çıkmayınca Öztürk yeniden arar.</p>
<p>Karşılıklı neler konuştuklarını bilemiyoruz.</p>
<p>Sonuç olarak çağrı merkezindeki o görevli, Öztürk&#8217;e şöyle akıl verir:</p>
<p>- Sizi tedavi eden hastaneden ambulans isteyin!</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-1.png"><img class="alignnone size-full wp-image-30545" title="acil-1" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2012/01/acil-1.png" alt="" width="600" height="448" /></a></p>
<p><strong>AMBULANS GELMEYİNCE TAKSİYLE HASTANEYE GİTTİ</strong></p>
<p>Özel hastaneden ambulans istemenin bir bedeli yok mu?</p>
<p>Emekli olan Ahmet Öztürk, özel hastaneden niye ambulans istemeye zorlanıyor?</p>
<p>Hani Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel söylemişti:</p>
<p>-Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar, diye.</p>
<p>Biz de bel ağrısından az çekmemiştik.</p>
<p>Ahmet Öztürk’ün derdine ortak olmak istedik.</p>
<p>112 Acil Servisi ben de aradım ve Öztürk&#8217;ün ambulans isteğini tekrarladım.</p>
<p>Ama, görevli bayan arkadaş, bir yetkiliyle bizi görüştüremediğinden olacak çareyi telefonu yüzümüze kapatmakla buldu.</p>
<p>Telefonla geri döndüğümüzde Ahmet Öztürk, ağrılara daha fazla dayanamamış ve bir taksiye binerek özel hastaneye gitmişti bile.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ÇAĞRI MERKEZLERİNDE ÇALIŞANLAR İÇİN, DERS</strong></p>
<p>Daha sonra İl Sağlık Müdürlüğü Basın Bürosunda göreve başlayan Cengiz Tosun aradı.</p>
<p>Ambulansların yoğun olduğu bir sırada isteğin geldiğini, bu yüzden yerine getirilmediğini söyledi.</p>
<p>Biz de tekrar Öztürk&#8217;ü arayarak Cengiz Tosun&#8217;un olayla ilgilendiğini belirttik ve görüşmesi için telefonunu verdik.</p>
<p>Şimdi bir değerlendirme yaparsak, Ahmet Öztürk o an ağrılarından dolayı belki kolayca sinirlenebilir.</p>
<p>Peki böylesine önemli çağrı merkezlerinde çalışanların sabırlı, hoşgörülü olmaları gerekmez mi?</p>
<p>İşte onun için 2007 yılının Ocak ayında internet sitelerine düşen Erzurumlu Abo bey ile Tofaş&#8217;tan Dilek hanımın konuşmalarını yeniden gündeme taşıdık.</p>
<p>Çünkü herkesin bundan çıkaracağı önemli dersler olmalı.</p>
<p>Bu kaseti vatandaş bir kez, çağrı merkezlerinde çalışanlar ise en az on kez dinlemeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ABO BEY, NİYE VİTESTEN ATTI</strong></p>
<p>Hikaye şöyle:</p>
<p>Erzurumlu Abamüslim Keçeci,Tofaş&#8217;tan bir otomobil alır.</p>
<p>Ancak, otomobilde bir takım arızalar oluşur.</p>
<p>Her gün müşteri hizmetlerini arar ama sorun çözülmez.</p>
<p>Bunun üzerine Abamüslim Keçeci vitesten atar.</p>
<p>Ama karşısında Dilek hanım gibi bir &#8216;dağ&#8217; vardır.</p>
<p>Küfürlerin büyük bir bölümünü duymamazlıktan gelir.</p>
<p>Sabırla dinler, hoşgörü ile karşılar ve herkesin takdirini toplar.</p>
<p>Yoksa o telefonu açanın yüzüne kapatmak, sorunu ortada bırakmak, küfüre, dayağa aynı şekilde karşılık vermek en kolay yol.</p>
<p>Özellikle çağrı merkezlerinde çalışanların ‘kulaklarına küpe’ olması için o diyaloğun bir bölümünü yeniden yayınladık:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HEM OKUYUN HEM DE GÜLÜN</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- Tofaş Müşteri hizmetleri..</p>
<p><strong>- Nil hanım orada mı?</strong></p>
<p>- Konu neydi ben yardımcı olayım.</p>
<p>- <strong>Bırak yardımı, Erzurum&#8217;dan arıyorum Abamüslim Keçeci. Nil hanım orada mı, verir misin telefona?</strong></p>
<p>- Nil hanım yerinde yoklar.</p>
<p>- <strong>Nerede cehenneme mi gitti? Biraz önce benimle konuştu. Oranın genel müdürü kim?</strong></p>
<p>- Beyefendi aracınızın plakası&#8230;</p>
<p>- <strong>Yahu bırak plakayı, elli sefer verdim. Ben müşteriyim. Kim, sizin genel müdürünüz? Yetkili birim amiri kim? Onun üstünde Cem bey mi var?</strong></p>
<p>- Efendim Cem bey de yok.</p>
<p>- <strong>Cem beyin üstündeki vatandaş kim, Ermeni mi, İtalyan mı? Bir Türk değil mi gardaşım. Ben araç almışım.</strong></p>
<p>- Bilgilere ulaşabilmem için sizin adınızı ve aracınızın plakasını alabilir miyim?</p>
<p>- <strong>Senin adın ne? Beni daha öğrenemediniz mi? Erzurumluyum. Her gün ariram. Allah belanızı vere. Nasıl işe düştüm gardaşım. 25 AR 575. Oraya, elinizin, avucuzun içine yazın. </strong></p>
<p>- Bilgilerinize ulaşmaya çalışıyorum.</p>
<p>- <strong>He bir ulaş ölmüşlerin hayrına.</strong></p>
<p>- Abamüslim Keçeci ile mi görüşüyorum?</p>
<p>- <strong>Evet.</strong></p>
<p>- Şu an kayıtlarınıza ulaşmaya çalıyorum Abo bey.</p>
<p>Nil hanıma da ileteceğim<strong>&#8230;</strong></p>
<p><strong>- Yahu Nil&#8217;i bırak bacı.</strong></p>
<p>- Daha önce de aramışsınız.</p>
<p>- <strong>Elli sefer aradım. Nil hanımın da babasının ağzına s&#8230;. sizin de babanızın ağzına s&#8230;. Yahu yetkili kimse onu bağlayın bana. Ağzına s&#8230; evlatları. </strong></p>
<p>- Abo bey, Nil hanım&#8230;</p>
<p>- <strong>Şimdi Nil hanımın ağzına s&#8230;. beni. Elli kere aradım, bir kere arasın beni.</strong></p>
<p>- Telefon numaranız 442 316&#8230; cep telefonunuz 542 684&#8230;</p>
<p>- <strong>Taman, senin adın ne hanım kızım?</strong></p>
<p>- Dilek efendim.</p>
<p>- <strong>Nil hanım kimse telefonu yüzüme kapattı. De ki bizim ağzımıza bir kere, seninkine 50 kere s&#8230;.</strong></p>
<p>- Peki efendim, isteğiniz üzerine ettiğiniz tüm küfürleri Nil hanıma aktaracağım.</p>
<p>- <strong>Hayret birşey. Araç satmışsınız araca sahip olun ağzına s&#8230; çocukları. Yahu bacı sizin en üstüz kim yahu? En üstünüzün babasının ağzına s&#8230;</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadir Sabuncuoğlu</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30543-acilde-neler-yasaniyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şizofren güvenlik görevlisi olursa!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30513-sizofren-guvenlik-gorevlisi-olursa</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30513-sizofren-guvenlik-gorevlisi-olursa#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 08:53:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esat BİNDESEN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30513</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum’da geçtiğimiz gün vahim bir olay yaşandı.
Olayda şizofreni hastası olduğu bildirilen bir kişi bir polisi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum’da geçtiğimiz gün vahim bir olay yaşandı.<br />
Olayda şizofreni hastası olduğu bildirilen bir kişi bir polisi bıçakla yaralayarak<br />
öldürdü, diğer bir polisin ise yaralanmasına neden oldu.<br />
Katil zanlısı bir şizofreni hastası.<br />
Bunu bilmeyen yok.<br />
Mahallelisi biliyor, arkadaşları biliyor, akrabaları biliyor.<br />
İşin garip tarafı,<br />
O şizofreni hastası ama güvenlik görevlisi…</p>
<p>*</p>
<p>TEDAŞ’ta güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.<br />
Oranın güvenliğinden sorumlu.<br />
Silah taşıma yetkisine sahip.<br />
Özel elbiseli,<br />
Bir nevi polis…</p>
<p>*</p>
<p>Kendi ifadesinden anlıyoruz ki,<br />
Olay günü işten gelmiş. Kahvaltı yapıyormuş. Kapının zili çalmış. Kapıyı açınca karşısında<br />
2 polis görmüş. Telaşa kapılmış.<br />
Telaşe sinin nedeni ‘Akıl hastanesine götürecekler’ sanmasıymış…</p>
<p>*</p>
<p>İşin garip tarafına gelince,<br />
Şizofreni hastası bir kişinin güvenlik görevi yapmasıdır.<br />
Böyle bir kişi nasıl olmuş güvenlik görevlisi olmuş?<br />
İşe girerken hangi şartlara göre kabul edilmiş?<br />
Sağlık kurulu raporu istenmemiş mi?<br />
Tabi tam teşekküllü hastaneden olması gerekir…<br />
Bütün bunlar bir tarafa kalsın,<br />
Hastanede yatmış tedavi görmüş.<br />
Ama yine güvenlik görevlisi olmaya devam etmiş.<br />
Ya bu cinneti görev başında, belinde silah elinde bıçak olarak geçirseydi,<br />
Acaba kaç kişinin canı yanacaktı?<br />
Kaç ailenin ocağı sönecekti?<br />
Kaç ailenin evine ateş düşecekti?</p>
<p>*</p>
<p>Bunu adı tam anlamıyla kocaman bir duyarsızlıktır.<br />
Bunun adı tedbir değil, vurdumduymazlıktır…<br />
Bu adamın canlı bombadan ne farkı var arkadaş?<br />
Tehlike insanların arasında dolaşıyor,<br />
Her gün onlarca vatandaş bu şahsın önünden geçip gidiyor,<br />
Kendi güvenliğinden bile mesul olamayan adam,<br />
Kurumun güvenliğinden mesul…<br />
Peki o kurumun amiri müdürü ne yapıyor?<br />
Sanırım durup seyrediyor?<br />
Öylemi?</p>
<p>*</p>
<p>Bu iş soruşturulmalı,<br />
İşe nasıl alındığından tutunuz, sağlık raporuna kadar her şey didik didik edilmeli.<br />
En azından örnek teşkil etmeli.<br />
Kimin ne kusuru varsa,<br />
Kimin ne ihmali varsa cezasız kalmamalı.<br />
Bu kişi hasta.<br />
Hem de şizofreni…<br />
Bunu bilmeyen yok.<br />
Neden daha arka bir görevde değil?<br />
Hem de güvenlikten sorumlu…</p>
<p>*</p>
<p>Sayın Valinin ‘Bir arkadaşımız da eks oldu’ ifadesi sanırım bir sürçü lisandır.<br />
Yoksa sayın valinin şehit olan bir kişiye eks oldu demesi elbette hiç mümkün değildir.<br />
Vali Bey tabi ki doktor değil,<br />
Bu tıpta kullanılan bir kelimedir.<br />
Aşırı üzüntü,<br />
Şaşkınlık,<br />
Beklenmedik olay karşısında ağızdan çıkmış şanssız bir ifadedir.</p>
<p>*</p>
<p>Birde çelik yelek meselesi var tabi..<br />
Asıl zurnanın malum sesi.<br />
İddia şu,<br />
Karakolda 4 adet çelik yelek varmış ikisi kullanılamaz haldeymiş. Yazı yazılmış,<br />
Emniyet Müdürlüğünden çelik yelek alınması istenmiş…<br />
Burası gerçekten çok vahim.<br />
Şizofreni hastasının güvenlik işlerinde çalıştırılmasındaki gayri ciddilik ile karakolda<br />
çelik yeleğin olmamasındaki ciddilik aynı şeydir.<br />
Her iki olayda da bir vurdumduymazlık hakimiyeti vardır.<br />
Hem de terör olaylarının zirve yaptığı günümüzde.<br />
Karakolda veya yeteri kadar çelik yelek yokmuş!<br />
Benim aklıma şu soru geliyor;</p>
<p>Yoksa Erzurum’da balık baştan mı kokmuş?</p>
<p>Esat BİNDESEN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30513-sizofren-guvenlik-gorevlisi-olursa/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhaneti gördüm…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30512-ihaneti-gordum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30512-ihaneti-gordum#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 08:46:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Recep KAPUCU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30512</guid>
		<description><![CDATA[Rahmetlik Cem Karaca’nın çok güzel bir parçası var;
Ben suyumu kazandım da içtim.
Ekmeğimi böldüm de yedim.
Alkışı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rahmetlik Cem Karaca’nın çok güzel bir parçası var;<br />
Ben suyumu kazandım da içtim.<br />
Ekmeğimi böldüm de yedim.<br />
Alkışı duydum, ihaneti gördüm.<br />
Sesim de oldu, sessizliğimde…<br />
Bu şarkının sözleri hem çok güzel, hem de çok anlamlı.<br />
Yayın partnerimiz olan Palandöken Gazetesinin her şeyi, 25- 26 yıllık Sevgili dostum ve arkadaşım Mehmet Şener, geçtiğimiz hafta çok güzel bir yazı kaleme almıştı.<br />
Benim gibi bu yazıyı çok merak eden ve sorgulayan oldu.<br />
Bugün yine bu yazıyı bazı dostlarla konuştuk.<br />
Konuştuğumuz için, tekrar okuma gereği duydum.<br />
Bir kısmını da, sizlerle paylaşayım…<br />
“Siz hiç dostlarınızın ihanetine uğradınız mı?”<br />
Siz hiç dostlarınız tarafından ihanete uğradınız mı?</p>
<p>Ben uğradım&#8230;</p>
<p>Siz hiç dostlarınızın hatırı için inanmadığınız bir meselede &#8220;evet&#8221; dediniz mi?</p>
<p>Ben dedim&#8230;</p>
<p>Siz hiç dostlarınız tarafından sırtınızdan hem de tam iki omuz kemiğinizin ortasından alçakça vuruldunuz mu?</p>
<p>Ben vuruldum&#8230;</p>
<p>Merak edenler, Sayın Şener’in köşesindeki arşivinde bu yazının, tamamını okuyabilirler.<br />
Evet, yerinde ve zamanında bir yazı…<br />
Tabi anlayanlara…<br />
İhaneti gördük.<br />
Daha da göreceğiz…<br />
Tabi, dostlarımızı da gördük.<br />
Daha da, göreceğiz…<br />
Üzülme, Sevgili Mehmet Şener…<br />
Sende benim gibi, bir Cem Karaca şarkısı dinle…</p>
<p>Recep KAPUCU</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30512-ihaneti-gordum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polis devleti olmak kolay, marifet hukuk devleti olabilmektir&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 08:41:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30511</guid>
		<description><![CDATA[Polis memuru Suat Orak’ın görev başında bir hasta tarafından şehit edilmesi, emniyet teşkilatında olduğu kadar,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Polis memuru Suat Orak’ın görev başında bir hasta tarafından şehit edilmesi, emniyet teşkilatında olduğu kadar, toplum içinde de büyük bir üzüntüye yol açtı.</p>
<p>31 yaşında genç bir insan; eşi de üç aylık hamile…<br />
Üzülmemek mümkün mü?<br />
Taş yürekliler bile kayıtsız kalamaz.<br />
Dün telefonun ucundaki bir okurumuz üzüntüsünden duygularına gem vuramadığı için aynen şunları söyledi:</p>
<p>“Adam iki polis memurunu bıçaklıyor, biri şehit olmuş öteki ağır yaralı. Böyle birisi nasıl sağ olarak teslim alınır anlamak mümkün değil. Niçin onu kevgire çevirmemişler ki…”<br />
Konuşmamızın sonunda öğreniyorum ki bu zat, 12 Eylül 1980’de tutuklanmış ve emniyette haftalar süren bir işkenceye tabi tutulmuş.<br />
Ama öfkesi ve yüreğini yakan acı, geçmişin üstüne sünger çekmiş.<br />
“Kana kan, cana can” diyordur.<br />
Galiba:<br />
Duygularımızın aklımızın önüne geçmesi, işte böyle bir şeydi…<br />
Sağduyu, adalet ve hukuk rafa kalkıyor.<br />
Başka bir ifadeyle madem o birini öldürdü, birileri de onu öldürmeli.<br />
Lakin hem İslam dini, hem de hukuk böyle demiyor.<br />
Yani o birilerini öldürdü diye, birileri de onu öldürmelidir şeklinde cevaz verilmiyor.<br />
Çünkü devlet, bireylerden çok farklıdır. Devlet, kin ve nefret duygusuyla hareket edemez.<br />
Öyle olmasaydı şayet şehit edilen polis memuru Suat Orak’ın mesai arkadaşları zanlıyı almaya gittiklerinde öyle bir şiddet kullanırdı ki, zanlı hasta bile olsa kimsenin umurunda olmazdı.<br />
Fakat tam tersi oldu:<br />
O şehit polisin mesai arkadaşları canları yanması pahasına adaletten ve insan haklarından zerre şaşmadılar.<br />
İşte devleti bireyden ayıran fark da budur.<br />
Yani duygularıyla değil, aklıyla hareket etmek.<br />
Ahmet Cevdet Paşa, bugün bile hukuk düzenine ölçü olan o meşhur eserinde (Mecelle) müthiş bir örnek veriyor.<br />
Hukukçuların çok tuttuğu o örnek şudur:<br />
Adamın biri işlediği bir suçtan ötürü idam cezasına çarptırılmış. Olay İstanbul’da geçmektedir. Sanık, suçu Anadolu yakasında işlediği için orada yargılanıp, cezaya çarptırılmış. Ancak cezanın infazı Avrupa yakasında yapılabileceği için, sanık elleri kolları bağlı halde kayığa bindirilmiş ve infaz için öteki yakaya gönderilmiş.<br />
Kayıkçı ve idam sanığı karşıya giderken, yolda müthiş bir fırtına çıkmış. Kayıkçı son derece tecrübeli olmasına rağmen bakmış ki kayık batacak ve ölecekler. Kayıkçı, şöyle bir hükme varmış:<br />
Nasılsa bu adam karaya çıkar çıkmaz idam edilecek. Şu halde ben onun için kendimi tehlikeye atmak yerine, kurtulmaya bakayayım.<br />
Nitekim öyle de yapmış.<br />
İdam mahkumu suçluyu, eli ayağı bağlı olarak kayıkta bırakıp, denize atlamış ve yüzerek karaya çıkmış.<br />
Son derece düz ve anlaşılır bir mantık:<br />
Madem ki bu adam karaya çıkar çıkmaz infaz edilecek, ha bir iki saat önce ha bir iki saat sonra ne fark eder ki… Ben kendimi kurtarayım.<br />
Fakat hukuk buna cevaz vermiyor.<br />
Çünkü hukuk, devlet adına bireylere infaz yetkisi vermez.<br />
İdam mahkumu sanığı elleri ve kolları bağlı halde kayıkta bırakıp kendini kurtaran o kayıkçı ertesi gün yargıç karşısında buluyor kendini…<br />
Suçu belli:<br />
İdam mahkumu biri de olsa onun yaşama hakkını elinden alma yetkisi sana verilmemişti. Senin görevin o idam mahkumunu sağ salim karşı yakaya çıkarıp, görevlilere teslim etmekti. Ama sen durumdan vazife çıkardın ve olmayan bir yetkini kullanarak, sanığı ölüme terk ettin. Ya o sanığın masum olduğu ortaya çıksaydı ne olacaktı?<br />
Hukuk böyle bir şey işte…<br />
Adam katil ama hasta…<br />
O’nu teslim almaya giden polis, canı ne kadar yanı olsa bile hukuk dışına çıkamaz. Ve Erzurum polisi de çıkmadı.<br />
Aynı olay Amerika’da olsaydı, o hasta katil evinde yüzlerce kurşuna hedef olurdu ve kimse de niçin bu adamı yargılamadan infaz ettiniz demezdi.<br />
Çok şükür ki biz öyle değiliz.<br />
Polisimiz duygularıyla değil, aklıyla hareket ediyor.<br />
O polis memurlarının yerine kendinizi koyunuz; eşi üç aylık hamile olan bir arkadaşınızı bir “deli” bıçakla öldürüyor. Acaba hangimiz sağduyulu davranabiliriz, kaçımız hukuk çizgisinde kalabiliriz?<br />
Ama Türk polisi kalıyor.<br />
Kalmak da zorunda…<br />
Çünkü devleti bireyden ayıran özellik budur.<br />
Aslında sorun şu:<br />
O hasta adam, geçen yıl da aynı şekilde ailesine şiddet uygulamış ve aile polisi arayarak yardım istemiş.<br />
Polis aynı adamın evine gelmiş ve bir sorun çıkmadan alıp hastaneye götürmüş.<br />
Muhtemelen bu sefer de aynı olacağını düşündükleri için polisler ilave bir önlem almamışlar.<br />
Nasılsa şahıs hasta…<br />
Fakat gelin görün ki o hasta şahıs bu defa hiç de umulmayan bir davranışta bulunarak, kapısına dayanan iki polis memuruna bıçakla saldırıyor: Bir polis şehit, öteki yaralı…<br />
Şehit polis için; eşi ağladı, ailesi ağladı, meslektaşları ağladı ve bütün bir şehir ağladı.<br />
Kim bilir belki de ana karnındaki bebeği bile ağladı.<br />
Ülkedeki bu hengame içinde, bu olay ne kadar tesir yapmıştır bilinmez ama üzerinde durulması gereken bir vaka olduğu muhakkak…<br />
Çünkü polis, kendisini infaz memuru yerine koymadı ve cezalandırıcı rolü üstlenmedi.<br />
Polis bu duruşunu hayatıyla ödedi ama hukuku ayaklar altına almadı.<br />
Tam bu noktada duygularımız başka şeyler söylüyor:<br />
O akıl hastası adam, hazır elinde de bıçak varken öldürülmeliydi.<br />
Lakin akıl ve hukuk tam tersini emrediyor:<br />
Hayır…<br />
Yani infaz edemezsin.<br />
Genç bir polis memuru, bu emir uğruna arkasında hamile bir eş bırakarak hayata veda etti.<br />
Yüreğimiz yandı…<br />
Ama hukuk sistemi bir şey kazandı:<br />
Kimse canı pahasına bile olsa, hukukun dışına çıkmamalı.<br />
Keşke herkes bu ibret tablosundan bir ders çıkarabilse…<br />
Hukuk devleti ile polis devleti arasındaki fark budur.<br />
Polis devletinde sorgusuz infaz olur, hukuk devletinde ise, en azılı katillerin bile savunma ve yaşama hakkı vardır.<br />
Bir hukuk devleti, yaptığı gökdelenler, barajlar, otobanlar ve fabrikalarla değil ancak ve ancak polis katili “deli”nin yaşama hakkını koruduğu sürece büyük devlet oluyor.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

