<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erzurum Haber Gazetesi &#187; Mehmet Şener</title>
	<atom:link href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/author/mehmetsener/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com</link>
	<description>ErzurumHaberGazetesi.com</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 16:23:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Tortum&#8217;da sessiz çığlık…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11537-tortumda-sessiz-ciglik%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11537-tortumda-sessiz-ciglik%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 08:22:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11537</guid>
		<description><![CDATA[Bir sonuç verir ya da vermez fark etmez; Tortum halkı derelerinin kurutulmaması, arazilerinin çölleşmemesi için, onurlu mücadelesini sürdürüyor.
Hapse de girdi, jandarmadan dayak da yedi.
Bakanlar azarladı, vekiller sırtlarını döndü, bürokratlar seslerini duymadı; ama Tortum halkı büyük bir inanç ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Bir sonuç verir ya da vermez fark etmez; Tortum halkı derelerinin kurutulmaması, arazilerinin çölleşmemesi için, onurlu mücadelesini sürdürüyor.<br />
Hapse de girdi, jandarmadan dayak da yedi.<br />
Bakanlar azarladı, vekiller sırtlarını döndü, bürokratlar seslerini duymadı; ama Tortum halkı büyük bir inanç ve azimle, HES&#8217;lere karşı çıkmaya devam ediyor.Bugüne kadar birbirinden renkli gösteriler düzenleyerek, seslerini duyurmaya çalıştılar; lakin kimse kulak vermeyince, şimdi de &#8220;oturma eylemi&#8221; yapıyorlar.<br />
Tek talepleri var; o da:<br />
-Dereler kurutulmasın, bağımız bahçemiz çölleşmesin.<br />
Devlet ise, illa da odunumun parası deyip, inadında ısrar ediyor:<br />
-Tüm dereleri kurutacağım, bağı bahçeyi susuz bırakıp nihayetinde de o yemyeşil vadiyi çöle çevireceğim; diyor!<br />
Halbuki ortada devletin yanlışta ısrar ettiğini kanıtlayan bir çok rapor ve uzman görüşü var. Ancak ne Çevre Bakanı Veysel Eroğlu ne de ilgili bürokratlar bu raporlara dönüp bakmıyorlar bile&#8230;…<br />
Adeta ağız birliği etmişçesine, erki elinde bulunduran herkes Tortum derelerini kurutmaya yemin etmiş&#8230;…<br />
Ne üniversitenin görüşüne itibar ediyorlar, ne de emsal teşkil edecek türdeki yargı kararlarına&#8230;…<br />
Tortum halkı ise, çaresiz ve &#8220;arka&#8221;sız&#8230;…<br />
Milletvekili sesini duymuyor, bürokrat yanlarına dahi uğramıyor.<br />
Köyünü ve suyunu korumak isteyen bir avuç çaresiz insan ise, jandarma-müteahhit-yargı sarmalı arasında ezilip duruyor.<br />
Şayet ortada TEMA Vakfı ve bir de tek tük yerel gazete de olmasa, kimse Tortum halkının feryadını duymayacak.<br />
Oysa aynı manzara İspir, Oltu, Narman ve Olur için de geçerli&#8230;…<br />
İspir halkı önce direndi, çığlık çığlığa bağırdı ama sonunda Aksu Vadisi&#8217;ndeki bir çok kimse müteahhit tarafından &#8220;ikna&#8221; edildi.<br />
Aynı şey, Tortum ve diğer ilçelerde de olur mu olmaz mı bilinmez. Ama gerçek şu ki, umutsuzluk ve çaresizlik en kararlı köylüyü bile yıldırıp, mağlup ediyor.<br />
Palandöken, bugün manşetten verdiği haberde çok önemli bir raporu kamuoyuna sunuyor.<br />
Bu rapor, aslında müteahhidin lehine hazırlanmış olmasına rağmen, yapılmak istenen katliama yeterince ışık tutuyor.<br />
Şayet ilgili bakanlıklar sadece adına &#8220;Proje Tanıtım Dosyası&#8221; denilen bu rapora bakarak karar vermiş olsa, Tortum&#8217;da bir tane HES&#8217;e bile izin vermez.<br />
Çünkü o raporda, kurulacak olan HES&#8217;lerin doğayı mahvedeceği istenmeyerek de olsa yazılmış. Daha derli toplu olan bilgileri içeren başka raporlar da var. Fakat hükümetin gözü öylesine dönmüş ki, hangi kurum hangi gerekçeyi sunarsa sunsun dönüp bakmıyor:<br />
İlla da HES kurulacak, müteahhide kaynak yaratılacak!<br />
Tortum halkı iki günden beri yine sesini duyurma adına oturma eylemi yapıyor.<br />
Muradı ne siyasi bir mücadeleye tutuşmak, ne de kimseyle kavga etmek.<br />
Çok yakında milletvekilleri referandum için bu köylere de gidip, &#8220;evet&#8221; oyu toplamaya çalışacaklar. Çok merak ediyorum acaba, o vekiller o köylere hangi yüzle gidecek ve o halk o vekillere ne diyecek&#8230;…<br />
Bekleyip göreceğiz&#8230;…</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11537-tortumda-sessiz-ciglik%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu yazı çok konuşulur, &#8220;Şimdi uyanık kalma zamanı&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11531-simdi-uyanik-kalma-zamani</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11531-simdi-uyanik-kalma-zamani#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 16:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11531</guid>
		<description><![CDATA[Usta gazeteci Mehmet Şener yine ülke gündemine ilişkin hafızalarda yer alacak bir yazı kaleme aldı.
İşte o yazı;  &#8220; Hiç kuşku yok ki, teröre en çok kurban veren ve de terör belasından en fazla zarar gören illerden birisi de Erzurum&#8217;dur. Kanlı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Usta gazeteci Mehmet Şener yine ülke gündemine ilişkin hafızalarda yer alacak bir yazı kaleme aldı.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">İşte o yazı;  &#8220; Hiç kuşku yok ki, teröre en çok kurban veren ve de terör belasından en fazla zarar gören illerden birisi de Erzurum&#8217;dur. Kanlı terör örgütünün Erzurum üzerine kurduğu oyunları ve yaptığı hesapları artık bilmeyen kalmadı.<br />
Şu sıralar çeşitli zeminlerde teşhir edilen bazı haritalarda, aralarında Erzurum&#8217;un da bulunduğu bir bölgenin sözde Kürt devleti olarak gösterilmesi, bölücü örgütün bu şehir üzerine kurduğu senaryoların hangi boyuta ulaştığını göstermektedir.Bilen bilir ki, kanlı örgüt kurulduğu günden buyana Erzurum&#8217;u &#8220;elde etmek&#8221; için olağanüstü bir çaba harcamaktadır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="text-decoration: underline;">Zaman zaman örgüt yöneticilerinin, dağdaki militanlarına<strong> &#8220;Erzurum&#8217;u istiyoruz, ne pahasına olursa olsun Erzurum&#8217;u düşürün&#8221; dediği resmi kayıtlara bile geçti. Bu uğurda kanlı PKK, birçok deneme yaptı ve her defasında da duvara tosladı.</strong></span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong></strong><br />
Erzurum&#8217;un bu adam gibi tavrı sadece PKK&#8217;yı değil, PKK&#8217;ya hamilik eden çevreleri de acayip şekilde rahatsız ediyor. Öyle ki, Erzurum&#8217;u farklı bir yapıda göstermeye çalışan  bazı çevreler şehrin demografik yapısıyla da oynuyorlar. Şu ana kadar Erzurum halkı her oyunu boşa çıkarmayı ve her provokasyonu ters yüz etmeyi başardı.<br />
Önümüzdeki günler neyi gösterir bilmiyoruz.<br />
Erzurum bugüne kadar sağduyulu ve aklıselim hareket etti. Bazı kesimler istiyordu ki, bu şehirde Türk-Kürt çatışması başta olmak üzere, her türlü karanlık oyunlar sahnelensin. Ama Erzurum halkı bu tezgaha gelmedi ve PKK&#8217;ya karşı sürdürdüğü tavrını kardeş kavgasına dönüştürmedi.<br />
Bundan sonra da dönüştürmeyecek&#8230;<br />
Fakat aynı Erzurum, artan terör eylemlerine karşı da mutlaka bir tepki gösterme ihtiyacı hissediyor. Hatırlanacağı gibi 1990&#8242;lı yıllarda, Erzurum&#8217;da bölücü PKK&#8217;yı telin mitingi gerek verdiği mesaj gerekse çapı itibarıyla bir ilkti. O tarihlerde pek çok kamu görevlisi Erzurum&#8217;un bu esaslı duruşu sayesinde, terörle mücadelede kendilerini daha güçlü ve daha istekli hissetmişlerdi. Çünkü arkasında hiçbir resmi organizasyon olmayan on binlerce insan ayağa kalkıp terörü lanetlemişti.<br />
Zaman içerisinde aynı boyutta olmasa bile başka protestolar başka şehirlerde de tekrarlandı ama hiç birisi Erzurum&#8217;da köpüren halk öfkesine benzemiyordu. Çünkü Erzurum, az ve öz konuşan bir şehirdir.<br />
Şu günlerde Erzurum&#8217;da bir defa daha kanlı örgüte yönelik bir halk ayaklanmasının yapılması bekleniyor. Hemen her gün birkaç şehit cenazesinin illere gitmesi ve buna bağlı olarak da bazı illerde terörü telin mitingleri düzenlenmesi, ister istemez tüm gözleri Erzurum&#8217;a çevirdi:<br />
Erzurum ne yapacak, nasıl tepki gösterecek?<br />
Hazır, daha birkaç gün önce bölücü PKK&#8217;nın, AK Parti il binasının önüne koyduğu bomba ile şehri kan gölüne çevirme girişimi olmuş, ancak son anda tespit edilen bombanın imhasıyla büyük bir felaket önlenmişti.<br />
Her ne kadar Erzurum&#8217;un terör konusunda tavrının çok net olmasına karşın, çeşitli kesimlerde ses getirecek bir telin mitingi düzenlenmesi beklentinin olması da normal. Öyle ya, PKK&#8217;nın elde etmek istediği ama bunu bir türlü başaramadığı bir şehrin cevabı merak edilir.<br />
Erzurum halkı hem PKK&#8217;ya, hem de PKK&#8217;nın içeride ve dışarıdaki hamilerine her fırsatta gerekli cevabı vermiştir. Daha birkaç yıl önce yaklaşık 40 dolayında sivil toplum örgütünün imza koyduğu bir kınama bildirisi okunmuştu. O bildirinin okunması için tarihin 3 Temmuz olarak seçilmesi takdir edileceği gibi tesadüf değildi. 3 Temmuz, Atatürk&#8217;ün Erzurum&#8217;a yani büyük kongreye katılmak üzere geldiği tarihtir. Erzurum halkı o gün kamuoyuna o bildiri ile hem cumhuriyete bağlılığının altını kalınca çizmiş, hem de bebek katillerine ve yandaşlarına &#8220;sabrımız taşıyor&#8221; mesajı vermişti.<br />
Ülke genelinde olduğu gibi Erzurum&#8217;da da sokaktaki insanın öncelikli meselesi ne referandumdur, ne AB üyeliği, ne de başka gelişmeler&#8230; Vicdan sahibi herkes ülkeyi yangın yerine çevirmeye çalışan terör illetine karşı tek yürek, tek ses oldu. Her gün ocaklara ateş düştüğü bir ülkede, terörden öncelikli bir sorun olamaz.<br />
Liderlerin meydanlardaki referandum yarışı ve birbirlerine laf yetiştirme çabası ise, geniş kitleler tarafından öfke duyularak takip ediliyor.<br />
Çünkü artık sokaktaki sade vatandaş biliyor ki, Türkiye&#8217;nin başına çorap örmek isteyen çevreler içten içe yeni mevziler kazanıyor.<br />
Dün gazetelerde çıkan habere göre, Amerika, PKK ile bir anlaşma yapmış ve İran&#8217;daki yasadışı terör örgütü üyelerinin Kandil&#8217;e yerleşmesini istemiş. Buna mukabil de PKK&#8217;ya, Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Kandil&#8217;e saldırısını durdurma sözü vermiş.<br />
Bu haberi henüz ne PKK ne de Amerika yalanlamadı.<br />
Gerçi yalanlasalar da inandırıcı olamazlar. Zira benzer nice sahnelere hep birlikte tanık olduk. Dolayısıyla böyle bir anlaşmanın olması çok da uzak bir ihtimal değil.<br />
Kanlı terör örgütü PKK, son haftalarda artırdığı kanlı pusularını, daha geniş kitlelere yaymanın planlarını yapmış. Bu yüzden de ülke genelinde son derece geniş güvenlik önlemleri alındı. Ancak Erzurum gibi &#8220;hassas&#8221; olan şehirlerde, hem güvenlik önlemleri artırılırken son derece özenli olunmalıdır, hem de muhtemel provakasyonlara karşı gerekli tedbirler alınmalıdır.<br />
Şayet geçtiğimiz hafta AK Parti il binasının önüne konulan bomba bulunup da imha edilmemiş olsaydı ve Allah esirgesin o bomba patlayıp da birkaç kişi ölmüş olsaydı, Erzurum ciddi biçimde karışacaktı.<br />
Çünkü PKK&#8217;nın kanlı eylemleri yüzünden yüreği yanan Erzurum halkı adeta patlamaya hazır bir bombaya dönmüş durumda. Bu yüzden herkesin her zamankinden daha fazla sağduyulu ve itidalli olması kaçınılmazdır.<br />
PKK&#8217;nın, &#8220;Erzurum&#8217;u düşürme&#8221; çabası her defasında sonuçsuz kalınca, kanlı örgüt yeni eylem planları hazırlıyor. Bu planlardan biri de kuşkusuz ki bu şehirde bir Türk-Kürt çatışması çıkartmaktır.<br />
PKK, referandum öncesinde aralarında Erzurum&#8217;un da bulunduğu bazı kritik şehirlerde kargaşa çıkarmanın ve halk arasında kanlı kavgaların başlatılmasını planlıyor.<br />
Bu sinsi tuzağa düşmemek için başta güvenlik birimleri olmak üzere, herkesin hepimizin Türk-Kürt ayrımı yapmaksızın son derece uyanık olmamız lazım&#8221;.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Mehmet Şener</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11531-simdi-uyanik-kalma-zamani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taş atan çocuklar kurtuldu, peki ya sokak çocukları&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11493-tas-atan-cocuklar-kurtuldu-peki-ya-sokak-cocuklari</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11493-tas-atan-cocuklar-kurtuldu-peki-ya-sokak-cocuklari#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 20:59:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11493</guid>
		<description><![CDATA[Polise taş atan çocukları ağır cezadan kurtaracak yasal düzenleme Meclis&#8217;ten geçti. Şimdi bütün gözler bu yasadan sonra Güneydoğu&#8217;da ne değişip ne değişmeyeceği…
Hemen her konuda olduğu gibi, Türkiye bu meselede de ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim, yasadan sonra çocukların daha&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Polise taş atan çocukları ağır cezadan kurtaracak yasal düzenleme Meclis&#8217;ten geçti. Şimdi bütün gözler bu yasadan sonra Güneydoğu&#8217;da ne değişip ne değişmeyeceği…<br />
Hemen her konuda olduğu gibi, Türkiye bu meselede de ikiye bölünmüş durumda. Bir kesim, yasadan sonra çocukların daha fazla istismar edileceğini ve polise taş atan çocuk sayısının daha da artacağını savunurken, kimi toplum mühendisleri ve hukukçular da, hükümetin attığı bu adımı son derece olumlu bularak, cezaevlerindeki çocukların tahliye edilecek olması, aileler üzerinde olumlu etki oluşturacaktır ve böylelikle PKK&#8217;nın istismar silahı elinden alınacak&#8230;…<br />
Peşinen &#8220;evet&#8221; ya da &#8221; hayır&#8221; demek yerine süreci takip edip, gelişmeleri görmek lazım. Ancak unutmamak da gerekir ki, şu veya bu sebepten dolayı polise taş attı diye aylarca tutuklu kalan bir çocuk, istemese de hapisten çıktıktan sonra zaten azılı bir militan olacaktır.<br />
Diliyoruz ki bu yasa en azından bu tehlikeli gidişatın önüne geçmiş olsun. Fakat bu arada ülkenin bir başka gerçeği daha var o da, &#8220;Sokak çocukları&#8221;dır.<br />
Hemen her şehirde artık ciddi bir sorun haline gelen bu gerçek karşısında daha rasyonel, daha kalıcı ve daha kısa vadede sonuç verecek adımlar atılamaz mı?<br />
Geçen yıl Erzurum&#8217;da da ciddi biçimde uç veren sokak çocuklarına dair, bir tespitte bulunmuş ve o gün için fotoğrafı şöyle çekmişiz&#8230;…<br />
Türkiye geliştikçe, kalkındıkça, refah düzeyi yükseldikçe, birçok sosyal soruna da gebe kalıyor. Tıpkı Batı toplumlarında olduğu gibi&#8230;…<br />
Kim tahmin ederdi ki, gün gelecek Türkiye gibi geleneklerine ve inancına bağlı bir ülkede, sayıları yüz binleri bulan &#8220;sokak çocukları&#8221; olacak ve bu çocuklar, başta uyuşturucu olmak üzere, çeşitli zararlı alışkanlıkların tuzağına düşecek&#8230;…<br />
Tahminlerden çok öte gelişmelere sahne oluyor ülkemiz&#8230;…<br />
Ve üstelik sadece büyük şehirler değil, hemen hemen tüm illerimiz ciddi biçimde sarsılıyor:<br />
&#8220;Suçlu çocuklar&#8221; gerçeği!<br />
Rivayetler muhtelif ama kesin olan şu ki, İstanbul ve benzer şehirlerimizde, devletin kayıt altına dahi alamadığı on binlerce suça bulaşmış çocuk var. Ve bu çocuklar artık sadece kendi geleceklerini karartmakla yetinmeyip, çevreye, topluma ve bütün bir ülkeye kalıcı zararlar veriyorlar. Hırsızlık ve gasp artık sıradan suç sayılıyor. Daha vahim suçlar giderek artıyor; örneğin, cinayet ve tecavüz gibi&#8230;…<br />
&#8220;Suçlu çocuklar&#8221; gerçeği öyle can yakmaya başladı ki, gelinen nokta şunu gösteriyor:<br />
Tehdit altında olan iller sadece büyük kentler değil; irili ufaklı tüm şehirler bu sorunla boğuşmak zorunda kaldı.<br />
İşte Erzurum&#8230;…<br />
Hem büyük olmayan orta ölçekli bir şehir, hem de aile bağları kuvvetli ve geleneksek yapı dimdik ayakta duran bir şehir&#8230;…<br />
Buna rağmen Erzurum&#8217;un son beş on yıldan buyana, sokak ve suçlu çocuk gerçeği var.<br />
Şimdilik tiner kullanıyorlar ve ufak tefek suçlarla yetiniyorlar. Ama sorun bu hızla büyüdükçe göreceğiz ki, bu acı gerçek ağır faturalar ödememize neden olacaktır.<br />
Bu sebeple Erzurum&#8217;u yöneten bürokratlar ve seçilmişler, hiç vakit geçirmeden kalıcı önlemler almak zorundalar. Sokağı çocuklara, çocukları da sokağa terk etmeye ya da sorunu sadece polise havale etmekle, dibe sürüklenmeye devam ederiz.<br />
Çocuk Esirgeme Kurumu veya Sosyal Hizmetler bu meselenin hem içindedir, hem de değil&#8230;…<br />
İçindedir, kimsesiz ve sahipsiz çocuklar devlet tarafından bu amaçla kurulan kurumların himayesine alınır.<br />
İçinde değildir, bu çocukların büyük çoğunlu kimsesiz veya sahip değiller. Anneleri-babaları da var aileleri de&#8230;…Ama aileler artık bu çocukları kontrolden uzak noktada.<br />
Bu yüzden diyoruz ki, bu sorunu asgariye indirmenin yolu ne sadece polisiye önlemleri artırmaktan geçer, ne de sosyal hizmetler kurumunu göreve davet etmekle&#8230;…<br />
Başta belediyeler olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve nihayetinde şehir halkı, artık bu mesele için elini taşın altına koymak zorunda.<br />
Aksi halde devlet bu çocukları ıslah etmek veya cezalandırmak için ya hapishaneler açacaktır ya da çocuk yuvaları kuracaktır.<br />
Bu asla kalıcı bir çözüm olmaz&#8230;…<br />
Bugün için yalnızca tiner çekip, ufak tefek hırsızlıklar yapan bu çocuklar, kalıcı bir eğitime ve sıcak bir aile ortamına kavuşmadığı zaman, ileride azılı suçlu olacaktır.<br />
Adalet Bakanlığı Erzurum&#8217;da yeni bir merkez kuruyor. Tam adı nasıl olacak henüz bilmiyorum ama aldığım bilgiye göre, bu merkezde sokak çocukları veya suça bulaşmış çocuklar ıslah edilecekler, yeniden iyi birer birey olarak topluma kazandırılacaklar.<br />
Şimdilik 200 kişilik bir kapasiteye sahip olması hedeflenen bu merkez ileride ihtiyaca göre daha da büyütülebilecekmiş.<br />
Diyelim ki, yaşı küçük bir çocuk suç işledi. Örneğin birini bıçakla ölümcül derecede yaraladı veya öldürdü. Devlet bu çocukları hem ceza çeksin hem de ıslah olsun diye, şimdiye kadar &#8220;ıslah evleri&#8221;ne koyuyordu. Şimdi anlayış değişiyor artık.<br />
Türkiye&#8217;de yalnızca dört ilde kurulacak yeni merkezlerde, ceza yerine eğitim olacak. Artı, suça meyilli çocuklar suça bulaşmadan evvel bu merkezlerde çeşitli süreçlere tabii tutulacaklar. Yani devlet sadece ceza vermek için çabalamayacak.<br />
Cezadan önce, iyi bir eğitim&#8230;…<br />
Marketten küçük bir gofret çalan bir çocuk, bu yaptığının ayıp, günah ve suç olduğunu bilmez ve bir yerler tarafından dizginlenmez ise, yaşı ilerledikçe daha büyük suçları işleyecektir.<br />
Tıpkı bugün cinayet ve tecavüz gibi ağır suçlara bulaşan çocuklar gibi&#8230;…<br />
Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş&#8217;un, bu yönde çok ciddi bir çabası olduğunu biliyoruz.<br />
Fakat bu çabanın aynısı diğer yöneticilerde de olmaz ise, bir kişinin çırpınması yeterli olmayacaktır. Belediye başkanları özellikle bu çabaya arka çıkıp, sosyal sorumluluk noktasında gereğini yapmalıdırlar.<br />
Çevremizde görüyoruz ve biliyoruz; Erzurum&#8217;da artık sayıları yüzlerle ifade edilen sokak çocuğu var. Toplum bu çocuklara ne yazık ki, acıyarak mendil satın almakla iyilik yapmış olduğunu zannediyor. Oysa bu hareketler aslında sokak çocuğu sayısını hızla artırmaktadır.<br />
Misal tersi örnekler de mevcut. Aynı Erzurum&#8217;da tamamen sokaktan toplanan çocukların oluşturduğu buz hokey takımı, ülke çapında başarılar elde etti ve o çocuklar polis sayesinde artık sokak çocuğu değiller. İşte bu olumlu örnekleri artırmalıyız ki, yakın bir gelecekte Erzurum&#8217;da kadınlarımız, çocuklarımız ve nihayetinde herkes sokakta yürürken endişeye kapılmasın&#8230;</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11493-tas-atan-cocuklar-kurtuldu-peki-ya-sokak-cocuklari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İhmalimizin bedeli&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11416-ihmalimizin-bedeli</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11416-ihmalimizin-bedeli#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 06:59:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11416</guid>
		<description><![CDATA[Meteoroloji günlerdir uyarıp duruyordu:
&#8220;Erzurum ve çevresi şiddetli yağışa maruz kalacak; sel tehlikesine karşı herkesin dikkatli olması gerekir.&#8221;
Nasıl ki, uzmanların muhtemel deprem uyarıları hiçbir işe yaramıyorsa, meteorolojinin sel tehlikesi kuvvetli ihtimal&#8221; açıklamasına da aldıran olmuyor!
Sonuç ortada:
Horasan&#8217;ın Saçlık&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Meteoroloji günlerdir uyarıp duruyordu:<br />
&#8220;Erzurum ve çevresi şiddetli yağışa maruz kalacak; sel tehlikesine karşı herkesin dikkatli olması gerekir.&#8221;<br />
Nasıl ki, uzmanların muhtemel deprem uyarıları hiçbir işe yaramıyorsa, meteorolojinin sel tehlikesi kuvvetli ihtimal&#8221; açıklamasına da aldıran olmuyor!<br />
Sonuç ortada:<br />
Horasan&#8217;ın Saçlık Köyü&#8217;nde sel sularına kapılan aynı aileden altı kişi yaşamlarını yitirdi. şans eseri can kaybı olmadı ama, başka ilçelerde de şiddetli yağışlar sonucu oluşan sel suları evleri bastı, ekili arazilere ağır zarar verdi.<br />
İşte Dadaşkent&#8230;…<br />
Altyapının yetersiz olması ve belediyenin vaktinden önce gerekli önlemleri almaması yüzünden, dün on dakika yağan yağmur sonunda, bütün bir semt adeta yüzen adaya döndü; yüzlerce ev ve işyerini su bastı.<br />
Fakat asıl dram Horasan&#8217;ın Saçlık Köyü&#8217;nde yaşandı. Evleri dere yatağına çok yakın olan Kocabaş ailesi, kaçıp uzaklaşmaya fırsat bulamadan azgın sel sularının önünde sürüklendi. Kimse Kocabaş ailesinin imdat çığlıklarına yetişemedi; aynı aileden altı kişi can verdi.<br />
Tıpkı başka felaketlerin faturasını haşa Allah&#8217;a kestiğimiz gibi, aşırı kaderci yapımızdan ötürü yaşanan bu felaketi de aynı anlayışla karşılıyoruz:<br />
&#8220;Neylersin ki mukadderat böyleymiş&#8221;<br />
Alt yapısı olmayan yerleşim birimlerine binaları dikeceksin ardından da &#8220;Niye evimi su bastı?&#8221; diye feryat figan ağlayacaksın.<br />
Dere yataklarına ev yapacaksın sonra da &#8220;Sel evimi alıp götürdü&#8221; şeklinde dövünüp duracaksın.<br />
Bir de can kaybı var ki, onun ne telafisi mümkün, ne de ağlamak kâr ediyor.<br />
Şayet belediye veya ilgili kurum Saçlık Köyü&#8217;nde dere yatağının hemen yanı başında ev yapan Kocabaş ailesine izin vermemiş olsaydı, muhtemelen bugün böyle bir faciaya tanık olmayacaktık.<br />
Sadece Saçlık Köyü&#8217;nde mi, değil elbette hangi köye giderseniz gidin dere yatağının kıyısına kurulmuş onlarca, yüzlerce mesken bulabilirsiniz. Hatta hiç uzağa gitmeye de gerek yok; şehir merkezinde de aynı manzara mevcut.<br />
Şehrin kadimden beri ne kadar dere yatağı varsa, gözünü hırs bürümüz yerel yöneticilerimiz sayesinde, hepsinin üzerine yeni semtler, mahalleler ve gökdelen hükmünde binalar kuruldu.<br />
Oysa biliyoruz ki, suyun da hafızası vardır ve siz üzerine ne yapmış olursanız olun, su kendi mecrasını arayıp bulacaktır. Önü açık ise akıp gider, yok dere yatağının üzerinde binalar yükselmiş ise, bu sefer de sel suları deli deli akacaktır. Gücü yeterse o binaları yıkar;  gücü yetmezse kenarından dönüp, yine yoluna devam edecektir.<br />
Çaykara&#8217;da da öyle oluyor, Taşmağazalar&#8217;da da&#8230;…<br />
Sel de adres sormuyor.<br />
Dadaşkent, 20 yıllık mazisi olmayan yeni bir muhit&#8230;…<br />
Lakin ne altyapı var, ne de ihtiyacı karşılayacak düzenli bir üst yapı. Ev sahipleri de bu çarpık durumdan müşteki değil, belediyeler de&#8230;…<br />
Ne zaman ki, dün olduğu gibi şiddetli yağış sele dönüşüyorsa, herkes bir ağızdan bağırıp duruyor:<br />
&#8220;Altyapı yetersiz&#8221;<br />
İş işten geçtikten sonra, teşhis koymanın kimseye bir yararı olmuyor. Üstelik bundan sonraki muhtemel bir faciaya karşı da kimse tedbir almıyor.<br />
Dün Horasan&#8217;da olan da ağır ihmalimizin bir sonucudur, Dadaşkent veya başka semtlerde yaşanan sel baskınları da&#8230;…<br />
Kendi hatalarımızın, sorumsuzluklarımızın ve vurdum duymazlığımızın faturasını kadere kesip, kurtulduk sanıyoruz.<br />
Ama kurtulamıyoruz; ne sel affediyor, ne de deprem&#8230;…</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11416-ihmalimizin-bedeli/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahte kahramanların maskesi düşüyor&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11347-sahte-kahramanlarin-maskesi-dusuyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11347-sahte-kahramanlarin-maskesi-dusuyor#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 06:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11347</guid>
		<description><![CDATA[ikinci üniversitenin aleyhinde teneke çalanlar için bir kez daha gün doğdu!
-&#8221;Niye adı Teknik Üniversite?&#8221;
-&#8221;Niye eski hastane binasında faaliyete başlayacak?&#8221;
Adamlar zaten yeni bir üniversite fikrinden ifrit oluyorlardı ve zaten bu haberleri duyunca küplere biniyorlardı.
Rol icabı açıkça &#8220;kurulmaz,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ikinci üniversitenin aleyhinde teneke çalanlar için bir kez daha gün doğdu!<br />
-&#8221;Niye adı Teknik Üniversite?&#8221;<br />
-&#8221;Niye eski hastane binasında faaliyete başlayacak?&#8221;<br />
Adamlar zaten yeni bir üniversite fikrinden ifrit oluyorlardı ve zaten bu haberleri duyunca küplere biniyorlardı.<br />
Rol icabı açıkça &#8220;kurulmaz, kurulamaz&#8221; diyemiyorlardı ama daha ileri seviyede itirazlarda bulunduklarını biliyorduk.Baktılar ki, işin şakası filan yok; hükümet Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesi kurulmasını öngören yasayı çıkarttı, bu kez de adına ve yerine itiraz etmeye başladılar.<br />
Aklıevvel bir kamu müdürü, bir süre önce &#8220;Üniversitenin adı ne olsun?&#8221; sorusu karşısında hızını alamayıp, ya da Erzurum adından nefret ediyor olmasının bir icabı olarak, &#8220;Kanuni Sultan Süleyman&#8221; olsun demişti. Hatta bu öneriyi yaparken de bıyık altından gülüyordu; nasılsa yeni bir üniversite kurulamaz, bari ben de Bakan Bey&#8217;le maytap geçeyim diye düşünmüştü.<br />
Aslında o kamu yöneticisi ki; yalakalık, riyakarlık, dalkavukluk ve el etek öpmekte asla kimseye sıra kaptırmayan bir tiptir. Ama sonuçta feci şekilde yanıldı&#8230; O ve O&#8217;nun gibilere rağmen, bu şehre ikinci bir devlet üniversitesi kurulması kararı çıktı.<br />
Bazı haber sitelerinde tamamen bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir haber yayımlandı:<br />
&#8220;İkinci üniversitenin yeri belli oldu: Aziziye Hastanesi&#8217;nin binası ikinci üniversiteye tahsis ediliyor.&#8221;<br />
Hem doğru, hem yanlış&#8230;<br />
Bu bilgi üzerine zaten saldırmak için tetikte bekleyenlere gün doğdu:<br />
&#8220;Bakın işte bu ikinci üniversite bir uydurmadan ibaret, yeni bir üniversite kurmak yerine eski hastane binasında üniversite kurmuş gibi yapacaklar&#8221; demeye başladılar.<br />
Oysa hakikat şudur:<br />
Yeni üniversitenin yeri ve kampüsü şekillenene kadar, icap ederse boşalacak olan Aziziye Hastanesi&#8217;nin yeri geçici olarak kullanılabilir.<br />
Haber ajansları bu geçici tabirini atıp, &#8220;yeni üniversite Aziziye Hastanesi&#8217;nde kurulacak&#8221; diye yazınca, güzel olan her şeye karşı olanlar hemen yaygara kopardılar.<br />
&#8220;Biz demiştik, bu iş fiyaskodur&#8221; diye&#8230;<br />
Hayır&#8230;<br />
AK Parti&#8217;yi ister destekleyin ister karşı çıkın&#8230;<br />
Bu mesele başka bir şey&#8230;<br />
Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesi kuruluyor ve adı ne olursa olsun bu şehrin istikbaline yön verecektir.<br />
Baktılar ki, iş siyasi bir propaganda değil gerçek; bu sefer de, &#8220;niye adı teknik üniversite&#8221; demeye başladılar.<br />
Hatta bazıları adı ve şekli ne olursa olsun Erzurum&#8217;a ikinci bir üniversite kurulmasına karşılar. Bu yüzden de bizim yazdıklarımızla ha bire dalga geçip duruyorlar.<br />
Neyse hiç önemli değil&#8230;<br />
Biz bu şehre ikinci bir devlet üniversitesi kurulmasının heyecanını yaşıyoruz ve biliyoruz ki şimdilik geçici olarak şu ya da bu binada hizmet verebilir.<br />
Aslolan bu şehre ikinci bir kamu üniversitesi kuruluyor olmasıdır.<br />
Ankara&#8217;da da teknik üniversite var. Niye ona itiraz etmiyorsunuz?<br />
Bir üniversitenin adı teknik olursa, o üniversite olarak kabul edilmez mi?<br />
Bir adam, kötülüğe, çirkinliğe ve kara politikaya programlanmamış olsun; siz ne yaparsanız yapın o karanlık ruhtan ışık çıkaramazsınız&#8230;<br />
Soruya bakar mısınız?<br />
&#8220;Niçin teknik üniversite?&#8221;<br />
Diyelim ki bu yeni üniversitenin adı Erzurum Teknik Üniversitesi olmak yerine &#8220;Erzurum Dünya Üniversitesi&#8221; olsaydı, bu kez de niçin &#8220;dünya&#8221; diye soracaklardı ve yine bir kulp takmaya kalkacaklardı.<br />
Onlar istiyor ki, geri kalmış fukara bir şehir olsun Erzurum&#8230;<br />
Böylelikle daha rahat sömürebilelim, daha rahat istismar edelim.<br />
Nasılsa bu şehirde sahte kahramanlık prim yapıyor ve nasılsa bu şehirde yalan söylemek geçer akçe&#8230;<br />
MİT muhbirlerinin &#8220;dava adamı&#8221; diye yutturulmaya çalışıldığı bu şehirde, ikinci bir üniversite elbette birilerini rahatsız eder. Çünkü onlar bilir ki, her yeni eğitim kurumu yeni nesillerin uyanması anlamına gelecektir.<br />
Değişen bir şey yok galiba&#8230;<br />
1954 yılında Atatürk Üniversitesi Erzurum&#8217;a kurulduğunda da bazıları &#8220;Din elden gidiyor&#8221; yaygarasını koparmışlar.<br />
Ahali sonradan anlamış ki aslında &#8220;elden gidiyor&#8221; denilen şey, o adamların kartondan şatolarıdır.<br />
Şimdi de benzer bir propaganda başladı. Din elden gidiyor diyemiyorlar, zira bu tez tutmaz. Onun yerine niye adı teknik oldu diyorlar ve bir de yanlış haberlerden hareketle &#8220;Bu nasıl üniversite ki hastane odalarında kuruluyor?&#8221; biçiminde sorguluyorlar.<br />
Aslında o kafayla bu kafa aynı&#8230;<br />
Erzurum fukaralıkta yarışsın, Erzurum cemaat ve tarikatların karargâhı olsun, Erzurum himmete muhtaç insanlar kampı olsun, Erzurum sahte kahramanlara biat edenler dergâhına dönsün, Erzurum mezar taşıyla iftihar etsin ama asla gerçek tarihini bilmesin, Erzurum maraba kültürünün başkenti olsun, Erzurum muhbir ve ihbarcıların zamanı geldiğinde el üstünde taşındığı bir podyum olsun ve onlar istiyor ki, Erzurum hep sürünen bir şehir olsun&#8230;<br />
Kim ne derse desin&#8230;<br />
Bütün samimiyetimle haykırıyorum:<br />
Erzurum&#8217;a ikinci bir üniversite kuruluyor ve bu ikinci üniversite bu şehrin çehresini değiştirmeye namzet olacaktır.<br />
Nasıl ki birinci üniversite yani Atatürk Üniversitesi olmasaydı Erzurum bugün bir köyden farklı olmayacaktıysa, bu ikinci üniversite de kuruluyor olmasaydı Erzurum ileriye dönük hamle yapamayacaktı.<br />
Adı ne olursa olsun, yeri neresi olursa olsun&#8230;<br />
Gelinen bu noktanın tek mağlubu, sahte kahramanlardır. Çünkü onların maskeleri artık düştü. Yalan yanlış hikâyelerle artık genç nesilleri avutamayacaklar.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11347-sahte-kahramanlarin-maskesi-dusuyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Daha iyi olabilirdi&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11250-daha-iyi-olabilirdi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11250-daha-iyi-olabilirdi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 06:59:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11250</guid>
		<description><![CDATA[2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları için artık sona yaklaşıyoruz. Her ne kadar şehir genelinde olması gereken &#8220;kentsel dönüşüm&#8221; projesi, kamil anlamda hayata geçemediyse de, belediyeler makyaj babından müdahalelerle hiç olmazsa genel görüntüyü bir parça kurtarmaya çalışıyorlar.
Yeterli değil tabii ki, ancak&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları için artık sona yaklaşıyoruz. Her ne kadar şehir genelinde olması gereken &#8220;kentsel dönüşüm&#8221; projesi, kamil anlamda hayata geçemediyse de, belediyeler makyaj babından müdahalelerle hiç olmazsa genel görüntüyü bir parça kurtarmaya çalışıyorlar.<br />
Yeterli değil tabii ki, ancak hiç yoktan da iyi&#8230;Merkezi hükümet Erzurum&#8217;a dönük ciddi projelere imza attı. Misal; ikinci üniversite, kış turizmi, lojistik merkez, sağlık alanındaki yatırımlar&#8230;<br />
Şayet yerel yönetimler de aynı tempoda bu sürece ayak uydurabilmiş olsalardı, belki de Erzurum bugün çok farklı bir yapıda olabilirdi.<br />
Olmadı; bu avantajlı süreci lehimize değerlendiremedik&#8230;<br />
İşin hazin tarafı sokaktaki vatandaş da, bu olumsuz havayı dert etmedi. Niye daha fazlası yok, niye filanca hizmet gelmedi, niye bizim şehrimiz halâ kentsel dönüşümü başaramadı, diye kimse sormadı; sormuyor.<br />
Eğri oturup doğru konuşmak lazım: Bu çarpık anlayış bugüne mahsus bir illet de değildir. Ne yazık ki, başından beri böyle gelmiş böyle gidiyor işte&#8230;<br />
Hatırlayınız lütfen; 28 Şubat Süreci&#8217;nde bu ülkede bazı egemenler nasıl tezgâhlar kurup, nasıl filmler çevirmedi mi?<br />
Kimi bankaları hortumlayıp, adlarının önüne Atatürk&#8217;ü yerleştirdiler, kimileri de sırtlarını devlete dayayıp laikliği kalkan olarak kullanarak sermayeyi renklere boyadılar.<br />
Bir dönem de geldi, bazıları isimlerinin önüne ne kadar kutsal değer varsa onları geçirip, her türlü rezilliği pervazsızca yaptı. Yani Yaşar Nuri&#8217;nin ifadesiyle &#8220;Allah&#8217;la aldattı&#8221;<br />
Oldum olası bu ülkede, din, milliyetçilik ve Atatürk hep istismar alanı olarak, birilerinin servetine servet katma malzemesi edildi.<br />
Şartlara ve esen havaya göre kullanılan malzeme değişti.<br />
Ama değişmeyen tek şey vardı: O da kullanılan, istismar edilen ve her seferinde yeni oyunlara mağlup olan halk&#8230;<br />
Adama, &#8220;Niye ülkeyi soyuyorsun, niye milletin sırtından geçiniyorsun?&#8221; diye sormaya kalktığınızda, esen rüzgâra göre ya &#8220;Atatürk&#8217;e dil uzattırmam&#8221; diyerek karşı saldırıya geçip, hırsızlığını maskeledi; ya da &#8220;Sen bu ifadelerinle artık dinden çıkmış bir kimsesin&#8221; şeklinde bir iftirayla, Allah adına hüküm verdi.<br />
Formatlar değişti, ama temel anlayış aynı kaldı.<br />
Türkiye bugün yüzlerce milyar dolarlık dış borç yükü altında inim inim inliyorsa, bunun başlıca sebebi soyguncu ve vurgunculardır. Yanlış yatırım, israf ve beceriksiz yönetim bu borç yükünün içinde en fazla yüzde otuzdur. Kuşkunuz olmasın ki Türkiye, bir yanda yıllar içinde borçlanırken, bir yanda da birilerini dünya çapında zengin etti.<br />
Krallıkları ve diktatörlükleri saymazsak, bize benzeyen demokratik bir model yoktur.<br />
Halkı fakir ama yöneticileri zengin bir ülkedir Türkiye&#8230;…<br />
Bırakın ülke genelinde olup bitenleri, şu eti budu olmayan fukara Erzurum bile yıllardır nasıl istismar edildi.<br />
&#8220;Dinin bekçisi, milliyetçiliğin kalesi&#8221;<br />
Biçilen rol bu&#8230;<br />
İşin doğrusu Erzurumlu da bu role dünden razı oldu, verilen senaryoyu başarıyla oynadı!<br />
Bir iki istisna hariç diyen olmadı ki, &#8220;Yahu dinin sahibi Allah&#8217;tır ve Allah ki, dinini koruyacağını taahhüt etmiş. Dini yaşamak ve dindar olmak ayrı şey, dinden geçinmek ayrı şeydir. Erzurum, dindar ve muhafazakâr insanların çoğunlukta olduğu bir şehir midir, yoksa &#8216;din baronları&#8217;nın değirmenlerine su taşıyan &#8216;maraba&#8217;ların toplama kampı mıdır?&#8221;<br />
Aynı soruları, &#8220;kale&#8221;si diye gösterilen milliyetçilik için de sormalıyız&#8230;<br />
Sormalıyız ki, gerçekte bu şehrin ne olup ne olmadığını öğrenebilelim.<br />
Yoksullukta, geri kalmışlıkta ve ülke genelinde aldığı payda son sıralarda debelenip duran bir şehir, &#8220;bekçi&#8221;lik ve &#8220;kale&#8221;lik görevleri için, bir paye ile ödüllendirilmiş olsaydı, hiç böylesine biçare durumda olur muydu?<br />
Olmazdı elbette&#8230;<br />
Bir dönem geldi, diyelim ki muhafazakâr söylemi güçlü partiler iktidar oldu; ama Erzurum yine yerinde saydı. Çünkü o hükümet nasılsa Erzurum zaten bizden, kimse bizi sorgulamaz diyerek bu şehre dönüp bakmadı. Sadece Binbir Hatimlerin düzenli okunması sağlandı, o kadar&#8230;<br />
Benzer tablo milli söylemleri ağır basan hükümetlerde de tekrarlandı. Onlar da, Erzurum aslanlar gibi sınır bekçiliği yapmakta ve her türlü zararlı cereyanlara karşı sistemin yanında yer almaktadır. Erzurum orada durdukça biz Ankara&#8217;da güven içindeyiz. Siz sadece milliyetçiliği pompalayacak oluşumları destekleyin yeter&#8230;<br />
Arada bir sol veya liberal hükümetler iş başına geldiğinde de zaten Erzurumlu otomatikman üvey evlat muamelesi gördü: Orası dinci ve ırkçı bir şehirdir, amandır sakın oraya yeni bir yatırım veya hizmet götürmeyin biraz burunları sürtsün, dediler.<br />
Yani muhafazakâr ve milliyetçi söylemleri olanlar, &#8220;Nasılsa bizden, hizmet götürmesek de bize küsmezler&#8221; deyip unuttu, öbürleri de &#8220;Nasılsa bizden değil, boş verin sürünsünler&#8221; diyerek sırt çevirdi.<br />
Sonunda Erzurum da işte bugünkü bu manzaraya mahkum oldu.<br />
Sadece siyasetçiden mi darbe yedi?<br />
Keşke&#8230;<br />
Cemaatler, sivil toplum örgütleri ve devlet mekanizması da darbe vurup durdu.<br />
Kimisi geldi, esti gürledi: Erzurum fabrikalar şehri olacak!<br />
Tam bir balondu, şişmeden patladı.<br />
Kimisi gelip, üniversiteler kuracağım, şehri eğitim merkezi yapacağım dedi, nutku bitmeden sözün başında ne söylediğini unuttu.<br />
(Neyse ki, ikinci üniversite balon olmadı ve hükümet verdiği sözü hem de tam zamanında tuttu; Erzurum Teknik Üniversitesi yasal olarak kuruldu.<br />
Hükümetin hakkını teslim adına, bu gerçeğin altını kalınca çizmemiz ve ilgili herkese teşekkür etmeliyiz.)<br />
Kimisi gelip, asrın en büyük yatırımı Erzurum&#8217;a yapılacak dedi ve geniş kitleleri heyecan denizinde yıllarca yüzdürdü, sonunda denizin ortasında öylece bıraktı.<br />
Fakat bütün bunları yüreği acıyarak yaşayan Erzurumlu her defasında yeni senaryolara kanıp, yeni oyunların figüranı olmaktan kendini kurtaramadı.<br />
İşte o yüzdendir ki geçen yıl Erzurum&#8217;da, ayakkabılarını korumalarına bağlatan ve belki de hiçbir padişaha nasip olmayan bir saltanata sahip yöneticilerimiz mevcuttu!<br />
Gerçi o yönetici müstahak olduğu muameleye maruz kaldı ama biliyoruz ki onlarcası da saltanatına aynen devam ediyor.<br />
Erzurumlu bakıyor, ama görmüyor; Erzurumlu hissediyor ama kavrayamıyor.<br />
Başka bir şehirde peş peşe bu kadar balon patlamış olsaydı, orada kızılca kıyamet kopardı. Ama Erzurumlu her balon patlayışında, yenisinin şişmesi için var gücüyle nefes tüketmeye devam ediyor.<br />
En komiği de arada bir, &#8220;Biz niye geri ve ilkel bir şehiriz?&#8221; diye sormuyor mu?<br />
Böyle de yapmasa hepten somurtup kalacağız.<br />
Yani Erzurumlu mizahı da biliyor.<br />
Rahmetli Reyhani de aynı şeyi sormuş, bendeniz de soruyorum:<br />
İbrahim Hakkı niye sürgün, Emrah neden mezarsız?<br />
Vaktiyle Çetin Baydar, &#8220;Erzurum maraba bir şehirdir&#8221; dediğinde, şimdi anlıyorum en çok niye marabalar bağırıp isyan ettiler.<br />
Meğerse marabalık da zaman içinde bir geçim kapısı olmuş&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11250-daha-iyi-olabilirdi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel haberler&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11141-guzel-haberler</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11141-guzel-haberler#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 06:53:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11141</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum bir yandan hiçte alışık olmadığı bunaltıcı sıcak havayla başa çıkmanın çaresini arayıp dururken, beri yanda da çok önemli gelişmelere sahne oluyor.
Yaz rehaveti yüzünden gölgede kalan bu güzel gelişmelerin başında, kuşkusuz ki ikinci devlet üniversitesi yer almaktadır.&#8221;Olmaz, olamaz&#8221; itirazlarına,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum bir yandan hiçte alışık olmadığı bunaltıcı sıcak havayla başa çıkmanın çaresini arayıp dururken, beri yanda da çok önemli gelişmelere sahne oluyor.<br />
Yaz rehaveti yüzünden gölgede kalan bu güzel gelişmelerin başında, kuşkusuz ki ikinci devlet üniversitesi yer almaktadır.&#8221;Olmaz, olamaz&#8221; itirazlarına, hatta &#8220;AKP Erzurum&#8217;u kandırıyor, seçimlerde üniversiteyi malzeme yapacak&#8221; diyenlere inat, hükümet sözünü tuttu ve Erzurum Teknik Üniversitesi&#8217;nin yasasını da çıkardı.<br />
Bundan sonrası artık çok kolay; nasılsa yasa çıktı. Art niyetli birileri istemese bile kimsenin gücü bu yeni üniversitenin kurulmamasına yetmez.<br />
Şimdi yapılması gereken husus, üniversitenin yer seçiminde aklı selim davranmak ve inatlaşmaktan uzak durmaktır. Bakan Akdağ dahil binlerce kişi, ikinci üniversitenin şehrin Doğu yakasına kurulmasından yanayız. Daha önce bu hususta görüşümüzü uzun gerekçelerle aktarmıştık. Halen aynı görüşümüzü muhafaza etmekle beraber diyoruz ki, &#8220;Şayet Doğu yakasından yeterli hazine arazisi bulunamıyor ise, ilada odunumun parası diye tutturmanın bir manası yok&#8221;<br />
Kaldı ki, DTP uzmanları bu meseleyi zaten enikonu inceleyip, en doğru kararı verecektir. Şüphesiz ki, o uzmanlar da bizlerin düşündüğü, &#8220;Şehrin Doğu yakası da, Batısı gibi kalkınsın&#8221; biçiminde meseleye yaklaşıp, ortak aklın icabını yerine getirecekler&#8230;<br />
Erzurum, uzun yıllardan beri ikinci bir devlet üniversitesi özlemi içindeydi. Vaktiyle o teşebbüs akim kalmamış olsaydı, bugün kurulmasına karar verilen üniversitemiz en az on yaşında olacaktı.<br />
Sağlık olsun; demek ki nasip bugüneymiş&#8230;<br />
Şehir halkı olarak bu müspet gelişmenin, atılan bu hayırlı adımın kıymetini bilmeliyiz.<br />
Türkiye&#8217;de kendi şehirlerine ikinci bir üniversite kurulmasını isteyen binlerce yönetici mevcut&#8230; Erzurum ise hiç ummadığı bir zamanda bu büyük nimetle karşılaştı.<br />
Dedik ya sıcak hava yüzünden bazı güzel gelişmeler arkada kaldı diye&#8230;<br />
İşte o güzel gelişmelerden biri ikinci üniversite, ötekiler de lojistik merkez ile 2011&#8242;e dair sona yaklaşılıyor olmasıdır.<br />
Biliyorsunuz, Erzurum&#8217;a kurulmasına karar verilen lojistik merkez için, başta Kars olmak üzere bir çok vilayet canla başla mücadele verdi ve vermeye de devam ediyor:<br />
&#8220;Lojistik merkez Erzurum&#8217;a değil, bizim şehrimize kurulsun&#8221;<br />
Böyle düşündükleri için elbette kimseyi kınamıyor, yargılamıyoruz. Her ilin valisi, vekili, belediye başkanı ister ki yeni yatırımlar kendi şehirlerine kurulsun.<br />
Tabii ki Erzurum’un eli pancar doğramıyor.<br />
Başkaları kendilerine isteyecek, biz de hakkımızı savunacağız.<br />
Kaldı ki bu mesele artık neticelendi; hükümet lojistik merkezin Erzurum&#8217;a kurulmasına çoktan karar verdi ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yaptı.<br />
Dolayısıyla Kars veya başka şehrin &#8220;Lojistik merkez bize kurulsun&#8221; biçiminde talepte bulunması pratik bir sonuç doğurmayacak.<br />
2011&#8242;le ilgili de artık sona yaklaşıldı. Hükümet kamu adına yapması gerekenleri fazlasıyla yaptı. Bundan sonra yerel yönetimlerin devreye girmesi ve şehri güzelleştirmesi gerekiyor. Bu hususta özellikle Büyükşehir Belediyesi&#8217;nin bir dizi proje geliştirdiği biliyoruz. İlçe belediyeleri de yine imkanları doğrultusunda çaba harcayıp duruyorlar.<br />
Bütün bu gelişmeler Erzurum adına son derece sevindirici&#8230;<br />
Ancak şehir halkı olarak bizler de bu güzel gelişmelere ayak uydurmaya çalışmalıyız.<br />
En azından olup bitenleri iyi okumamız gerekir.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11141-guzel-haberler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir cerrahın dizeleri&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11010-bir-cerrahin-dizeleri</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11010-bir-cerrahin-dizeleri#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 07:31:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11010</guid>
		<description><![CDATA[Aslına bakarsanız o kadar çok yazı konusu var ki, hangisini yazarsak yazalım ilgi çekeceği muhakkak&#8230; Erzurum, gazeteci için öyle verimli bir şehir ki ne manşet sıkıntısı çekiliyor, ne de yorum yapmada zorlanıyorsunuz! Başınızı nereye çevirip bakarsanız bakınız her yanda haber,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslına bakarsanız o kadar çok yazı konusu var ki, hangisini yazarsak yazalım ilgi çekeceği muhakkak&#8230; Erzurum, gazeteci için öyle verimli bir şehir ki ne manşet sıkıntısı çekiliyor, ne de yorum yapmada zorlanıyorsunuz! Başınızı nereye çevirip bakarsanız bakınız her yanda haber, her yanda makale konusu var.Belediyelerden tutunuz da turizme kadar, her taraftan manşet çıkıyor. Gerçi şehri yönetenler bu vaziyetten asla rahatsızlık duymuyorlar ama, vatandaş cephesinde durum son derece vahim&#8230;<br />
Bugün farklı bir şey yapalım istedik. Öyle zannediyorum ki Erzurum&#8217;un yarıdan çoğu Doç. Dr. Mehmet Dumlu Aydın&#8217;ı ya birebir tanır, ya da adını sıkça duymuştur. Hem bu sütunda hem de gazetenin birinci sayfasında Dumlu Hoca&#8217;dan sıkça söz edip durduk. O&#8217;nun verdiği onur mücadelesi ve elde ettiği sonuç, kitap olacak kadar anlamlı ve değerli&#8230;<br />
Mehmet Dumlu Aydın tıp doktoru çok iyi bir beyin cerrahı; ancak aynı Mehmet Dumlu Aydın&#8217;ın bir de şairlik yanı var. Kendisi tevazu gösterip bu yanını saklıyor ama güçlü bir şair olduğu muhakkak&#8230;<br />
Bugün, Doç. Dr. Mehmet Dumlu Aydın&#8217;a ait olan şu şiiri köşemize konuk ediyoruz. Biz çok beğendik, bakalım siz nasıl bulacaksınız.<br />
ÜÇ DENİZE ÜÇ IRMAK<br />
GÖNDERİRKEN, SUSUZLUKTAN<br />
YANAN ERZURUM ÜSTÜNE<br />
 <br />
Üç denize üç ırmak gönderirken dağların,<br />
Kurutursun çiçeğini ezelinde baharın&#8230;<br />
Çoruh deli, Aras mahsun, Fırat küstü tarihe&#8230;<br />
Çağlamak yasaklandı, şişeye doldu diye&#8230;<br />
Bu üç nehri bağrından bu şehre salan dağlar&#8230;<br />
Betonlaşan göğsünde &#8216;Suuuuu&#8230;&#8217; diyen çiçek arar&#8230;<br />
Ve çölleşen sinesinde gülün bahtı kararır&#8230;<br />
 <br />
 <br />
Tevrat’ın her babında Fırat’ına övgü var&#8230;<br />
Aras&#8217;ın sevdasıyla çalkalanmakta hazar&#8230;<br />
Öfkesinden kudurmuş Çoruh, bomboş akmaktan&#8230;<br />
Kararmış denizlerde bahtı karardı diye&#8230;<br />
Sitemi var ey şehir, bu ırmakların sana&#8230;<br />
Su fışkırtan gönlüne kan damlarken dağların&#8230;<br />
Halini anlayayacak engin gönüller arar&#8230;<br />
Sukûtu hayal içre suyun benzi sararır&#8230;</p>
<p>Üç denize üç ırmak gönderen yüce dağlar&#8230;<br />
Kıyısında kuruyan çiçekler için ağlar.<br />
Bu nedenle terk eder bu ili bu üç ırmak&#8230;<br />
Çoruh deli, Aras mahzun, Fırat küskün akarak&#8230;<br />
Alır gider başını el bile sallamadan&#8230;<br />
Uyanın yüce dağlar! onları el almadan&#8230;<br />
Kuruturken bendini, sizleri uyutanlar&#8230;<br />
Uyutanlar su diye size toz sunacaklar&#8230;<br />
Akarsa üstünde Fırat, vadedilen toprağın&#8230;<br />
Uyanın yüce dağlar, yeter artık, uyanın&#8230;<br />
Çoruh, Aras ve Fıratın derdi nedir? Anlayın!…</p>
<p>(MDM)</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11010-bir-cerrahin-dizeleri/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bakan Günay&#8217;dan ne istemeliyiz..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10914-bakan-gunaydan-ne-istemeliyiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10914-bakan-gunaydan-ne-istemeliyiz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 07:09:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10914</guid>
		<description><![CDATA[Bugün Erzurum&#8217;da hem yeni müftülük binasının temeli atılacak, hem de Tortum Şelalesi&#8217;nde gerçekleştirilecek olan &#8220;sultan sekisi&#8221; toplantısı yapılacak.
Birbirinden değerli konuklarımız var:
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#8230;
Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu&#8230;Sağlık Bakanı Recep Akdağ da var ama&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün Erzurum&#8217;da hem yeni müftülük binasının temeli atılacak, hem de Tortum Şelalesi&#8217;nde gerçekleştirilecek olan &#8220;sultan sekisi&#8221; toplantısı yapılacak.<br />
Birbirinden değerli konuklarımız var:<br />
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#8230;<br />
Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu&#8230;Sağlık Bakanı Recep Akdağ da var ama O&#8217;nu &#8220;misafir&#8221;den saymıyoruz. Çünkü Akdağ ev sahibi&#8230; Kuşkusuz ki, Erzurum&#8217;un yeni bir müftülük binasına kavuşacak olması, ziyadesiyle güzel bir gelişmedir. Ancak en az bu güzel hizmet kadar önemli olan başka bir husus ise şudur:<br />
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#8217;ın Erzurum&#8217;a gelmesi&#8230;<br />
Şöyle ki, Erzurum kültür ve tabiat varlıkları açısından ülkenin en zengin illerinden biridir.<br />
İslam ve İslam öncesi nice medeniyete beşiklik etmiş, nice büyük imparatorlukların izlerini günümüze kadar taşımış bir şehirdir Erzurum&#8230;…<br />
Fakat aynı Erzurum bu büyük kıymetleri bihakkın koruyamıyor, onların layık olduğu çevre düzenlemesini gerektiği gibi yapamıyor.<br />
İster ilgisizlik, ister yerel yönetimlerin mali açıdan güçsüz olması, isterse başka sebepler yüzünden, ne sayarsanız sayın; Erzurum&#8217;da tarihi eserler olması gereken yerde değil ne yazık ki&#8230;<br />
Misal; Erzurum Kalesi&#8217;nin durumu ortada işte&#8230;…<br />
Dört bir yanı viranelerle çevrilmiş, sanırsınız ki bilinçli olarak tarihi kale saklanmaya çalışılmış. Şayet yıllar öncesinden başlanarak, her belediye bir miktar istimlak yapmış olsaydı, günümüze gelindiğinde kalenin çevresi yemyeşil bir vadiye dönerdi.<br />
Olmadı maalesef&#8230;<br />
Yolun sol yanında kale, Lala Paşa, Yakutiye, Rüstem Paşa&#8230;… Sağ tarafta, Ulucami, Çifte Minareli Medrese, Üç Kümbetler ve daha niceleri&#8230;<br />
Aslında tam anlamıyla bir açık hava müzesi&#8230;<br />
Fakat Erzurum bu altın fırsatı, bu bir daha el geçmez kıymeti yerli yerinde değerlendiremediği için, turist de çekemiyor, bu eserleri dünya ölçeğinde görücüye de çıkaramıyor.<br />
Bu bakımdan bugün Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#8217;ın Erzurum&#8217;da olması son derece önemlidir.<br />
Muhtemelen Recep Akdağ, ev sahibi olarak konuk bakana şehri gezdirecek ve belki de özellikle bu açık hava müzesini gösterecektir.<br />
Her ne kadar Kültür ve Turizm Bakanlığı&#8217;nın öyle büyük bütçeleri olmasa da, Bakan Bey&#8217;in himmetiyle hiç olmasa kalenin etrafı şimdilik açılabilir.<br />
Madem ki, Erzurum artık dünyaya açılan bir şehir olmak istiyor ve kış turizmi ile adını tanınmış şehirler arasına yazdırmanın çabasında, o halde önce işe tarihi dokunun gün yüzüne çıkarılmasıyla başlanmalıdır.<br />
Başka vilayetlerde benzer durumdaki eserler öyle bir güzel ortaya çıkarılmış ki, tıpkı yüzük kaşı gibi ilk bakışta görüyorsunuz.<br />
Erzurum’da ise bin yıllık eserlerimiz, etraflarını sarıp sarmalayan gecekondular yüzünden adeta hapsedilmiş gibi&#8230;<br />
Ertuğrul Günay&#8217;ın bugün Erzurum&#8217;a gelmesini çok önemsiyor ve ciddi bir fırsat olarak görüyorum. Hoş Kültür ve Turizm Müdürü&#8217;nün öyle bir derdi, beklentisi, hedefi, amacı ve ideali yok ama yine de bu hususta mutlaka bir sunum yapmalıdır.<br />
Ya da Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ün bu önemli görevi üstlenmesi lazım.<br />
Bakan Günay&#8217;a Erzurum&#8217;u, Erzurum&#8217;un neredeyse yok olmaya yüz tutan bu tarihi yanını anlatıp, destek istenmelidir. Besbelli ki, yerel imkânlarla bu hizmeti yerine getirmek imkânsız&#8230;<br />
Recep Akdağ, Sağlık Bakanlığı koltuğuna oturduğundan bu yana hem ülke hem Erzurum için elinden gelenden fazlasını yapmış bir bakandır. Şayet O olmasaydı Erzurum bugünkü sağlık hizmetlerinin üçte birine dahi kavuşamazdı. Ancak Akdağ&#8217;ın şehrin bütün sorunlarını çözmeye ne kudreti ne de yetkisi yetmez&#8230;<br />
Mutlaka başka bakanlıkların devreye girmesi gerekiyor. Kültür ve Turizm Bakanı Günay&#8217;ın ziyareti bu açıdan üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir ziyarettir.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10914-bakan-gunaydan-ne-istemeliyiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olmadı Sayın Eroğlu, hem de hiç olmadı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10724-olmadi-sayin-eroglu-hem-de-hic-olmadi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10724-olmadi-sayin-eroglu-hem-de-hic-olmadi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 07:24:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10724</guid>
		<description><![CDATA[Enerji veya sanayi bakanı söylemiş olsaydı, hak vermemekle beraber anlamaya çalışırdık. Fakat, &#8220;&#8230;HES&#8217;lere karşı çıkanlar rant çevreleridir, ülkenin gelişip kalkınmasını istemeyen çıkar gruplarıdır&#8221; türünden akla ziyan bu tespitin, Çevre Bakanı Veysel Eroğlu&#8217;ndan gelmesine inanamadık.O Veysel Eroğlu ki, bu ülkede su&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Enerji veya sanayi bakanı söylemiş olsaydı, hak vermemekle beraber anlamaya çalışırdık. Fakat, &#8220;&#8230;HES&#8217;lere karşı çıkanlar rant çevreleridir, ülkenin gelişip kalkınmasını istemeyen çıkar gruplarıdır&#8221; türünden akla ziyan bu tespitin, Çevre Bakanı Veysel Eroğlu&#8217;ndan gelmesine inanamadık.O Veysel Eroğlu ki, bu ülkede su ve su işlerini en iyi bilen uzmanlardan biridir. Politikaya girmeden evvel İSKİ ve DSİ Genel Müdürlüğü görevini yürüttü ve İstanbul gibi, ileri derecede su sorunu olan bir şehre adeta hayat verdi.<br />
Kendisi son genel seçimden bu yana da Kabine&#8217;de Çevre Bakanı olarak görev yapıyor ve oldukça başarılı işlere imza atıyor.<br />
Çevreyi ve suyu en iyi bilen kişilerden biri olarak Bakan Bey&#8217;in, kalkıp HES&#8217;lere itiraz eden çevre dostlarını &#8220;çıkar odakları&#8221; olmakla itham etmesi oldukça düşündürücüdür. Eroğlu bu çıkışıyla, yalnızca kırıcı bir tavır takınmakla kalmadı, ilmi ve müşterek aklı da &#8220;yok&#8221; saymış oldu.<br />
Mahkemelere ulaşan bilirkişi raporlarında bile artık açıkça belirtildiği şekliyle, derelerin üzerine kurulan HES&#8217;ler hem tabiatı mahvediyor, hem de binlerce insanın hayatını derinden etkiliyor. Bu hususta bugüne kadar binlerce rapor hazırlandı, makaleler yazıldı, konferanslar düzenlenip insanların dikkati çekilmeye çalışıldı, yerli-yabancı uzmanlar avazları çıktığınca bağırıp durdular, &#8220;HES&#8217;ler çevreyi yok edecek&#8221; diye&#8230;…<br />
Devletin sert tepkisine ve itiraz edenlerin aylarca cezaevinde tutulmasına karşın, HES yapılan her yerde insanlar tepki gösteriyor.<br />
Zaman zaman sermayenin baskısıyla, bazı medya organlarında HES&#8217;leri &#8220;aklama&#8221; operasyonları yapılmak isteniyor; ancak ücreti mukabilinde ekrana çıkan o uzmanlar dahi büsbütün kıvıramıyorlar.<br />
Bakan Bey buyurmuş ki, &#8220;Dereler boşu boşuna akıp gidiyor, biz bu boşa akan sulardan enerji elde edeceğiz, bunun neresi yanlış?&#8221;<br />
Şayet, mesele tam da böyle yani Eroğlu&#8217;nun takdim ettiği gibi olsaydı, elbette itiraz edenlerin niyetinden şüphe edilirdi. Lakin, yediden yetmişe herkes biliyor ki, mesele böyle değil&#8230;…<br />
Evet; Adana, Mersin ve birkaç yerde daha HES&#8217;ler böyle&#8230; Yani yaz mevsiminde su tamamen köylünün, çiftçinin ihtiyacına bırakılıyor, kışın da enerji üretiliyor.<br />
Bizde durum tam tersi:<br />
HES&#8217;lerden yaz-kış tam kapasite enerji üretilmek isteniyor ve çalışmalar tamamen bu mantık üzerine yürütülüyor. &#8220;Can suyu&#8221; dedikleri o yutturmaca da zaten bu gerçeği haykırmaktadır.<br />
Belki Bakan Bey&#8217;in haberi olmayabilir ama bilen biliyor ki, Tortum ve İspir&#8217;de mevcut su, talebi karşılamaktan çok uzak. Siz bu imkânsızlık üzerine bir de HES&#8217;i getirip bindirirseniz, yöre halkı bir yudum suya muhtaç duruma gelecektir.<br />
Veysel Eroğlu gibi bir uzmanın bu gerçeği bilmiyor olması imkânsız. Dolayısıyla Bakan Bey, HES&#8217;lere karşı çıkanları itham ederken, siyasetçi şapkasıyla konuşuyor.<br />
Önümüzdeki günlerde (4 Temmuz&#8217;da) ERVAK Geleneksel Sultan Sekisi Toplantısı&#8217;nı bu yıl Tortum Şelalesi&#8217;nde gerçekleştirecek. Programa göre, Sağlık Bakanı Akdağ&#8217;ın yanı sıra, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da &#8220;seki&#8221;ye katılacak.<br />
ERVAK, toplantının konu başlığını seçerken, &#8220;Tortum Şelalesi ve Uzundere Vadisi&#8217;nin konuşulması&#8221; demiş. O gün orada olacağız ve bakacağız ki, konuşmacılar Tortum Şelalesi&#8217;ni ya da Uzundere Vadisi&#8217;ni anlatırken, HES konusunu nasıl teğet geçecekler ya da dosdoğru dile getirecekler.<br />
Biliyorsunuz; Tortum Şelalesi&#8217;nin suyu ilgili firma tarafından kesilmiş, yargı kararıyla yeniden serbest bırakılmıştı. Muhtemelen özellikle Kültür Bakanı 4 Temmuz&#8217;da Tortum Şelalesi&#8217;ne hayran kalacaktır. Umuyorum ki, ERVAK Başkanı Erdal Güzel, Bakan Bey&#8217;e, &#8220;Biliyor musunuz efendim bu su kesilmişti, bu şelale az daha tarih olup, yitip gidecekti. Allah&#8217;tan bağımsız yargı var da hâkimler sayesinde bugün bu güzellik yaşıyor&#8221; diyecektir.<br />
ERVAK&#8217;ın bu toplantısı öncekilerden çok daha anlamlıdır. Zira, Erdal Güzel hayati bir soruna dikkati çekmek için böyle zekice bir program yapmış. İnşallah bakanlar o gün orada olur ve bütün yöre halkı, HES gerçeğini dile getirir.<br />
Başından beri HES&#8217;e karşı çıkmaktayım. Ama buradan Sayın Bakan&#8217;a soruyorum:<br />
Ben ve benim gibi arka planı olmadan, HES&#8217;e karşı çıkanlar acaba hangi çıkar odaklarına hizmet ediyor?<br />
Müteahhitlerin sözleşmesinde, &#8220;Bu su yalnızca sonbahar, kış ve ilkbaharda kullanılır; yaz mevsiminde suyun tamamı köylünün kullanımına terk edilir&#8221; şeklinde yazmış olsaydı, elbette ki kimse böylesine feveran etmezdi ve kimse köyünü, ağacını, bağını, bahçesini korumak için aylarca hapislerde sürünmezdi.<br />
Fakat, Sayın Bakan gerçek tam tersi; müteahhidin elinde öyle sağlam sözleşmeler var ki, adam istese o “can suyu”nu bile kimseye koklatmaz.<br />
Bize inanmıyorsanız Sayın Eroğlu lütfen istetin sözleşmeleri inceleyip görün&#8230;<br />
Bize hak vereceksiniz lakin, korkarım ki o zaman da iş işten geçmiş olacak.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10724-olmadi-sayin-eroglu-hem-de-hic-olmadi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dün de &#8216;İrfan Aga&#8217;yı uğurladık&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10617-dun-de-irfan-agayi-ugurladik</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10617-dun-de-irfan-agayi-ugurladik#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 07:21:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10617</guid>
		<description><![CDATA[Başka yerleri bilmem ama Erzurum&#8217;da, hemşehrimiz Cemal Gürsel&#8217;den sonra, bu unvanı alan ikinci kişi O&#8217;ydu&#8230;
&#8220;Aga&#8221;
Dikkat buyurun &#8220;ağa&#8221; değil; &#8220;aga&#8221;…
İrfan Aga&#8230;
Babacan, mert, kalender… Ya da efendi, bey&#8230;
Evet; bütün bu sıfatlar O&#8217;nda sırıtmadan dururdu ve sanki O&#8217;nun&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başka yerleri bilmem ama Erzurum&#8217;da, hemşehrimiz Cemal Gürsel&#8217;den sonra, bu unvanı alan ikinci kişi O&#8217;ydu&#8230;<br />
&#8220;Aga&#8221;<br />
Dikkat buyurun &#8220;ağa&#8221; değil; &#8220;aga&#8221;…<br />
İrfan Aga&#8230;<br />
Babacan, mert, kalender… Ya da efendi, bey&#8230;<br />
Evet; bütün bu sıfatlar O&#8217;nda sırıtmadan dururdu ve sanki O&#8217;nun nevi şahsına münhasır sıfatlardı&#8230;Meslek hayatımın ilk yıllarında tanıdım kendisini&#8230; Aramamızdaki yaş farkına rağmen, &#8220;arkadaş&#8221; olabilmeyi başarmış iki kimseydik. Daha doğrusu bu başarının baş mimarı İrfan Aga&#8217;ydı.<br />
Hoşgörü sahibiydi, latifeyi severdi ve zeki bir insandı.<br />
Avni Aslan&#8217;ın teras katında veya yaz ise bir piknik alanında defalarca birlikte oturduk, birlikte dertleşip, birlikte sevindik.<br />
Erzurum&#8217;un dışında olduğu zamanlar da hep Erzurum&#8217;la meşguldü ve bir yanı hep buradaydı.<br />
Çok sıkı okurlarımdan biriydi; hele de sert yazılar yazdığımda muhakkak telefonla arar, yazıda eksik bıraktığım yerleri büyük bir nezaketle tamamlardı.<br />
İrfan Aga, ölüp görüp ağlayan, düğün görüp oynayan güzel ve yiğit bir Erzurum efendisiydi.<br />
Erzurum&#8217;un en popüler, en etkin ve en güvenilir kişilerinden biri olan meslek büyüğümüz Kızılay Başkanı Mithat Turgutcan&#8217;ın ve en az Mithat Bey kadar tanınmış olan merhum Servet Bey&#8217;in kardeşiydi. Ama bir defa dahi olsa bir masada, ne ağabeylerinin şöhretine sığındı, ne de mezar taşıyla iftihar edenlerden oldu&#8230;<br />
O, ferd-i vahitti.<br />
Makamı cennet olsun, İrfan Aga toplum insanıydı&#8230; Misal; bir otobüs muavini de O&#8217;nunla oturup yarenlik edebilirdi, büyük şirket sahibi de&#8230; Çevresi ne kadar genişlemiş olursa olsun, önce tanıdıklarını asla unutmayan numune bir şahsiyetti.<br />
Dün Asri Mezarlık&#8217;ta, Mithat Bey&#8217;in birkaç yıl önce kendisi için yaptırdığı mezarlığa O&#8217;nu defnettik&#8230;<br />
&#8220;Başkan kendisine anıt mezar yaptırmış, İrfan Aga ne diyorsun?&#8221; şeklinde sorulduğunda, gülmüş ve &#8220;Kime niyet kime kısmet efendiler&#8221; karşılığını vermişti.<br />
Öyle de oldu; Allah gecinden versin muhterem Başkan Mithat Bey; titiz, temkinli, centilmen ve çok nazik bir insandır. Nasılsa günün birinde her canlının ölümü mutlaka tadacağı ilahi düsturundan hareketle, hayattayken görenlerin türbe zannettiği bir  kabir yaptırmıştı.<br />
Adını bile yazdığı o türbe görünümlü kabre dün, İrfan Aga konuldu&#8230;<br />
Çünkü ağabeysi Mithat Bey öyle istedi.<br />
Demek ki o hazır kabir iki kardeşten birine nasip olacaktı, İrfan Aga&#8217;nın oldu&#8230;<br />
Erzurum&#8217;daki suç çetelerini yazıp-çizdiğim bir dönemdi. Ve aylardan ramazandı.<br />
Telefonun ucundaki kişi İrfan Aga&#8217;ydı; &#8220;Mehmet Paşa, bugün iftarda beraber olacağız, unutma filanca adrese gel&#8221; dediğinde hiç şaşırmamıştım. Çünkü hemen her ramazanda bir veya birden çok birlikte olurduk; yaşça benden büyük arkadaşlarımla&#8230;<br />
Denilen adrese vardığımda, rahmetli Vedat Kobaza gibi tanıdıklarımın yanı sıra, tanımadığım ve daha önce hiç görmediğim kimseler de vardı.<br />
İftar sofrası muhteşemdi, etrafta hanım namına kimse gözükmüyordu ama sofra usta birinin elinden çıkmıştı.<br />
Çay faslında, İrfan Aga sık sık yaptığı iltifatlarında bulundu ve şahsımı o tanımadığım kimselere abartılı biçimde takdim ettikten sonra, &#8220;Mehmet Paşa, sen bu mafya &#8211; çete işlerini yazıp duruyorsun, hele bir anlat bize mafya nedir, çete nedir?&#8221; şeklinde sordu.<br />
Bizim İrfan Aga işte&#8230;<br />
Beni çok sevdiği için, &#8220;uzman&#8221; gözüyle bakardı çoğu defa.<br />
Neyse, bir şeyler söyledim. Tam susuyordum ki, hemen yanımda oturan ve ev sahibi olduğunu zannettiğim zat, elimi eline alarak babacan bir üslupla, &#8220;Mehmet Beyciğim bunlar gayret ediyor ki bana sövdürsünler. Hani şu Oflu Osman denilen garip benim; adımız mafyaya çıkmış ya&#8230;&#8221;<br />
İrfan Aga öyle bir insandı; eski mafya babası ile çetelere savaş açmış bir gazeteciyi aynı masada oturtup kimsenin şerefine ve ilkesine halel gelmeksizin sohbet ortamı oluştururdu.<br />
O tarihlerde Oflu Osman, mafyalığı mazide kalmış, medyada saygın bir işadamı olarak anılıyordu&#8230;<br />
İrfan Aga, Erzurum&#8217;da hemen herkesin cemaz ul evvelini bilirdi. Ama O&#8217;nun lûgatında kimseye iftira, kin ve nefret yoktu.<br />
80 yıllık dolu dolu yaşanmış bir hayatı geride bırakarak, dün ebedi yolculuğuna çıktı; Yaradan&#8217;a kavuştu.<br />
İrfan Aga da, babam yaşlarındaki arkadaşlarımdan biriydi. Son yıllarda sık aralıklarla görüşemiyorduk ama O orada, ben burada bilirdik ki, iki sevgili dostuz&#8230;<br />
Allah gani gani rahmet eylesin ve taksiratını affeylesin&#8230;<br />
Sezai Karakoç, &#8220;İyi insanlar iyi atlara binip gittiler&#8221; diyerek, ebediyete göç eden dostlarını anlatırken; Necip Fazıl da, ölümü şu solmaz mısrası ile güzelleştiriyor:<br />
&#8220;Ölüm güzel şeydir, budur perde arkasından haber;<br />
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?&#8221;<br />
Ya Rap! Cümle geçmişlerimize rahmet eyle, merhametini ve keremini üzerimizden esirgeme&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10617-dun-de-irfan-agayi-ugurladik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rakamların diliyle PKK gerçeği..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10561-rakamlarin-diliyle-pkk-gercegi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10561-rakamlarin-diliyle-pkk-gercegi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:42:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10561</guid>
		<description><![CDATA[Neyse ki dün resmi rakamlar açıklandı. Hiç olmasa bundan sonra ahkam kesecek olanlar, artık yalan yanlış bilgi ile ahalinin aklını karıştıramayacak.
Başbakan dahil, kimse bugüne kadar kaç bin kişinin öldüğünü, kaç bin kişinin yaralandığını ve bu sürecin ülkemize olan ekonomik&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neyse ki dün resmi rakamlar açıklandı. Hiç olmasa bundan sonra ahkam kesecek olanlar, artık yalan yanlış bilgi ile ahalinin aklını karıştıramayacak.<br />
Başbakan dahil, kimse bugüne kadar kaç bin kişinin öldüğünü, kaç bin kişinin yaralandığını ve bu sürecin ülkemize olan ekonomik maliyetini inandırıcı biçimde söyleyemedi. Misal; Başbakan Erdoğan daha iki hafta önce yaptığı bir konuşmada, &#8220;Bizim hükümetimizden önce, bir yılda beş bin şehit verildiği oldu&#8221; demişti. Her ne kadar hiçbir resmi belgede bu rakamı doğrulayacak bilgi yoktuysa da, Başbakan söyleyip geçti, düzeltme ihtiyacı bile duymadı.<br />
Başkaları da başka yanlışta ısrar ettiler. Misal; bir Kürt politikacı da &#8220;TC&#8217;nin güvenlik güçleri 26 yılda 150 bin civarında Kürt öldürdü&#8221; diyebilmişti.<br />
Hayli geç kalınmış olmasına rağmen, gerçek şimdi açıklandı ve tablo net biçimde ortaya çıktı.<br />
Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre; PKK terörünün başladığı 1984 yılından günümüze kadar geçen 26 yıl içinde, 63 bin 443 insanımız ölmüş.<br />
Yine aynı kaynakların verdiği bilgiye göre dağılım ise şöyle:<br />
Şehit sayısı (Asker-polis ve geçici köy korucusu dahil) 6 bin 554&#8230; (Son Halkalı saldırısındaki 5 şehidimiz bu sayısının içindedir)<br />
Geçtiğimiz Mart ayından bu yana ise, toplam 134 güvenlik görevlimiz şehit oldu. Bazı çevreler özellikle bu rakama dikkati çekiyor. Zira altını çizmeye çalıştıkları nokta şudur: &#8220;Bakın AK Parti Hükümeti&#8217;nin &#8220;Demokratik Açılım&#8221; adı altında sürdürdüğü politika, tam tersi bir etki yaratmış ve 134 güvenlik görevlimiz şehit olmuş. Dolayısıyla açılım filan hikâyedir, terörü azdırmaktan başka bir işe yaramamıştır.&#8221;<br />
Gerçi başta Başbakan olmak üzere, hükümet sözcüleri bu saptamaya anında cevap yetiştirip, &#8220;Madem öyle geçmiş yıllarda açılımın ‘a&#8217;sı bile yokken neden şehit veriyorduk?&#8221; diye sordular. Ki, haksız da değillerdi.<br />
Fakat son beş altı aydan bu yana şehit sayısının neredeyse 150&#8242;ye yaklaşmasından hareketle, büyük bir alarm üretenler de asla yersiz ve manâsız bir çabanın peşinde değiller.<br />
Halbuki mesele, hangi hükümet döneminde ne kadar şehit verildiği meselesi değil. Tartışmamız gereken husus; ülkemizin bu kara bataktan nasıl çıkacağıdır. Kim vatan haini, kim vatanperver, kim PKK&#8217;ya göz kırptı, kim terörü bitirmek için şahin kesildi&#8230;<br />
Böyle bir tartışma veya hesaplaşma sadece bölücülerin ekmeğine yağ sürmektedir ve sadece onların çarpışma azmini kamçılamaktadır. Oysa toplum artık oluk oluk akan bu kanın durmasını istiyor. Yediden yetmişe vicdan sahibi herkes görmektedir ki, ülke bölünmenin eşiğine gelip dayandı. Toplum; yöneticilerden ülkeyi bu felaket eşiğinden kurtarmayı ve sağduyulu hareket etmeyi bekliyor.<br />
Rakamlar her şeyi anlatmaya yetiyor da artıyor bile&#8230;<br />
Devam edelim&#8230;<br />
Terör saldırıları sonucu hayatını kaybeden sivil vatandaş sayısı: 5 bin 669&#8230;<br />
Yaralanan vatandaş sayısı: 4 bin 274&#8230;<br />
Sonuç ise işte ortada: 9 bin 993 insanımız ya ölmüş ya da sakatlanmış&#8230;<br />
Bitmedi; yine geçen bu 26 yıl içinde de, 29 bin 704 terörist öldürülmüş, 5 bin 88 terörist de yaralanmış. Dolayısıyla, 34 bin 792 terörist güvenlik güçlerimiz tarafından etkisiz hale getirilmiş.<br />
Başka bir ifadeyle şöyle de söylemek mümkün: Geçen 26 yıl içinde yani PKK&#8217;nın ilk kurşunu sıktığı 1984 yılından beri, şehit güvenlik görevlisi, hayatını kaybeden sivil ve ölü ele geçirilen terörist olmak üzere, toplam 63 bin 443 insan yitip gitmiş.<br />
Bazı yıllar terör saldırıları yok denecek kadar az olmuş, kimi yıllar da işte şu günlerde olduğu gibi, azdıkça azmış. Sonuçta, kandırılan Kürt gençleri de bu ülkenin evlatlarıydı ve gittikleri yolun yanlış olduğunu anlamadan, pisi pisine hayatlarından oldular. Kimse devletin kendini koruma refleksini ve politikasını yanlış bulamaz. Zira dünyanın neresinde olursa olsun her devlet, kendisine ve halkına kasteden her türlü saldırıya karşı müdafaa yapar ve kurşuna, kurşunla cevap verir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu uğurda çok ağır bir bedel ödedi. Yaklaşık 7 bin sivil ve savunmasız insanımız canından oldu, 6 bin 654 güvenlik görevlimiz de şehit düştü.<br />
Bu millet Milli Mücadele ve ardından gelen İstiklâl Harbi&#8217;nde bile bu kadar kayıp vermemişti. Üstelik de o bir savaştı ve karşımızda silah açısından bizden çok daha kuvvetli olan devletler vardı.<br />
PKK&#8217;nın yöneticileri de biliyor ki bu yaptıkları, kirli ve kanlı bir oyundan başka bir şey değil. Evet; muratları Türkiye&#8217;yi acılara gömmek, insanları bıkkınlığa itmek, devleti yormak ise bunu zaman zaman başarıyorlar.<br />
İnsan hayatının karşısında elbette işin mali portresine bakılmaz. Ancak kanlı PKK örgütünün bu ülkeye verdiği bir de mali bir zarar var. Kimi analistlere göre, devlet geçen 26 yıl içinde bölücü PKK ile mücadele ederken 300 milyar dolar para harcadı.<br />
Düşünün ki, bu para Güneydoğu ve Doğu&#8217;nun kalkınması için harcanabilmiş olsaydı, bugün belki de İstanbul, İzmir yerine en çok göç alan bölge buralar olacaktı. Fakat elin adamı iki yakanızın bir araya gelmesini istemediği için, PKK veya başka isimler altında mutlaka bir bela üretip, bunu başımıza saracaktır.<br />
PKK&#8217;nın yaptığı da budur; yani kurgulanan oyunda figüran olmak.<br />
Fakir fukara Kürt gençlerinin payına dağa çıkıp, yalan yanlış bir ideal uğruna ölmek; bu meselenin rantını yiyen efendilere ise, servetlerine servet katmak düşüyor.<br />
Kan oluk oluk akmaya devam ediyor.<br />
Geride kalan 26 yılın bilançosu ne yazık ki böyle dramatik ve düşündürücü.<br />
Peki bundan sonra ne olacak, yani kaç yıl daha bütün bir vatan al kana bulanıp, analar hüngür hüngür ağlayacak?<br />
Kim bu soruya cevap verecekse, buyursun konuşsun&#8230;<br />
Artık millet olarak fena halde canımız yanıyor. Dolayısıyla, &#8220;Sen yaptın, senin döneminde durum daha kötüydü; bizim dönemimiz çok daha iyi&#8221; gibi hakikaten yürek çatlatan bu laflardan bıktık, usandık&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10561-rakamlarin-diliyle-pkk-gercegi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Ali Korkut olmasaydı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10558-ya-ali-korkut-olmasaydi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10558-ya-ali-korkut-olmasaydi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:40:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10558</guid>
		<description><![CDATA[Aslında birkaç gün önce yazacaktım, ancak beklenmedik gelişmeler ve bölücü PKK&#8217;nın yurdun dört bir yanında art arda gerçekleştirdiği eylemler, bu önemli konuyu tehir etmeme neden oldu.
Neyse ki bugün o önemli konu hakkındaki düşüncelerimi açıklama fırsatı bulabildim.
O önemli konu&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında birkaç gün önce yazacaktım, ancak beklenmedik gelişmeler ve bölücü PKK&#8217;nın yurdun dört bir yanında art arda gerçekleştirdiği eylemler, bu önemli konuyu tehir etmeme neden oldu.<br />
Neyse ki bugün o önemli konu hakkındaki düşüncelerimi açıklama fırsatı bulabildim.<br />
O önemli konu şudur:Yakutiye Belediyesi, bazı çevrelerin akla ziyan itirazlarına ve sırf laf olsun torba dolsun kabilinden karşı çıkışlarına rağmen, çok doğru bir şey yaptı.<br />
Dünyada bir örneği daha bulunmayan tarihi Yakutiye Medresesi&#8217;nin bahçesindeki, eserden daha fazla öne çıkan ve hiçbir estetik anlamı bulunmayan ağaçları kesip attı.<br />
Kimi dostların aşırı &#8220;çevre hassasiyeti&#8221; bu meselede hemen depreşti ve Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut&#8217;a zehirli ok olup atıldı&#8230;<br />
Oysa yanlış bir tutumdu ve zararlı bir öfkeydi&#8230;<br />
Ali Korkut, belki de kendisinden çok önce yapılması gereken bir hizmeti, geç kalınmış olmasına rağmen ifa etmekteydi.<br />
Çok da iyi yaptı&#8230;<br />
Zahir sanatçı ve sanat tarihçisi olmak böyle bir şey&#8230;<br />
Erzurum tarihi eser açısından oldukça zengin bir şehir. Ancak aynı Erzurum bu zenginliğinin farkında olmadığı gibi, kimi yanlış uygulamalarla da bu zenginliği arka plana atıyor!<br />
İşte Yakutiye örneği&#8230;<br />
Şayet vaktiyle Yakutiye Medresesi&#8217;nin çevresi olması gereken biçimde dizayn edilmiş olsaydı, bugün belediye ne ağaç sökmek zorunda kalacaktı, ne de bu boyutta bir masrafa katlanacaktı.<br />
Neyse ki, çok geç kalınmış olmasına rağmen, sanattan, tarihten, tarihi eserden ve estetikten anlayan bir belediye başkanı geldi de, bugün için olmasa bile, yarınlara dair alkışlanacak bir hizmete imza attı:<br />
Yakutiye Medresesi&#8217;nin çevresi yeni baştan düzenleniyor.<br />
Sadece Yakutiye mi, hayır&#8230; Aynı hizmet programı içerisinde tarihi Lala Paşa Camii de benzer bir güzelleştirme programına alındı.<br />
Dışarıdan yani uzaktan baktığınızda bütün ihtişamıyla önce Yakutiye Medresesi&#8217;ni az ilerleyince de Lala Paşa Camii&#8217;ni bütün çıplaklığıyla yahut da bütün güzelliğiyle görebileceksiniz&#8230;<br />
Sizi bilmem ama bendeniz Ali Korkut&#8217;u bu elzem hizmetinden ötürü bütün kalbimle tebrik ediyorum&#8230;<br />
Olmaz demeyin; bu şehirde öyle şeylere tanık olduk ki, düşünün ki belediye Yakutiye&#8217;nin önüne barakalar da yapabilirdi, o muhteşem eseri bir ucubeye de çevirebilirdi.<br />
Uzağa gitmeye gerek yok; birkaç yıl önce herkes Çifte Minareli Medrese&#8217;nin etrafına kurulan gecekondu barakaları gördü&#8230;Bir benzeri Yakutiye&#8217;nin de önüne kurulsaydı bu şehirde kim ne yapacaktı ki&#8230;<br />
Artık hepimiz yargı kararlarının iktidara karşı işlemediğini biliyoruz&#8230;<br />
Çifte Minareli Medrese belki ziyan oldu ama hiç olmasa Yakutiye&#8217;yi ve Lala Paşa Camii&#8217;ni şimdilik kurtardık. O da tarihten ve sanattan anlayan bir belediye başkanı sayesinde oldu.<br />
Ali Korkut&#8217;a hepimiz şükran duymalıyız; zira öyle bir devirden geçiyoruz ki, isteselerdi Yakutiye&#8217;nin bahçesine bir AVM bile kurarlardı!<br />
Siz sanıyor musunuz ki, şu uyduruktan anıtlar kurulu itiraz ederdi veya onların itirazını belediye ciddiye alırdı?<br />
Çifte Minareli Medrese&#8217;ye dair itirazlar ne kadar ciddiye alındıysa, Yakutiye de o kadar önemsenirdi.<br />
Dört tane kavak kesildi diye, kıyamet koparan şu meşhur çevreciler acaba Çifte Minareli Medrese külliyen yok edilirken hangi mukaddes işle meşguldüler?!<br />
Ali Korkut&#8217;u alkışlıyorum&#8230;<br />
Büyük bir cesaret ve yerinde bir kararla, Yakutiye&#8217;nin önünü, arkasını ve dört bir yanını kaplayan kavakları kesip attı. Şimdi oraya muhteşem bir peyzaj uygulanacak. Hiç olmasa genç kuşak, Erzurum&#8217;da Yakutiye Medresesi diye büyük bir eser olduğunu görecek&#8230;<br />
Az şey mi?<br />
Düşünün ki Ali Korkut&#8217;un koltuğunda bir sanat fukarası da oturabilirdi. Ve o sanat fukarası o bahçeye alış-veriş merkezi de kurmak isteyebilirdi.<br />
Sakın &#8220;olmaz&#8221; demeyin&#8230;<br />
Bu şehirde nice &#8220;olmaz&#8221;ların olduğuna hep birlikte tanık olduk&#8230;<br />
O sebeple kimse hamaset yapmasın&#8230;<br />
Burası Erzurum&#8230;<br />
Yasaların, hukukun, estetiğin, evrensel değerlerin ve toplumsal taleplerin zerre kadar önemsenmediği bir şehir olduğunu unutmayalım&#8230;<br />
Ali Korkut&#8217;u alkışlayalım ki, zifiri karanlıkta bize önümüzü görebileceğimiz kadar da olsa bir mum yaktı diye&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10558-ya-ali-korkut-olmasaydi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bugün, kavga edecek gün değil..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10457-bugun-kavga-edecek-gun-degil</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10457-bugun-kavga-edecek-gun-degil#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Jun 2010 07:02:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10457</guid>
		<description><![CDATA[Terör örgütlerinin birden çok amaç ve hedefleri vardır. Misal; sahip olduğu gücü abartılı göstermek, her terör örgütünün olmazsa olmazıdır. Bir de, yaptıkları eylemin toplum psikolojisi üzerinde olumsuz yönde büyük tesir uyandırmasını hedeflerler&#8230;
Tıpkı bölücü PKK&#8217;nın son bir hafta on günden&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Terör örgütlerinin birden çok amaç ve hedefleri vardır. Misal; sahip olduğu gücü abartılı göstermek, her terör örgütünün olmazsa olmazıdır. Bir de, yaptıkları eylemin toplum psikolojisi üzerinde olumsuz yönde büyük tesir uyandırmasını hedeflerler&#8230;<br />
Tıpkı bölücü PKK&#8217;nın son bir hafta on günden beri Türkiye&#8217;de yaptığı gibi&#8230;önce İskenderun&#8217;da nöbet değişimi yapan ve öyle bir saldırıyı beklemeyen askerlerimizi havan silahlarıyla vurdular, sonra diğerleri izledi&#8230; Osmaniye, Elazığ, Hakkari, Diyarbakır ve dün de İstanbul ve Gümüşhane&#8230;…<br />
Kanlı örgütün bu saldırıları karşısında elbette ne devletin temelleri sarsılmakta, ne de asker-polis sinip korkmakta&#8230; Fakat bu eylemler değişik yörelerde peş peşe gerçekleşince ve de her defasında birden çok şehit verilince, toplum ister istemez panikliyor.<br />
Yani tam da kanlı örgütün gelinmesini istediği nihai nokta&#8230;<br />
Halk korksun, sinsin ve terör örgütünün ne denli güçlü ve aktif olduğunu görsün&#8230;<br />
Son bir iki günden bu yana, &#8220;Türkiye nereye gidiyor, yarın neresi bombalanacak, artık hiç birimiz emniyette değiliz&#8221; türünden endişe yüklü sorular da bu acı gerçeği göstermektedir.<br />
Oysa tam da bugünlerde, yani şu puslu havada, olmadığı kadar cesur, kararlı ve bilinçli olmalıyız. Dost düşman herkes görmeli ki, Türkiye&#8217;de iktidar-muhalefet, sağcı-solcu, dindar-Kemalist, Türk-Kürt herkes birlik ve beraberlik içinde&#8230;<br />
Evet kabul ediyoruz; canımız fena halde yanmakta. Tarifsiz acılar ve üzüntüler içindeyiz, öfkemiz de dağlar kadar&#8230;<br />
Ama korkmuyoruz, sinmiyoruz, sütre arkasına saklanmıyoruz.<br />
Bakmayın siz birilerinin kendi vatanlarında, kendi topraklarında, hatta kendi karakollarında yani Mehmetçik&#8217;in 24 saat fasılasız nöbet tuttuğu o hutut hattında, on dakika kalmalarına rağmen, sipere yatıp, çömelmelerine&#8230;<br />
Millet olarak hepimiz dimdik ayaktayız ve Allah&#8217;ın izniyle de dize düşmeyeceğiz.<br />
Dün ve önceki günkü yazılarımızda, devletin cevap vermesi gereken bazı soruları biz de sormuş, özellikle askeri açıdan bir ihmal olup olmadığını sorgulamıştık.<br />
Tabii ki bunu yapmak bir görev ve daha da ötesi vicdanı bir mecburiyetimizdir. Ancak dün önce Silvan, ardından İstanbul sonra da Kelkit&#8217;te yapılan saldırıları görünce, kendi kendimize &#8220;Şimdi iç hesaplaşma zamanı değil; bu alçakları sevindirecek şekilde hareket etmek bize bir yarar sağlamayacak&#8221; dedik.</p>
<p>Doğru yaklaşım da budur&#8230;<br />
Yüreğimiz yanıyor; dolayısıyla duygusal olmamız kadar insani bir refleks olamaz&#8230;<br />
Lakin bu duygusallığımız, birbirimizin kafasını yaracak boyuta ulaşıyorsa, bundan derhal vazgeçmeliyiz.<br />
Çünkü kanlı PKK istiyor ki, hem halk paniğe kapılıp sokağa çıkamaz duruma gelsin, hem devletin güvenlik kurumları büyük bir zaaf içindeymiş gibi görülsün, hem de iktidar-muhalefet birbirine girip, devletin zirvesinde kaos oluşsun&#8230;<br />
Biliyoruz; yanlışları da, ihmalleri de&#8230;<br />
Bu yüzden şu günlerde hepimize bir görev düşüyor:<br />
Sorularımızı, önerilerimizi, kendimizce bulunmaz Bursa kumaşı olan derin stratejilerimizi, eleştirilerimizi ve hesap sormamızı bir süreliğine erteleyip, devletin milletin yanında saf tutmalıyız.<br />
Hamasete ve ayağı yere basmayan uçuk nutuklara da lüzum yok fakat halkın maneviyatını zedeleyecek, kitleleri korku tüneline sokacak tutum ve davranışlardan da sakınmalıyız.<br />
Terör örgütüyle mücadelede, güvenlik güçlerimizin etkin ve becerikli olması ne denli önemliyse; aynı şekilde halkın birlik-beraberlik içinde durması ve estirilmek istenen korku tuzaklarına düşmemek de o nispette elzemdir.<br />
Ankara akıl tutulmasına yakalandı diye, bütün bir millet olarak biz de mi cinnet ve öfke nöbetlerine tutulalım?<br />
Ankara&#8217;da, Başbakan neredeyse bütün olup bitenlerin yegâne &#8220;sorumlusu&#8221; olarak medyayı gösterip, gelmiş geçmiş bütün hükümetleri &#8220;basiretsiz&#8221; olmakla suçluyor diye, biz de millet olarak aynı yanlış bakışı bayraklaştırmak zorunda değiliz.<br />
Ankara&#8217;da; muhalefet, &#8220;Bu kaosun içinden kendime nasıl bir çıkar sağlarım&#8221; düşüncesiyle, akla ziyan salvolarda bulunuyor diye, hoş biz de millet olarak dumanlı günün karı peşinde koşacak değiliz.</p>
<p>Ankara&#8217;da &#8211; İstanbul&#8217;da; aydınların bir kısmı, &#8220;Hazır devlet de millet de panikledi, bu fırsatı iyi değerlendirip, PKK&#8217;nın muhatap alınmasını sağlayalım ve de İmralı&#8217;daki katil başını meşrulaştıralım&#8221; biçiminde hayal kurup, sevinç çığlıkları atıyor diye, biz de millet olarak o onursuz ve şuursuz çizgiye gelecek değiliz.<br />
Türkiye&#8217;nin muhtelif bölgelerinde; aklını, ruhunu ve vicdanını başkalarına ipotek vermiş kimi alçaklar istiyor diye, hoş millet olarak asırlardır sırt sırta yaşayıp aynı kaderi paylaştığımız halklar olarak, kardeş kavgası çıkaracak değiliz.<br />
Bugün kardeşliğe en fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemeçteyiz&#8230;<br />
Sanmayın ki bu dönemecin sonu uçurumdur, felakettir, yıkımdır.<br />
Hayır&#8230;<br />
Millet olarak nasıl ki kaç asırdan bu yana, nice benzer badireleri atlatıp, açılan türlü tuzakları boşa çıkardıysak; inşallah bu oyunu da bozacağız, bu kabustan da uyanacağız&#8230;<br />
PKK&#8217;nın en büyük hedefi devleti güçsüz, milleti sinmiş görmek ise; aynı PKK&#8217;nın ve hamilerinin en derin korkusu da şudur:<br />
Tüm kurum ve kurullarıyla dimdik duran Türk Devleti ve etnik kökeni ne olursa olsun metanetinden, cesaretinden ve beraberliğinden kopmamış bütün bir millettir.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10457-bugun-kavga-edecek-gun-degil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vatan kan ağlıyor&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10341-vatan-kan-agliyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10341-vatan-kan-agliyor#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2010 11:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10341</guid>
		<description><![CDATA[Dün şehit askerlerimiz için Van&#8217;da düzenlenen askeri tören sürerken, ajanslar son dakika başlığıyla şu haberi geçiyordu:
&#8220;Elazığ&#8217;ın Palu ilçesinde karakol tarandı, bir Mehmetçik şehit düşerken dört askerimiz de yaralandı.&#8221;
Millet olarak yüreğimizi yakıp kavuran o kor ateş bir kez daha&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Dün şehit askerlerimiz için Van&#8217;da düzenlenen askeri tören sürerken, ajanslar son dakika başlığıyla şu haberi geçiyordu:<br />
&#8220;Elazığ&#8217;ın Palu ilçesinde karakol tarandı, bir Mehmetçik şehit düşerken dört askerimiz de yaralandı.&#8221;<br />
Millet olarak yüreğimizi yakıp kavuran o kor ateş bir kez daha alevlendi.Askerlerin omuzlarında al bayrağa sarılı tabutlar, ebedi istirahatgâhlarına uğurlanmak için, kutlu bir yola çıkıyordu.<br />
Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, askerler, bürokratlar, kadın çocuk herkes öylece donup kalmıştı. Bazıları göz yaşlarına söz geçiremiyordu, bir çoğu da alçakları sevindirmemek için, adeta tunçtan anıt gibi duruyordu.<br />
Oysa mümkün müydü ağlamamak&#8230;<br />
Çünkü kendisine &#8220;insanım&#8221; diyen hiç kimse, bu kahpe saldırıları, bu alçak tertipleri, bu vicdan fukarası anlayışı normal karşılayamaz. Bütün yurdu bir baştan bir başa zifiri bir gece gibi kuşatan bu kara kâbusu, kendisine &#8220;ben insanım&#8221; diyen hiçbir kimse kabul edemez.<br />
Ama biliyoruz ki, bu gök kubbenin altında bizimle birlikte aynı havayı, soluyan aynı ekmeği yiyip, aynı tastan su içen, binlerce hain ve işbirlikçi var.<br />
Mehmetçik&#8217;e sıkılan her kurşundan sonra, sevinç naraları patlatıyorlar, yere düşen her askerimiz için, &#8220;Düşman bir kayıp daha verdi&#8221; diyerek, tamtam çalıyorlar.<br />
Onların bazıları politikacı, bazıları bürokrat, bazıları işadamı, bazıları aramızda esnaf, bazıları da sokakta çocuklarımızla arkadaş&#8230;<br />
Onların gıdaları, yangın yerine dönen Türkiye&#8217;nin külleri, anaların-babaların çağlayan olup akan gözyaşları ve ülkenin tükenen enerjisi, yitip giden yıllarımız&#8230;<br />
Teröristlerin çektiği her tetik onların coşku ve heyecanını artırıyor, onları aşka getiriyor.<br />
İşte asıl yara budur; budur millet olarak hepimizi kahreden&#8230;<br />
Öyle bir fırtına koptu ki, önce sadece düştüğü yeri yakan alevler, artık dört bir yanı sardı ve bütün ocaklar bu ateşe tutuldu.<br />
Her gün her yerde şehit cenazesi kalkıyor; her gün her bucakta analar yitip giden evlatları için kanlı göz yaşı akıtıyor.<br />
Söyler misiniz; çocuğu ya da bir yakını asker ocağında olan kaç kişi vardır, kapı tokmağı vurduğunda veya telefon zili çaldığında, kalbi yerinden çıkacak gibi olmayan?<br />
Kaç asker annesi babası var ki, gözü kulağı evladında olmasın, uzaklara bakıp durmasın?<br />
Dün Babalar Günü&#8217;ydü; yaşı, konumu ve adı ne olursa olsun evlat sahibi her baba, o sıcak, o sevgi dolu sözcükleri bekledi:<br />
&#8220;Babalar Günün kutlu olsun, sevgili babacığım.&#8221;<br />
Ben de bir babayım; aynı zamanda da bir babanın oğluyum&#8230;…Yaşı doksanı aşan babamın elini öperek, &#8220;Babalar Günün kutlu olsun&#8221; derken; çocuklarımın da aynı duygular içinde olduğunu biliyordum.<br />
Ben babamın elini, çocuklarım da benim elimi öptü.<br />
Ama içimde kopan fırtınayı dindirmeye mani olamadım. O&#8217;nun da gelip, boynuma sarılmasını bekledim. Ama o uzaktaydı ve dün şehit düşen o ana kuzuları gibi O da asker ocağındaydı.<br />
Oğlum Ömer İkbal&#8217;i gözüm aradı fakat yoktu&#8230;<br />
Neyse ki, O&#8217;ndan gelen bir telefon göğsüme çöreklenen ağırlığı az da olsa hafifletti.<br />
Sarılamadım, koklayıp öpemedim ama sesini duymuştum ya&#8230;<br />
Fakat dün başka babalara, bana gelen telefon gibi bir telefon gelmedi.<br />
Onlara, &#8220;Babacığım, Babalar Günün kutlu olsun&#8221; diyecek, uzakta bir evlatları artık yoktu.<br />
Tam da korktukları başlarına gelmişti: En kara haber, en ummadıkları bir zamanda kapılarını çaldı:<br />
&#8220;Evladınız şehit düştü&#8221;<br />
Dün Babalar Günü&#8217;ydü;  bazı babalar evlatlarının tabutlarına sarılabildi ancak&#8230;</span></p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10341-vatan-kan-agliyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahi vatan bölünmez mi?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10274-sahi-vatan-bolunmez-mi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10274-sahi-vatan-bolunmez-mi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Jun 2010 06:52:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10274</guid>
		<description><![CDATA[Hoş demiyoruz ki, &#8220;Genelkurmay bekledi, bekledi ne zaman ki son bir ayda şehit olan Mehmetçik sayısı 36&#8242;ya çıkınca sınır ötesi harekâta karar verdi.&#8221;
Hayır&#8230; Kimsenin de böyle düşündüğünü zannetmiyoruz; ama bu olup bitenlere de doğrusu bir anlam veremiyoruz.
Daha dün&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hoş demiyoruz ki, &#8220;Genelkurmay bekledi, bekledi ne zaman ki son bir ayda şehit olan Mehmetçik sayısı 36&#8242;ya çıkınca sınır ötesi harekâta karar verdi.&#8221;<br />
Hayır&#8230; Kimsenin de böyle düşündüğünü zannetmiyoruz; ama bu olup bitenlere de doğrusu bir anlam veremiyoruz.<br />
Daha dün yani sınır ötesi harekatın yapıldığı sırada, Şırnak&#8217;ta iki evladımız şehit düştü.Gün geçmiyor ki, ocakları yeni ateş yakmasın, kara toprak gencecik evlatlarımızın al kanıyla tekrar sulanmasın&#8230;<br />
Analar babalar ağlıyor&#8230; Eşler, çocuklar, kardeşler figan ediyor&#8230; Hatta o çocukları tanıyan tanımayan her vicdan sahibi yanıp tutuşuyor.<br />
Yollar kahpe pusularla kuşatılmış, kışlalar ölüme gebe&#8230;<br />
Adları farklı ama kaderleri ortak&#8230;<br />
Aynı ananın memesini emmediler lakin, öz kardeşten de yakındılar.<br />
Pusuya da beraber düştüler, gece yarısı üzerlerine ölüm kusan lavlara da beraber göğüslerini siper ettiler.<br />
Öldüler, vatan sağ olsun diye&#8230;<br />
Oysa aynı saatlerde, vatan sağ olsun diye, o gencecik fidanlar teker teker toprağa düşerken yani; Başkent&#8217;te nutuk irat ediyordu birileri:<br />
&#8220;Terörle mücadele sürecek&#8221;<br />
Hasanlar, Mehmetler ölüyor; analar-babalar yanıyor.<br />
Kimisi Kürt, kimisi Laz, kimisi Çerkez, Kimisi Alevi, Kimisi de Türk&#8230;<br />
Hepsi de ölümde buluştu; yeter ki vatan sağ olsun diye&#8230;<br />
Vatan&#8230;<br />
Dört bir yanından alev almış cayır cayır yanarken, nasıl sağ olacaktı o vatan, nasıl?<br />
Hayli bir zamandan bu yana biliyoruz ki&#8230;…<br />
Ankara kendi girdabında debelenip duruyor. Üstelik artık herkesin sinir uçlarına basan bozuk plak gibi, aynı şeyleri tekrarlıyor:<br />
&#8220;Terörle mücadele büyük bir kararlılıkla sürecek, şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak.&#8221;<br />
Tuzu kuru adamların timsah göz yaşları gibi sanki de&#8230;<br />
Onların evlatları ya dizlerinin dibinde, ya da devlet parasıyla Okyanus ötesinde&#8230;<br />
İki taraf için de geçerli&#8230;<br />
Bu çirkin, bu insafsız ve bu alçak tertip sürüp gittikçe Türk&#8217;ün de, Kürt&#8217;ün de garibanının evladı yitip gidecek.<br />
Tıpkı Yemen&#8217;de olduğu gibi:<br />
&#8220;Zenginimiz bedel öder, askerimiz fukaradandır&#8221;<br />
Gelinen şu noktaya bakar mısınız Allah aşkınıza&#8230;<br />
Asker artık kendi karakolunu, kışlasını, nöbet yerini koruyamıyor.<br />
Bir gün Mersin&#8217;de ölüm kusuyor kahpe silahlar, ertesi gün Tunceli de&#8230;<br />
Şırnak&#8217;la Giresun aynı derecede artık tehdit altında; Tokat&#8217;la, Mardin de aynı roketlerin hedefi&#8230;<br />
Emekli generalin biri dün televizyonda bol keseden savuruyordu:<br />
&#8220;Kaç bin şehidimiz olursa olsun, bu teröre boyun eğilmeyecektir&#8221;<br />
Tamam; ne teröre, ne de teröriste boyun eğmeyelim elbette ama niye bu alçak tertip bitmiyor; niye bu ülkenin fakir fukara çocukları patır patır yere düşüyor?<br />
Kimse o emekli askere sormadı:<br />
&#8220;Senin çocuğun nerede şu anda?&#8221;<br />
&#8220;Şehitler ölmez, vatan bölünmez&#8221;<br />
O kadar çok söyledik ki bu nakaratı artık amentü gibi çocuklar bile ezberledi.<br />
Yetmedi mi bu kadar şehit, bu kadar yüreği acılı aile?<br />
Vatan bölünmesin, evlatlarımız da ölmesin&#8230;<br />
Televizyonlar şöyle söylüyor:<br />
&#8220;Gecenin karanlığından yararlanan teröristler kaçmayı başardı&#8221;<br />
Söyleyin artık; yoksa geceler de mi teröristlerden yana?!<br />
Ne Ankara&#8217;nın Çankaya&#8217;sında şehit cenazesi kaldırılıyor, ne de İstanbul&#8217;un Bebek&#8217;in de&#8230;…<br />
Bir ayda 36 vatan evladı, ana kuzusu kara toprağa verildi.<br />
Ankara ise hâlâ Gazze&#8217;nin yasını tutuyor, İran&#8217;ın hesabına dünyaya meydan okuyor!<br />
Sağ olsun Genelkurmay da, en acıklısından gazete ilanı ile lojmanın balkonunda kahpe kurşuna kurban giden genç subayın eşine ağlıyor!<br />
Ne Mersin, ne Erzurum, ne de İstanbul&#8230; Baksanıza öyle bir kâbus çöktü ki üstümüze artık hiçbir yer güvenli değil.<br />
Hayır; gerçekten hayır&#8230; Bu iş artık böyle gitmez, gitmemeli&#8230;<br />
Her gün bir-iki evladımız şehit düşüyor; PKK, gemi azıya aldıkça alıyor. Ama Ankara hâlâ isim vermeden PKK&#8217;nın siyasi uzantısına laf vurmakla yetiniyor!<br />
Onlar da anında cevap yetiştiriyor:<br />
&#8220;Meclis&#8217;i basarız,&#8230; Asarız&#8221;<br />
Tövbe, tövbe&#8230;<br />
Bu ne küstahlık, bu nasıl bir anlayış, bu ne biçim bir bakış&#8230;<br />
Çünkü adamlar artık biliyor ki Ankara&#8217;nın önceliği Gazze yahut İran&#8230;<br />
Nasılsa birileri o nakaratı tekrarlayacak:<br />
&#8220;Vatan bölünmez, şehitler ölmez.&#8221;<br />
Kimse kusura bakmasın ama görelim artık; vatan da bölünür, devlet de elden gider&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10274-sahi-vatan-bolunmez-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplu mezarlar, diasporanın kalınlaşan vicdanını yumuşatır mı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10159-toplu-mezarlar-diasporanin-kalinlasan-vicdanini-yumusatir-mi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10159-toplu-mezarlar-diasporanin-kalinlasan-vicdanini-yumusatir-mi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Jun 2010 06:54:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10159</guid>
		<description><![CDATA[Her ne kadar medyada sıradan bir magazin haberi kadar dahi kendisine yer bulamadıysa da, esasında dün Erzurum&#8217;da çok önemli bir &#8220;kazı&#8221; gerçekleştirildi.
Şayet Batı&#8217;daki Ermeni diasporasının zerre kadar vicdanı, ahlakı ve tarihe inancı olmuş olsaydı, dün o kazıya gözlemci gönderirdi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her ne kadar medyada sıradan bir magazin haberi kadar dahi kendisine yer bulamadıysa da, esasında dün Erzurum&#8217;da çok önemli bir &#8220;kazı&#8221; gerçekleştirildi.<br />
Şayet Batı&#8217;daki Ermeni diasporasının zerre kadar vicdanı, ahlakı ve tarihe inancı olmuş olsaydı, dün o kazıya gözlemci gönderirdi ve toprağın altından nasıl bir insanlık ayıbının ve vahşetin fışkırdığına tanıklık ederdi.Ama Batı&#8217;dan kimse gelemedi, gelmedi. Çünkü biliyorlardı ki, şehre sadece sekiz kilometre mesafede bulunan Tepeköy&#8217;de, açılacak toprağın altında, Ermeni çetecilerin katlettiği masumların yanmış bedenlerinden arta kalan kemikleri ve elbiselerinden parçalar çıkacaktı.<br />
Türkiye, seksenli yılların sonuna doğru, tıpkı dün Tepeköy&#8217;de olduğu gibi, Doğu&#8217;da onlarca kazı yaptı ve Ermeni mezalimine esaslı tanıklık eden toplu mezarlar ortaya çıkardı. Üstelik o tarihlerde o toplu mezarların nerelerde olduğunu gösteren canlı tanıklar vardı. Yani mezalime maruz kalan insanların bir kısmı hayattaydı.<br />
Onlar yaşanan vahşeti, katliamı yalansız, yansız anlattılar ve Müslüman Türkler’in nerelerde toplu halde gömülü olduklarını söylediler.<br />
O tarihlerdeki kazılara, bereket Amerika&#8217;dan ve bazı Avrupa ülkelerinden vicdan sahibi tarihçiler, bilim adamları ve politikacılar da iştirak etmişlerdi. Ancak o vesileyle Türkiye haklı davasını ve sarsılmaz tezini kimi uluslararası metinlere geçirebilmişti.<br />
Şimdi bu imkandan mahrumuz&#8230;<br />
Dün Tepeköy&#8217;de açılan toplu mezar için, çeşitli ülkelerden özellikle de diasporanın dümen suyuna kapılmış olan kesimlerden, gözlemciler davet edildi.<br />
Ne yazık ki, bugüne kadar tamamen yalan ve yanlış iddialarla Türkiye&#8217;yi &#8220;soykırım&#8221; yapmakla itham eden o çevrelerden bir teki bile gelip, çıplak gerçeği yerinde görmeye ihtiyaç duymadı.<br />
Sadece Tepeköy mü, ya da sadece otuz kişinin cesedi mi?<br />
Keşke bu kadarıyla sınırlı olsaydı; ama değil işte&#8230;<br />
Doğu&#8217;da özellikle Erzurum, Bayburt, Van ve daha bir çok yerde o kadar çok toplu mezar var ki, hangisini açarsanız açın, insanlığın yüzüne haykıran acı bir hakikat fışkıracaktır.<br />
Yüzlerce binlerce kadın, çocuk ve kendisini savunamayacak derecede yaşlı olan insanlar, toplu halde ya kurşuna dizilerek öldürüldüler, ya da ahır ve samanlıklara kapatılarak, ateşe verilip hunharca katledildiler.<br />
Seksenli yılların sonlarında bu kazıları Prof. Dr. Enver Konukçu ve ekibi yapardı. O tarihlerde adeta o kazılar birer milli politika gibi önemsenir ve devlet büyük bir ciddiyetle çalışmaları takip ederdi.<br />
Sonra Türkiye dış politikada makas değiştirdi ve öyle bir dönem geldi ki, değil toplu mezar bulup açmak, mezalimden söz etmek bile neredeyse ilkellik ve ideolojik kabul edildi.<br />
Oysa diaspora ne makam değiştirdi, ne yalan yanlış savlarından santim geri adım attı, ne de gelişen koşullara itibar etti.<br />
Her fırsatta ve de giderek güç kazanarak Türkiye&#8217;yi köşeye sıkıştırdılar, sözde soykırım palavrası ile Batı&#8217;da ve uzak dünyada bizi müşkül duruma soktular.<br />
Öyle bir dönem oldu ki, Türkiye haklı olduğu bu meselede &#8220;soykırım yapan&#8221; ülke olarak parlamentolarda kınandı, resmi kayıtlara geçirildi.<br />
Dün Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu hocanın olağanüstü çabası ve ekip başkanlığında gerçekleşen bu kazı, ne yazık ki sözde medeni dünyada hiçbir tesir uyandırmadı. Diaspora zaten dönüp bakmazken, en mutedil çevreler bile bu kazıya prim vermedi.<br />
En hazin olanı da, bizim medyanın da kazıya mesafeli durması ve sanki sıradan bir habermiş gibi geçiştirmesiydi.<br />
Gerçi medyanın bu durumunu ayıplamamak gerekir!<br />
Zira, son iki ayda bu ülkede bölücü PKK tarafından tam 35 Mehmetçik şehit edildi, onlarcası da hain saldırılarda ağır biçimde yaralandı.<br />
Gazze aşkıyla yanıp tutuşan medya, öylesine aşk sarhoşu olmuştu ki, 35 fidanın toprağa düşmesini ancak hatırlar gibi oldu!<br />
Hükümet zaten çok meşgul! Bir yanda kefil olduğu İran, öbür yanda hamiliğine soyunduğu Gazze ve uzun vadede Ortadoğu&#8217;ya nizamat verme sevdası&#8230;…<br />
Uzmanlar bu amansız savaşı, satranca benzetiyorlar.<br />
Diyorlar ki, &#8220;Türkiye büyük bir satranç oynuyor.&#8221;<br />
Keşke bu teşhis ve tespiti yaparken sözlerine bir de şunu ekleselerdi:<br />
Satranç oyunu sona erdiğinde, unutulmasın ki şahla, piyonu aynı kutuya dolduruyorlar.<br />
Daha birkaç ay önce hükümet sık aralıklarla yaptığı gibi bir de &#8220;Ermeni açılımı&#8221; yapmıştı. Bizim tarafta düğün bayram eden çoktu da, Ermeni tarafında kimse bu ‘açılım’a itibar etmedi.<br />
Zahir Türkiye de madem öyle deyip, elinin altında her daim stepne olarak tuttuğu toplu mezarlardan birini daha açmaya karar verdi.<br />
Gördük ki, dış dünya ne ‘açılım’a ne de açılan toplu mezara pas vermedi.<br />
İçeride de, gündemin yoğunluğu nedeniyle beklenen tesir oluşmadı. Kaldı ki oluşsa ne değişecekti?<br />
Çetin Altan&#8217;ın ifadesiyle; artık yetmedi mi &#8220;Türk&#8217;e Türk propagandası yapmak&#8221;<br />
Bu ülkede (satılmış hainler ve işbirlikçiler hariç) herkes Ermeni ve Rum çetecilerin nasıl toplu katliamlar yaptığını zaten bilmektedir. Çünkü neredeyse her ailede o acı trajediye tanıklık etmiş bir geçmiş bulunmaktadır.<br />
Asıl mesele, bu haklı davamızı Batı&#8217;ya anlatabilmekti, ne yazık ki onu da başaramadık işte&#8230;<br />
Kürkçüoğlu Hoca, arşive geçireceği yeni bir belge elde etmiş oldu o kadar&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10159-toplu-mezarlar-diasporanin-kalinlasan-vicdanini-yumusatir-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sadece güzel düşünmek yetmez..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10036-sadece-guzel-dusunmek-yetmez</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10036-sadece-guzel-dusunmek-yetmez#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Jun 2010 08:32:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10036</guid>
		<description><![CDATA[Güzel işleri temenni etmek, hayal kurmak ve iyi niyetlerde bulunmak…
Hiçbir mahzuru yoktur, hatta müşkülpesent olmaktan ve etrafa negatif enerji yaymaktan bin kat da iyidir. Fakat bir de çıplak gerçekler var.
Yani hayatın içindekiler… İşte o gerçekler bizden çok daha&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güzel işleri temenni etmek, hayal kurmak ve iyi niyetlerde bulunmak…<br />
Hiçbir mahzuru yoktur, hatta müşkülpesent olmaktan ve etrafa negatif enerji yaymaktan bin kat da iyidir. Fakat bir de çıplak gerçekler var.<br />
Yani hayatın içindekiler… İşte o gerçekler bizden çok daha fazlasını istiyor; yani &#8220;ilada eylem olmalıdır&#8221; diyor. Doğru… Ama ideal olan ise, iyi niyetlerimizi düşünceden pratiğe geçirmektir. Büyüklerin &#8220;kuvveden fiile geçme&#8221; dedikleri anlayış&#8230; Bir düşünce ne kadar iyi ve güzel olursa olsun, harekete geçmediği ve bir şekilde vücut bulmadığı sürece, hep &#8220;iyi niyet&#8221; olarak kalır. Bu da, uzun vadede bıkkınlık verir.<br />
Hayat aksiyon ister&#8230;<br />
Bu gerçek dinlerde de aynıdır, ideolojilerde de&#8230; Hangi din vardır ki, sadece teoriyle sınırlı bir öğretisi olsun; mutlaka eylem gerekir. Aynı şekilde siz kaç ideoloji biliyorsunuz ki, savunduğu düşüncelerin iktidara hakim görüş olmasını istemiyor olsun?<br />
Bu sebeple, toplumları yönetenler birer eylem insanı olmadıkları sürece, başarısız kabul edilirler. Velev ki ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar&#8230;<br />
Bu gerçek bir Başbakan için de geçerlidir, bir Belediye Başkanı için de&#8230;<br />
Temenni etmek, karın doyuruyor olsaydı, herhalde dünyada aç ve sefil kimse kalmazdı. Güzel ve daha yaşanılabilir bir şehrin pratiğe geçmesi için de, sadece projeden söz etmek ve hayal kurmak yetmiyor.<br />
İllâ da eylem gerekir&#8230;<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, her fırsatta Erzurum&#8217;a dair güzel hayallerinden, taşıdığı iyi niyetten ve ucu açık projelerden söz ediyor. Örneğin, &#8220;Erzurum&#8217;u bir dünya kenti yapacağız. Erzurum çok modern ve güzel bir şehir olacak. Kentsel dönüşüm projeleri sayesinde Erzurum herkesin gıpta ile bakacağı bir şehir olacak&#8221; gibi&#8230;<br />
Bendeniz de farklı düşünmüyorum. Diyelim ki, Başkan Küçükler&#8217;in &#8220;2018 Kış Olimpiyatları’na talibiz&#8221; şeklindeki bir açıklaması, hiç de yanlış veya komik bir şey değildir.<br />
Ama bırakın olimpiyatı filan en küçük bir iş dahi sadece iyi niyetli olmakla vücut bulmuyor.<br />
Hem iyi niyetiniz, güzel düşünceleriniz ve insanlara refah getirecek hayalleriniz olacak, hem de bir yerlerden başlayarak bu amacınıza doğru yürüyeceksiniz.<br />
Ahmet Bey, işin sadece hayal kısmıyla meşgul gibi geliyor bana&#8230;<br />
&#8220;Erzurum dünya kenti olacak&#8221;<br />
Allah aşkınıza kim istemez böyle bir hayalin gerçekleşmesini. Ama akıl ve gerçekler size neyin nasıl olacağını gösteriyor. Erzurum şu haliyle, en kötüsü de bu yönetim anlayışıyla nasıl bir dünya kenti olabilir ki?<br />
Maksat birbirimizi kandırarak geçinip gitmekse yahut da hayallerimizi yüksek sesle ifade etmekse mesele yok. Ya güler geçeriz, ya da o hayallere biz de katkı veririz.<br />
Erzurum tüm acınacak haliyle ortada işte&#8230;…<br />
Altyapı yok, mimari yok, şehircilik anlayışı yok&#8230;<br />
Böyle bir şehrin bir dünya merkezi olabilmesi, hayalde bile neredeyse imkansız. Kaldı ki, gerçekte olsun&#8230;<br />
Şunu söylemiş olsaydı Ahmet Bey anlaşılır ve masum bulabilirdik:<br />
&#8220;Erzurum&#8217;u bugünkü çarpık görüntüsünden kurtarmak için, merkezi hükümetin de desteğiyle elimizden geleni yapacağız ve şu projelerle de işe koyulduk bile&#8221;<br />
Hayır&#8230;<br />
Başkan Küçükler, işi öyle bir abarttı ki artık hayale hudut koymuyor.<br />
Oysa kendisi dünyayı epey dolaşmış bir kimse; dünyada şehirlerin nasıl olduğunu da biliyor, dünya kenti olma iddiasındaki şehirleri de görmüştür. Buna rağmen, neresinden tutarsanız tutun elinizde kalacak bir şehir için, devasa hayaller kurmak ancak çocuklara mahsus bir haldir. Biz büyükler, özellikle de sorumluluk makamındaki kişiler gerçekçi olmak zorundayız.<br />
Halep ordaysa arşın burada&#8230;<br />
Daha doğru dürüst caddesi, sokağı, otoparkı, yeşil alanı, düzenli imarı ve altyapısı bile olmayan bir şehir, olsa olsa bugünkü yapısından biraz daha ileriye götürülebilir. Galiba Ahmet Bey zannediyor ki, şehir kurmak, kartondan şatolar yapmaya benziyor. Adam gibi şehirler öyle üç beş asır da değil, bin, iki bin hatta üç bin yılda ancak kurulmuş.Şayet Erzurum, İlhanlılar, Selçuklular ve nihayet de Osmanlılar döneminde kurulan eserlerin ruhuna uygun bir yapılaşmayı gerçekleştirebilmiş olsaydı, bugün çok farklı bir görüntüde olabilirdi. Çünkü, Cumhuriyet ile birlikte başlayan modern şehircilik planı, eski ile yeniyi kaynaştırmayı hedefliyordu. Ama ne yazık ki yıllar içinde bu şehir, ecnebilerin çizip elimize verdikleri şehir planına dahi uymadı. Bugünkü bu hilkat garibesi görüntü bizleri yönetenlerin ve dolayısıyla da bu şehir halkının eseridir.<br />
Sayın Başkan Küçükler, daha şehir halkına sağlıklı bir içme suyu vermeyi başaramadan, TOKİ eliyle yapacağı beton yığını bloklarla dünya kenti olunabileceğini zannediyorsa, ne yazık ki yanlış yolda. O hayal ne kadar güzel olursa olsun, hayal olarak bile rasyonel değil&#8230;<br />
&#8220;Yapacağız, edeceğiz, kuracağız, açacağız&#8221;<br />
Lafla peynir gemisi yürümüyor&#8230;<br />
Veya daha çarpıcı bir gerçek de şudur:<br />
Arpa ektiğiniz bir tarladan buğday biçemezsiniz.<br />
Kış ve kayak sayesinde, bendeniz de bu şehrin günün birinde çok iyi bir noktaya geleceğine inanıyorum. Ancak bu inancımın gerçekleşmesinin de sadece ve sadece çalışmayla mümkün olacağını da biliyorum.<br />
Hoş bizim aklımıza ve tavsiyemize ihtiyacı yok ama yine de söyleyeyim:<br />
Sayın Başkan, iyi düşüncelere sahip olmanız güzel, ama o güzellik sizin kafanızın içinde kaldıkça, yani kuvveden fiile geçmedikçe bize bir yararı yok, bu şehre de bir hayrı olmaz. Yine düşünmesine düşünün ama artık bu düşüncelerinizden bazıları da hayata geçsin. Ben de Oscar almayı hayal ediyorum bazen ama sonra bakıyorum ki bunun için önce yazar olmam gerekiyor.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10036-sadece-guzel-dusunmek-yetmez/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Artık bir karar vermeliyiz&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9905-artik-bir-karar-vermeliyiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9905-artik-bir-karar-vermeliyiz#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 07:32:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9905</guid>
		<description><![CDATA[Kış oyunlarının yapılacağı tarih büsbütün yaklaştı. Beri taraftan da başka organizasyonlar için müracaat yapılıyor. Fakat Erzurum, hala öyle sıradan sorunlarla mücadele ediyor ki şaşırıp kalmamak mümkün değil.
Hangi Erzurum gerçek?
Dünya çapında kış turizmi merkezi olmak isteyen Erzurum mu, yoksa&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kış oyunlarının yapılacağı tarih büsbütün yaklaştı. Beri taraftan da başka organizasyonlar için müracaat yapılıyor. Fakat Erzurum, hala öyle sıradan sorunlarla mücadele ediyor ki şaşırıp kalmamak mümkün değil.<br />
Hangi Erzurum gerçek?<br />
Dünya çapında kış turizmi merkezi olmak isteyen Erzurum mu, yoksa medeni hiçbir şehirde izine bile rastlanmayacak sorunlarla boğuşup duran Erzurum mu?Bu şehri yönetenler artık şapkalarını önlerine koyup düşünmelidir. Erzurum&#8217;u bu görüntüsüyle görücü önüne çıkarabilir miyiz? Basit ama bu şehirde yaşayan on binlerce insanın hayatını olumsuz yönde etkileyen bir sorun&#8230;<br />
Buyurun siz cevap verin.<br />
Toplu taşıma araçlarının aynı zamanda birer &#8220;trafik teröristi&#8221; olduğu, tevil edilemez bir gerçektir. Ne sinyalizasyonlar onları bağlıyor ne de herkesin uymak zorunda olduğu trafik yasaları&#8230;<br />
Adamlar kurallardan münezzeh!<br />
Ölçüleri şu: Herkes bize uysun!<br />
Zaten uygulama da aynen böyle&#8230;<br />
Eskiler, &#8220;Arlı arından korkar, arsız da zanneder ki benden korkuyor&#8221; demişler&#8230; Bizim toplu taşıma bombaları da bu mantıkta&#8230;<br />
&#8220;Nerede ne zaman patlayacağımıza biz karar veririz&#8221; diyorlar!<br />
Pimi çekilmiş, tahrip gücü yüksek birer bomba gibi her an her yerdeler.<br />
Hatırlayacaksınızdır mutlaka daha bir iki hafta önce bu şehirde bir yolcu otobüsü onlarca insanın hayatını tehlikeye atmış, bir vatandaşın da yaralanmasına sebep olmuştu.<br />
Bu yüzden siz siz olun, bu araçlardan kendinizi sakınmaya çalışın&#8230;<br />
Şayet başarabilirseniz&#8230;<br />
Gerçi siz de haklısınız; bir tane veya bir tür değil ki, tedbir alasınız&#8230;<br />
Halk otobüsü, minibüs, öğrenci servisi ve bir de ekmek arabaları&#8230;<br />
Hele de ekmek arabaları&#8230;<br />
Araba değil, zannedersiniz ki potansiyel katil&#8230;<br />
Sanki de ekmek yerine, birilerinin ecelini taşıyorlar, demir yığını o paslı kasalarında&#8230;<br />
Hoş halk otobüsleri ile semt minibüslerinin de ondan geri kalır yanları yok. Onlar da aynı kapsamda&#8230;<br />
Gerçekten öğrenmek istiyorum:<br />
Bu minibüs ve halk otobüslerinin ruhsatlarında, &#8220;İstedikleri yerde dururlar, ışık ihlali en doğal haklarıdır. Balık istifi gibi yolcu taşırlar&#8221; şeklinde bir ibare yazıyor mu?<br />
Yazmıyorsa şayet; söyler misiniz bu adamlar bu gücü nereden alıyorlar?<br />
Yahut da&#8230; Bu nasıl bir cüret ki, kanunsuzluk kanun haline gelmiş?<br />
Kurallara uymak yerine, milleti kendilerine uyduruyorlar.<br />
Sanırım birkaç yıl önceydi bu sorun, İl Genel Meclisi&#8217;nin de gündemine girmiş ve Meclis, yerel yöneticilerden çok acil olarak toplu taşıma araçlarına karşı yaptırım uygulanmasını istemişti.<br />
Aradan bu kadar zaman geçti, değişen bir şey olmadı. Adamlar yine bildiklerini okumaya devam ediyorlar.<br />
Trafikçi arkadaşlar, en küçük bir kusurda özel taşıtlara istedikleri gibi cezalar tatbik etmesine karşın, bu tekerlekli terörizme karşı son derece hoş görülü davranıyorlar!<br />
Acaba niye?!<br />
Erzurum, artan ihtiyaçlarına oranla gelişen bir şehir değil.<br />
Erzurum, hormonlu armut gibi şiştikçe şişiyor.<br />
Bunun ne çağdaş şehircilikle bir izahı var ne de akılla&#8230;<br />
Caddeler, sokaklar, her yer&#8230; Ama her yer otomobil kaynıyor.<br />
Fakat o nispette otopark, cadde ve garaj yok&#8230;<br />
Belediyeler ise trilyonlar harcayarak yaptıkları kapalı-açık otoparklara araçların girmesini sağlamak yerine, Cumhuriyet Caddesi&#8217;nde başlattıkları parkomatlarla soruna çözüm bulduklarını zannediyor!<br />
Ama çaresiz&#8230; Nereye kaçarlarsa kaçsınlar o gerçek peşlerinde:<br />
Erzurum, toplumsal ihtiyaçların yeterli oranda karşılandığı bir yönetim anlayışından uzakta&#8230;<br />
Esasında bu, öyle altından kalkılamayacak bir mesele değil. Kararlı, dirayetli ve hukuktan yana bir anlayışın hakim olmasıyla birlikte, bu sorun birkaç ay içinde kendiliğinden çözüme kavuşabilir.<br />
Yani çaresiz bir dertle karşı karşıya kalmış değiliz&#8230;<br />
Çare belli:<br />
Güçlü bir irade&#8230;<br />
Evet; bu kadar basit&#8230;<br />
Ama o güçlü irade nerede?<br />
Belediye başkanlarının masalarında mahkeme kararı ile yıkılması gereken binalar var.<br />
Geçen süre içerisinde hangisinden bir tuğla sökülebildi?<br />
Kaçakçılık ve yasa dışılık belediyeler eliyle usul usul meşrulaştırılıyor.<br />
Millet kanmıyor, hiç olmazsa kendilerini avutmaktan vazgeçseler.<br />
Söyler misiniz Allah aşkınıza şu trafik terörizmi yalnızca polisin mi sorumluluğudur, belediyelerin, öteki kurumların hiç mi hiç kabahati yoktur?<br />
Bana göre, baş sorumlu belediyelerdir.<br />
Bakın hele şu şehrin içerisinde bulunduğu garabete&#8230;<br />
İnsanlar kurallara göre araç süremiyor; kimin bileği daha kuvvetliyse yol da onun ışık da&#8230;<br />
Dünya çapında spor organizasyonlarına ev sahipliği edecek bir şehirde bugün bunları konuşuyor olmak aslında ne kadar geride olduğumuzu göstermektedir.<br />
Defalarca yazıp söyledik, geçen yedi sekiz yıl içinde, yani AK Parti Hükümeti döneminde, iyi yönetilen şehirler aldı başını gitti. Hem kentsel dönüşüm sorunlarını çözdüler hem de altyapısı ve üst yapısıyla modern bir görüntüye kavuştular.<br />
Evet, haksızlık etmeyelim bizde de bir şeyler yapıldı, yapılıyor fakat bu yeterli değil&#8230;<br />
Erzurum, kalkınma yarışında çok gerilerde kaldı; bu gerçeği artık herkesin görmesi lazım.<br />
Alınganlık göstermekle, şehir hamle yapmıyor ne yazık ki&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9905-artik-bir-karar-vermeliyiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçükler&#8217;i aşka getiren şey nedir?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9795-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9795-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 11:26:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9795</guid>
		<description><![CDATA[Neredeyse nüfusunun üçte biri &#8220;devlete muhtaç&#8221; durumda olan bir şehirde, devasa alış-veriş merkezlerinin açılıyor olması, her ne kadar hayatın pratik gerçeklerine ters düşüyor olsa da; anlıyoruz ki bu merkezleri açan veya açmayı düşününler bu işlerin hesabını iyi yapıyorlar&#8230;Bu şehirde sanayi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neredeyse nüfusunun üçte biri &#8220;devlete muhtaç&#8221; durumda olan bir şehirde, devasa alış-veriş merkezlerinin açılıyor olması, her ne kadar hayatın pratik gerçeklerine ters düşüyor olsa da; anlıyoruz ki bu merkezleri açan veya açmayı düşününler bu işlerin hesabını iyi yapıyorlar&#8230;Bu şehirde sanayi yok, büyük veya orta ölçekli imalathaneler yok, ihracat yok, tarım ve hayvancılık yok&#8230; (Geçtiğimiz dört beş yıl süresince bu şehirde hayvancılık varmış gibi gösterildi ve yalan yanlış beyanlarla bütün bir halk kandırıldı. Hükümet de o yalancı adamı Erzurum&#8217;dan almak zorunda kaldı ama asla cezalandırmadı)<br />
Bu şehrin toplam nüfusunun üçte biri doğrudan devlet yardımıyla hayatını idame ettiriyor. Geri kalan ise, kamu görevlisi, yarı aç yarı tok yaşayan köylü ve aylık sosyal güvenlik primini ödeyemeyen küçük esnaf&#8230;<br />
Geçmiş yıllarda inşaat sektörü en göz dolduran iş alanlarından biriydi, bu şehirde&#8230;<br />
Ne var ki hükümet politikası sonucu, bu inşaat sektörü, TOKİ&#8217;ler eliyle zamanla örselendi ve sonunda da büsbütün yok edildi.<br />
Artık kimse kooperatif bile kurmuyor!<br />
Bu şehirde eskiden toptancı esnafı vardı&#8230;<br />
(Besicileri, celepçileri, mandıracıları ve kombinacıları saymıyorum bile)<br />
Köprülerin altından o kadar su geçti ki, yıllar içinde o toptancı esnafı da tarih oldu. Fabrikalar en küçük satış noktasına bile doğrudan ürün gönderir olunca, bölge dağıtıcısı olmanın da hiçbir anlamı kalmadı.<br />
Sadece bendenizin tanıdığı en az yirmi kadar büyük toptancı esnafı Erzurum&#8217;u terketti…</p>
<p>Okuduğum haberde, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler&#8217;in, Erzurum&#8217;a ikinci ama birincisinden çok daha büyük olan bir AVM&#8217;yi getireceği yazıyordu.<br />
Yine o habere göre, Başkan Küçükler, Arap yatırımcılarla işi kotarmış, artık son noktaya gelmişler.<br />
Oturup düşündüm; Erzurum çok büyük, çok zengin ve olabildiğince yüksek tüketim yapılan bir şehir de biz mi bilmiyoruz, biz mi göremiyoruz?<br />
Sizi bilmem ama doğrusunu söylemek gerekirse bendeniz işin içinden çıkamadım&#8230;<br />
Şehir ortada&#8230;<br />
Neresinden bakarsanız bakın Erzurum ucube, geri kalmış, pis ve ilkel bir şehir&#8230;<br />
Sosyal hayat sıfır, görsellik yok, mimari firari, imar kaçak&#8230;<br />
Gündelik çöplerin dahi temizlenmediği bir şehre dünya çapında büyük alış-veriş merkezleri niçin gelmek ister anlayamıyorum.<br />
Diyorum ki, ya bizim göremediğimiz bir gelişme oluyor, ya da olup bitenlerden habersiz yaşıyoruz…<br />
Ben yanılıyorsam dostlar siz söyleyin lütfen: Şehir ortada ve ahvali de belli&#8230;<br />
Ahmet Küçükler, bu şehri gerçek bir şehre benzetmek için çabalayıp durmuş olsaydı inanın ki anlayacaktım; bu çaba sonunda yabancıların bile dikkatini çekti diye&#8230;</p>
<p>Yok ama öyle bir şey yok&#8230;<br />
Her yıl sadece ve sadece aynı merkezlerdeki karo taşları sökülüp yenileniyor. Onun dışında gerçek bir şehirde olması gereken hiçbir şey bu şehirde inşa edilmiyor.<br />
Hatta bu şehir gittikçe iri bir kasabaya dönüşüyor.<br />
Fakat ne gariptir ki, o haberden anladığım kadarıyla yabancılar Erzurum&#8217;a dev alış veriş merkezleri kurmak için yarışıp duruyorlar!</p>
<p>Bir yerde yanlışlık var!<br />
Ya bizim yaşadığımız şehir bu değil, ya da gerçekte olan şehirden bizim haberimiz yok&#8230;<br />
Bir AVM açılmasıyla, bütün küçük esnafı yerle bir olan bu şehirde yeni AVM&#8217;ler açılınca manzara nasıl olacak bilemiyorum.</p>
<p>Zahir Ahmet Küçükler her şeyin en doğrusunu biliyor olmalı&#8230;<br />
Yoksa niçin yeni AVM açmak uğruna ahir ömrünü hasretsin ki?<br />
2011 içindir bütün bunlar diyesim geliyor ama biliyorum ki yerel yönetimlerin 2011 gibi asla ve kat&#8217;a bir derdi yok.<br />
Hatta 2011&#8242;i sabote etmek için de ellerinden geleni yapıyorlar.<br />
Peki o zaman bu yerel yöneticileri, özellikle de Küçükler&#8217;i böylesine heyecanlandıran unsur nedir?<br />
Beni bulaştırmayın, siz söyleyin&#8230;<br />
Nedir Küçükler&#8217;i böylesine aşka getiren şey?!</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9795-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçükler&#8217;i aşka getiren şey nedir?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9710-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9710-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9710</guid>
		<description><![CDATA[Neredeyse nüfusunun üçte biri &#8220;devlete muhtaç&#8221; durumda olan bir şehirde, devasa alış-veriş merkezlerinin açılıyor olması, her ne kadar hayatın pratik gerçeklerine ters düşüyor olsa da; anlıyoruz ki bu merkezleri açan veya açmayı düşününler bu işlerin hesabını iyi yapıyorlar&#8230;Bu şehirde sanayi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Neredeyse nüfusunun üçte biri &#8220;devlete muhtaç&#8221; durumda olan bir şehirde, devasa alış-veriş merkezlerinin açılıyor olması, her ne kadar hayatın pratik gerçeklerine ters düşüyor olsa da; anlıyoruz ki bu merkezleri açan veya açmayı düşününler bu işlerin hesabını iyi yapıyorlar&#8230;Bu şehirde sanayi yok, büyük veya orta ölçekli imalathaneler yok, ihracat yok, tarım ve hayvancılık yok&#8230; (Geçtiğimiz dört beş yıl süresince bu şehirde hayvancılık varmış gibi gösterildi ve yalan yanlış beyanlarla bütün bir halk kandırıldı. Hükümet de o yalancı adamı Erzurum&#8217;dan almak zorunda kaldı ama asla cezalandırmadı)<br />
Bu şehrin toplam nüfusunun üçte biri doğrudan devlet yardımıyla hayatını idame ettiriyor. Geri kalan ise, kamu görevlisi, yarı aç yarı tok yaşayan köylü ve aylık sosyal güvenlik primini ödeyemeyen küçük esnaf&#8230;<br />
Geçmiş yıllarda inşaat sektörü en göz dolduran iş alanlarından biriydi, bu şehirde&#8230;<br />
Ne var ki hükümet politikası sonucu, bu inşaat sektörü, TOKİ&#8217;ler eliyle zamanla örselendi ve sonunda da büsbütün yok edildi.<br />
Artık kimse kooperatif bile kurmuyor!<br />
Bu şehirde eskiden toptancı esnafı vardı&#8230;<br />
(Besicileri, celepçileri, mandıracıları ve kombinacıları saymıyorum bile)<br />
Köprülerin altından o kadar su geçti ki, yıllar içinde o toptancı esnafı da tarih oldu. Fabrikalar en küçük satış noktasına bile doğrudan ürün gönderir olunca, bölge dağıtıcısı olmanın da hiçbir anlamı kalmadı.<br />
Sadece bendenizin tanıdığı en az yirmi kadar büyük toptancı esnafı Erzurum&#8217;u terketti…</p>
<p>Okuduğum haberde, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler&#8217;in, Erzurum&#8217;a ikinci ama birincisinden çok daha büyük olan bir AVM&#8217;yi getireceği yazıyordu.<br />
Yine o habere göre, Başkan Küçükler, Arap yatırımcılarla işi kotarmış, artık son noktaya gelmişler.<br />
Oturup düşündüm; Erzurum çok büyük, çok zengin ve olabildiğince yüksek tüketim yapılan bir şehir de biz mi bilmiyoruz, biz mi göremiyoruz?<br />
Sizi bilmem ama doğrusunu söylemek gerekirse bendeniz işin içinden çıkamadım&#8230;<br />
Şehir ortada&#8230;<br />
Neresinden bakarsanız bakın Erzurum ucube, geri kalmış, pis ve ilkel bir şehir&#8230;<br />
Sosyal hayat sıfır, görsellik yok, mimari firari, imar kaçak&#8230;<br />
Gündelik çöplerin dahi temizlenmediği bir şehre dünya çapında büyük alış-veriş merkezleri niçin gelmek ister anlayamıyorum.<br />
Diyorum ki, ya bizim göremediğimiz bir gelişme oluyor, ya da olup bitenlerden habersiz yaşıyoruz…<br />
Ben yanılıyorsam dostlar siz söyleyin lütfen: Şehir ortada ve ahvali de belli&#8230;<br />
Ahmet Küçükler, bu şehri gerçek bir şehre benzetmek için çabalayıp durmuş olsaydı inanın ki anlayacaktım; bu çaba sonunda yabancıların bile dikkatini çekti diye&#8230;</p>
<p>Yok ama öyle bir şey yok&#8230;<br />
Her yıl sadece ve sadece aynı merkezlerdeki karo taşları sökülüp yenileniyor. Onun dışında gerçek bir şehirde olması gereken hiçbir şey bu şehirde inşa edilmiyor.<br />
Hatta bu şehir gittikçe iri bir kasabaya dönüşüyor.<br />
Fakat ne gariptir ki, o haberden anladığım kadarıyla yabancılar Erzurum&#8217;a dev alış veriş merkezleri kurmak için yarışıp duruyorlar!</p>
<p>Bir yerde yanlışlık var!<br />
Ya bizim yaşadığımız şehir bu değil, ya da gerçekte olan şehirden bizim haberimiz yok&#8230;<br />
Bir AVM açılmasıyla, bütün küçük esnafı yerle bir olan bu şehirde yeni AVM&#8217;ler açılınca manzara nasıl olacak bilemiyorum.</p>
<p>Zahir Ahmet Küçükler her şeyin en doğrusunu biliyor olmalı&#8230;<br />
Yoksa niçin yeni AVM açmak uğruna ahir ömrünü hasretsin ki?<br />
2011 içindir bütün bunlar diyesim geliyor ama biliyorum ki yerel yönetimlerin 2011 gibi asla ve kat&#8217;a bir derdi yok.<br />
Hatta 2011&#8242;i sabote etmek için de ellerinden geleni yapıyorlar.<br />
Peki o zaman bu yerel yöneticileri, özellikle de Küçükler&#8217;i böylesine heyecanlandıran unsur nedir?<br />
Beni bulaştırmayın, siz söyleyin&#8230;<br />
Nedir Küçükler&#8217;i böylesine aşka getiren şey?!</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9710-kucukleri-aska-getiren-sey-nedir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bitmeyen tartışma&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9583-bitmeyen-tartisma</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9583-bitmeyen-tartisma#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 07:25:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9583</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye gibi henüz gelişme sürecini tamamlayamamış ülkelerde; başta sağlık olmak üzere, adalet, eğitim ve güvenlik gibi hizmetler hep gündemde olur ve sürekli tartışılan meseleler halinde karşımıza çıkar.
Hani genel bir kanaat vardır; bir ülkenin gelişmiş veya gelişmekte olduğunu anlamak için&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye gibi henüz gelişme sürecini tamamlayamamış ülkelerde; başta sağlık olmak üzere, adalet, eğitim ve güvenlik gibi hizmetler hep gündemde olur ve sürekli tartışılan meseleler halinde karşımıza çıkar.<br />
Hani genel bir kanaat vardır; bir ülkenin gelişmiş veya gelişmekte olduğunu anlamak için ne şehirlerdeki gökdelenlere bakınız, ne de insanların hayat standartlarına&#8230;Tamam; bunlar da birer göstergedir kuşkusuz&#8230; Ama asıl ölçü, kendisinin gelişmiş olduğunu söyleyen o ülkede; eğitime, adalete ve sağlığa ayrılan payın oranıdır.<br />
Bazı petrol zengini ülkeler var, magandalık, barbarlık almış başını gidiyor; ama şehirleri neredeyse altından yapılan gökdelenlerle dolu. Şimdi kalkıp bu ülke için &#8220;medeni bir ülke&#8221; demek mümkün mü?<br />
Değil tabii; çünkü:<br />
Zenginlik ayrı, medeniyet ayrı şeylerdir.<br />
Yani, bir ülke ki, genel bütçesinden eğitime, sağlığa ve adalete ancak binde bilmem kaç oranında paylar ayırıyorsa ve askeri harcamaları bütün bu oranların yüzlerce katı ise, orada sorun var demektir. Ayrıca pay ayırmak da yetmiyor, bu alanların merkezinde gerçekten insana verilen değer var mı, yoksa gösteriş mi ona da bakmak lazım&#8230;<br />
Gerçi Türkiye bulunduğu coğrafya ve jeopolitik koşullar yüzünden, güvenliğini hep ön planda tutması gereken bir ülke oldu. Hatta soğuk savaş yıllarında bütçesinin neredeyse yarısını askeri harcamalara ayırmak zorunda kaldı ama bu bile eğitime, sağlığa ve adalete üvey evlat muamelesi yapılmasını haklı çıkarmaz.<br />
Maalesef Türkiye bu anlamda karnesi çok da iyi notlarla dolu bir ülke değil. <br />
Artık soğuk savaş döneminin geride kalmış olmasına ve de tehdit algısının değişmesine rağmen, Türkiye belki de eski alışkanlığı yüzünden bütçesinin ciddi bir bölümünü hala askeri harcamalara ve silahlanmaya ayırmaktadır.<br />
Doğrudur, değildir; bahsi diğer&#8230;<br />
Bu mesele uzmanlık isteyen bir husustur. Buradan ahkâm kesecek bir halimiz yok.<br />
Bizim muradımız eğitime, sağlığa ve adalete ayrılan bütçelerin toplumun ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak olduğunu vurgulamaktır.<br />
Düşünün ki, bu ülkede hala okulu olmayan veya öğretmeni bulunmayan köylerimiz var. Liselerden mezun olan gençlerin önemli bir kısmı hala yüksek tahsil imkanına kavuşmuş değil. Tıpkı sağlık ve adalette olduğu gibi eğitimde de  köklü sorunlarımız var.<br />
Mümkün ki, önceki hükümetlere göre AK Parti hükümetlerinin genel bütçeden eğitim, sağlık ve adalet için ayırdığı pay daha yüksektir. Ama yeterli olmadığı ortada&#8230;<br />
Geçen gün Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ&#8217;ı televizyonda izlerken, özellikle sağlık alanında yapılan reformları düşündüm ve yedi sekiz yıl öncesine oranla bu alanda elde edilen mesafenin asla küçümsenemeyeceğini kabul ettim.<br />
Gelinen nokta önemli, ama daha alınması gereken çok yol var.<br />
Örneğin; bu ülkede özellikle üniversite hastanelerinde parası olmayan kişilerin tedavi olma gibi bir şansı neredeyse yok.<br />
Ya yasal yollardan hocalar için özel ödemeler yapmak zorundasınız, ya da el altından hocaya rüşvet vereceksiniz. Bunun dışında &#8220;Benim sosyal güvencem var; bana hizmet verin&#8221; gibi bir yaklaşım havada kalıyor. Kimse sizi belki hastaneden kovmuyor ancak, önünüze konulan şartlar bunu emrediyor. Hastasınız ya operasyon geçirmeniz gerek ya da hastanede yatıp tedavi olmanız gerekiyor.<br />
Alacağınız cevap şudur: Yerimiz yok veya altı ay sonra gel tomografi çekelim!<br />
Bakınız; kimse size &#8220;Ben seni tedavi etmem&#8221; demiyor.<br />
-Yerim yok!<br />
Ölümle sıtma arasında bir tercihe zorlanıyorsunuz.<br />
Vatandaş da, ya elindekini avuncundakini getirip veriyor, ya da borç harç bulup doktora ödeyeceği rüşvet parasını temin ediyor.<br />
Sırası gelmişken hemen söyleyeyim; şayet yetkililer isterse bu adamları tek tek bulup çıkarabilir.<br />
Hasta yeşil kartlı; ahı amanı yok&#8230; Muayene olduğu bir doktor hasta için, &#8220;Kanser dört bir tarafı sarmış ameliyat da olsa sonuç değişmeyebilir&#8221; dediği halde; bir iki yıl önce rüşvetten yakalanıp hapis bile yatan başka bir doktor, &#8220;Siz bana iki bin lira getirin ben ameliyat yaparım&#8221; diyerek, hastayı ölümle yaşam arasında bir tercihe zorluyor.<br />
Düşünün ki, bu ülke eğitime, sağlığa ve yargıya gerektiği kadar bütçe ayırabilmiş olsaydı, hangi vatandaş böyle bir açmazla yüz yüze kalırdı?<br />
Neden gelişmiş ülkelerde kimse bıçak parası diye bir kavram bilmiyor da, biz de eskiye göre çok büyük oranda azalmış olmasına rağmen halen gündelik hayatımızın bir parçası halinde?<br />
Eskiden devlet hastanelerinde geçerli olan ve üniversite hastanelerinin son derece yabancı olduğu bu iğrenç uygulama, son yıllarda tersine döndü.<br />
Kabul edelim ki artık devlet hastanelerinde ne bıçak parasından söz edilmekte, ne de hasta rehin tutma olaylarından&#8230;<br />
Ama çok başlılık ve ayrı yapılanmalardan ötürü, üniversite hastaneleri adeta devlet içinde devlet gibi davranıyor&#8230;<br />
Sonuçta bütün bunlar belki bir sistem sorunudur; ancak sistemden önce bu ülkede zihniyet sorunu var.<br />
Adam rüşvetten yakalanıp hapse atılıyor, bilmem kaç ay hapis yatıyor; fakat anlayışa bakar mısınız, yeniden işinin başına döndüğünde kaldığı yerden devam ediyor:<br />
&#8220;Getir parayı, ameliyat yapayım!&#8221;<br />
Bu kafa artık değişmeli&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9583-bitmeyen-tartisma/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TRT&#8217;deki dostlar doğru bir yazıyı, nasıl yanlış anladı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9465-trtdeki-dostlar-dogru-bir-yaziyi-nasil-yanlis-anladi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9465-trtdeki-dostlar-dogru-bir-yaziyi-nasil-yanlis-anladi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 06:44:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9465</guid>
		<description><![CDATA[Muradım kimseye cevap yetiştirmek ya da durup dururken kimseyle didişmek değildi. Fakat gördüm ki,  &#8220;TRT Genel Müdürü Şahin sözünü tuttu&#8221; başlıklı yazımız, tamamen yanlış anlaşılma sonucu, bazı dostları ziyadesiyle üzmüş, bazı dostlar da bilerek meseleyi polemik malzemesi haline getirmiş. Getirmiş&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muradım kimseye cevap yetiştirmek ya da durup dururken kimseyle didişmek değildi. Fakat gördüm ki,  &#8220;TRT Genel Müdürü Şahin sözünü tuttu&#8221; başlıklı yazımız, tamamen yanlış anlaşılma sonucu, bazı dostları ziyadesiyle üzmüş, bazı dostlar da bilerek meseleyi polemik malzemesi haline getirmiş. Getirmiş diyorum, çünkü geçen hafta Erzurum&#8217;da değildim; bu sebeple de ister istemez şehir gündemine uzak kaldım ve basın dünyasındaki tartışmayı an be an takip edemedim.<br />
Efendim, kimse öküzün altında buzağı aramasın; sadece ben değil, bu kurumla kenarından köşesinden ilgisi olan herkes bilmektedir, TRT&#8217;de kimin ne iş yaptığını&#8230;<br />
Ben o yazı da, &#8220;her fırsatta TRT&#8217;ye sövüp sayan ve her ortamda da TRT&#8217;nin bu şehre hiçbir katkı sunmadığını söyleyenler, ne hikmetse kurumdaki yöneticiler tarafından el üstünde tutuluyor&#8221; dedikten sonra da, yazının esas konusu olan prodüksiyon merkezinin hizmete açılacak olmasından, birilerinin rahatsızlık duyacağını eklemiştim.<br />
Öğrendik ki, o yazının tarifine girmeyen ne kadar TRT&#8217;ci arkadaş varsa hepsi yersiz biçimde yüksünmüş, kızmış ve kimi dostlarım da alınganlık göstermişler.<br />
Yahu etmeyin, eylemeyin&#8230;<br />
O yazıdan, bir teknisyen arkadaş, ya da bir prodüktör veya spiker, yahut da muhabir ve kameraman olmadı bir idari personel nasıl kendine dönük bir eleştiri sonucunu çıkarabilir, anlamak mümkün değil&#8230;<br />
Son derece ciddiye aldığım, sevdiğim ve bu yüzden de on yılı aşkın bir süreden beri büyük bir zevk alarak, katkı vermeye çalıştığım TRT&#8217;de kimin çalıştığını, kimin gününü gün ettiğini bilmiyor olabilirim miyim?<br />
En az o kurumun çatısı altında hizmet veren bir arkadaş kadar ben de artık TRT&#8217;yi tanıyorum.<br />
Bir insanın vicdansız olması lazım ki, oradaki yayıncı arkadaşlara, arazide görev yapan personele, idarede çalışan insanlara, hasılı o yayının hazırlanıp sunulmasında doğrudan çaba harcayan bir kimseye, &#8220;sırt üstü yatıyor&#8221; diyebilsin.<br />
Hele bendenizin işin iç yüzünü bilen biri olarak, TRT&#8217;nin emekçilerini &#8220;iş yapmamak&#8221;la suçlaması imkansızdır.<br />
Dediğim çok açık ve net:<br />
Bazı meslektaşlarım, ikide bir de TRT&#8217;ye sert bir üslupla bindirir ve TRT&#8217;nin Erzurum basınına zerre kadar yarar sunmadığını söyler. Hatta yine bu arkadaşlara göre, TRT&#8217;nin muhabirleri, spikerleri, yapımcıları ve yayıncıları da asla gazeteci değildir. Kendi ifadeleriyle, TRT&#8217;nin yayıncıları birer &#8220;devlet memurudur&#8221; (O arkadaşlar, yayıncılar için &#8216;devlet memuru&#8217; ifadesini kullanarak, aslında meslektaşlarını aşağılamak amacı taşımaktadırlar.)<br />
Biz de her fırsatta bunun doğru olmadığını, yayıncılık hizmeti veren herkesin ister kamuda olsun, isterse özel sektörde &#8220;gazeteci&#8221; sayıldığını söylemekteyiz. Kaldı ki, bizim böyle düşünüyor olmamızın da çok önemi yok, zira yasa da TRT&#8217;cilere, tıpkı AA&#8217;da çalışan kişilere dediği gibi, &#8220;basın mensubu&#8221; diyor.<br />
O yazıdan nasıl oldu da, işini adam gibi yapan yayıncı arkadaşlar, kendilerine yönelik bir eleştiri sonucunu çıkarabildiler anlayamadım.<br />
Misal; o yayıncı arkadaşların hangisi, TRT&#8217;yi küçümseyen, yaptığı hizmetleri yok hükmünde gören ve bu eleştiriyi yaparken de işi hakaret boyutuna getiren kişilerle, kol kola dolaşıp, onlarla cemiyet seçimi için kulis yapıyor?</p>
<p>Mesele bu kadar açık olmasına rağmen, birileri sırf tahrik ortamı oluşsun diye, yazımızı çarpıtarak, konuyu başka mecralara çekmeye çalışmış.<br />
Hamdolsun ki, yazdığı yazının arkasında duracak kadar yürekli ve onurlu bir kimseyim. Kastım, TRT&#8217;deki yayıncı arkadaşları top yekûn hedef almak olsaydı, bugün de böyle bir yazı yazma ihtiyacı duymazdım.<br />
Bendeniz o yazıda öncelikle, TRT Genel Müdürü Sayın İbrahim Şahin&#8217;in Erzurum için verdiği “prodüksiyon merkezini açma” sözünü tuttuğunu duyurmak istedim; ardından da her fırsatta o kuruma sövüp sayanlara, o kurumdaki bir iki kişi tarafından verilen primlere dikkati çekmeyi amaçladım.<br />
Buradan isim isim zikretmeye lüzum yok; hem o arkadaşlar kendilerini biliyor, hem de bu şehirde gazetecilik yapan herkes o arkadaşları tanıyor.<br />
Olay bundan ibarettir&#8230;</p>
<p>Sayın Sabuncuoğlu’na<br />
cevabımdır&#8230;</p>
<p>Hazır söz açılmışken, izninizle bir iki cümle de Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti’nin her yıl geleneksel olarak dağıttığı ödül ve teşekkür plaketleri için, “DAGC’yi yağdanlık yaptılar” başlıklı yazı yazan meslek büyüğümüz Kadir Sabuncuoğlu’na etmek istiyorum&#8230;<br />
Kadir Bey, bugün “yağdanlık” olmakla haksız biçimde itham ettiği DAGC’ye başkanlık etmiş ve bu süre içerisinde birkaç kez ödül töreni düzenlemiştir.<br />
Geriye dönüp o ödülleri alan kişilerin bunu ne kadar hakedip haketmediklerini sorgulayacak değiliz. Lakin o günlerde o ödüllerin nasıl ahbap çavuş ilişkisi içinde dağıtıldığına, bırakın gazetecileri, cemiyetin duvarları bile tanıktır.<br />
Sayın Sabuncuoğlu’nun başkanlık yaptığı dönemde ne cemiyet bu kadar büyük ve etkindi, ne de üye sayısı bu kadar çoktu&#8230; O günleri yakından bilen biri olarak söylemem gerekirse, cemiyet ödüllerinin dağıtımında mesleki başarı yerine, kişisel ilişkiler ölçü alınırdı. Bu sebepledir ki, Kadir Bey’in görev yaptığı Hürriyet Gazetesi’nin İstanbul’daki yöneticileri hikmeti kendilerinden menkul biçimde her zaman “ödül” alırlardı!<br />
Bendenizin de yönetiminde bulunduğum Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti, önceki senelerde olduğu gibi bu yıl da işlerini doğru dürüst yapan gazetecileri naçiz bir plaketle ödüllendirirken, hem basın dünyasına hem Erzurum’a hem de ülkeye bir şekilde yarar sağlayan kurum ve kişilere de birer teşekkür plaketi takdim etti.<br />
Bu kişiler arasında Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Spordan sorumlu Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak ve TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de vardı&#8230;<br />
Tabi ki ismini burada zikretmediğim daha başkaları da&#8230;<br />
O karara imza koymuş bir cemiyet yöneticisi olarak açıklanan o listeyi iftiharla savunuyorum ve ne olursa olsun arkadasında duruyorum.<br />
Kadir Bey için önemli olmayabilir ama bendeniz 15-20 yıl aradan sonra TRT’nin Erzurum’a prodüksiyon merkezi açacak olmasını ziyadesiyle anlamlı ve değerli buluyorum. Bu sebeple TRT Genel Müdürü Şahin’e verilen teşekkür plaketi için “az” bile diyorum.<br />
Ha, verilmesi gerektiği halde unutulan isimler olduğunu farkedince de arkadaşlarla birlikte müthiş üzüldük. Misal; Baro Başkanı Naci Turan ve değerli dostum Sayıl Narmanlıoğlu’nun hatırlattığı meslek büyüğümüz İrfan Alyanak gibi&#8230;</p>
<p>Sayın Sabuncuoğlu, cemiyet başkanlığından düştükten bu yana hele de “devlet memuru” demek suretiyle, kendince küçümsediği Feridun Fazıl Özsoy’un başkanlığını bir türlü kabullenemedi. O günden beri de, -ki bu süre neredeyse 10 yıl olmak üzeredir- Kadir Bey, cemiyeti de cemiyetin faaliyetlerini de içine sindiremedi.<br />
Fakat aynı Kadir Bey, “devlet memurundan gazeteci olmaz” anlayışını bayraklaştırmasına rağmen, sırf “Özsoy olmasın” diye, başka “memur”larla işbirliği yaptı; onları aday olarak Özsoy’un karşısına çıkardı ve o “memur”larla kutsal ittifak kurdu!<br />
Aradan bu kadar yıl geçmesine ve yaşının büsbütün kemale ermesine rağmen Kadir abimiz bozuk plağı döndürmeye devam etti. Bugün de aynısını yapıyor.<br />
Anlayamıyorum&#8230;<br />
Vaktiyle bu cemiyet bendenizi (Genel Sekreter olduğum halde bir yazımdan ötürü) ihraç etmişti. Yanlış hatırlamıyorsam, 10 yıla yakın cemiyetin üyesi olmadım ve hiç bir etkinliğine, yarışmasına katılmadım. Ama bir güne birgün de cemiyet kompleksine girmedim.<br />
Kadir abimiz, Feridun Fazıl Özsoy’a hakaret etmek ya da gol atmak uğruna, öyle hırslanıyor ki, gazetecilik adına şantajcılık yapanlarla bile kolkola girebiliyor.<br />
Hatta, Kadir Bey hızını alamayıp, bir “öc” uğruna cemiyet bile kurdu! Ne kadar dua etmiştik muvaffak olsunlar diye&#8230; Ama beceremediler, etraftan yardım toplayarak kurdukları o “gecekondu cemiyeti” iki ay içinde mülga ederek, eşyalarını da gazete ilanıyla haraç mezat sattılar.</p>
<p>Sayın Sabuncuoğlu da bu acı hüsran sonrasında yeniden kaldığı yere, yani DAGC’ye sövme noktasına döndü.<br />
Giderken, “Bir çınarı kuruttular, biz de mecburen yeni bir çınar dikiyoruz” demişti, lakin gitmesiyle gelmesi bir gecelik aşk kadar kısa sürdü&#8230;<br />
Bu nasıl bir kin ve ne bitmez bir intikam hırsıdır?!<br />
Yahu Kadir abi, senin hayatında olmazsa olmaz birşey midir DAGC’ye başkan olmak?<br />
Niye kaçak güreşiyorsun ki?<br />
Gel şu birkaç gün sonra yapılacak seçimde başkan adayı ol&#8230;<br />
Şayet kolkola, omuz omuza çarpıştığın cephe arkadaşların sana destek verip, arkanda durursa inanki bir kaç oy bile alabilirsin!<br />
Haşa terbiyem icabı sana akıl satacak değilim; Lakin sen bir gazetecisin ve benim de meslek büyüğümsün. Hırsın uğruna küçüldüğünü, şantajcılardan medet umduğunu gördükçe üzülüyorum.<br />
Feridun başkanı niye sevmiyorsun doğrusu bilmiyorum&#8230; Eğer salt “devlet memuru”dur diye itiraz ediyorsan temkinli olmanı tavsiye ederim&#8230; Zira Türkiye’de hangi gazetenin, hangi yayın grubunun günün birinde TMSF’ye geçip geçmeyeceğine kimse bir garanti veremiyor. Ya da iletişimde hoca olsaydın hâlâ Özsoy’a sövüyor olabilir miydin? Misal; “devlet memuru” olan ve sizin aranızdaki ismiyle “Süroç ağabey” yani Sayın Süreyya Çarbaş üniversitede hoca olduğu için gazeteci olmaktan çıkmış mıdır?<br />
İntikam hırsı ve kinimiz aklımızın önüne geçiyorsa şayet, inan ki Kadir abi sağlıklı da düşünemeyiz, iman etmişte sayılamayız&#8230;<br />
Ben size Feridun başkanı öyle sevin ki, bağrınıza basın demiyorum. Size dediğim şudur:<br />
Siz bu memlekette duayen bir isimsiniz.<br />
Yol göstericiliğinizden, genç meslektaşlarınıza önder olmanızdan ve mesleğe ışık tutucu tutumunuzdan yararlanmak istiyoruz. Oysa siz bozuk bir saat gibi sürekli aynı noktada duruyorsunuz. Halbuki bozuk saat günde iki kez doğruyu göstermesine rağmen, siz yılda bir de olsa genç meslektaşlarınıza gerçek bir gazeteci nasıl oluru işaret etmiyorsunuz.<br />
Etmeyin Kadir abi&#8230;<br />
Cemiyeti de cemiyetin başkanını da sevmek zorunda değilsiniz ama ehli vicdan olmak gibi bir mecburiyetimiz vardır bizim&#8230;<br />
Kinimize ve nefsimize yenilirsek inanın ki, sonunda “ninno” olur ve mesleğe dün başlayan genç bir arkadaşımızın gözünde bile “değer” ifade etmeyiz&#8230;<br />
İşte fırsat; topla Kadir abi bütün şürekânı çık arenaya&#8230;<br />
Sabuncuoğlu ismi az bir isim midir ki; şantajcıların arkasına sığınıyorsun&#8230;<br />
“Ben buradayım ve adayım” de&#8230;<br />
Kendi adıma söylüyorum böyle yürekli bir çıkış yapsan sana oy vermezsem namerdim&#8230;<br />
Daha ne diyeyim Kadir abi&#8230;</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9465-trtdeki-dostlar-dogru-bir-yaziyi-nasil-yanlis-anladi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TRT Genel Müdürü Şahin sözünü tuttu..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9366-trt-genel-muduru-sahin-sozunu-tuttu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9366-trt-genel-muduru-sahin-sozunu-tuttu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 07:26:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9366</guid>
		<description><![CDATA[Birileri ister bıyık altından gülsün, isterse o kurumdan ekmek yediği halde o kuruma olabildiğince hakaret edenlerle kol kola genel müdür İbrahim Şahin&#8217;e sövüp dursun fark etmez; TRT Erzurum&#8217;a prodüksiyon merkezini kuruyor&#8230;
Evet yanlış okumadınız, TRT; içerdeki bürütüslere rağmen, Erzurum&#8217;a canlı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birileri ister bıyık altından gülsün, isterse o kurumdan ekmek yediği halde o kuruma olabildiğince hakaret edenlerle kol kola genel müdür İbrahim Şahin&#8217;e sövüp dursun fark etmez; TRT Erzurum&#8217;a prodüksiyon merkezini kuruyor&#8230;<br />
Evet yanlış okumadınız, TRT; içerdeki bürütüslere rağmen, Erzurum&#8217;a canlı televizyon yayımcılığı yapacak yayın merkezini kurmak için start verdi.Daha önce yazmıştık ancak kısaca özetlemekte yarar var:  TRT, en az 15 yıl önce tıpkı Diyarbakır veya İzmir&#8217;de olduğu gibi, Erzurum&#8217;a da bir prodüksiyon merkezi kurmaya karar veriyor. O günkü yönetim sadece karar vermekle kalmıyor, aynı zamanda muhteşem bir bina da inşa ettiriyor.<br />
Fakat geçen süre içinde, ne oluyorsa oluyor hazır binaya rağmen TRT, bir türlü Erzurum&#8217;a prodüksiyon merkezini açmıyor.<br />
Başbakanlıkları döneminde; Mesut Yılmaz&#8217;a, Tansu Çiller&#8217;e, Necmettin Erbakan&#8217;a ve rahmetli Bülent Ecevit&#8217;e bu &#8220;sorun&#8221; defalarca iletildi ve &#8220;himmet buyurmaları&#8221; istendiyse de, sonuç değişmedi!<br />
Yıllar geçti, bina eskidi ama prodüksiyon merkezi kurulmadı.<br />
Ne zamanki İbrahim Şahin TRT Genel Müdürü oldu o vakit dosya yeniden raftan indirildi ve 15 yıl önce prodüksiyon merkezi olması amacıyla yapılan bina masaya yatırıldı.<br />
Albayrak Gazetesi de yazdı, Palandöken de&#8230;…<br />
Sonunda 2011 gibi çok önemli bir proje de gerekçe gösterilerek, TRT&#8217;nin Erzurum&#8217;a prodüksiyon merkezi açması talep edildi.<br />
Sağolsun; İbrahim Şahin Erzurum&#8217;dan yükselen bu haklı talebi duydu ve gerçek bir sorumluluk sahibi gibi davrandı.<br />
Palandöken okurları hatırlayacaktır; birkaç hafta önce İbrahim Şahin&#8217;e atıfta bulunmuş ve prodüksiyon merkezinin kurulacağını duyurmuştuk.<br />
Bırakın sokaktaki sade insanları, TRT&#8217;nin içinde olmasına hatta o kurumdan çoluk çocuğuna ekmek kazanmasına rağmen, TRT&#8217;ye hakaret edenlerle kol kola kulisler yapanlar bile gülüp geçti.<br />
Çünkü onlar kendilerine görev çıkmasından korkuyorlar ve Erzurum&#8217;a yeni bir şey yapılmasına gönülleri el vermiyor.<br />
Yürekten dua ettiler ki, Palandöken&#8217;in &#8220;TRT Erzurum&#8217;a prodüksiyon merkezi kuruyor&#8221; başlıklı haberi yalan çıksın&#8230;<br />
Üzgünüm yatan kardeşler, hakikaten üzgünüm sizin adınıza söyleyecek olursak ne yazık ki İbrahim Şahin uzmanları Erzurum&#8217;a gönderdi ve merkezin kurulması artık kuvveden fiile geçti.<br />
Biliyorum yüreğiniz bu gelişmeyi kaldırmaya pek de müsait değil ama neylersiniz ki acı hakikat bu&#8230;<br />
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, size rağmen bu ülke için, bu şehir için ve her gün yeni bir başarıya imza atan TRT&#8217;nin geleceği için, o merkez Erzurum&#8217;a artık kuruluyor.<br />
Biliyorum felaket halde bozuksunuz.<br />
Hem Erzurum&#8217;un böyle bir hizmete kavuşacak olmasından, hem de bu işi hiç de hazzetmediğiniz Palandöken&#8217;in gündeme taşıdığı için ve de yayının Ankara&#8217;da ciddiye alındığı için&#8230;<br />
Evet&#8230; Muhterem sırtüstü yatan kardeşler size rağmen Erzurum&#8217;dan canlı yayın yapılacak ve size rağmen TRT&#8217;nin önemli yayın merkezlerinden biri de Erzurum olacak…<br />
Bu durumda bir yerinize kına yakamayacağınıza göre, bari oturun ağlayın&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9366-trt-genel-muduru-sahin-sozunu-tuttu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sayın Çelik şeffaflık bu değil..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9242-sayin-celik-seffaflik-bu-degil</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9242-sayin-celik-seffaflik-bu-degil#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 06:59:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9242</guid>
		<description><![CDATA[Olay tüm çıplaklığıyla ortada: Sarhoş olduğu yolcuların beyanı ve polis merkezine müracaatta bulunan mağdur bir vatandaşın şikayetiyle sabit olan halk otobüsü şoförü için, trafikçi arkadaşlar &#8220;eksik evrak&#8221;tan işlem yapmışlar! Adam yaralamak, tehlikeli taşıt kullanmak, dur ihtarına uymamak, alkollü araç kullanmak&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Olay tüm çıplaklığıyla ortada: Sarhoş olduğu yolcuların beyanı ve polis merkezine müracaatta bulunan mağdur bir vatandaşın şikayetiyle sabit olan halk otobüsü şoförü için, trafikçi arkadaşlar &#8220;eksik evrak&#8221;tan işlem yapmışlar! Adam yaralamak, tehlikeli taşıt kullanmak, dur ihtarına uymamak, alkollü araç kullanmak ve yolcuların hayatını tehlikeye atmak gibi suçlardan işlem görmesi gereken o sürücü, ne hikmetse polisin şefkatli kolları arasına alınmış ve en hafif şekilde cezalandırılmış: Eksik evrak!Son günlerde evrakları tam olan sürücülere postun kıllarını saydıran polis arkadaşlar, bu denli önemli suçları peş peşe işleyen halk otobüsü şoförü için, sadece eksik evraktan ceza kesmişler.<br />
Gelin siz bizim yerimize geçin ve hiçbir surette çuvala sığamayacak bu mızrak için, ne diyecekseniz deyin&#8230;<br />
Oysa dün Palandöken&#8217;de çıkan haberden de net olarak anlaşılacağı gibi, o akşam yani otobüsün kaçıp, polis ekiplerinin kovaladığı gün, polis telsizleri cayır cayır anonslar yapmış ve şoförün alkollü olduğu beyan edilmişti.<br />
Öyle ki, polisin peşine takıldığını gören alkollü şoför, o cadde senin bu mahalle benim misali kaçmış ama sonunda, dar bir sokakta kıstırılmıştı.<br />
Diğerleri bir yana ortada, kolu otobüsün kapısına sıkışmasına rağmen neredeyse iki yüz metre sürüklenen mağdur bir vatandaş var ve bu vatandaşın bir de resmi şikayeti&#8230;<br />
Buna rağmen şoför için, eksik evraktan tutanak tutuluyor.<br />
Emniyet Müdürü Sayın İbrahim Çelik; siz ki deneyimli bir polis şefisiniz ve bu şehrin emniyetinin başındaki bir kişisiniz. Bu olaya baktığınızda nasıl oluyor da &#8220;polisler doğru olanı yapmıştır&#8221; manasına gelecek bir tutum sergiliyorsunuz?<br />
Hani açıklamalarınızda sıkça şeffaflıktan söz ediyorsunuz ya, merak ediyorum. Bu olayda niçin aynı anlayışı sergilemiyorsunuz?<br />
Neyse ne&#8230;<br />
Çıkın anlatın ve polis görevini kötüye kullanmışsa, o konuda yapılan işlemi anlatın. Böylelikle kamuoyu da sizi alkışlasın.<br />
Sayın Çelik, basının ve milletin gözü önünde olup biten bir çirkinlikten ötürü, gerçekleri saklamak, hem sizi hem polisi yıpratır ve güven duygusunu aşındırır.<br />
Gazete haberi yaptı; kaçarken yakalanan otobüs şoförü, yolcular, müdahale eden polisler ve karakola giderek şikayetçi olan bir mağdur vatandaş var ortada&#8230;…<br />
Ama polis bu kadar açık bir olay karşısında eksik evraktan işlem yapıyor ve siz de bu işlemin arkasında duruyorsunuz.<br />
Gerekçeniz nedir bilmiyorum; ya da alkollü araç kullanmaktan çok daha önemli bir konu var ama siz güvenlik gerekçesiyle şimdilik konuşmuyorsanız bunu da anlarız. Ama bütün bunlar yoksa ve siz sadece &#8220;Ben emniyet müdürüyüm böyle diyorsam, böyledir&#8221; şeklinde bir üslup sergiliyorsanız; inan ki hiç de doğru bir şey yapmış olmuyorsunuz.<br />
Olay, vatandaşın gözünün önünde cereyan ediyor. Yolcular var, o otobüsü takip eden polis ekipleri var, fotoğraflar var ve etrafta olup bitenleri gözleyen onlarca insan var.<br />
Sarhoş bir otobüs şoförünü polis niçin ve hangi sebeple korumak ister anlamak mümkün değil.<br />
Siyasi baskı mı, başka hatır mı, yoksa kimsenin aklına gelmeyecek başka bir neden mi?<br />
Niçin bu olay geçiştirilmek isteniyor, niçin?<br />
Palandöken haberi manşet yaptı; ama emniyetten tek satırlık bir açıklama gelmedi.<br />
Sayın Çelik şeffaf olmaktan kastınız buysa, kusura bakmayınız ama bunun adına şeffaflık değil, hem basının hem de kamuoyunun zekasını hafife almak denir.<br />
Muhabirlerimiz olayı bire bir gördü ve fotoğrafladılar. Vatandaşlar da her saniyesine tanıklık etti.<br />
Ama sizin polisleriniz diyor ki, &#8220;sürücü evrakları eksikti, biz de eksik evraktan işlem yaptık&#8221;<br />
Tabii ki sizin tercihiz siz buna inanabilir hatta bunu ateşli biçimde savunabilirsiniz. Bilmeniz açısından söylüyoruz sayın Çelik; ne biz inandık bu açıklamaya, ne mağdur vatandaş, ne o akşam o otobüste bulunan yolcular inandı ne de sarhoş şoförün kendisi&#8230;<br />
Karar sizin&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9242-sayin-celik-seffaflik-bu-degil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek bir şehirde kaldırım terörü olur mu?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9123-gercek-bir-sehirde-kaldirim-teroru-olur-mu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9123-gercek-bir-sehirde-kaldirim-teroru-olur-mu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 06:42:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9123</guid>
		<description><![CDATA[ Adına &#8220;şehir&#8221; denilen bir yerde, böyle bir soru sormak, hiçte şık düşmüyor. Ama gelin görün ki, Erzurum&#8217;da kelimenin tam anlamıyla &#8220;kaldırım terörü&#8221; yaşanmaktadır. Hem öyle bir terör ki, sözde esnaf olan kimi magandalar, millete ait kaldırımları tek kuruş &#8220;katkı payı&#8221;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Adına &#8220;şehir&#8221; denilen bir yerde, böyle bir soru sormak, hiçte şık düşmüyor. Ama gelin görün ki, Erzurum&#8217;da kelimenin tam anlamıyla &#8220;kaldırım terörü&#8221; yaşanmaktadır. Hem öyle bir terör ki, sözde esnaf olan kimi magandalar, millete ait kaldırımları tek kuruş &#8220;katkı payı&#8221; veyahut &#8220;işkaliye&#8221; ödemeksizin, zaptetmiş durumdalar. Bu yüzden de, &#8220;Kaldırımlar kimin?&#8221; diye sorma ihtiyacı hissediyoruz.Erzurum&#8217;un trafik hali belli: Artan taşıt sayısına ve büyüyen nüfusa rağmen, aynı oranda ne cadde ve sokak açılıyor ne de kapalı yahut açık otoparklar yapılıyor. Hal böyle olunca, özellikle taşıt sahipleri, boş buldukları her alanı anında &#8220;park yeri&#8221;ne çeviriyor! Bunun üzerine bir de yayalara ait olması gereken, kaldırımların santim boş bırakılmayacak şekilde, otolarla kapatılması eklenince, trafik adına ortaya tam bir kepazelik çıkıyor. Yaşlısı, çocuğu, kadını ve engellisi yürüyecek kaldırım bulamayınca, araçların kullandığı caddelerden geçip gidiyorlar. Neredeyse saatte bir, trafik kazası olması bu yüzdendir. Gidip bakın hastanelerin acil servislerine, özellikle çocuk ve yaşlı insanları göreceksiniz, araç çarpması sonucu yoğun bakıma alınmış halde&#8230;<br />
Aslında hangi caddeye bakarsanız bakın, en azından bugünün ihtiyacını karşılayacak genişlikte kaldırımlar yapılmış. Şayet bu kaldırımlar, araç ve eşya ile kapatılmamış olsa, vatandaş hiçbir tehlikeye maruz kalmadan yürüyüp gidecek. Ama nerede, tüm kaldırımlar işkal altında, belediyelerse yalnızca seyrediyor&#8230;<br />
Karyola satan karyolasını, buzdolabı satan buzdolabını, kanepe satan kanepesini bir güzel yerleştiriyor kaldırımlara&#8230; Hem öyle fütursuzca yerleştiriyorlar ki, olsa ki, geçmekte zorlandığınızda, itiraz etseniz üstüne bir de dayak yiyorsunuz. Bırakın Batı&#8217;yı, Türkiye&#8217;de bile, böylesi bir manzara, adına şehir denilen başka bir yerde zor olur. Erzurum, vaktiyle siyasi bir atraksiyon sonucu, adına &#8220;büyük&#8221; denilmiş, sıradan bir taşra şehridir. Siz bakmayın Erzurum&#8217;un olimpiyata falan aday olmasına, bu yapısıyla en fazla, &#8220;Taşranın en büyük şehri&#8221; unvanını alır o kadar&#8230;<br />
Belediyelerin birkaç temel görevlerinden birisi, yaya ve taşıt düzenini sağlayacak, üstyapıyı oluşturmaktır. Erzurum&#8217;da belediyeler ne hikmetse, bu konuda yeni bir şey yapmamak için kanlarının son damlasına kadar direniyorlar. Ya da, mevcut park yerlerinin amaçları dışında kullanılmasına göz yumuyorlar.<br />
Bütün dert deva, oy toplamak&#8230;<br />
Oysa, asıl böyle aymazca davranmak sonucu oy kaybettiklerinin farkında değiller. Birkaç yüz esnafa şirin gözükmek için, on binlerce vatandaşın tepkisini çekiyorlar. Adam Gürcükapı&#8217;nın göbeğinde, en az beş araçlık bir alanı (kaldırımı) başına bir zaptiye koymak suretiyle gasbetmiş!<br />
Soruyorsunuz, &#8220;Burası size mi ait, yoksa kaldırım mı?&#8221;<br />
Cevap veriyor, &#8220;Bana ait, bir itirazın mı var?&#8221;<br />
Soruyorsunuz, &#8220;Yani belediyeden işkaliye ödemek suretiyle mi kiraladınız?&#8221;<br />
Cevap veriyor, &#8220;Çek git, başlattırma belediyesine, kirasına&#8221;<br />
Bu adamın, bu şehirde hiçbir yaptırımla karşılaşmayacağını biliyoruz. Çünkü, muhtemelen ya başkanın cep telefonunu çevirir, ya da bir mebusun&#8230;<br />
Kaç zamandır yazıp çiziyoruz, &#8220;Erzurum maganda ve şehir eşkıyalarının istilasına uğradı&#8221; diye&#8230;<br />
Kimin umurunda, ne polis parmağını kıpırdatıyor ne de belediyeler&#8230;<br />
Bu konuyla, yani işkal edilen kaldırımlarla ilgili olarak, bazı belediye yöneticileriyle görüştüm. Baktım ki telefondaki yetkililer benden de dertliydi.  &#8220;Operasyon yapacağız, basın bize destek versin&#8221; dediler ama kendileri de umutlu değildi!<br />
Ben de peşinen &#8220;Siz böyle bir operasyon yapın, kati bir irade sergileyin basın arkanızda olur&#8221; dedim. Allah aşkınıza, şu Cumhuriyet Caddesi&#8217;nin hali nedir öyle&#8230;<br />
Vatandaş, en baba sirkteki en usta cambazlara taş çıkartacak figürlerle, araçların arasından sağ çıkmaya çalışıyor. Neresi araç yolu, neresi kaldırım belli değil.<br />
Bir de bazı züppeler var ki, direksiyonun başına geçince, içindeki psikopatlık duyguları açığa çıkıyor, başlıyor araçla yayaları taciz etmeye, korkutmaya&#8230;<br />
Hemen yanı başında polis izliyor, az ileride zabıta bakıyor!<br />
Bizim Cumhuriyet Caddesi&#8217;ni, Ankara&#8217;nın Kızılay&#8217;ına benzetecek olursak, vaktiyle orada da araç ve yaya trafiği iç içeyken, aklı başında, işbilen yöneticiler sayesinde, Ankara o sorunu aşalı yıllar oldu. Aynı şekilde, Erzurum da bu trafik terörünü aşabilir.<br />
Yeter ki samimi bir irade sergilensin.<br />
Kaldırımları esnafın sattığı ürünler, caddeleri düzensizlik tarafından işkal edilmiş bir şehre, değil üç beş tane, yüz tane alt geçit yapsanız kaç para eder?<br />
Sayın başkanlar, başkasını bilmem ama Palandöken size, kaldırım terörüne son verme mücadelenizde sonuna kadar destek olacaktır.<br />
Haydi, görelim sizi&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9123-gercek-bir-sehirde-kaldirim-teroru-olur-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbrahim Polat aradı ve bakın neler söyledi..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9008-ibrahim-polat-aradi-ve-bakin-neler-soyledi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9008-ibrahim-polat-aradi-ve-bakin-neler-soyledi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 May 2010 06:45:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9008</guid>
		<description><![CDATA[Dün İbrahim Polat aradı; cümlelerinde teşekkür de vardı, sitem de&#8230; Ama daha çok kamuoyuna yanlış biçimde yansıyan sözlerine açıklık getirdi.
&#8220;Ben&#8221; Dedi. &#8220;O toprakların bir evladıyım ve bugüne kadar da Erzurumlu olmaktan hep onur ve gurur duydum. Bazı yayın organlarında&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün İbrahim Polat aradı; cümlelerinde teşekkür de vardı, sitem de&#8230; Ama daha çok kamuoyuna yanlış biçimde yansıyan sözlerine açıklık getirdi.<br />
&#8220;Ben&#8221; Dedi. &#8220;O toprakların bir evladıyım ve bugüne kadar da Erzurumlu olmaktan hep onur ve gurur duydum. Bazı yayın organlarında bana atfen çıkan açıklamalar asla gerçeği yansıtmıyor.”Ben, ne &#8216;otel yaptığıma pişmanım&#8217; dedim, ne de &#8216;mümkün olsa otele tekerlek takar götürürüm&#8217; gibi akla ziyan, saçma sapan bir söz ettim. Söylediğim çok açık ve nettir: Ben diyorum ki, Turizm Bakanlığı master plana ve imar programına aykırı olarak, dere yatağının üzerine inşaat izni verdi, bu sebeple de yolu ve orman arazini kapattırdı. Sitemim de, eleştirim de Turizm Bakanlığı&#8217;nadır. Erzurumlu hemşerilerimiz bu izni vermiş değil ki, ben hemşerilerime sitem edeyim. Fakat ne acıdır ki, bir gazete benim sözlerimi çarpıttı; sizin gazeteden Derya Doğan Hanım da o çarpıtılmış sözlerim üzerine bir yorum yapmış. Bu sözlerin bana ait olmadığını bilmenizi istedim. Başından beri olduğu gibi, Erzurum basınını ciddiye aldım ve almaya devam edeceğim.&#8221;<br />
Telefonda İbrahim Polat&#8217;a söylediklerim özetle şuydu:<br />
&#8220;Amca; Erzurum halkı da sizi seviyor ve yaptığınız hizmetleri şükranla karşılıyor. Fakat ikide bir de sizin adınıza basında çıkan açıklamalarda, sürekli Erzurum rencide ediliyor ve töhmet altında bırakılıyor. İşin böyle olmadığına sevindik. Siz &#8216;hayır o açıklamalar bana ait değildir&#8217; diyorsanız doğrudur ve biz de size inanıyoruz. Keşke bir açıklama yapma ihtiyacı duyduğunuzda, basında daha seçici davransanız. En azından bundan sonra böyle davranmanızı rica ediyoruz.&#8221;<br />
Uzun bir sohbet oldu; İbrahim Bey, &#8220;İlk fırsatta Erzurum&#8217;a geleceğim ve sizlerle otel mıntıkasında beraber bir inceleme yapacağız. Göreceksiniz ki eleştirilerimde haklıyım. Ben falanca kişi niye otel yaptı demiyorum, dediğim şudur; orman alanına inşaat izninin verilmesi yanlış olmuştur ve bu izinle birlikte hem dere yatağının ağzı kapatıldı, hem de yol&#8230; İtirazım bunadır. Yoksa herkes nasibini yer&#8230; Kaldı ki bu durumu ben Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül&#8217;e de, hem de orada aktardım ve yapılan yanlışları izah ettim. Kendisi de bu durumu müracaatla ilgili birimlere bildirmemi istedi ve ben de hem idari hem de adli makamlarda, yapılan yanlışın düzeltilmesi için girişimlerde bulundum. Nasıl olduysa oldu, orada altı dönümlük otel inşaat izni, birden bire altmış dönüme çıkarıldı. Bu Erzurum&#8217;a da yapılmış bir haksızlıktır. Allah korusun günün birinde büyük bir sel dağdan kopup gelirse, dere yatağı kapatıldığı için çok büyük zararlar yaşanır. Ben bu çarpık duruma dikkati çekmeye çalışıyorum&#8221; şeklinde konuştu.<br />
Gerçi İbrahim Polat&#8217;ın bendenizi aramasına neden olan yazıyı kaleme alan kişi, arkadaşımız Derya Doğan&#8217;dı; ancak İbrahim Bey telefonda beni bulunca, hem bir &#8220;merhaba&#8221; demek istemiş, hem de dertleşmek&#8230;<br />
İyi de oldu&#8230;<br />
Çünkü kendisini tanımama ve zaman zaman sohbetlerinden istifade etmeme rağmen, adına atfen çıkan bu açıklamaya bendeniz de çok bozulmuş ve üzülmüştüm.<br />
Şimdi İbrahim Polat tarafından bu nevi bir açıklama yapılmamış olmasını, birinci elden öğrendik ve herkesi üzen bir yanlışın düzeltilmesine vesile olduğumuz için memnunuz…<br />
Birkaç yıldır görüşememiştik; Derya&#8217;nın yazısı iyi bir vesile oldu ve iş dünyasının bu duayen ismiyle bir saati bulan güzel bir telefon sohbeti yaptık.<br />
Umuyor ve diliyorum ki, İbrahim Polat&#8217;ın dile getirdiği yanlışlık ve aksaklıklar ilgili kurumlar tarafından en kısa sürede değerlendirilir ve gereği yapılır.<br />
Adalet, güçlüden veya çok bağırandan yana değil, haklıdan yana tecelli etsin ki, kimse küskün ve üzgün olmasın.<br />
İbrahim Polat, &#8220;Ben kimsenin oteline mani olmak peşinde asla olmadım olamam da; ben yapılan yanlışlıkların düzeltilmesini istiyorum&#8221; cümlesini, sohbetimiz boyunca bir çok defa tekrarladı.<br />
Bu sebeple bu iddia ve itiraz mutlaka devlet tarafından ciddiye alınıp gereği yapılmalıdır.</p>
<p>NOT:<br />
Birkaç gün önce bu sütunda kaleme aldığımız, &#8220;Erzurum&#8217;u mahveden kıskançlık illeti&#8221; mailindeki yazımızda meslektaşlarımıza sitem ederken, o ödül gününü haber yapan kuruluşların adını zikretmiştik. Üzülerek öğrenmiş bulunduk ki, bendenizin de mensubu sayıldığım Kanal 25 haber yapmış ve çok da geniş kullanmış haberi&#8230;<br />
Bu bilgi eksikliğinden ötürü Kanal 25 ailesinden ve sevgili program partnerim Sinan Özçaylak&#8217;tan samimi bir dille özür diliyorum.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9008-ibrahim-polat-aradi-ve-bakin-neler-soyledi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başka bir şey değil, şu &#8216;kıskançlık illeti&#8217; bizi bitiriyor&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8809-baska-bir-sey-degil-su-kiskanclik-illeti-bizi-bitiriyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8809-baska-bir-sey-degil-su-kiskanclik-illeti-bizi-bitiriyor#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 11:50:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8809</guid>
		<description><![CDATA[Ekspres ve Gazete Güncel&#8217;i ayrı tutarak yazıyorum. Yani bu sitemim, Ekspres Gazetesi ve Gazete Güncel hariç, diğer yayın organlarına ve meslektaşlarımadır.
Sakın yanlış anlaşılmasın, mesele nefsimle alakalı değil.
Mesele başka&#8230;Meslek hayatında 25 yılı geride bırakmış ve elli yaşına yaklaşan bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekspres ve Gazete Güncel&#8217;i ayrı tutarak yazıyorum. Yani bu sitemim, Ekspres Gazetesi ve Gazete Güncel hariç, diğer yayın organlarına ve meslektaşlarımadır.<br />
Sakın yanlış anlaşılmasın, mesele nefsimle alakalı değil.<br />
Mesele başka&#8230;Meslek hayatında 25 yılı geride bırakmış ve elli yaşına yaklaşan bir kişi olarak, niçin gazeteler beni yazmadı, niçin fotoğrafımı kullanmadılar gibi, çocuksu ve basit bir kapris içinde değilim&#8230;<br />
Fakat mevzubahis Erzurum olunca, istemeyerek de olsa, hem adımızdan söz etmek durumunda kalıyoruz, hem de meslektaşlarımıza küçük bir sitem gönderiyoruz.<br />
Efendim hadise şu:<br />
Geçen hafta Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Erzurum ilinde en fazla istihdam sağlayan işletmelere plaket verdi.<br />
Eskiden böyle bir uygulama yoktu. Şu son yıllarda başlayan bu geleneğe göre, en fazla SSK&#8217;lı personel istihdam eden kurum ve kişilere düzenlenen bir törenle plaket veriliyor.<br />
Yani bizim hep &#8220;cezalandırma&#8221;sıyla bildiğimiz devlet, artık iş yapanları ödüllendiriyor.<br />
Az bir gelişme mi?!<br />
Alışık olmasak da, bu tavrından ötürü tabii ki, hem SGK&#8217;yı hem de o iradeyi kutluyoruz.<br />
Polat Otel&#8217;de gerçekleşen törende naçizane bendeniz de vardım. Orada bulunmamım sebebi ise, yönetim kurulu başkanı olduğum Erzurum Bilgi İletişim A.Ş.&#8217;nin birincilik kürsüsünde olmasıdır.<br />
Başka bir ifadeyle, yaklaşık bin genç insana iş veren bir şirketin sahibi olarak çağrılmıştım.<br />
Dolayısıyla gazeteci şapkamı dışarıda bırakarak salondaki yerimi aldım&#8230;<br />
Erzurum Bilgi, beş yılı aşkın süredir Erzurum&#8217;da çağrı merkezi hizmeti sunan ve bu sayede Erzurum&#8217;daki işsizliğin azalmasında hatırı sayılır payı bulunan Turkcell-Global Bilgi A.Ş.&#8217;nin iş ortağı bir şirkettir; ben de o şirketin başkanıyım&#8230;<br />
Elbette ki, işin sırrı Turkcell&#8217;de yani Global Bilgi&#8217;dedir.<br />
Onlar gelip Erzurum&#8217;a bu imkanı sağladı; biz ise sadece vesile olduk&#8230;<br />
O gün şeref kürsüsünde Erçimsan vardı, Telekom vardı, Finans Bank vardı, Buhara Sağlık vardı, Şifa Hastaneleri vardı&#8230;<br />
Hepsi de alanında rüştünü ispatlamış, aslanlar gibi hizmet sunan eli öpülesi kuruluşlardı.<br />
Bizim basını ilgilendirmemiş olsa bile, sade bir törendi ama çok anlamlıydı&#8230;<br />
Çünkü körler sağırlar birbirlerini ağırlamıyordu; analarının ak sütleri gibi ödülü hakkeden kuruluşlar devlet tarafından &#8220;marifet iltifata tabidir&#8221; ilkesi doğrultusunda, onure ediliyordu.<br />
Palandöken haberi şöyle vermişti:<br />
&#8220;Yıllar değişiyor, birinci değişmiyor&#8221;<br />
Doğruydu&#8230;<br />
Son birkaç yıldan buyana, birincilik kürsüsünde Global Bilgi&#8217;nin iş ortağı olan Erzurum Bilgi vardı; bu kez de öyle oldu&#8230;<br />
Hatta o gün büyük bir tesadüf sonucu, birincilik ödülünü Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ün elinden, Global Bilgi Genel Müdür Yardımcısı Haktan Saral ve Global Bilgi İnsan Kaynakları Müdürü Beti Yuhay hanımefendi ile birlikte aldım&#8230;<br />
Bizim planlamadığımız bir gelişmeydi.<br />
Dedim ya, adımızın olup olmaması çok da önemli değil. Bu şehir artık kimin ne olduğunu zaten biliyor.<br />
Bizim sitemimiz bu önemli fotoğrafı, Ekspres Gazetesi&#8217;nden başka kimsenin görmemiş olmasınadır.<br />
Anladık ki çok değerli meslektaşlarımız için, bu şehirde işsizliğe çare aramak, istihdam yaratmak ve bu şehir için çırpınıp durmak, hiç de önemli değilmiş!<br />
Dün haber sitelerine, gazetelere, radyolara ve televizyonlara baktım&#8230;…(Ertesi gün akşam saatlerinde Gazete Güncel haberi vermişti) Hepsi de söz birliği etmişçesine bu ödül törenini görmemişlerdi.<br />
Onlar için bu şehirde bin kişinin iş ve aşa kavuşması, haber değeri taşımıyordu!<br />
Tam da umudumu yitiriyordum ki, son anda yarınlara dair güven tazeledim.<br />
&#8220;Çağrılmamıştık, haberimiz yoktu&#8221; gibi mazeretler elbette ki geçersizdir. Çünkü SGK herkesi çağırmıştı ama bazıları gelmişti.<br />
Ertesi gün bu şehrin medyasına baktım&#8230;<br />
Bir tek Öztürk Akkök, Nurullah Pala ve son dakikada Gazete Güncel imzasına rastladım.<br />
Yayının adı, Ekspres ve Gazete Güncel’di&#8230;<br />
Bilen bilir de; bilmeyenler için hatırlatalım: Ekspres Gazetesi&#8217;nin başyazarı ve patronu değerli meslek büyüğüm Öztürk Akkök&#8217;le bendeniz, şahsi olmayan meselelerde iki de bir de kapışırız. (Tamamen mesleki sebeplerden ötürü)<br />
Yani arada kan davası filan yoktur ama, (niyedir de bilmiyorum) birbirimizi iğneler dururuz.<br />
Recep’e dair söyleyecek bir şey yok&#8230;<br />
Baktım ki, Öztürk Akkök gazetesinde bu haberi tam sayfa görmüş; yani bizim gazeteden bile daha geniş&#8230; Bu noktada bir eleştiri de bizim gazetenin yazı işlerine, o gün o törende bizden de kimse yoktu. Gerçi mazeretleri geçerliydi ama yoktular işte&#8230;<br />
Diğer meslektaşlarımız niçin bu töreni haber yapmadılar bilmiyorum; bir önyargım da yok&#8230;<br />
Lakin sebebi her ne olursa olsun, bu şehre hizmet eden kişiler bu şehrin yayın kuruluşları tarafından haberleştirilmiyorsa, demek ki, basınımızda ciddi bir arıza var&#8230;<br />
Ya kıskançlık, ya umursamazlık, ya da mesleklerine karşı duyarsızlık&#8230;<br />
Buradan hareketle, bir defa daha bu şehre dair, &#8220;niçin buradayız da daha yükseklerde değiliz&#8221; sorusuna cevap aradım.<br />
Sonra fark ettim ki, bir çok temel sorunun yanı sıra, bu şehrin basınında da çözüme kavuşması gereken sorunları var&#8230;<br />
Mehmet Şener&#8217;i seversiniz ya da sevmezsiniz; bu sizin tercihiniz&#8230; Fakat Mehmet Şener bir başarıya imza atmışsa bunu görmek de ahlaki bir görevdir. Şayet muradınız gazetecilik yapmaksa&#8230;<br />
Bu yayın kuruluşları içinde öyle dostlarım var ki, hangisine deseydim ki, şu haberi manşetten görün, görürlerdi. Ama takdir edersiniz ki şahsımla ilgili bir konuda hiçbir meslektaşımı bu hatıra zorlamam&#8230;<br />
Sağolsunlar!<br />
Onlar da bizim bu duruşumuzu iyi gördüler!<br />
Eyvallah&#8230;<br />
Mesele kişilerle ilgili olsa üzerinde durmayız da, mesele; bu şehre ait olunca istemeden de olsa, bu sitemi göndermek zorunda kalıyoruz işte&#8230;<br />
Neyse ki, bu şehrin basınına karşı umudumu büsbütün tüketmiş değilim. En azından gördüm ki, bir Öztürk Akkök (didişip durmamıza rağmen) bir Nurullah Pala, bir Recep Kapucu ve bir de Ekspres Gazetesi&#8217;nin yanı sıra Gazete Güncel varmış&#8230;<br />
Ya bu da olmasaydı?</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8809-baska-bir-sey-degil-su-kiskanclik-illeti-bizi-bitiriyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum&#8217;un profili&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8689-erzurumun-profili</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8689-erzurumun-profili#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 May 2010 07:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8689</guid>
		<description><![CDATA[Tamam; &#8220;yandık, bittik, mahvolduk&#8221; demeyelim&#8230;… Hatta kış turizmi, ikinci üniversite, hayvancılık, eğitim, çağrı merkezleri ve sağlık gibi, hizmetlerin gelişmesi ve uzun vadede olumlu sinyaller vermesinden ötürü de, yarınlara dair umutlarımızı taze tutalım.
Doğru&#8230;Ancak içerisinde bulunduğumuz bugünkü durumu da göz ardı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tamam; &#8220;yandık, bittik, mahvolduk&#8221; demeyelim&#8230;… Hatta kış turizmi, ikinci üniversite, hayvancılık, eğitim, çağrı merkezleri ve sağlık gibi, hizmetlerin gelişmesi ve uzun vadede olumlu sinyaller vermesinden ötürü de, yarınlara dair umutlarımızı taze tutalım.<br />
Doğru&#8230;Ancak içerisinde bulunduğumuz bugünkü durumu da göz ardı etmeyelim&#8230; Misal; ekonomimiz ne vaziyette, ulaşım alanında hangi noktadayız, işsizlikte karnemiz nasıl?<br />
Soruları daha da çoğaltabilirsiniz&#8230;<br />
Şimdilik bir kaç başlık altında bugünü ele alalım ve bakalım ki; Erzurum, hızla dönüşen Türkiye&#8217;de nerede duruyor.<br />
İstihdamdan, yani kaç kişinin çalıştığından, kaç kişinin işsiz olduğundan başlayayım:<br />
Erzurum&#8217;un toplam nüfusu 750 bin civarında. Bu nüfusun 360 bini şehir merkezinde yaşıyor. Ki, bu 360 bin kişiye son düzenleme nedeniyle, Ova köylerinin nüfusu da dahildir.<br />
Resmi verilere göre, Erzurum genelindeki toplam Yeşil Kart&#8217;lı sayısı 252 bindir.<br />
Şimdi bir çatı altında hizmet sunan ve adına kısaca SGK denilen Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;nun kayıtlarına göre ise, Erzurum&#8217;da halen 106 bin 731 sigortalı çalışıyor. Bu sayı içerisinde, eski ifadeyle SSK&#8217;lı, Bağ-Kurlu ve Emekli Sandığı’na mensup çalışanlar da var&#8230; Öte yandan farklı statülerde çalışan personel sayısının da yaklaşık 20 bin olduğu tahmin ediliyor. Yine resmi kayıtlara göre, şehrimizde yaklaşık 57 bin dolayında da emekli insanımız yaşıyor.<br />
Demek ki manzara şu: Nüfusu 750 bin olan Erzurum&#8217;da, iş güç sahibi vatandaşımızın toplam sayısı; (emekliler dahil) 184 bindir.<br />
Başka bir deyimle, 566 bin kişi başının çaresine bakmak zorunda!<br />
Haydi 252 bin Yeşil Kartlı vatandaşı da düşelim; buna rağmen yine de geriye 314 bin yurttaşımız kalmaktadır.<br />
Bu da toplam nüfusun neredeyse üçte birine tekabül eder ki, bunu da şöyle okumalıyız: Her üç kişiden biri işsiz&#8230;<br />
Esasında emekliyi, asgari ücrete talim edenleri ve aylık primlerini dahi ödeyemeyen küçük esnafı da sayarsak ortaya çıkan tablo, bu şehrin hazin görüntüsünü daha net biçimde anlatır.<br />
Bazı çevreler, Yeşil Kart&#8217;lı kişi sayısının çok olduğunu, bu kişilerden bir kısmının haksız yere kart edindiğini eleştirip durmaktadır.<br />
Haklılar&#8230;<br />
Fakat; unutmamak gerekir ki, bu Yeşil Kart bir devlet politikasıdır ve siyasi irade aş-iş veremediği vatandaşına, ele güne karşı ayıp olmasın diye, sağlık kartı veriyor; bir de ölmeyecek kadar yiyecek&#8230;<br />
Yani devlet bunu da yapmasa Erzurum&#8217;daki işsiz insan sayısına, bir de en az 150 bin aç insanı ilave etmek zorundasınız.<br />
Dolayısıyla, devlet bile bile &#8220;lades&#8221; diyor!<br />
Devlet adam gibi iş veremediği vatandaşının cebine Yeşil Kart, sefer tasına da bir kepçe sıcak yemek koyuyor. Lütfedip kışın da bir ton (en ucuzundan) isli kömür veriyor!<br />
Peki, yol durumumuz veya yollarımızın kalitesi ne durumda?<br />
Öncelikle kabul edelim ki, AK Parti Hükümeti&#8217;nin &#8220;duble yol&#8221; hizmetinden Erzurum da payına düşeni aldı. Yedi yıl öncesine kadar, ancak çift şeritli olan çevre yollarımız bu süre sonunda duble yollarla örüldü ve tamamına yakını da asfaltlandı. Ancak bu görüntüyü çevre vilayetlerle mukayese ettiğimizde, Erzurum&#8217;un payına düşenin aslında öyle çok da büyük bir dilim olmadığını görüyoruz.<br />
Misal; Erzincan-Sivas, Sivas-Kayseri Kayseri-Konya veya Yozgat-Ankara yollarına baktığımızda, bizim duble yolların &#8220;öylesine bir yol&#8221; olduğunu görüyoruz.<br />
Köy yollarını zaten mütaalâya lüzum yok; her biri yürek yakıyor çünkü&#8230;<br />
Kimse hemen celallenmesin, resmi açıklamadan öğreniyoruz ki Erzurum, asfalt yol noktasında, ülke sıralamasında sondan beşinci sırada&#8230;<br />
Başka bir şeye lüzum yok; rakamlar neyin ne olduğunu anlatıyor işte&#8230;<br />
Şehrin ekonomik profilini anlatmaya gerek var mı bilmiyoruz.<br />
Maliyeciler Erzurum&#8217;a dair rakam verirken mealen şöyle diyorlar:<br />
&#8220;Devlet Erzurum&#8217;dan bir yılda 10 liralık vergi topluyorsa, buna karşılık 100 liralık harcama yapıyor.&#8221;<br />
Kişi başına milli gelirden en fazla bin dolarlık bir pay aldığımızı da hesaba katarak değerlendirirsek, bu şehrin iktisadi yapısını daha net görmüş oluruz.<br />
Tekrar etmek gerekirse, evet; bardağın yarısı boş, ama yarısı da dolu&#8230; En azından istikbale dair ümit verici adımlar atılmaktadır. Bugün için her ne kadar tablo çok iç açıcı değilse de, yarınların çok daha iyi olacağı muhakkak&#8230;<br />
Tamam; ağlayıp dövünmeyelim, ama kendimizi de kandırmayalım. Erzurum&#8217;da hayvancılığın nasıl iyi bir noktada olduğunu yıllarca bize yutturtup durdular. Neden sonra öğrendik ki, adamlar bizi işletmişler!<br />
Bir örnek verecek olursak tablo şudur:<br />
1900&#8242;lü yıllarda Erzurum&#8217;un nüfusu yaklaşık yüz bin iken, toplam 4 milyon 500 bin hayvanımız varmış.<br />
Bugün Erzurum&#8217;un nüfusu 750 bin ama toplam hayvan sayısı sadece 900 bin&#8230;<br />
Nereden nereye geldiğimizi siz hesap edin artık&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8689-erzurumun-profili/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Baykal doğru olanı yaptı..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8557-baykal-dogru-olani-yapti</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8557-baykal-dogru-olani-yapti#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 May 2010 07:20:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8557</guid>
		<description><![CDATA[CHP lideri Deniz Baykal, elli yıllık siyasi hayatında ikinci kez genel başkanlıktan istifa etti&#8230; İlki 90&#8242;lı yıllarda partisinin seçim barajının altında kalmasından sonraydı. İkinci istifa da malum kasetin ardından geldi.
Ne var ki bu ikinci istifa, hem sebebi bakımından, hem&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP lideri Deniz Baykal, elli yıllık siyasi hayatında ikinci kez genel başkanlıktan istifa etti&#8230; İlki 90&#8242;lı yıllarda partisinin seçim barajının altında kalmasından sonraydı. İkinci istifa da malum kasetin ardından geldi.<br />
Ne var ki bu ikinci istifa, hem sebebi bakımından, hem de kopardığı siyasi fırtına yüzünden ilkiyle mukayese edilemeyecek kadar önemli&#8230;Türk siyaset hayatında, &#8220;kadın yüzünden&#8221; kimi istifalar veya &#8220;azil&#8221;ler olmasına karşın, ilk defa bir parti başkanı, üstelik de ana muhalefet lideri düzeyinde bir istifaya tanık olduk.<br />
Besbelli ki bu, öyle tez zamanda unutulacak türden bir mesele olmayacak. Her ne kadar Baykal&#8217;ın istifası yerli yerinde bir karar olsa da, gizli görüntülerin servis ediliş biçimi ve yaşanılan siyasi süreç nedeniyle, bir çok spekülasyon ve senaryo üretilecektir.<br />
Baykal, görüntüler için &#8220;komplo&#8221; diyor. Başkaları ise, &#8220;hayır görüntüler gerçek, ama kişilerin özel hayatına müdahale edilmesi yanlıştır&#8221; görüşünü savunuyor.<br />
Bilmiyoruz; neyin doğru neyin komplo olduğunu ancak yapılacak titiz bir inceleme sonunda öğreneceğiz. O güne kadar, başta CHP olmak üzere herkesin, itidali elden bırakmaması gerekir.<br />
Görüntüler doğruysa bile, yayımlanmasının &#8220;yanlış&#8221; olduğu kanaati artık hemen herkesimin üzerinde ittifak ettiği bir nokta oldu.<br />
Makamlar kimseye kalıcı değil. Kişiler bir göreve geldikleri gibi, şu veya bu sebepten ötürü de istifa ederler.<br />
Tıpkı Baykal&#8217;ın önceki istifasında olduğu gibi… &#8220;Seçimlerde başarısız oldum&#8221; demiş ve çekip gitmişti.<br />
İlk istifasının ardından parti delegelerinin kendisini yeniden aday göstermesi ve aşırı ısrarı üzerine, bir yıl sonra geri dönmüştü.<br />
Fakat bu sefer durum oldukça farklı&#8230;<br />
Ancak toz duman içinde kalan Ankara&#8217;da neredeyse dakika başı yeni bir senaryo üretiliyor.<br />
Çünkü bu istifa sadece CHP&#8217;de değil, siyaset arenasının tamamında müthiş bir sarsıntıya yol açtı.<br />
Parti kurmayları; Baykal’sız bir CHP&#8217;nin hangi limanda demirleyeceğinin hesaplarını yapmaya başlarken, diğer partilerde de başka yol haritaları masaya açıldı.<br />
Dedik ya, senaryonun bini bir para&#8230;<br />
Misal; Baykal&#8217;ın bir iki hafta sonra yapılacak parti kurultayından sonra, yine &#8220;aşırı istek&#8221; üzerine, genel başkanlığa geri döneceğini söyleyenlerden tutunuz da; bu kaset işinin aslında Baykal&#8217;dan çok, AK Parti&#8217;ye dönük bir senaryo olduğunu savunanlara kadar geniş bir yorum alanı var.<br />
Kesin olan şu ki, Türkiye&#8217;de artık taşlar yerinden oynadı&#8230;<br />
Şayet bu kaset işi, bazı çevrelerin iddia ettiği gibi uluslararası boyutu olan bir komplo ise; demektir ki, hiçbir flaş ismin yarına dair güvencesi yoktur.<br />
Bugün Baykal&#8217;a, yarın bir başkasına&#8230;<br />
Hükümetin çok acil olarak yapması gereken iki şey var:<br />
Bir; bu görüntüleri gizli çekip yayanlar hemen bulunup çıkarmalıdır. İki; hükümet en kısa zamanda yeni bir yasa hazırlamalıdır. Çünkü bu ülkede en şöhretli isimlerin bile özel hayatlarına dair bir güvence yoktur. Bu olay göstermiştir ki, kişilerin mahrem hayatına dair, mevcut yasal koruma, son derece yetersizdir. Çok acilen yaptırım gücü yüksek olan bir yasaya ihtiyaç var.<br />
Her kimin CHP ile veya Baykal&#8217;a hesabı varsa, bu hesabın görülme biçimi böyle olmamalıdır. Zira gün gelir devran döner bu çirkin silah başkaları için de kullanılır.<br />
Ankara&#8217;da ipler öyle bir gerildi ki, Baykal&#8217;ın hükümeti hedef göstermesinin ardından Başbakan Erdoğan da sert bir üslup kullandı.<br />
Şayet bu ateşe bir su serpilmez ise, korkarım ki Ankara&#8217;da kopan bu fırtına sadece Baykal&#8217;ı yıkmakla kalmayacaktır.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8557-baykal-dogru-olani-yapti/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihe geçecek bir dava&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8467-tarihe-gececek-bir-dava-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8467-tarihe-gececek-bir-dava-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 06:47:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8467</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum Yetkili Mahkeme&#8217;de başlayan &#8220;Erzincan Davası&#8221;, belki İstanbul&#8217;daki Ergenekon Davası kadar popüler değil ama, gerek sanıkların kimlikleri ve taşıdıkları kamu görevleri, gerekse de avukatların savunmaları bakımından, bu dava da, ileride çok konuşulacak, üzerine belki hukuk fakültelerinde seminerler düzenlenecek bir nitelikte&#8230;iddia&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Yetkili Mahkeme&#8217;de başlayan &#8220;Erzincan Davası&#8221;, belki İstanbul&#8217;daki Ergenekon Davası kadar popüler değil ama, gerek sanıkların kimlikleri ve taşıdıkları kamu görevleri, gerekse de avukatların savunmaları bakımından, bu dava da, ileride çok konuşulacak, üzerine belki hukuk fakültelerinde seminerler düzenlenecek bir nitelikte&#8230;iddia makamı; yani soruşturmayı tamamlayan yetkili savcılık, aralarında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzincan eski Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan ile MİT Erzincan Müdürü Şinasi Demir&#8217;in yanı sıra bir çok asker ve istihbaratçının, gizli toplantılar yaparak, hükümete karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduklarını savunuyor.<br />
Yaklaşık beş bin sayfadan oluşan iddianamenin ana iskeletini birinci derecede gizli tanıkların anlattıkları ve ileri sürdükleri iddialar oluşturuyor. Ki, bu gizli tanıkların büyük bir bölümü de ya iddianamenin hazırlanması sırasında, ya da sonraki süreçte deşifre olmuş. Yani sanıklar ve sanık avukatları için, gizli tanıklar artık &#8220;sır&#8221; değil.<br />
Duruşmanın dünkü bölümünü izleyen basın mensupları arasında ben de vardım. Ve diğer meslektaşlarım gibi, pür dikkatle hem iddia makamının sorularını dinledim, hem de sanık ve sanık avukatlarının savunmalarını&#8230; Elbette ki, kendimi mahkeme yerine koyarak bir hüküm verecek değilim. Ancak dava bittikten sonra, karar üzerine söyleyecek sözümüz olacaktır.<br />
Dava devam ediyor; kim bilir belki de bu celseler daha sürüp gidecek&#8230;<br />
Kolay değil, ortada darbe marifetiyle müesses düzeni yıkmaya çalışmakla suçlanan yüksek rütbeli subaylar, başsavcı ve istihbaratçılar var.<br />
Dolaysıyla mahkeme de kılı kırk yarıyor, savunma ve iddia makamları da&#8230;<br />
Mahkeme karar verdiğinde anlayacağız, gerçekten bu sanıklar bir darbe teşebbüsünde bulunmuşlar mıdır, yoksa üzerlerine atılı bulunan suçlar tamamen gizli tanıkların uydurmalarından mı ibaret?<br />
Yargıçlar ne düşünüyor bilmiyoruz; fakat savcı, sanıkların suç işlediklerini ve görevlerini kötüye kullandıklarını düşünüyor olmalı ki, çapraz sorguda da tıpkı iddianamede geçen türden soruları ve suçlamaları tekrarladı.<br />
Buna mukabil sanıklar da, avukatları da adeta zehir zemberek savunma verdiler. Yer yer mahkeme başkanının ikazına rağmen, görülmekte olan davanın &#8220;trajikomedi&#8221;den ibaret olduğunun altını çizdiler ve özellikle iddianameyi hazırlayan savcı Osman Şanal&#8217;ı eleştirdiler.<br />
Bir avukat, &#8220;Bu dava ileride çok konuşulacak, üzerine çok yorumlar yapılacak&#8221; derken, Menderes&#8217;in ve Deniz Gezmiş&#8217;in idam edildiği davalara atıfta bulundu.<br />
Mahkemenin sakin ve soğuk kanlı tavrına karşın, özellikle avukatlar son derece gergindi ve sert bir üsluba sahiptiler.<br />
Bundan illâ da bir sonuç çıkarmak gerekirse, denilebilir ki, savunma makamı iddianameyi son derece zayıf ve tutarsız gördüğü için, yüklendikçe yükleniyor.<br />
Hakikaten izlemeye ve tanık olmaya değer bir davaya Erzurum sahne olmakta&#8230;<br />
Sonu nasıl biter bilmiyoruz, ancak avukatların o görüşüne bizden katılıyoruz: Bu dava hem günümüzde hem de yarın üzerine çok konuşulacak davalardan biri olacaktır.<br />
Kimileri &#8220;düzmece bir davaydı&#8221; diyecekler, kimileri de &#8220;asrın davası&#8221;&#8230;<br />
Hukuk mu galip gelir, gündelik politikalar mı bilinmez ama mahkemenin işinin çok zor olduğu bir gerçek&#8230;<br />
Bütün kalbimle diliyorum ki, bu dava verilecek kararla Türk Hukuk tarihine altın harflerle geçsin&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8467-tarihe-gececek-bir-dava-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tarihe geçecek bir dava&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8427-tarihe-gececek-bir-dava</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8427-tarihe-gececek-bir-dava#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 May 2010 07:44:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8427</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum Yetkili Mahkeme&#8217;de başlayan &#8220;Erzincan Davası&#8221;, belki İstanbul&#8217;daki Ergenekon Davası kadar popüler değil ama, gerek sanıkların kimlikleri ve taşıdıkları kamu görevleri, gerekse de avukatların savunmaları bakımından, bu dava da, ileride çok konuşulacak, üzerine belki hukuk fakültelerinde seminerler düzenlenecek bir nitelikte&#8230;iddia&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum Yetkili Mahkeme&#8217;de başlayan &#8220;Erzincan Davası&#8221;, belki İstanbul&#8217;daki Ergenekon Davası kadar popüler değil ama, gerek sanıkların kimlikleri ve taşıdıkları kamu görevleri, gerekse de avukatların savunmaları bakımından, bu dava da, ileride çok konuşulacak, üzerine belki hukuk fakültelerinde seminerler düzenlenecek bir nitelikte&#8230;iddia makamı; yani soruşturmayı tamamlayan yetkili savcılık, aralarında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzincan eski Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, Erzincan Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan ile MİT Erzincan Müdürü Şinasi Demir&#8217;in yanı sıra bir çok asker ve istihbaratçının, gizli toplantılar yaparak, hükümete karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduklarını savunuyor.<br />
Yaklaşık beş bin sayfadan oluşan iddianamenin ana iskeletini birinci derecede gizli tanıkların anlattıkları ve ileri sürdükleri iddialar oluşturuyor. Ki, bu gizli tanıkların büyük bir bölümü de ya iddianamenin hazırlanması sırasında, ya da sonraki süreçte deşifre olmuş. Yani sanıklar ve sanık avukatları için, gizli tanıklar artık &#8220;sır&#8221; değil.<br />
Duruşmanın dünkü bölümünü izleyen basın mensupları arasında ben de vardım. Ve diğer meslektaşlarım gibi, pür dikkatle hem iddia makamının sorularını dinledim, hem de sanık ve sanık avukatlarının savunmalarını&#8230; Elbette ki, kendimi mahkeme yerine koyarak bir hüküm verecek değilim. Ancak dava bittikten sonra, karar üzerine söyleyecek sözümüz olacaktır.<br />
Dava devam ediyor; kim bilir belki de bu celseler daha sürüp gidecek&#8230;<br />
Kolay değil, ortada darbe marifetiyle müesses düzeni yıkmaya çalışmakla suçlanan yüksek rütbeli subaylar, başsavcı ve istihbaratçılar var.<br />
Dolaysıyla mahkeme de kılı kırk yarıyor, savunma ve iddia makamları da&#8230;<br />
Mahkeme karar verdiğinde anlayacağız, gerçekten bu sanıklar bir darbe teşebbüsünde bulunmuşlar mıdır, yoksa üzerlerine atılı bulunan suçlar tamamen gizli tanıkların uydurmalarından mı ibaret?<br />
Yargıçlar ne düşünüyor bilmiyoruz; fakat savcı, sanıkların suç işlediklerini ve görevlerini kötüye kullandıklarını düşünüyor olmalı ki, çapraz sorguda da tıpkı iddianamede geçen türden soruları ve suçlamaları tekrarladı.<br />
Buna mukabil sanıklar da, avukatları da adeta zehir zemberek savunma verdiler. Yer yer mahkeme başkanının ikazına rağmen, görülmekte olan davanın &#8220;trajikomedi&#8221;den ibaret olduğunun altını çizdiler ve özellikle iddianameyi hazırlayan savcı Osman Şanal&#8217;ı eleştirdiler.<br />
Bir avukat, &#8220;Bu dava ileride çok konuşulacak, üzerine çok yorumlar yapılacak&#8221; derken, Menderes&#8217;in ve Deniz Gezmiş&#8217;in idam edildiği davalara atıfta bulundu.<br />
Mahkemenin sakin ve soğuk kanlı tavrına karşın, özellikle avukatlar son derece gergindi ve sert bir üsluba sahiptiler.<br />
Bundan illâ da bir sonuç çıkarmak gerekirse, denilebilir ki, savunma makamı iddianameyi son derece zayıf ve tutarsız gördüğü için, yüklendikçe yükleniyor.<br />
Hakikaten izlemeye ve tanık olmaya değer bir davaya Erzurum sahne olmakta&#8230;<br />
Sonu nasıl biter bilmiyoruz, ancak avukatların o görüşüne bizden katılıyoruz: Bu dava hem günümüzde hem de yarın üzerine çok konuşulacak davalardan biri olacaktır.<br />
Kimileri &#8220;düzmece bir davaydı&#8221; diyecekler, kimileri de &#8220;asrın davası&#8221;&#8230;<br />
Hukuk mu galip gelir, gündelik politikalar mı bilinmez ama mahkemenin işinin çok zor olduğu bir gerçek&#8230;<br />
Bütün kalbimle diliyorum ki, bu dava verilecek kararla Türk Hukuk tarihine altın harflerle geçsin&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8427-tarihe-gececek-bir-dava/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçükler&#8217;in ve Korkut&#8217;un ilk ciddi sınavları&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8385-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8385-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari-2#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 May 2010 06:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8385</guid>
		<description><![CDATA[Büyük alış-veriş merkezlerinin küçük esnafı ezip geçtiği, hatta çarşı kültürünü yok etmeye başladığı ne yazık ki bir gerçek.
Ancak bir başka gerçek de, değişen şartlar ve yeni ticari anlayıştır.
Buna göre, bakkalların yerini süper marketler, çarşıların yerini de dev AVM&#8217;lerin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük alış-veriş merkezlerinin küçük esnafı ezip geçtiği, hatta çarşı kültürünü yok etmeye başladığı ne yazık ki bir gerçek.<br />
Ancak bir başka gerçek de, değişen şartlar ve yeni ticari anlayıştır.<br />
Buna göre, bakkalların yerini süper marketler, çarşıların yerini de dev AVM&#8217;lerin almış olmasıdır.şehrimiz bu gerçekle birkaç yıldan bu yana tanışmış olmasına karşın, aslında bu konsept, ülkemizde en az 15 yıldan beri giderek yaygınlaşmaktadır. Bu öyle bir güçlü dalga ve öyle azgın bir sel ki, önüne hangi bentleri kurarsanız kurun yıkıp, geçiyor. Dolayısıyla akıntıya karşı kürek çekmek yerine, bu yeni konseptin kurallarına göre, ticaret alışkanlığımızı değiştirmek zorundayız.<br />
Misal; öyle çarşılar, öyle meydanlar ve öyle sokaklar vücuda getirmeliyiz ki, tüketici AVM yerine bu noktalara yönlensin.<br />
Kayseri, Antalya ve Konya gibi şehirler bunu başarmışlar.<br />
Ne AVM&#8217;leri dışlamışlar, ne de küçük esnafı bir kenara itmişler&#8230;<br />
Bugün için Erzurum&#8217;da süreç küçük esnafın aleyhine işlemektedir. Ancak bunu dengelemek mümkün&#8230;…<br />
Şayet, kaç günden bu yana basında çıktığı gibi, Büyükşehir Belediyesi, Taşmağazalar Caddesi&#8217;ni, Yakutiye Belediyesi de Lalapaşa Meydanı&#8217;nı değiştirecek projeleri hayata geçirebilirse, hem Erzurum&#8217;un fiziki görüntüsü güzelleşecektir, hem de tüketici için yeni cazibe alanları doğacaktır.<br />
Kabul edelim ki Taşmağazalar Caddesi şu haliyle, estetik olmadığı gibi hiç de kullanışlı değil. İrili ufaklı ve imar fukarası dükkanlar zannedersiniz ki, bir gecekondu muhitinden fırlamış gibi duruyor. Mimari yok, sanatsal değer yok, düzen yok&#8230;<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler&#8217;in esnafa tanıtımını yaptığı projeye göre, mevcut cadde adeta yeni baştan kuruluyor ve adına layık biçimde tamamen taştan inşa ediliyor. Bir zamanlar Erzurum&#8217;un finans ve moda merkezi olan Taşmağazalar, yıllar içinde bu özelliğini kaybettiği gibi, bakımsızlık sonucu da ucube bir çarşı haline geldi. Beş on yıl öncesine kadar, milyon dolarlara bile kolay kolay dükkan satın alınamayan Taşmağazaları&#8217;nda bugün neredeyse otomobil fiyatına işyeri satıyorlar.<br />
Oysa Erzurum&#8217;u Erzurum yapan temel taşlarından biri de kuşkusuz ki, Taşmağazaları&#8217;dır&#8230;<br />
Kaç tane AVM açılırsa açılsın, Taşmağazalar eski misyonuna kavuşması halinde, tekrar bir numaralı alış-veriş merkezi olur.<br />
Başkan Küçükler&#8217;in takdim ettiği bu proje, beni son derece heyecanlandırdı. Şayet tanıtım filminde olduğu gibi bir eser ortaya çıkarsa, inanın ki Taşmağazalar yeniden Erzurum&#8217;un en flaş merkezi haline gelir.<br />
Çünkü, AVM&#8217;lerin işlevi ile müstakil çarşıların işlevi aynı değil&#8230;<br />
Ne yazık ki, bugün için Taşmağazalar gözden düşmüş durumda. Çünkü yanlışlıkla aracınızla buraya gitmeniz halinde, esnafın arabalarından yer bulup da park edemezsiniz. Yıllardan beri bu böyle olmasına karşın, esnaf yanlışta inat ve ısrar ediyor.<br />
Neyse ki belediyenin projesine göre, cadde araç trafiğine kapatılıyor.<br />
Yani rahat rahat gezip dolaşabileceğiniz bir mekan vücuda getirilmek isteniyor.<br />
Diliyoruz ki, Başkan Küçükler bu projesini bir an önce kuvveden fiile geçirir ve Erzurum parmakla gösterilecek güzel bir çarşıya kavuşur.<br />
Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut&#8217;un projesi de çok önemli ve elzem bir proje&#8230;<br />
Tarihi Yakutiye Medresesi ile Lalapaşa Camii&#8217;nin çevresi temizlenerek, büyük bir meydan haline getirilecek.<br />
&#8220;Tarihe saygı&#8221; başlığı altında sunulan bu proje, hem görsellik açısından hem de Erzurum&#8217;un tarihi zenginliklerine layık oldukları değeri verme bakımından son derece saygı değer bir çalışma olacaktır.<br />
Diyelim ki, Yakutiye Medresesi&#8217;ni filme almak istiyorsunuz veya sanat fotoğrafları çekeceksiniz; mümkün değil&#8230;<br />
Değil; çünkü tarihi yapının önünü ve etrafını saran bir sürü anlamsız iri ağaç yüzünden tarihi güzellik arka planda kalıyor. Halbuki İstanbul ve başka şehirlerde örnekleri olduğu gibi, küçük boylu ağaç ve çiçekler olmuş olsa, hem tarihi eseri daha iyi göreceksiniz hem de istediğiniz fotoğrafı çekebileceksiniz.<br />
Başından beri söyleyip durmaktayız; çekirdek Erzurum ıslah edilmedikçe hangi belediye nereye ne yaparsa yapsın, Erzurum&#8217;a yeterli bir hizmet etmiş olmayacaktır.<br />
Düşünün ki, Yakutiye&#8217;nin çevresi açılmış, Kale&#8217;nin önünü ve arkasını kuşatan o çirkin yapılar sökülüp atılmış, Taşmağazalar yeni baştan ama tarihi dokusuna da uygun olarak dizayn edilmiş; güzel olmaz mı?<br />
Belediyeler için Erzurum bakir bir alan&#8230;<br />
Hangi yeni hizmeti yaparsanız anında görülür ve farkınız anında sezilir&#8230;<br />
Bir belediye başkanı bu şehrin tarihine geçmek istiyorsa, işe önce çekirdek Erzurum&#8217;u yeni baştan kurmakla başlamalıdır.<br />
Hazine arazilerine uydu kentler kurmak için illa da belediye başkanı olmaya gerek yok. Onları zaten TOKİ&#8217;ler yapıyor.<br />
Erzurum&#8217;u hem mimari açıdan zenginleştirmek hem de küçük esnafı büyük merkezlere karşı korumak için, numune projelere ihtiyacımız var.<br />
Bana göre, Küçükler&#8217;in Taşmağazalar, Korkut&#8217;un da Yakutiye projeleri bu uğurda atılacak en anlamlı adımlar olacaktır. AVM&#8217;lere küfretmekle kimse küçük esnafı koruyamaz&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8385-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçükler&#8217;in ve Korkut&#8217;un ilk ciddi sınavları</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8322-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8322-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 May 2010 07:12:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8322</guid>
		<description><![CDATA[Büyük alış-veriş merkezlerinin küçük esnafı ezip geçtiği, hatta çarşı kültürünü yok etmeye başladığı ne yazık ki bir gerçek.
Ancak bir başka gerçek de, değişen şartlar ve yeni ticari anlayıştır.
Buna göre, bakkalların yerini süper marketler, çarşıların yerini de dev AVM&#8217;lerin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük alış-veriş merkezlerinin küçük esnafı ezip geçtiği, hatta çarşı kültürünü yok etmeye başladığı ne yazık ki bir gerçek.<br />
Ancak bir başka gerçek de, değişen şartlar ve yeni ticari anlayıştır.<br />
Buna göre, bakkalların yerini süper marketler, çarşıların yerini de dev AVM&#8217;lerin almış olmasıdır.şehrimiz bu gerçekle birkaç yıldan bu yana tanışmış olmasına karşın, aslında bu konsept, ülkemizde en az 15 yıldan beri giderek yaygınlaşmaktadır. Bu öyle bir güçlü dalga ve öyle azgın bir sel ki, önüne hangi bentleri kurarsanız kurun yıkıp, geçiyor. Dolayısıyla akıntıya karşı kürek çekmek yerine, bu yeni konseptin kurallarına göre, ticaret alışkanlığımızı değiştirmek zorundayız.<br />
Misal; öyle çarşılar, öyle meydanlar ve öyle sokaklar vücuda getirmeliyiz ki, tüketici AVM yerine bu noktalara yönlensin.<br />
Kayseri, Antalya ve Konya gibi şehirler bunu başarmışlar.<br />
Ne AVM&#8217;leri dışlamışlar, ne de küçük esnafı bir kenara itmişler&#8230;<br />
Bugün için Erzurum&#8217;da süreç küçük esnafın aleyhine işlemektedir. Ancak bunu dengelemek mümkün&#8230;…<br />
Şayet, kaç günden bu yana basında çıktığı gibi, Büyükşehir Belediyesi, Taşmağazalar Caddesi&#8217;ni, Yakutiye Belediyesi de Lalapaşa Meydanı&#8217;nı değiştirecek projeleri hayata geçirebilirse, hem Erzurum&#8217;un fiziki görüntüsü güzelleşecektir, hem de tüketici için yeni cazibe alanları doğacaktır.<br />
Kabul edelim ki Taşmağazalar Caddesi şu haliyle, estetik olmadığı gibi hiç de kullanışlı değil. İrili ufaklı ve imar fukarası dükkanlar zannedersiniz ki, bir gecekondu muhitinden fırlamış gibi duruyor. Mimari yok, sanatsal değer yok, düzen yok&#8230;<br />
Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler&#8217;in esnafa tanıtımını yaptığı projeye göre, mevcut cadde adeta yeni baştan kuruluyor ve adına layık biçimde tamamen taştan inşa ediliyor. Bir zamanlar Erzurum&#8217;un finans ve moda merkezi olan Taşmağazalar, yıllar içinde bu özelliğini kaybettiği gibi, bakımsızlık sonucu da ucube bir çarşı haline geldi. Beş on yıl öncesine kadar, milyon dolarlara bile kolay kolay dükkan satın alınamayan Taşmağazaları&#8217;nda bugün neredeyse otomobil fiyatına işyeri satıyorlar.<br />
Oysa Erzurum&#8217;u Erzurum yapan temel taşlarından biri de kuşkusuz ki, Taşmağazaları&#8217;dır&#8230;<br />
Kaç tane AVM açılırsa açılsın, Taşmağazalar eski misyonuna kavuşması halinde, tekrar bir numaralı alış-veriş merkezi olur.<br />
Başkan Küçükler&#8217;in takdim ettiği bu proje, beni son derece heyecanlandırdı. Şayet tanıtım filminde olduğu gibi bir eser ortaya çıkarsa, inanın ki Taşmağazalar yeniden Erzurum&#8217;un en flaş merkezi haline gelir.<br />
Çünkü, AVM&#8217;lerin işlevi ile müstakil çarşıların işlevi aynı değil&#8230;<br />
Ne yazık ki, bugün için Taşmağazalar gözden düşmüş durumda. Çünkü yanlışlıkla aracınızla buraya gitmeniz halinde, esnafın arabalarından yer bulup da park edemezsiniz. Yıllardan beri bu böyle olmasına karşın, esnaf yanlışta inat ve ısrar ediyor.<br />
Neyse ki belediyenin projesine göre, cadde araç trafiğine kapatılıyor.<br />
Yani rahat rahat gezip dolaşabileceğiniz bir mekan vücuda getirilmek isteniyor.<br />
Diliyoruz ki, Başkan Küçükler bu projesini bir an önce kuvveden fiile geçirir ve Erzurum parmakla gösterilecek güzel bir çarşıya kavuşur.<br />
Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut&#8217;un projesi de çok önemli ve elzem bir proje&#8230;<br />
Tarihi Yakutiye Medresesi ile Lalapaşa Camii&#8217;nin çevresi temizlenerek, büyük bir meydan haline getirilecek.<br />
&#8220;Tarihe saygı&#8221; başlığı altında sunulan bu proje, hem görsellik açısından hem de Erzurum&#8217;un tarihi zenginliklerine layık oldukları değeri verme bakımından son derece saygı değer bir çalışma olacaktır.<br />
Diyelim ki, Yakutiye Medresesi&#8217;ni filme almak istiyorsunuz veya sanat fotoğrafları çekeceksiniz; mümkün değil&#8230;<br />
Değil; çünkü tarihi yapının önünü ve etrafını saran bir sürü anlamsız iri ağaç yüzünden tarihi güzellik arka planda kalıyor. Halbuki İstanbul ve başka şehirlerde örnekleri olduğu gibi, küçük boylu ağaç ve çiçekler olmuş olsa, hem tarihi eseri daha iyi göreceksiniz hem de istediğiniz fotoğrafı çekebileceksiniz.<br />
Başından beri söyleyip durmaktayız; çekirdek Erzurum ıslah edilmedikçe hangi belediye nereye ne yaparsa yapsın, Erzurum&#8217;a yeterli bir hizmet etmiş olmayacaktır.<br />
Düşünün ki, Yakutiye&#8217;nin çevresi açılmış, Kale&#8217;nin önünü ve arkasını kuşatan o çirkin yapılar sökülüp atılmış, Taşmağazalar yeni baştan ama tarihi dokusuna da uygun olarak dizayn edilmiş; güzel olmaz mı?<br />
Belediyeler için Erzurum bakir bir alan&#8230;<br />
Hangi yeni hizmeti yaparsanız anında görülür ve farkınız anında sezilir&#8230;<br />
Bir belediye başkanı bu şehrin tarihine geçmek istiyorsa, işe önce çekirdek Erzurum&#8217;u yeni baştan kurmakla başlamalıdır.<br />
Hazine arazilerine uydu kentler kurmak için illa da belediye başkanı olmaya gerek yok. Onları zaten TOKİ&#8217;ler yapıyor.<br />
Erzurum&#8217;u hem mimari açıdan zenginleştirmek hem de küçük esnafı büyük merkezlere karşı korumak için, numune projelere ihtiyacımız var.<br />
Bana göre, Küçükler&#8217;in Taşmağazalar, Korkut&#8217;un da Yakutiye projeleri bu uğurda atılacak en anlamlı adımlar olacaktır. AVM&#8217;lere küfretmekle kimse küçük esnafı koruyamaz&#8230;</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8322-kucuklerin-ve-korkutun-ilk-ciddi-sinavlari/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara! Duy artık bu feryadı..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8219-ankara-duy-artik-bu-feryadi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8219-ankara-duy-artik-bu-feryadi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 09:25:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8219</guid>
		<description><![CDATA[O gün orada ne siyasi bir slogan atıldı, ne de hükümeti eleştiren bir pankart asıldı. Hatta emsaline az rastlanacak bir sahneye bile tanık oldum:
Köyün alt başındaki ihtiyar, açık hava toplantısının yapılacağı alana gitmek üzere araca binerken, yanındaki genç adama&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O gün orada ne siyasi bir slogan atıldı, ne de hükümeti eleştiren bir pankart asıldı. Hatta emsaline az rastlanacak bir sahneye bile tanık oldum:<br />
Köyün alt başındaki ihtiyar, açık hava toplantısının yapılacağı alana gitmek üzere araca binerken, yanındaki genç adama şöyle sesleniyordu:<br />
&#8220;Eğer hükümetin ve Tayip Bey&#8217;in aleyhinde bir şey olacaksa ben yokum.&#8221;Toplantı boyunca da genel manzara aşağı yukarı böyleydi. Yetmiş yaşındaki dede ile yedi yaşındaki torunu aynı afişi taşıyordu:<br />
&#8220;HES demek, zorunlu göç demektir&#8221;<br />
Çok az sayıdaki kadınların derdi de aynıydı. Onlar da doğup büyüdükleri, evlenip çoluk çocuğa karıştıkları köylerinin yok olmasını istemiyorlardı:<br />
&#8220;Bizi aç bırakın ama susuz bırakmayın&#8221;<br />
Gençler daha bilinçliydi; gür de çıkıyordu sesleri:<br />
&#8220;Şirketin çıkarı, köylünün felaketi&#8221;<br />
Beklenen kalabalık toplanmamıştı ama o bir avuç insan öyle bir kararlıydı ki, tepkisiz toplumların nabzı onların yüreklerinde atıyordu.<br />
HES&#8217;lerin kurulması halinde Tortum derelerinin nasıl bir akıbete uğrayacağını göstermek adına, köylü son derece zekice bir tablo çizmişti:<br />
Toplantı alanının üst başına kurulan bir tezgâhın üzerinde, kayısıdan pekmeze, o derelerde yaşayan benekli alabalıktan kuş burnuna, elmadan bala kadar, tam elli çeşit ürün vardı. Hepsi de o derelerin mahsulüydü ve hepsi de aslında bütün insanların ortak değeriydi.<br />
Tamamı organikti&#8230;<br />
Söze ya da pankarta gerek yoktu. O tezgâhın üzerinde öylece duran o nimetler, sanki insanlara veda ediyormuş gibi mahzun ve mahcuptu&#8230;<br />
Bahçenin öteki başında da, sessiz bir çığlık vardı. Yaşı doksanı aşmış yüreği genç bir adam, buğulu gözlerle etrafı gözlüyordu. Yağmura da, soğuğa da aldırış etmiyordu.<br />
O ihtiyar delikanlı, çok uzaklardan kalkıp Tortum derelerine gelen Hayrettin Karaca&#8217;dan başkası değildi elbette ki&#8230; O&#8217;nu öyle kararlı, inançlı ve samimi gören bütün gençler şemsiyelerini kapatıp, altına girdikleri sundurmalardan çıktılar.<br />
Tortumlu değillerdi belki; ama olup bitenleri kahve köşesinde veya evlerinde oturarak seyreden Tortumlulardan, bin kat daha Tortumluydular.<br />
Bir Işıl Bedirhanoğlu var ki, O&#8217;nu zaten tarife gerek yok&#8230;<br />
Suskun dillerin tercümanı, yok edilmek istenen tabiatın yılmaz savaşçısı.<br />
O gün hiç kimse hükümetten aş-iş istemiyordu&#8230;<br />
Tortumlunun yegâne derdi; bu topraklara bin bir güzellik katan ve bu coğrafyanın renk armonisi olan derelerini, bahçelerini, suyunu ve ağaçlarını korumaktı.<br />
Yürekleri yanıyordu; bu yüzden de suskundular…<br />
Çiseleyen yağmurla ıslanmış bir afişte, yazılanlar ise her şeyi özetlemeye yetmişti:<br />
&#8220;Suyumuzu HES&#8217;lere, bizleri sefalete, ağaçlarımızı kurumaya, canlıları yok olmaya, kültürümüzü ve topraklarımızı tarihe, bizleri de canlı canlı toprağa gömmeyin&#8221;<br />
Bu afiş, Ankara&#8217;ya yazılmış bir dilekçe, bir arzu hal gibiydi&#8230;<br />
Buna rağmen, kaymakam Tortumluların hak arama çabasından rahatsız olmuştu.<br />
Önce belediye başkanları uyarıldı:<br />
“Toplantıya katılmayın ve TEMA Vakfı&#8217;na destek vermeyin!”<br />
Oysa; o gün Serdarlı&#8217;da, desteğe muhtaç olan TEMA Vakfı değildi.<br />
Müteahhitlerin hunharca katletmek istediği ceviz ağaçlarıydı desteğe muhtaç olan; dutlardı, bahçelerdi&#8230;… Akıp gittiği her yeri zümrüt yeşiline boyayan çağlayandı, derelerdi &#8220;bize sahip çıkın&#8221; diye haykıran&#8230; TEMA değildi.<br />
Nerden bilecekti ki kaymakam, ağaçlar da ağlar, çiçekler de&#8230;<br />
Umurunda mıydı ki kaymakamın, balıkların çırpına çırpına can vermeleri&#8230;…<br />
Bugün olmasa yarın, tayini çıkacaktı nasılsa&#8230; Biliyor ki, “egemenlere karşı ödevimi iyi yaparsam daha büyük bir ilçeye atanırım!”<br />
Bu sebeple değil midir ki, köyleri bir tümen askerle kuşatıp, ahaliye gözdağı vermişti!<br />
Elbette boş durmayacaktı ve kendince &#8220;gerekli önlemleri&#8221; alacaktı!<br />
Öyle de yaptı zaten&#8230;<br />
Kısmen de olsa amacına ulaşmıştı. Misal; Tortum ve Pehlivanlı belediye başkanları halkın yanında durmak yerine, çok önceden araziye uymuşlardı! (Muhtemelen birer şilt ve gelecek seçimde yeniden adaylık garantisi verilir bu zatlara&#8230; Ama unutmasınlar ki, yeniden aday olduklarında kendilerine oy verecek birkaç yalakalarının dışında, etraflarında kimseyi bulamayacaklar) Fakat o gün, bu &#8220;uyarı&#8221;ya aldırış etmeyen başkanlar da vardı&#8230; Uzundere, Bağbaşı, Serdarlı ve Şenyurt belediye başkanları oradaydı; üstelik de dik duruyorlardı&#8230;<br />
Polis yolu keserek, Serdarlı&#8217;ya varmak isteyenleri yıldırmak için elinden geleni yapmıştı.<br />
Buna rağmen, o toplantı yapıldı ve herkes aynı dileği bir defa daha, kırmadan-dökmeden medenice dillendirdi:<br />
&#8220;HES felaketimiz olacak.&#8221;<br />
Kaymakamlara (Tortum ve Uzundere) soruyorum:<br />
Bu sloganın neresinde ideoloji var, bu slogandan ötürü niye bu kadar korktunuz?<br />
Dün haberini aldım; Muğla&#8217;da yapılan HES&#8217;lere halk tepki gösterince vicdan sahibi işadamı, &#8220;Ben bu kadar insanın feryadını ve gözyaşını görmezden gelemem&#8221; deyip, santral kurmaktan vazgeçmiş. Rize&#8217;de ise mahkeme bir kez daha &#8220;yürütmeyi durdurma&#8221; kararı vererek, doğaya sahip çıkmış.<br />
Erzurum&#8217;da; yani İspir ve Tortum&#8217;da ise, yargı kararı ile doğa katliamına izin verildi!<br />
Muğla ve Rize Erzurum&#8217;a çok mu uzak, ya da Tortum ve İspir&#8217;in haritadan silinecek olmasından birileri niye bu denli zevk alıyor?<br />
Bizim hâkimlerimize soruyorum:<br />
Sizin mahkemelerinizin duvarı taştan, dumanı da mı taştan?</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8219-ankara-duy-artik-bu-feryadi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sizce Hayrettin Karaca neyin peşinde?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8177-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8177-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde-2#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 06:48:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8177</guid>
		<description><![CDATA[HES müteahhitleri, Ankara bürokrasisi ve hükümet el el verip, Tortum&#8217;un derelerini önceye kurutmaya, ardından da doğal yapıyı yok etmeye kararlılar&#8230;
Artık yediden yetmişe herkes anladı ki, bu güçlü ve acımasız irade geri adım atmayacak, yükselen tepkilere kulak asmayacak.
Kamuoyu yakından&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HES müteahhitleri, Ankara bürokrasisi ve hükümet el el verip, Tortum&#8217;un derelerini önceye kurutmaya, ardından da doğal yapıyı yok etmeye kararlılar&#8230;<br />
Artık yediden yetmişe herkes anladı ki, bu güçlü ve acımasız irade geri adım atmayacak, yükselen tepkilere kulak asmayacak.<br />
Kamuoyu yakından biliyor; Tortum halkı haftalardır direniyor. Şayet TEMA Vakfı ve medya olmasa, yaşadığı toprakları korumaya çalışan bu bir avuç insan büsbütün yalnız kalacak, hatta resmi görüş tarafından &#8220;elektrik üretimine engel oluyorlar&#8221; diye de suçlanacaklar!<br />
Bu uğurda aylardır hapiste tutulan vatandaşlar var!<br />
Devlet demek istiyor ki, &#8220;Ne pahasına olursa olsun, bu HES&#8217;leri yapacağız.&#8221;<br />
Rize ve Trabzon&#8217;da yargı kararıyla, doğa katliamı şimdilik durduruldu. Oradaki mahkemeler, yapılacak HES&#8217;lerin hem doğayı hem de canlıların hayatını olumsuz yönde etkileyeceği kararına vardı ve işlemin iptaline hükmetti.<br />
Bu gelişmeden sonra Karadeniz&#8217;de, halk düğün bayram etti ve sürdürdüğü mücadelenin sonucunu almanın haklı gururunu yaşıyor.<br />
Fakat aynı manzara, benzer süreci yaşayan İspir&#8217;de vücut bulamadı. Çünkü Erzurum&#8217;daki mahkeme, üstelik de bilirkişinin &#8220;zarar verir&#8221; şeklindeki görüşüne rağmen, tam aksi bir kararla, müteahhit firmaya &#8220;devam et&#8221; dedi.<br />
Üst mahkemeden nasıl bir karar çıkar kestirmek mümkün değil; ancak karar olumlu da çıksa, müteahhit yapacağını zaten yaptı ve Aksu Vadisi adeta tanınmaz bir hale getirildi:<br />
Ağaçlar kesildi, derelerin doğal yapısı bozuldu, dağların yamaçları söküldü ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi, köylerdeki mezarlıklar eşildi. Önceki gün haberini yapmış ve etrafa saçılan kemiklerin fotoğraflarını yayımlamıştık.<br />
Müteahhit geriye dönüp bakmadı bile&#8230;…<br />
Dolayısıyla İspir için artık çok geç; ama Tortum, Uzundere ve Olur adına bir şeyler yapılabilir ve yeni bir doğa katliamının önüne geçilebilir.<br />
TEMA Vakfı&#8217;nın öncülüğünde oluşturulan bir platform meseleyi yargıya taşıdı. Eğer mahkemeden İspir&#8217;dekine benzer bir karar çıkmaz ise, bu ilçelerdeki dereler kurtarılmış olacak.<br />
Tortum halkının sürdürdüğü son derece anlamlı bu mücadeleye, her ne kadar bir çok kesim ilgisiz kaldıysa da, TEMA Vakfı&#8217;nın verdiği destek, yöre halkına büyük bir güç ve moral oldu.<br />
Bugün de vakıf başkanı Hayrettin Karaca, bu desteği perçinlemek adına Erzurum&#8217;a geliyor.<br />
Egemenlerin gazabını ve eleştiri şimşeklerini üzerine çekme pahasına, hayatını tabiatı korumaya adamış bu ihtiyar delikanlı herkese örnek olmalı ve hepimiz bu ziyaretten ders çıkarmalıyız.<br />
Hayrettin Karaca son derece varlıklı bir insan. O&#8217;nun konumunda olanlar servetlerinin üzerine servet yığmaya ve egemenlerle iyi geçinmeye çalışırken; Hayrettin Bey, işini gücünü bırakmış bütün yurdu karış karış dolaşıyor.<br />
Türkiye çölleşmesin diye&#8230;…<br />
Hayrettin Karaca, bugün Atatürk Üniversitesi&#8217;nde bir konferans verecek ve ülkemizin bu meselede nerede olduğunu belgeleriyle anlatacak. Yarın da, üşenmeyip ekibiyle birlikte Tortum&#8217;a, Uzundere&#8217;ye gidecek. Orada da açık hava toplantısı gerçekleştirecek.<br />
Bu şehrin insanları olarak biz de yüreğimizin bir köşesinde doğa sevgisi taşıyorsak, hem bugün hem de yarın Tortum&#8217;da bu yürekli insanı yalnız bırakmamalıyız.<br />
Hayrettin Karaca gelip Tortum&#8217;da yaşamayacak ama o dereler, vadiler, bahçeler ve acımadan kesilmek istenen ağaçlar bizler için birer velinimettir.<br />
Yazın aracına atlayan herkes en fazla bir saat sonra, kendisini meyve bahçelerinin, derelerin, göllerin ve zümrüt yeşili tepelerin arasında buluyor.<br />
Yapılmak istenen bu katliama tepkisiz kalırsak, korkarım ki yarın gölgesinde oturacağımız bir ağaç ve billur gibi soğuk sularından içeceğimiz bir dere kalmayacak.<br />
Fazla bir şey yapmamıza gerek yok; bugün ve yarın Hayrettin Bey&#8217;in, yani Tema Vakfı&#8217;nın yanında yer alalım yeter.<br />
Birileri görsün ki, giriştiğimiz bu acımasız doğa katliamında yöre halkı yalnız ve biçare değil. Arkalarında güçlü bir kamuoyu desteği var.<br />
Unutmayınız ki; biz, siz ve sonunda geniş bir kitle kararlı bir duruş sergilerse, en cılız bir ses bile çığlığa, sonra da o çığlık büyük bir çığa dönüşür.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8177-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sizce Hayrettin Karaca neyin peşinde?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8115-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8115-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 06:42:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8115</guid>
		<description><![CDATA[HES müteahhitleri, Ankara bürokrasisi ve hükümet el el verip, Tortum&#8217;un derelerini önceye kurutmaya, ardından da doğal yapıyı yok etmeye kararlılar&#8230;
Artık yediden yetmişe herkes anladı ki, bu güçlü ve acımasız irade geri adım atmayacak, yükselen tepkilere kulak asmayacak.
Kamuoyu yakından&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HES müteahhitleri, Ankara bürokrasisi ve hükümet el el verip, Tortum&#8217;un derelerini önceye kurutmaya, ardından da doğal yapıyı yok etmeye kararlılar&#8230;<br />
Artık yediden yetmişe herkes anladı ki, bu güçlü ve acımasız irade geri adım atmayacak, yükselen tepkilere kulak asmayacak.<br />
Kamuoyu yakından biliyor; Tortum halkı haftalardır direniyor. Şayet TEMA Vakfı ve medya olmasa, yaşadığı toprakları korumaya çalışan bu bir avuç insan büsbütün yalnız kalacak, hatta resmi görüş tarafından &#8220;elektrik üretimine engel oluyorlar&#8221; diye de suçlanacaklar!<br />
Bu uğurda aylardır hapiste tutulan vatandaşlar var!<br />
Devlet demek istiyor ki, &#8220;Ne pahasına olursa olsun, bu HES&#8217;leri yapacağız.&#8221;<br />
Rize ve Trabzon&#8217;da yargı kararıyla, doğa katliamı şimdilik durduruldu. Oradaki mahkemeler, yapılacak HES&#8217;lerin hem doğayı hem de canlıların hayatını olumsuz yönde etkileyeceği kararına vardı ve işlemin iptaline hükmetti.<br />
Bu gelişmeden sonra Karadeniz&#8217;de, halk düğün bayram etti ve sürdürdüğü mücadelenin sonucunu almanın haklı gururunu yaşıyor.<br />
Fakat aynı manzara, benzer süreci yaşayan İspir&#8217;de vücut bulamadı. Çünkü Erzurum&#8217;daki mahkeme, üstelik de bilirkişinin &#8220;zarar verir&#8221; şeklindeki görüşüne rağmen, tam aksi bir kararla, müteahhit firmaya &#8220;devam et&#8221; dedi.<br />
Üst mahkemeden nasıl bir karar çıkar kestirmek mümkün değil; ancak karar olumlu da çıksa, müteahhit yapacağını zaten yaptı ve Aksu Vadisi adeta tanınmaz bir hale getirildi:<br />
Ağaçlar kesildi, derelerin doğal yapısı bozuldu, dağların yamaçları söküldü ve bütün bunlar yetmiyormuş gibi, köylerdeki mezarlıklar eşildi. Önceki gün haberini yapmış ve etrafa saçılan kemiklerin fotoğraflarını yayımlamıştık.<br />
Müteahhit geriye dönüp bakmadı bile&#8230;…<br />
Dolayısıyla İspir için artık çok geç; ama Tortum, Uzundere ve Olur adına bir şeyler yapılabilir ve yeni bir doğa katliamının önüne geçilebilir.<br />
TEMA Vakfı&#8217;nın öncülüğünde oluşturulan bir platform meseleyi yargıya taşıdı. Eğer mahkemeden İspir&#8217;dekine benzer bir karar çıkmaz ise, bu ilçelerdeki dereler kurtarılmış olacak.<br />
Tortum halkının sürdürdüğü son derece anlamlı bu mücadeleye, her ne kadar bir çok kesim ilgisiz kaldıysa da, TEMA Vakfı&#8217;nın verdiği destek, yöre halkına büyük bir güç ve moral oldu.<br />
Bugün de vakıf başkanı Hayrettin Karaca, bu desteği perçinlemek adına Erzurum&#8217;a geliyor.<br />
Egemenlerin gazabını ve eleştiri şimşeklerini üzerine çekme pahasına, hayatını tabiatı korumaya adamış bu ihtiyar delikanlı herkese örnek olmalı ve hepimiz bu ziyaretten ders çıkarmalıyız.<br />
Hayrettin Karaca son derece varlıklı bir insan. O&#8217;nun konumunda olanlar servetlerinin üzerine servet yığmaya ve egemenlerle iyi geçinmeye çalışırken; Hayrettin Bey, işini gücünü bırakmış bütün yurdu karış karış dolaşıyor.<br />
Türkiye çölleşmesin diye&#8230;…<br />
Hayrettin Karaca, bugün Atatürk Üniversitesi&#8217;nde bir konferans verecek ve ülkemizin bu meselede nerede olduğunu belgeleriyle anlatacak. Yarın da, üşenmeyip ekibiyle birlikte Tortum&#8217;a, Uzundere&#8217;ye gidecek. Orada da açık hava toplantısı gerçekleştirecek.<br />
Bu şehrin insanları olarak biz de yüreğimizin bir köşesinde doğa sevgisi taşıyorsak, hem bugün hem de yarın Tortum&#8217;da bu yürekli insanı yalnız bırakmamalıyız.<br />
Hayrettin Karaca gelip Tortum&#8217;da yaşamayacak ama o dereler, vadiler, bahçeler ve acımadan kesilmek istenen ağaçlar bizler için birer velinimettir.<br />
Yazın aracına atlayan herkes en fazla bir saat sonra, kendisini meyve bahçelerinin, derelerin, göllerin ve zümrüt yeşili tepelerin arasında buluyor.<br />
Yapılmak istenen bu katliama tepkisiz kalırsak, korkarım ki yarın gölgesinde oturacağımız bir ağaç ve billur gibi soğuk sularından içeceğimiz bir dere kalmayacak.<br />
Fazla bir şey yapmamıza gerek yok; bugün ve yarın Hayrettin Bey&#8217;in, yani Tema Vakfı&#8217;nın yanında yer alalım yeter.<br />
Birileri görsün ki, giriştiğimiz bu acımasız doğa katliamında yöre halkı yalnız ve biçare değil. Arkalarında güçlü bir kamuoyu desteği var.<br />
Unutmayınız ki; biz, siz ve sonunda geniş bir kitle kararlı bir duruş sergilerse, en cılız bir ses bile çığlığa, sonra da o çığlık büyük bir çığa dönüşür.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8115-sizce-hayrettin-karaca-neyin-pesinde/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali Korkut&#8217;un hayali&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8049-ali-korkutun-hayali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8049-ali-korkutun-hayali#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Apr 2010 07:12:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8049</guid>
		<description><![CDATA[Aslında bu sadece Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut&#8217;un değil, yüreği bu şehirden yana atan binlerce insanın hayali&#8230; Günün birinde bu hayal gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi bilinmez; ancak hayali bile o kadar güzel, öylesine sevimli ki, insan çocuklar gibi coşuyor.
Düşünün&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında bu sadece Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut&#8217;un değil, yüreği bu şehirden yana atan binlerce insanın hayali&#8230; Günün birinde bu hayal gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi bilinmez; ancak hayali bile o kadar güzel, öylesine sevimli ki, insan çocuklar gibi coşuyor.<br />
Düşünün ki, Erzurum&#8217;un eski mahalleleri teker teker elden geçirilmiş. Tarihi ve sanatsal özelliği olmayan harabeler ve moloz yığınları temizlenmiş, geriye restorasyondan geçmiş o şirin Erzurum evleri kalmış. İki katlı, tek katlı ve bahçeli taş duvarlı evler&#8230;<br />
Rengarenk panjurlar, oymalı ahşap sütunlar ve sanat ürünü olan cümle kapıları&#8230;<br />
Her birinde bambaşka hayatların yaşandığını düşünerek, geçmişle bugünün sentezini yapacaksınız&#8230;<br />
Çocukluğunuza gidecek; daldığınız hayalden uyanmadan gençliğinize uzanacaksınız. Orada uçarılıklarınızı, ilk aşkınızı ve yaptığınız muziplikleri hatırlayarak belki derin bir &#8220;ahh&#8221; çekeceksiniz, belki de hınzırca bir gülüş atacaksınız&#8230;<br />
Orada; sizi, size ait olanları, hasretleri, vuslatları, sevgiyi, aldatılışı, özgürlüğü, başarıyı, mağlubiyeti, ilk kavganızı veya ilk şiirlerinizi bulacaksınız&#8230;<br />
Yakutiye Belediye Başkanı Ali Korkut, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Feridun Fazıl Özsoy, Zaman Gazetesi Bölge Temsilcisi Esalettin Gül, Kanal 25 Genel Koordinatörü Sinan Özçaylak ve bendeniz, önceki gün, tam da Erol Evgin&#8217;in dediği gibi &#8220;gezdik şehri şöyle bir&#8230;&#8221;<br />
Yoncalık&#8217;tan Cedit&#8217;e, Gülahmet&#8217;ten Gölbaşı&#8217;na, Mahallebaşı&#8217;ndan Yeğenağa&#8217;ya kadar&#8230;<br />
Keşke vakit olsaydı da, Muratpaşa&#8217;yı, Vaniefendi&#8217;yi, Hacıcuma&#8217;yı ya da Veyisefendi&#8217;yi de yeniden bir baştan bir başa dolaşabilseydik.<br />
Olsun; bu kadarı bile yetti&#8230;<br />
Çocukluğumuzun, gençliğimizin geçtiği sokaklarla buluştuk.<br />
Görüntü içler acısıydı&#8230;<br />
Hayata küsmüş bir viraneydi her taraf&#8230;<br />
Ne zamanki hayalden kurtulup, çıplak gözle etrafımıza baktıysak, her yanda yürek yakan bir hicran, sessiz bir isyan vardı.<br />
Aynı sokakta tarihi özelliğe sahip ama artık yıkılmaya yüz tutmuş eski yapılar, hiçbir estetik değeri olmayan metruk bir dam yan yana duruyor.<br />
Çirkinle güzel gibi&#8230;<br />
İyiyle kötü gibi&#8230;<br />
Ali Korkut&#8217;un veya binlerce insanın hayali şu: O kadar çok para olsa ki, Erzurum&#8217;un bütün eski mahalleleri, tıpkı bir kuyumcu işçiliği gibi tek tek işlendikten sonra, korunmaya değer olanlar kurtarılsa, diğerleri sökülüp atılsa ve yeniden pırıl pırıl bir çevre vücuda getirilse&#8230;<br />
Çeşmeler, şadırvanlar, camiler, küçük ama şirin dükkanlar&#8230; Bir de Erzurum&#8217;un olmazsa olmazı hanlar, hamamlar&#8230;<br />
Trafiğe kapatılan sokaklarda, bugünle geçmişi buluşturacak sanatsal mekanlar.<br />
Ali Bey&#8217;in de bizim gibi hayali bu işte&#8230;<br />
O&#8217;nun bizden farkı, O belediye başkanı ve bu iş için mesuliyet taşıyor. Ama belediyenin imkanı o kadar cılız ki, Başkan&#8217;ın omuzlarındaki bu mesuliyet, imkansızlık karşısında un ufak olup eziliyor.<br />
Nasıl ki, vaktiyle Ahmet Küçükler, Kış Olimpiyatları hayali kurmuştu ve bendeniz de yürekten desteklemiştimse, şimdi de Ali Korkut&#8217;un bu sevimli hayalini alkışlıyorum. Kimbilir belki de ben o hayallerde kendi hayallerimi bulduğum içindir bu alkışım, ama ne olursa olsun, içinde bu şehre dair her güzel hayali övgüye değer buluyorum.<br />
Erzurum ne kadar büyürse büyüsün, ne kadar gelişirse gelişsin fakat eski Erzurum&#8217;u da yaşamak ve yaşatmak zorundayız.<br />
&#8220;Erzurum tarihi bir şehirdir&#8221; diyoruz.<br />
Tarihi bir şehir olmak, sadece tarihi eserlerden ibaret değildir. Geçmişin yaşayan izlerini koruyan bir şehirdir tarihi şehir olan&#8230;<br />
Ancak gecekondu ile eski eseri birbirinden ayırmak zorundayız. Bazı dostlar hiçbir sanatsal ve tarihi değeri olmayan enkaz yığınları için de ağıtlar yakıp duruyor ki, bu doğru bir tavır değildir.<br />
Enkazı diriltmeye çalışmak, tarihe en büyük saygısızlık olur&#8230;<br />
Önceki gün bu mini şehir turunda gördüm ki, hayli geç kalınmış olmasına rağmen, şayet yürekli bir çıkış olursa, Erzurum evlerinin en azından bir bölümü kurtarılabilir. Bunun için de herkesin elini taşın altına koyması gerekir.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8049-ali-korkutun-hayali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O halde ne yapmalıyız?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8003-o-halde-ne-yapmaliyiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8003-o-halde-ne-yapmaliyiz#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 06:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8003</guid>
		<description><![CDATA[Dün, bu sütunda Erzurum&#8217;a dair bir fotoğraf çekmeye çalışmış ve dilimizin döndüğü ölçüde de bu fotoğrafı yorumlamıştık. Aldığımız olumlu tepkilerden de anladık ki, çektiğimiz o fotoğraf, bu şehri ve bu şehir insanını anlatmakta başarılı olmuş. Ancak asıl muradımız teşhis koymaktan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün, bu sütunda Erzurum&#8217;a dair bir fotoğraf çekmeye çalışmış ve dilimizin döndüğü ölçüde de bu fotoğrafı yorumlamıştık. Aldığımız olumlu tepkilerden de anladık ki, çektiğimiz o fotoğraf, bu şehri ve bu şehir insanını anlatmakta başarılı olmuş. Ancak asıl muradımız teşhis koymaktan ziyade, çarenin ne olduğunu kendimizce ifade etmek olacaktır.Soru belli: Bu kadar cazip teşvik yasalarına karşın, Erzurum&#8217;a niçin yatırımcı gelmiyor? Birkaç yıl öncesine kadar, iş dünyasının haklı bir mazereti vardı. Şöyle ki, &#8220;Mevcut teşvik yasasına göre, Erzurum ile Kocaeli aynı kapsama alınmış. Bu tablo karşısında istisnai durumlar hariç, hiç bir yatırımcı Kocaeli&#8217;yi ya da Osmaniye&#8217;yi bırakıp da, Erzurum&#8217;a veya Ardahan&#8217;a gelmez. (Gelmedi de zaten) Tamam; teşvik yasası yatırımcı için son derece özendirici maddelere sahip ama kalkınmış şehirlerle geri kalmış şehirler aynı potaya konulmuş.&#8221;<br />
Hakikaten de iş dünyasının bu bakışı hiç de yanlış bir tespit değildi.<br />
Fakat on yıldan bu yana yürürlükte olan ve geçen yıl başında da (vergi-stopaj hariç) süresi üç yıl daha uzatılan 4325 sayılı teşvik yasasından sonra, hükümet daha kapsayıcı, daha çağdaş ve daha rasyonel bir teşvik yasası çıkardı: 5084&#8230;<br />
Bu yeni yasa, her ne kadar öncekinden çok daha kuşatıcıysa da, bazı yanıyla çeşitli iş kollarını kapsamın dışında tutmasından ötürü, &#8220;eksik yasa&#8221; olarak görülüyor.<br />
Buna rağmen 5084 sayılı yasa çok iyi&#8230; Çünkü hem elma ile armutları aynı sepete doldurmuyor, hem de her il kalkınmışlık oranına göre puanlandırılmış.<br />
Sonuçta on yıldan bu yana devam eden 4325 sayılı teşvik yasalarına karşın, Erzurum beklenen sıçramayı bir türlü yapamadı. Yasanın SSK boyutu iş dünyası için cazip oldu ve yalnızca istihdam noktasında kayda değer bir artış oldu. Ancak üretim alanında çıtanın çok altında kaldık.<br />
O halde demektir ki, sorun yasanın içeriğinde değil, bizim içinde bulunduğumuz şartlardan kaynaklanıyor.<br />
Geriye dönüp ne kendimizle, ne de siyasetle hesaplaşmaya filan gerek yok. “Olan oldu” deyip, yarınlara bakmalıyız. Ve de şu günden itibaren, &#8220;Erzurum olarak ne yaparsak yatırımcının ilgisini çekebiliriz?&#8221; sorusuna cevap aramalıyız.<br />
Bizim önerimiz şudur:<br />
Efendim malumunuz Erzurum&#8217;da bir organize sanayi bölgesi var. Vaktiyle yapılan çeşitli yanlış uygulamalar sonucu, bu organize sanayi bölgesi ne yazık ki amacı doğrultusunda bir gelişme kaydedemedi.<br />
İyi niyetli adımların atılmasına rağmen, mevcut sanayi bölgesinde yatırımcı için bir manevra alanı yok. Zira bütün parseller kişisel arsa konumuna geçmiş ve yasanın ön gördüğü &#8220;üç yıl içinde yatırım yapılmazsa arsa geri alınır&#8221; hükmü, Erzurum için anlamını yitirmiş.<br />
Dolayısıyla bu noktaya takılıp kalmaya gerek yok. Çünkü bu noktadan bir açılım çıkarmak neredeyse imkânsız&#8230;…<br />
Yeni bir çare üretmeliyiz.<br />
Evet; kâğıt üzerinde Erzurum&#8217;un ikinci bir organize sanayi bölgesi var. Var ama herkes biliyor ki bu ikinci sanayi bölgesi öylesine bir karar işte&#8230; Altyapı da yok, üst yapı da&#8230;<br />
Zenginlikte Erzurum&#8217;u elli kez cebinden çıkaracak bazı vilayetler işi yıllar önce çözmüş hatta tıkır tıkır işleyen bir sistem kurmuşlar&#8230; Şöyle:<br />
Organize sanayide irili ufaklı kapalı alanlar inşa etmişler. Enerjiden suya her türlü ihtiyacı da karşılamışlar. Kayseri ve Malatya&#8217;da merkezi ısıtma sistemi kurularak, ısınma maliyetleri de hayli düşürülmüş. Tabiri caizse yatırımcıya anahtar teslimi işletme sunuluyor. Tek şart en az on yıl üretim yapmak ve yerin büyüklüğüne göre, kişi istihdam etmek.<br />
Erzurum da bu yolu denemelidir.<br />
Başarılı örnekler olduğuna göre, Erzurum&#8217;da da bu formülden sonuç almak mümkün olacaktır.<br />
&#8220;Bu iş için kaynak nereden sağlanacak?&#8221; şeklindeki bir soru sorulacak. Yine Kayseri, Konya, Malatya, Sivas ve daha başka vilayetler, bu kaynak sorununu büyük oranda yerel imkanlardan karşılamışlar, bazı iller de dış destekli krediler kullanmış.<br />
Yapılacak bu kapalı alanlar, sanıldığı gibi çok masraflı bir iş değil&#8230; Uzmanların bildirdiğine göre, diyelim ki bin metrekarelik bir kapalı alan toplu imâlat olacağından en fazla 200 bin liraya mal oluyor.<br />
Tabii ki, sadece kapalı alan yapmak tek başına çözüm değil. Kapalı alanları ve altyapıyı sağladıktan sonra, tıpkı bir pazarlamacı mantığıyla elinizdeki ürünü yurt içinde ve yurt dışında görücüye çıkaracaksınız.<br />
Bir yanda hayli cazip bir teşvik yasası, öbür yanda bir işletmeci geldiğinde kapısını açıp içine girebileceği bir kapalı alan olursa, illa ki birilerinin dikkati bu yöne çevrilecektir.<br />
Aksi halde gördük ki, teşvik yasası tek başına sıçrama yapmamızı sağlamıyor. İlave başka özendirici şeylere de ihtiyaç duyuluyor.<br />
Fakat bu iş, düz devlet memuru mantığıyla asla olacak şeyler değil&#8230; Erzurum&#8217;un kalkınmasına gönülden inanmış bir kadro ve siyasi irade elini taşın altına sokmadıkça, mesafe alınması çok zor&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8003-o-halde-ne-yapmaliyiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum artık kendisiyle yüzleşmelidir&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7958-erzurum-artik-kendisiyle-yuzlesmelidir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7958-erzurum-artik-kendisiyle-yuzlesmelidir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Apr 2010 08:16:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7958</guid>
		<description><![CDATA[Soru şu: Erzurum&#8217;a niçin yatırımcı gelmiyor?
Tamam; bu, öyle bir çırpıda cevaplandırılacak türden bir soru değil. Üstelik de hangi cevabı vermiş olursak olalım, mutlaka başka cevaplar olacaktır. Şu bir avuç şehirde yıllardan bu yana, insanlar hangi temel konuda ittifak edebildi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Soru şu: Erzurum&#8217;a niçin yatırımcı gelmiyor?<br />
Tamam; bu, öyle bir çırpıda cevaplandırılacak türden bir soru değil. Üstelik de hangi cevabı vermiş olursak olalım, mutlaka başka cevaplar olacaktır. Şu bir avuç şehirde yıllardan bu yana, insanlar hangi temel konuda ittifak edebildi ki, böylesine alengirli bir meselede aynı safta toplanabilsin?Bir de bu soruya hangi zeminde cevap arıyor olduğunuz önemlidir. Misal; iş dünyası oldum olası şu klasik cevabı vermektedir:<br />
&#8220;Erzurum, ağır kış şartlarına maruz kalan bir şehir olması nedeniyle, sanayicinin korkulu rüyası durumundadır. Ayrıca dünyanın hiçbir yerinde limana, ham maddeye, yetişmiş insan gücüne ve büyük tüketim merkezlerine bu kadar uzak olan kalkınmış bir şehir yoktur.&#8221;<br />
Buna mukabil akademik çevreler, olaya daha bilimsel bir gözle bakar ve geri kalmışlığın zamirinde sosyal sebepler arar. Şöyle ki:<br />
Erzurum; Osmanlı&#8217;yla başlayıp Cumhuriyet&#8217;le devam eden süreçte, devletin gözünde hep &#8216;ön karakol&#8217; ya da &#8216;derbent şehri&#8217; olmuştur. Osmanlı; Erzurum&#8217;u İran şiasına, Cumhuriyet de Rusya komünizmine karşı istihkâm etti. Bu sebepledir ki Erzurum&#8217;da, tarih içerisinde sürekli asker, muallim, ulema, şair ve kalem efendisi yetişti. Sanat ve ticaret halkın tali derecede ilgisine giren alanlar olarak kaldı. Erzurum halkı, adeta bir müptelanın eroine bağımlı olması gibi, kamuya, yani devlete bağımlı oldu. Böyle bir siyasi ve sosyal iklimde, özel teşebbüse ait fabrika bacalarının yükselmesi çok zordur. Hele hele de şehir burjuvazisinden söz edilmesi imkânsızdır… Marabalığı şiar, egemenlere kul olmayı erdem bellemiş bir toplumdan liberal bir duruş çıkmaz.<br />
Çünkü şehrin zenginliği yeşil kart sayısı ve dağıtılan kömür ağırlığı ile ölçülüyor!<br />
Ali Osman döneminde Erzurum, &#8220;derbent şehri&#8221; idi; bugün de &#8220;uç&#8221;ların burcu!<br />
Pekii bu noktada politikacı ne diyor?<br />
Politikacı bu noktada mütemadiyen topu taca atar… Hangi görüş iktidarda olursa olsun, mutlaka önceki hükümetleri karalar. Politikacı; sebep-sonuç ilişkisi üzerinde durmak yerine, palyatif çözümler sunar, aynı zamanda opportunist bir anlayıştadır. Eğer yazdığı reçete akşamdan sabaha reye tahvil olunamayacaksa, elini ağırdan alır, ayak sürter. Ve devletin hangi iktisadi rejimi uygulayıp uygulamadığına bakmaksızın, Erzurum&#8217;u kalkındırmak adına, öncelikle kamu kaynaklı çareler arar. Bu da, zaten hazineden geçinme alışkanlığı genlerine geçmiş olan ahali için, her daim geçer akçe olmuştur. Diyelim ki devlet, bir yılda Erzurum&#8217;a toplam bin lira harcamasına karşın, sadece yüz lira gelir elde ediyorsa bu zekâta muhtaç durum, ne politikacının yüzünü kızartır, ne de halkı rahatsız eder. Yani bugün Erzurum&#8217;un içerisinde bulunduğu tabloda olduğu gibi&#8230;<br />
&#8220;Erzurum&#8217;a niçin yatırımcı gelmiyor?&#8221; sorusuna, şayet yanlışlıkla bürokraside bir cevap aramaya kalkarsanız biliniz ki, aradığınız cevabı bulamayacağınız gibi ruh ve beden sağlığınızı da kaybedebilirsiniz.<br />
Cumhuriyet; Erzurum&#8217;u, nihayetinde de Türkiye&#8217;yi Bolşevik İhtilali&#8217;nin çarpıcı etkisinden korumak için, her ne kadar çeşitli keskin önlemler aldı, hatta Amerika&#8217;nın doğrudan müdahalesiyle, &#8220;Yeşil Kuşak Projesi&#8221;ni dahi uygulamış olduysa da; sonuçta bürokrasideki mantalite noktasında, &#8220;Rusya gibi olmak&#8221; tan kurtulamadı. Bu yüzdendir ki Erzurum bürokrasisi için, asla &#8220;kalkınmış bir şehir&#8221; ideali olmadı. Bu anlayışa göre, yatırım yapmak zaten &#8220;abesle iştigal&#8221; etmekti, yatırımcı da soyguncuydu! Etraflarını birkaç adam boyu surlarla çevirdikleri saltanatgâhlarında, ya militarizmi kutsayıp durdular, ya da merkezi hükümete şükran ayinleri düzenlediler.  Bu şehirde öyle bürokratlara tanık olduk ki, onların varlık sebepleri tamamen yağcılık ve riyakarlık üzerine bina edilmişti. Hoş bugün de durum farklı değil&#8230;<br />
Aç şehrin karnı tok bekçileri&#8230;<br />
Av köpekleri, av meraklıları için çok muteber olmasına karşın; bendeniz av köpeklerinden nefret ederim, hiç sevmem&#8230; Çünkü av köpekleri efendilerine şirin gözükmek uğruna yaralı hayvanın yerini ispiyon eden adi bir muhbirdir.  Erzurum ve benzer ölçekteki şehirler ne yazık ki, efendilerine yaranma derdindeki eyyamcılarla doludur. Bu illetten kurtulamadığımız sürece, altımızdan petrol fışkırsa da kâmil anlamda şehir ve şehirli olamayız&#8230;<br />
Öbür ama en önemli cephe&#8230;<br />
Erzurum kalkınmış veya geri kalmış ne çıkar; nasılsa onlar için sonuç değişmiyordu. Dolayısıyla, &#8220;Erzurum&#8217;a niçin yatırımcı gelmiyor?&#8221; suali, hiçbir vakit kamu saltanatgâhlarında yankı bulmadı, bulmayacak da&#8230;<br />
Erzurum&#8217;da manzara bu&#8230;<br />
Kamu ödeneği, kamu yatırımları, kamu desteği!<br />
Çekip çıkarın şu kamuyu Erzurum&#8217;dan bakalım ki geriye ne kalıyor?<br />
Pekii Erzurum daha nereye kadar bu çökmüş enkazın altında yaşamaya devam edecek?<br />
Ne zaman bu şehrin insanı, şairin sözüne kulak verip, &#8220;&#8230;İki el bir baş içindir, baş da sen de, el de sendedir&#8221; deyip, ayağa kalkacak?<br />
Sağlık, yol, tarım ve kış turizminden sonra şimdi de ikinci üniversite yatırımı ile şehir büsbütün kamuya bağlandı. Birbirinden çarpıcı teşvik yasalarına rağmen, görüyoruz ki bu şehre büyük yatırımcı gelmiyor.<br />
Niçin?<br />
Bunun cevabını vermeye çalışacağız ama&#8230;<br />
Yarın:<br />
O halde ne yapmalıyız?</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7958-erzurum-artik-kendisiyle-yuzlesmelidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya bu ülkede vicdan sahibi hakimler olmasaydı..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7855-ya-bu-ulkede-vicdan-sahibi-hakimler-olmasaydi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7855-ya-bu-ulkede-vicdan-sahibi-hakimler-olmasaydi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Apr 2010 08:20:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7855</guid>
		<description><![CDATA[Bir an düşünün ki, bağımsız bir yargı sistemi ve tarafsız hakimler yok&#8230;… Dünyanın bütün güzelliği sizin ülkenizde olsa ne hükmü olur ki?
Nasıl ki gözünü para ve şöhret hırsı bürümüş bir adam için, ahlaki değerler tali dereceye düşüyorsa, kafayı elektrik&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir an düşünün ki, bağımsız bir yargı sistemi ve tarafsız hakimler yok&#8230;… Dünyanın bütün güzelliği sizin ülkenizde olsa ne hükmü olur ki?<br />
Nasıl ki gözünü para ve şöhret hırsı bürümüş bir adam için, ahlaki değerler tali dereceye düşüyorsa, kafayı elektrik üretimine takmış bizim bürokratımız için de, tabiatın, insanın ve diğer canlıların hiçbir anlamı olmuyor.Kim bilir kaç asırdan bu yana Tortum Şelalesi öylece akıp duruyordu, önce üstüne baraj yaptılar, sonra da şelalenin suyunu büsbütün kestiler. Öyle bir çirkinlik çıktı ki ortaya, suyu akarken seyrine doyum olmayan o güzelim tabiat harikası, adeta hilkat garibesine döndü.<br />
Bu işlere kim karar veriyor, yetkilerini hangi yasalardan alıyorlar doğrusu bilmiyorum. Bildiğim şu ki, şayet bu ülkede ve bu şehirde vicdan sahibi, hukukçularımız, hakimlerimiz olmasaydı, bugün hala Tortum Şelalesi bir yudum suya muhtaç kalmış olacaktı.<br />
Adamların hiç bir şey umurlarında değil&#8230;<br />
Halk zaten çaresiz&#8230;<br />
Baksanıza tabiatını ve yaşadığı çevreyi korumaya kalktığı için, ya bir tümen askerle köyleri kuşatılıyor, ya da toplu halde ağızsız dilsiz içeri tıkılıyor.<br />
Geriye bir tek vicdan sahibi hakimler kalıyor.<br />
Ya onlar da olmasaydı?<br />
Neyse ki, hem şelalenin hem de insanlığın imdadına hakimler yetişti de, aklını tabii güzellikleri katletmekle bozmuş olan canavarlara &#8220;dur&#8221; denildi.<br />
Mahkemelerin de işi çok zor.<br />
Çünkü: Bu tabiat kasaplarının öylesine geniş bir hedefleri var ki, Tortum Şelalesi bu hedefin içinde sadece bir nokta. Durduran olmaz ise, İspir&#8217;i, Tortum&#8217;u, Uzundere&#8217;yi, Olur&#8217;u ve nihayetin de bütün Kuzey&#8217;i, bir çırpıda haritadan silip atacaklar!<br />
Kendilerince gerekçeleri çok geçerli: Elektrik üreteceğiz!<br />
Bu ülkenin enerjiye ihtiyacı var mı, var&#8230;<br />
Hangi aklıselim çıkıp diyebilir ki, Türkiye ihtiyacı olan enerjiyi kendisi üretmesin, ithal etsin.<br />
Kaldı ki, buğdaydan, elmaya, etten, tavuk yemine kadar akla gelebilecek her şeyi limitsizce ithal eden bir anlayış, niçin elektrik ithalinden kaçıyor anlamış değilim.<br />
Buna rağmen istiyorum ki, ülkem ihtiyacı olan enerjiyi kendi öz kaynaklarıyla üretsin, kimseye mecbur kalmasın.<br />
Dünyada onlarca örneği var; elektrik üretiminin pek çok yolu bulunuyor. Nükleer santralden tutunuz da, rüzgardan elektrik elde etmeye kadar&#8230;<br />
Bin adet HES yapacaksınız ki, ancak küçük çaplı bir barajın ürettiği elektrik kadar bir elektrik elde edebilesiniz&#8230;<br />
Bin adet HES yapmak için de, milyonlarca ağacı, bahçeyi, çayırı, merayı, oralarda yaşan tüm canlıları yok etmeniz gerekecek.<br />
İnsan da işin cabası&#8230;<br />
Ankara bürokrasisi yasaya karşı hile yaparak, çevre etki raporu alınmasın diye, HES&#8217;leri yıldızlar gibi kırpıyorlar!<br />
Kağıt üzerinde ne kadar dere, çay, ırmak ve çağlayan varsa; parselleyip satıyorlar. Gerçekte durum nedir, o su o civarın ihtiyacını karşılamaya yetiyor mu, diye bakan yok.<br />
&#8220;Ben devletim, sattım&#8221; diyor, satıyor!<br />
Şimdilik Tortum Şelalesi en azından büsbütün kurumaktan kurtarılmış oldu; ehli vicdan bir yargı insanı sayesinde&#8230;<br />
Ya diğerleri?<br />
Sahi bu gözünü karartmış adamların elinden nasıl kurtaracağız bize sadece emanet edilen bu tabiatı?<br />
Bu ayın sonunda, &#8220;Toprak Dede&#8221; yani TEMA Vakfı&#8217;nın kurucusu, banisi ve ömrünü ülkesi için harcamış olan Hayrettin Karaca Erzurum&#8217;a geliyor. Tortum&#8217;a, Uzundere&#8217;ye gidecek ve orada bizzat HES&#8217;ciler eliyle o güzelim derelerin nasıl yok edilmek istendiğini görecek.<br />
Hayrettin Bey, ta İstanbul&#8217;dan kalkıp geliyor da, bu şehrin vekaletini üstlenmiş olan bizim vekillerimiz kıllarını dahi kıpırdatmıyorlar. Neyse ki, kerhen de olsa kısaca isimlerine STK denilen oluşumlar bir bildiri yayımladılar.<br />
Eh&#8230; Bu da bir şey&#8230;<br />
Düne kadar, yani TEMA&#8217;cılar ve basının tacizleri olmasaydı, bu bildiri de olmayacaktı.<br />
Vicdan sahibi bir bürokrat bırakın yakından görmüş olmayı, Tortum Şelalesi&#8217;ni kartpostaldan bile görseydi, &#8220;buranın suyunu kesin, kurutun&#8221; diyemezdi.<br />
Ama ne yazık ki, Ankara&#8217;da öyle bürokratlar var ki, haritada yerini bilmedikleri şehirler için ahkam kesip, hüküm veriyorlar.<br />
İyi ki bu ülkede hakimler var; iyi ki&#8230;</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7855-ya-bu-ulkede-vicdan-sahibi-hakimler-olmasaydi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yol yapanların yerini rol yapanlar alınca, işte bu manzara çıkar ortaya</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7734-yol-yapanlarin-yerini-rol-yapanlar-alinca-iste-bu-manzara-cikar-ortaya</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7734-yol-yapanlarin-yerini-rol-yapanlar-alinca-iste-bu-manzara-cikar-ortaya#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Apr 2010 07:38:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7734</guid>
		<description><![CDATA[Cadde isimleri değişemez mi? Değişir elbette. Hoş Allah&#8217;ın kelamı değil ki değişmesin&#8230; Lakin bir caddenin veya meydanın ismi değiştirilmek istendiğinde, maşeri vicdanı tatmin edici bir gerekçe yahut da olağanüstü bir gelişme olmalıdır. Durduk yerde, &#8220;canım öyle istedi&#8221; diye, cadde ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cadde isimleri değişemez mi? Değişir elbette. Hoş Allah&#8217;ın kelamı değil ki değişmesin&#8230; Lakin bir caddenin veya meydanın ismi değiştirilmek istendiğinde, maşeri vicdanı tatmin edici bir gerekçe yahut da olağanüstü bir gelişme olmalıdır. Durduk yerde, &#8220;canım öyle istedi&#8221; diye, cadde ve sokakların isimleri değiştirilmez. (En azından medeni dünyada bu böyledir)(Basın bu meseleyi yazıp dururken, belediye tarafından yapıldığı ileri sürülen bir açıklama ulaştı elimize. Buna göre, güya Paşalar Caddesi&#8217;nin ismi 1990 yılında, Cemal Gürsel Caddesi&#8217;nin adı da 2000 yılında değişmiş. Şayet belediye bu konuda o tarihlerde alınmış meclis kararlarını çıkarırsa mesele yoktur. Bez de bu eleştirilerimizi o tarihlerdeki belediye başkanlarına yöneltiriz. Ancak &#8220;böyle oldu&#8221; demek, inandırıcı olmaz. Kaldı ki, denilenler doğru ise, bu kez de şunu sorarız: 20 yıl sonra niçin tabela değiştirme ihtiyacı duyuldu? Bize göre garip bir durum.)<br />
Ne yazık ki Erzurum Büyükşehir Belediyesi Meclisi, tam da böyle yaptı!<br />
Yani &#8220;ben yaptım oldu&#8221; anlayışıyla hareket ederek, hem tarihi Paşalar Caddesi&#8217;nin hem de tarihi olmayan Cemal Gürsel Caddesi&#8217;nin isimlerini bir kalemde değiştirdi!<br />
Gerekçe yok, izahat yok&#8230;<br />
&#8220;Ben böyle istedim&#8221;<br />
Önce Cemal Gürsel&#8217;den başlayalım&#8230;<br />
Kimdir bu Cemal Gürsel ve niçin yıllar önce O&#8217;nun adı bir caddeye verilmiştir?<br />
Cemal Gürsel, yani namı diğer &#8220;Cemal Aga&#8221;; Erzurumludur. 27 Mayıs&#8217;ta albayların yaptığı darbede, cuntacıların başına (birazda cebren) getirilmiş, önemli bir paşadır. Alaylı değildi ama halk adamıydı. 60&#8242;dan sonraki referandum oylamasında Erzurum&#8217;daki &#8220;hayır&#8221; oyları, &#8220;evet&#8221;lerden fazla çıkınca, kendisine hücum eden çevrelere; &#8220;Erzurumlu her zaman mazlumun ve düşkünün yanında yer alır&#8221; şeklinde cevap veren bir kimsedir.<br />
Nobran biri değildi ama solun adamı da hiç olmadı&#8230;<br />
Devlet Başkanlığı yaptı; ama 1960 askeri darbesini yapan heyetin bizzat başı değildi. Dedik ya, o günün şartları öyle gerektirdi ve Paşa da bir anda kendisini komitacıların başında buldu!<br />
Adı, darbecilerle birlikte tarihe geçti mi geçti&#8230;<br />
Erzurum&#8217;da Cemal Gürsel (Aga) adına hem cadde, hem okul hem de şu sıralar yıkılarak yeniden inşa edilen bir stadyum var&#8230;<br />
Kerhen de olsa, bir darbenin başına geçmiş olmasından ötürü, (hemşerimiz olması pahasına) Cemal Aga&#8217;ya muhabbet duymuyorum. Lakin hasmım da değildir, ya da ölmez itmez bir kinim yoktur.<br />
Doğrusunu isterseniz, Cemal Gürsel adının değiştirilmesine belli bir marj koymak suretiyle, &#8220;olabilir&#8221; de diyebilirim.<br />
Fakat aynı toleransı, &#8220;paşalar&#8221; ismi konusunda gösteremiyorum. Çünkü, buradaki niyetin konjokturel olduğunu düşünüyorum. Hazır şu günlerde paşalar (muvazzaf-emekli fark etmiyor) teker teker &#8220;sıgaya&#8221; çekilirken, sanki belediye meclisi durumdan vazife çıkarmış.<br />
Kraldan çok kralcı kesilme anlayışı seziyorum&#8230;<br />
Darbe yapan yahut darbeye teşebbüs eden kim olursa olsun, hesap vermelidir.<br />
Şayet Belediye Meclisi, darbe teşebbüsünde bulunan paşalardan hareketle, Erzurum&#8217;daki Paşalar Caddesi adını değiştirdiyse, bu çok acele ve önyargıyla verilmiş bir karardır. Zira, bizdeki Paşalar Caddesi adı, militarizme atıfta bulunan bir öykünme değildir. Osmanlı&#8217;da ve Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında, valilere de &#8220;paşa&#8221; denirdi, toplum önderlerine de&#8230;<br />
Paşa Bey&#8230;<br />
Paşa Hanım&#8230;<br />
Paşa Baba&#8230;<br />
Kaldı ki, koskoca Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde, aklını darbeyle bozmuş birkaç subay var diye, nasıl olur da bütün bir kuruma karşı hasımane bir tutum içine girebiliriz?<br />
Bu kurum, bütün bir toplumun ortak paydasıdır ve yarınlarımızın teminatıdır&#8230;<br />
Peşin hükümlü de olmak istemiyoruz; ama sormadan edemeyeceğiz:<br />
Büyükşehir Belediye Meclisi, hangi yüksek gerekçe ile paşalar adının yerine, hiçbir anlamı ve tarihsel değeri bulunmayan Yenişehir adını tercih etmiştir?<br />
Şehircilik planı açısından da apsürt bir durum: Yenişehir nerede, adı değişen bu cadde nerede?<br />
Belediye Meclisi çok önemli bir detayı ıskalamış; o da şudur:<br />
Seçilmiş olmak, lausel olma lüksü doğurmaz.<br />
Erzurum&#8217;da en az 60 yıldan bu yana, o caddenin adı Paşalar Caddesi&#8217;dir. Ve bugüne kadar bu şehirde hiç kimse de &#8220;Niye bu isim değişmiyor?&#8221; diye sormadı.<br />
Zahir; Belediye Meclisi üyeleri (MHP&#8217;liler dahil) bütün bir toplumdan daha demokrat, daha sivil, daha özgürlükçü!<br />
Keşke; bu saikle hareket etmiş olsalardı&#8230;<br />
Bu şehrin en önemli üç caddesi var. Bu üç cadde de Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında, hem de kıt imkanlar karşısında açılmıştır:<br />
Cumhuriyet Caddesi&#8230;<br />
Hastaneler Caddesi&#8230;<br />
Paşalar Caddesi&#8230;<br />
Aradan o kadar yıl geçti ama hiçbir belediye başkanı, bu üç cadde gibi nitelikli, planlı ve rasyonel bir cadde daha açamadı.<br />
&#8220;Madem ki yeni bir cadde açamıyoruz, o halde mevcut caddelerin isimlerini değiştirelim&#8221; biçiminde bir irade sergilenmek isteniyorsa; inanın ki buna değil insanlar şu geveze kargalar bile gülmez, gülmeye değer bulmaz&#8230;<br />
Tarihe geçmenin yolu, cadde isimlerini değiştirmekten geçmez&#8230; Tarihe geçmek için, önce ehli vicdan olacaksınız, sonra da iz bırakan eserlere imza atacaksınız&#8230;<br />
Yapın Paşalar Caddesi gibi bir cadde ve istediğiniz ismi verin. Ananızın ak sütü gibi helal olsun&#8230;<br />
Tamirini ve bakımını dahi yapmaktan acze düşülen caddelerin tabelalarını değiştirmek icraat olsaydı eğer, bugün bitpazarları &#8220;sahte kahraman&#8221;lardan geçilmezdi.<br />
Ne Kazım Yurdalan, ne de Haşim İşcan durduk yerde tarihe altın harflerle kazınmadılar.<br />
Her şeyden önce adam gibi adamdılar; ayrıca da öyle eserler vücuda getirdiler ki, bugün birileri onların bıraktıkları eserlerin sadece isimlerini değiştirmeyi &#8220;icraat yapmak&#8221; zannediyorlar&#8230;<br />
Bakın, iyi bakın ve görün:<br />
Bu şehrin niye kalkınamadığını yahut da kalkınma yolunda kimlerin nasıl çelme takmaya çalıştığını&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7734-yol-yapanlarin-yerini-rol-yapanlar-alinca-iste-bu-manzara-cikar-ortaya/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serseri kurşun!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7688-serseri-kursun</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7688-serseri-kursun#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 07:09:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7688</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç şeritli yollar da çare olmadı, ağır cezalar da&#8230;
Hiçbir şey yollara pusu kurmuş o katili durduramıyor! Neredeyse her saat başı bir yerlerde birçok insan, pusuya yatan bu canavara kurban oluyor. Daha dün de Eskişehir&#8217;de altı kişi feci şekilde can&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç şeritli yollar da çare olmadı, ağır cezalar da&#8230;<br />
Hiçbir şey yollara pusu kurmuş o katili durduramıyor! Neredeyse her saat başı bir yerlerde birçok insan, pusuya yatan bu canavara kurban oluyor. Daha dün de Eskişehir&#8217;de altı kişi feci şekilde can verdi.<br />
Dün ve önceki gün de başka bir yerde başka insanlar can vermişti.Evinden işe giden de potansiyel kurban, tatile çıkan da. Otobüsleri tercih edenler de hedefte, özel aracıyla seyahat eden de&#8230; Ne yola çıkanın menzile ulaşacağının garantisi var, ne de yoldakinin evine&#8230;<br />
Öyle bir noktaya geldik ki, sağ salim evine dönen bir kimse &#8220;şansım çok yaver gitti&#8221; diyor.<br />
Hani uzmanlar televizyonlara çıkıp bas bas bağırıyorlardı: Cezalar caydırıcı değil, bu kanunlarla trafik canavarını dizginlemek mümkün değil!<br />
Yasalar değişti, cezai müeyyide ağırlaştırıldı. Ama canavar durdurulamadı; üstelik de son aylarda olduğu gibi, ölümlü kaza sayısında müthiş bir artış var.<br />
Televizyonları artık izleyemez olduk. Günlük 20-30&#8242;un altına düşmüyor yollarda hayatlarını bırakanların sayısı&#8230;<br />
Düşünün ki, bir de haber bültenlerine giremeyen kazalar var. Ya da haberlerde yaralı denilen ve sonra hastanede ölen kişiler&#8230; Bunlar ölü toplamına dahil edilmiyor.<br />
Ne kadar güzel yollar yaparsanız yapın, sürücü belgesi için hangi kursları açarsanız açın, yollara nasıl polis barikatları kurarsanız kurun, canavar dur durak bilmeden öldürmeye devam ediyor.<br />
Hani eskiden yollar iyi değil, araçlar eski, cezalar caydırıcı olmaktan uzaktı diye, yollarımız kan gölüne çevriliyordu.<br />
Şimdi şartlar çok değişti. Bir kere bütün yollar düzeldi, ya duble ya da çift şerit asfalt&#8230;<br />
Eskiden üç beş kuruş veren sürücü belgesi alabiliyordu. Fakat günümüzde böyle bir şey neredeyse imkansız; merkezi sistemle sınav yapılıyor. Yani gerçekten taşıt kullanamayanlara artık hiçbir kurs şirketi belge veremiyor. Arabaların kalitesi ve güvenliği de eskiye göre çok daha iyi&#8230;<br />
İnsanlar da yine eskiye göre daha düzgün bir bilince ve analiz yetisine sahip&#8230; Bütün bunlar yetmiyormuş gibi cezalar da çok ağır, kontroller de çok sıkı&#8230;<br />
Polis öyle &#8220;çorba parası”na kimseye yol vermiyor daha&#8230; (En azından istisna noktasında)<br />
Kural ihlali yapan yandı.<br />
Tamam da o zaman sorun nerede ki, kaza sayısında patlama oluyor ve bu kazalarda kaybettiğimiz insan sayısı kartopu gibi büyüyor?<br />
Öyle ya, bir yerlerde çok önemli bir noksan var demek&#8230; Yoksa bu denli bir iyileşmeye rağmen, bu kadar çok kaza olur mu?<br />
Ankara şu sıralar ne yollara ne de bu yollarda yitip giden hayatlara bakamayacak kadar yoğun. İktidar Anayasa&#8217;yı değiştirme derdinde, muhalefet bunu engellemenin peşinde! Bazıları dağa çıkmakla korkutuyor, bazıları da dağdan inmemekle tehdit ediyor.<br />
Ergenekon ve Balyoz gibi darbe girişimleri de işin cabası!<br />
Dolayısıyla Ankara&#8217;nın trafik sorunu gibi, müzmin bir soruna ayıracak vakti ve enerjisi yok!<br />
Hemen her gün onlarca kişi ölüyor; siz ne zaman bu ülkeyi yöneten kişilerin bu meseleyi ciddi manada dert edindiğini gördünüz?<br />
Üstelik ölenler hep de sade vatandaşlar olmuyor, ünlü ünsüz birçok kimse kurban oluyor. Sanatçısı da var, politikacısı da&#8230; İşadamı da payına düşeni alıyor, bürokrat da&#8230;<br />
Trafik canavarı, olmuş bir serseri kurşun; ne zaman nerede kime çarpacağı belli değil. Ne ünlü bir kişinin garantisi var, ne de paralı olanın&#8230;<br />
Tamam ölenlerin büyük bir kısmı tıpkı terörle mücadelede olduğu gibi şimdilik sade vatandaşlardan oluşuyor fakat, arada bir de başkaları da gidiyor.<br />
Gelişmiş hiçbir ülkede bizdeki kadar kaza olmuyor. Yılda bir iki kez, üç beş kişinin öldüğü bir kaza olduğunda da, medya günlerce sorumlu arayıp duruyor.<br />
Bizde trafik kazaları ne yazık ki vakıa adiyeden bile sayılmıyor. Televizyonlar daha çok magazin haberi bulabilseler, inanın ki altı kişinin hayatını kaybettiği o kaza bile haber olmayacak!<br />
Millet de kanıksadı; pek çoğumuz futbola ayırdığımız vaktin yüzde birini ülkenin bu hayati meselesini düşünmeye veya çare aramaya ayırmıyoruz.<br />
Halbuki bu serseri kurşun vururken adres sormuyor.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7688-serseri-kursun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçekten rejim elden gidiyor mu?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7545-gercekten-rejim-elden-gidiyor-mu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7545-gercekten-rejim-elden-gidiyor-mu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 08:22:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7545</guid>
		<description><![CDATA[Son derece şöhretli ve etkili sanıklardan müteşekkil Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarına dair iddianameyi okudukça insanın kanı donuyor. Bırakın bu iddiaların yüzde ellisinin doğrusu olmasını yüzde beşi bile, ülkenin nasıl büyük bir felaketten döndüğünü göstermeye yetiyor.
Hani şu sıralar Anayasa&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son derece şöhretli ve etkili sanıklardan müteşekkil Ergenekon ve Balyoz davalarının sanıklarına dair iddianameyi okudukça insanın kanı donuyor. Bırakın bu iddiaların yüzde ellisinin doğrusu olmasını yüzde beşi bile, ülkenin nasıl büyük bir felaketten döndüğünü göstermeye yetiyor.<br />
Hani şu sıralar Anayasa değişikliği hararetli biçimde tartışılıyor ya, bakıyorsunuz ki, beri yanda da birileri yeniden düğmeye basmış:&#8221;Türkiye elden gidiyor, rejim yıkılıyor&#8221;<br />
Muhtelif haber siteleri ve yayın organları öyle bir yaygara kopardılar ki, işin iç yüzünü bilmeseniz sanırsınız ki, gerçekten rejim yıkılmak üzere ve gerçekten laiklik silinip atılacak.<br />
Oysa durum hiç de öyle değil&#8230;<br />
Statüko bekçileri, sürdürdükleri saltanatın sona ermemesi için panik havası yaratarak, halkı iktidara karşı kışkırtıyorlar.<br />
Sahnelenen oyun, hayli aşınmış olmasına karşın yine de tekrar tekrar deneniyor.<br />
Hemen her gün ya bir suikast timi deşifre ediliyor, ya da daha önce yakalananların akla ziyan planları saçılıyor etrafa; ama buna rağmen felaket hortumlarından ha bire yüksek tazyikli tahrikler sıkılıyor&#8230;<br />
Muhtemelen, bugünlerde siz de sıkça karşılaşıyorsunuzdur; &#8220;Ordu daha neyi bekliyor, niye darbe yapmıyor&#8221; şeklinde tepki gösterip, feryat edenlerle&#8230; Ortalama on yılda bir askeri müdahale geleneği olan bir ülkenin evlatları olarak, eskiden işler biraz karışınca endişeye kapılıp, &#8220;ya ordu darbe yaparsa&#8221; diye endişelenirdik. Şimdi tersi durum sözkonusu&#8230; AK Parti&#8217;den ve AK Parti&#8217;nin izlediği politikalardan memnun olmayanların bir kısmı, işi abartarak, darbe çığırtkanlığı yapıyor:<br />
Rejim elden gidiyor, devlet yıkılıyor, vatan bölünüyor!<br />
Haydi asker gelsin!<br />
Dikkat ediyorum da, askere davetiye çıkaran bu insanların bir kısmı oldukça aklı başında kişiler&#8230; Ama nasıl oluyorsa oluyor; demokrasiden, sandıktan, siyasi mücadeleden ve hukuktan ümit kesip, çareyi askeri müdahalede arıyorlar!<br />
Yaşım itibariyle, 27 Mayıs&#8217;ı okuyarak anlamaya çalıştım ama 80&#8242;i ve de 28 Şubat&#8217;ı yaşayarak gördüm. Ordu, 80&#8242;de sivil yönetime doğrudan ve fiilen, 28 Şubat&#8217;ta ise, adına &#8220;post modern&#8221; denilen bir üslupla, yani medya ve sivil örgütler marifetiyle yandan müdahale etmişti. İkincisinde kan akmadı ve gencecik insanlar idam sehpalarında sallanmadı belki ama hem demokrasi hem de hukuk ciddi yara aldı.<br />
27 Mayıs&#8217;ın üzerinden kırk küsur yıl geçmesine rağmen halen Yassıada&#8217;da yakılan ateş tütüp duruyor. Menderes ve arkadaşları silah zoruyla indirilip, idam sehpasına çıkarılmasaydı, belki de siyaset sahnesinden silinirlerdi. Kırk küsur yıldır kimse Demokrat Parti&#8217;nin ülkeyi on yıl boyunca nasıl yönettiğini değil,  başbakan ve iki arkadaşının nasıl asıldıklarını konuşup duruyor. Cuntacılar ve cuntacıların getirdikleri hukuk önünde Menderes, sanık olmasına karşın, toplum vicdanında hep mağdur ve mazlum oldu. Bilmiyoruz, yaşasalardı ve hukukun hakim olduğu gerçek bir mahkemede yargılansalardı acaba suçlu bulunurlar mıydı?<br />
Artık ne söylesek boş; öyle veya böyle tarih hükmünü veriyor.<br />
Gelelim, günümüze ve sırf AK Parti&#8217;den kurtulmak için, askeri darbe çağrısında bulunan kişilere&#8230;<br />
Türkiye, aslında ta Tanzimat&#8217;la birlikte, çıktığı Batı yolculuğunda son kırk yıldan buyana düşe kalka yürüyor. Hele son üç dört yıldan beri de, nerdeyse yolu yarılamış durumda. AB üyesi oluruz veya olamayız, bu çok önemli değil. Kaldı ki, Türkiye&#8217;ye karşı sürekli çifte standart içinde olan AB topluluğu, üye etmemek için her türlü oyuna başvurup duruyor. Dolayısıyla, belki yolun sonuna varacağız, ama yol çok daha önce bizim için bitmemiş olacak.<br />
Benim arzum ve bu dikenli yoldaki beklentim şudur: Ülkemin topyekun kalkınması, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla devlet ve toplum hayatında pratiğe geçmesi, daha fazla hukuk ve tavizsiz insan haklarıdır.<br />
Açılım sürecinde ortaya çıkan bazı kışkırtıcı ve can yakıcı manzaralar, uzun vadede daha demokratik bir Türkiye hedefini bizden uzaklaştıramamalıdır.<br />
AB sürecinde, Türkiye&#8217;nin en ciddi kazancı bu olacaktır.<br />
Peki, askeri müdahale isteyenlerin beklentisi nedir ve onları darbe çığırtkanı kılan nedenler haklı mıdır? Peşinen şunu söyleyelim ki, gerekçe ne olursa olun, askeri müdahale ne meşrudur ne de ihtiyaçtır.<br />
Tamam&#8230; Tutunuz ki, iktidar ciddi yanlışlar yapıyor, özellikle milli meselelerde pek çoğumuzu endişelendiren zikzaklar çiziliyor. Bunun çaresi, askeri darbe yapmaya mı çağırmaktır, yoksa siyasi mücadeleye mi koyulmaktır?<br />
Geçmişte yapılan askeri darbelerin hangisi, ülkemize kalkınma hamlesi yaptırmıştır; hangi darbeden sonra Türkiye, dünya ligine yükselmiştir?<br />
Tarih ortada, isteyen açıp baksın&#8230; Her askeri darbe bu ülkenin yirmi otuz yıl geriye gitmesine neden olmuştur.<br />
Asker, yani Türk Silahlı Kuvvetleri, bu ülkenin ve milletin en değerli kurumlarından birisidir.<br />
Orduyu, gözbebeği gören bir millet olarak, o kurumdan yegane beklentimiz, ülkemizin ve devletimizin içte ve dışarıda güvenliğini sağlamasıdır. Dosta güven veren, düşmanlarımıza karşı caydırıcı olan ordumuzu, ikide bir de darbe yanlısı göstermek, yanlıştan öte bu kuruma yapılmış hakarettir.<br />
Hükümete ne kadar kızıyor olsak bile, başvuracağımız yol, darbe istemek olmamalıdır. Tüm çareler tükenmiş, hükümet hukuku, demokrasiyi ve insan haklarını rafa kaldırıp da diktatörlük mü ilan etti ki, son bir ümit olarak orduya sığınıyoruz?<br />
Şu itirazı hem haklı buluyorum hem de destekliyorum:<br />
Hükümet, Meclis&#8217;teki sandalye sayısına dayanarak, sokağın sesine, aydının itirazına, medyanın eleştirisine, iş çevrelerinin tepkisine kulak tıkarsa, -ki, yer yer böyle yapıyor- en sert muhalefeti hakketmiş olur. Ama böyle olsa dahi, çözüm askeri darbe yapmaya çağırmak değil, sokağa inip, dişe diş mücadele vermektir.<br />
AK Parti şayet bir askeri darbe neticesinde iktidarı ele geçirmiş olsaydı ve tıpkı Hitler gibi demokrasiyi askıya almaya kalksaydı, başka bir darbeyle de gitmeyi hakketmiş olurdu.<br />
Fakat böyle olmadı.<br />
Seçimle geldi ve ancak seçimle gitmelidir.<br />
Darbe isteyenler aslında, demokratik yolla alt edemedikleri bir partiyi, askerin silahıyla yıkıp, yerine geçmeyi planlıyorlar. Bunun adına da demokrasi diyecekler!<br />
Olmaz; olmamalı da&#8230;<br />
Bakınız en son üç kuvvet komutanı bile verdikleri ifadelerinde, darbe yapmaya teşebbüs edenlere karşı komuta kademesinin demokrasiden yana tavır aldığını söylediler.<br />
Demek ki, sanıldığı gibi bu darbe meselesi bir vehimden ibaret değil; adamlar fırsatını bulmuş olsalardı, düşüncelerini kuvveden fiile geçireceklermiş.<br />
Bereket hesapları tutmamış.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7545-gercekten-rejim-elden-gidiyor-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polis&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7464-polis</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7464-polis#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 08:33:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7464</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sakın yaramazlık yapma, yoksa seni polise veririm&#8221; şeklinde tehdit ederdi anneler, uslu durmayan çocuklarını&#8230;
Hangi çocuk vardı ki, polisten korkmasın, polisi görünce &#8220;hiza&#8221;ya girmesin?
Hangi üniversite genci vardı ki, polise sevgiyle baksın, okulu bittiğinde de polis olmak istesin?
Polis soğuktu,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sakın yaramazlık yapma, yoksa seni polise veririm&#8221; şeklinde tehdit ederdi anneler, uslu durmayan çocuklarını&#8230;<br />
Hangi çocuk vardı ki, polisten korkmasın, polisi görünce &#8220;hiza&#8221;ya girmesin?<br />
Hangi üniversite genci vardı ki, polise sevgiyle baksın, okulu bittiğinde de polis olmak istesin?<br />
Polis soğuktu, polis korkutucuydu, polis komplocuydu, polis işkenceciydi, polis ideolojik kamplara bölünmüş taraftı.Kabul edelim ki, köprülerin altından çok sular aktı; bugün ne anne-babalar çocuklarını &#8220;seni polise veririm&#8221; diye tehdit ediyor, ne de polis eski polis&#8230;…<br />
Çünkü Türk Polisi, son yirmi yıl içerisinde müthiş bir mesafe aldı ve pek çok kimsenin tahmin edemeyeceği bir noktaya ulaştı:<br />
Eğitimli, bilgili, nazik, sosyal, sempatik ve hukuktan yana&#8230;<br />
İşkence de tarih oldu, ideolojik kamplaşmalar da.<br />
Artık polisimiz &#8220;sanıktan delile ulaşma&#8221; dönemini geride bıraktı, şimdi delilden sanığa giden yolda ustalaştı.<br />
Her açıdan gelişti ve donanım sahibi oldu&#8230;<br />
Eskiden yani on, on beş yıl önce hangi anne-babaya sorsaydınız, çocuğunun ya subay, ya doktor, ya mühendis ya da pilot olmasını isterdi. Evladının polis olmasını isteyenler daha çok, aynı mesleğe mensup kişiler arasından çıkardı.<br />
Fakat şimdi öyle değil&#8230;<br />
Türk Polisi, geçen zaman içinde çok gelişti, değişti ve yeni bir vizyona sahip oldu.<br />
Polis yüksekokulları, polis kolejleri ve nihayetinde de polis akademisinden mezun olan pırıl pırıl gençlerden oluştu teşkilat&#8230; Bu yüzden de bugünkü modern polis kurumu çıktı karşımıza&#8230;<br />
Bakmayın siz zaman zaman toplumsal olaylarda &#8220;orantısız güç&#8221; kullanılmasına, esasında Türk Polisi  büyük bir reformdan geçti; en azından artık kimse &#8220;işkenceci polis&#8221; yakıştırması yapmıyor. Oysa eskiden böyle değildi.<br />
Bırakınız o bir zamanlar &#8220;Pol-1&#8243;, Pol-2&#8243; dönemlerini, sonrasında dahi, yolu karakola düşen bir çok kimse, fiili işkenceye maruz kalmasa bile en hafif şekliyle hakarete uğrardı&#8230;<br />
Şimdi çay kahve ikram ediliyor, hukuk normlarına sadık kalınarak evrensel kurallar uygulanıyor. Yani hukuk dairesinde kalınıyor&#8230;<br />
Kim değişmedi, hangi kurum inkişaf etmedi ki?<br />
İster istemez polisimiz de bu &#8220;değişim&#8221;e ayak uydurdu ve kendisine yakıştırılan o &#8220;korkunç&#8221; sıfatlardan uzaklaştı. Bilmiyorum, hala çocuğunu &#8220;bak polis geliyor&#8221; diye korkutan anne-baba var mıdır?<br />
Sanmıyorum&#8230;<br />
Çünkü Türk Polisi, şimdi çocukların en çok sevdiği &#8220;amca&#8221;lar arasında&#8230;<br />
&#8220;Yavrum büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?&#8221; sorusuna verilen cevaplar arasında, &#8220;polis olmak istiyorum&#8221; cevabı şu sıralar &#8220;subay olmak istiyorum&#8221;un önüne geçmiş durumda&#8230;<br />
Artık niye ise?!<br />
Dil bilen, doktora yapmış polislerimiz var&#8230;<br />
Karakollarımız ve polis merkezlerimiz hala çok modern değil belki ama içinde güler yüzlü, sıcak ve dürüst memurlar çalışıyor.<br />
&#8220;İşkence&#8221; kelimesinden tiksinti duyan memur sayısı,  bütün bir teşkilatı kuşatmış vaziyette&#8230;<br />
Şu günlerde Polis Teşkilatı&#8217;nın kuruluşunun 165. yıl dönümü, ülke genelinde olduğu gibi, şehrimizde de çeşitli etkinliklerle kutlanmakta&#8230;<br />
Tiyatrodan tutunuz da, halk toplantılarına kadar bir çok faaliyet sergileniyor. Emniyet Müdürü İbrahim Çelik ise, geldiği günden beri boş durmuyor. Ya teşkilatıyla iç sorunlarını tartışıp, çözüm yolları buluyor ya da vatandaşla sıcak temas kurarak, toplumsal sorunlara çare arıyor&#8230;<br />
Besbelli ki İbrahim Çelik; meselesine vakıf, deneyimli, çalışkan ve azimli bir polis şefi&#8230;<br />
&#8220;Görev sürem dolsun, çekip gideyim&#8221; anlayışında değil.<br />
Erzurum, yollar üzerine kurulu bir şehir olması nedeniyle polislik açısından ciddi bir önem arzetmektedir. Komşu ülkelerden yasal olmayan yollardan çeşitli giriş-çıkışlar yapıldığı bir gerçek&#8230;<br />
Sık aralıklarla uyuşturucu yakalanması da bu kapsamdadır. Dolayısıyla Erzurum Polisi, sıradan bir polis olamaz, olmamalı da&#8230;<br />
Narkotikten tutunuzda, terörle mücadeleye kadar, her birim Erzurum&#8217;da çok daha dikkatli ve çok daha usta olmak zorunda.<br />
Çünkü, Erzurum hem stratejik hem de jeopolitik açıdan ciddi bir öneme sahip şehirlerimizden biridir.<br />
Anlaşılıyor ki, Erzurum Emniyet Müdürü İbrahim Çelik, bu gerçeğin bilincinde bir polis yöneticisi&#8230;<br />
Çünkü sürekli sahada, sürekli halkla iç içe ve sürekli kulağı sokakta&#8230;<br />
Bugün Erzurum bir &#8220;suç cenneti&#8221; değilse, bunu polisimize borçluyuz.<br />
Onlar görevlerini layıkıyla yapmamış olsaydı, kimbilir bugün sokakları hangi çeteler kuşatmış olacaktı.<br />
Geçmişte böyleydi&#8230; Suçlu ile kol kola dolaşan polis ve mafya babalarıyla sabahlara kadar eğlenen polis şeflerini gördük.<br />
Bugün polis, suçluların korktuğu, sade yurttaşlarımızın ise kendisini güven içinde hissetmelerini sağlayan bir isimdir.<br />
165 yıl içinde bu topraklar o kadar büyük olaylara sahne oldu ki, ister istemez polisimiz de bu sahnede kendisine düşen rolü oynadı.<br />
Bugün taşlar biraz daha yerli yerine oturmuş durumda. Elbette ki eksiği de var, eğrisi de&#8230; Lakin bir çok noktada olduğu gibi, polis teşkilatında da müthiş bir dönüşüm oldu.<br />
Türkiye, demokrasiye geçişin doğum sancılarını çekiyor&#8230;<br />
Almamız gereken daha uzun bir mesafe var. Olsun; en azından bu uğurda anlamlı bir mücadele veriliyor. Türk Polisi de bu kapsamlı mücadele içinde, kendine düşen misyonu olabildiğince yerine getirmeye çalışıyor.<br />
Az şey midir?<br />
Artık anneler-babalar çocuklarını &#8220;bak polise veririm&#8221; diye korkutmuyor, hatta evlatlarının polis olması için onları teşvik bile ediyor&#8230;<br />
Bu vesileyle, Emniyet Müdürü İbrahim Çelik&#8217;in şahsında, tüm polislerimizin bu anlamlı günlerini kutluyor, kendilerini yürekten tebrik ediyorum&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7464-polis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Laptoplu Dadaşlar Ordusu&#8221;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7389-laptoplu-dadaslar-ordusu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7389-laptoplu-dadaslar-ordusu#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 08:05:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7389</guid>
		<description><![CDATA[Haber dün Palandöken&#8217;de çıktı. Usta gazeteci-yazar Vahdet Nafiz Aksu&#8217;nun sözcülüğünü yaptığı &#8220;Encümen-i Erzurum&#8221; üyeleri, Ankara&#8217;da toplanmışlar.
Konuya girmeden önce bir noktanın altını kalınca çizme ihtiyacı duyduk; ola ki birileri öküzün altında buzağı aramaya kalkarsa, boşuna debelenip durmasınlar diye! Efendim; ne&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haber dün Palandöken&#8217;de çıktı. Usta gazeteci-yazar Vahdet Nafiz Aksu&#8217;nun sözcülüğünü yaptığı &#8220;Encümen-i Erzurum&#8221; üyeleri, Ankara&#8217;da toplanmışlar.<br />
Konuya girmeden önce bir noktanın altını kalınca çizme ihtiyacı duyduk; ola ki birileri öküzün altında buzağı aramaya kalkarsa, boşuna debelenip durmasınlar diye! Efendim; ne Encümen-i Erzurum bir siyaset platformudur, ne de bu kurulun azaları muhtemel bir seçimde potansiyel adaydır. Kaldı ki, aday da olabilirler, pekâlâ siyaset de yapabilirler. Ama buna rağmen, bu &#8220;Laptoplu Dadaşlar&#8221;ın böyle bir muradı yok.<br />
Üyelerin bir çoğunu yakından tanırız; bu sebeple de şahadet ederiz ki Encümen-i Erzurum; hiçbir beklenti ve paye ummaksızın, memlekete yani Erzurum&#8217;a katkı sunmak istiyor.<br />
Vahdet Nafiz Aksu&#8217;nun, bugüne kadar yazıp çizdikleri ve duruşu bu iddiamızın en müşahhas örneğidir. Keza diğer üyeler de aynı kalıbın adamıdırlar ve yüksek kırattaki Erzurumlulardır.<br />
&#8220;Encümen&#8221; denilmesine sakın aldanmayın&#8230;<br />
Yok, yok; öyle kimse kimseyi seçmiyor yahut da bu encümende aza olmak için, birinin icazeti de gerekli değil. Hatta Erzurumlu olmanız da gerekmiyor. Şayet bilgi birikiminizi memleket sevgisiyle harmanlayıp, meccani olarak Erzurum için hasretmek istiyorsanız, buyurun platform da sizin, söz de&#8230;…<br />
&#8220;Laptoplu Dadaşlar Ordusu&#8221;<br />
Bu tarif, muhtemelen ya Vahdet Bey&#8217;e ya da muhterem dostumuz Davut Sarı&#8217;ya aittir. Çünkü zeka ürünü bir tarif yapılmış&#8230; Dedik ya, pek çoğunu yakından tanırız. Gerçekten Encümen-i Erzurum azaları, bir kere fert fert rüştlerini ispatlamış kimselerdir. Her biri gerçek bir münevver mesuliyeti ile hareket etmektedir ve olup bitenleri seyirci koltuğundan izlemek yerine, alana inip, doğruların savunuculuğunu yapmaktadırlar.<br />
Vahdet Nafiz Aksu, dün gayet münderecatlı biçimde kaleme almıştı: Encümen-i Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları&#8217;ndan hareketle, o yıl Erzurum&#8217;da, yapılması halinde şehrin yüzde yüz fayda göreceği sosyal ve kültürel faaliyetlerin neler olabileceğini konuşmuş.<br />
Bu bağlamda 2011 Kış Oyunları&#8217;nın yanında, bir de &#8220;Kültür Olimpiyatı&#8221; tertiplenebilir. Adı da son derece güzel:<br />
&#8221; 1. Geleneksel Kardelen Kış Festivali&#8221;<br />
İçini istediğiniz gibi doldurun, yeter ki evrensel ölçülerde olsun ve komplekse kapılıp yerel değerlerinizi yok etmeyin.<br />
Geçen hafta Palandöken&#8217;de çıkmıştı; Kış oyunlarıyla ilgili resmi internet sitesinde 2011 çerçevesinde yapılması planlanan sosyal ve kültürel faaliyetler başlığı altında, adeta ucuz bir komedya listesi vardı. Neyse ki bu mesele, kültürden habersiz insanlara bırakılmayacak kadar önemlidir.<br />
Encümen-i Erzurum haklı olarak bu &#8220;kültürel faaliyet&#8221; meselesini çok önemsiyor ve bunun için, vakit kaybedilmeden adam gibi işlerin yapılması gerektiğine vurgu yapıyor.<br />
Ayrıca aynı öneri doğrultusunda Encümen-i Erzurum, şehrin mimarisi ve peyzajı konusunda da olması icap eden hususlara da dikkati çekiyor:<br />
Şehrin oyunlarla ilgili görsel açıdan süslenmesi, ana arterlerin yine yarışlarla alakalı biçimde düzenlenmesi, yeni hedeflere dair beklentileri ifade edecek sanatsal sunumlar yapılması&#8230;<br />
Aklın yolu bir&#8230;<br />
Encümen-i Erzurum&#8217;un bu anlamlı önerisi, aklı başında birçok zeminde de sık aralıklarla gündeme taşınmaktadır. İşte bütün bu girişimler sonucudur ki, aldığımız habere göre, Bakanlık 2011&#8242;de sosyal ve kültürel tanıtıma dönük birkaç milyon dolarlık bir bütçe ayıracak.<br />
Yani Erzurum&#8217;un mukadderatı Turizm Müdürü&#8217;nün inisiyatifine bırakılmıyor.<br />
Yüreği memleket sevgisiyle dolu yüzlerce binlerce hemşerimiz var. Bunların bir kısmı yurdun dört bir yanına dağılmış, bir kısmı da sınırlar ötesinde&#8230;<br />
Ancak bu dostlarımızın pek azı, eline kalemi kağıdı (laptop demek istemiştik) alıp yazıp çiziyor. Bu noktada Ankara oldukça farklı&#8230;<br />
Başkentteki hemşerilerimiz artık suyundan mıdır, yoksa başka Saiklerden midir bilinmez, hem yazıp çizerler, hem de şehre dair ayağı yere basan rasyonel fikirler sunarlar&#8230;<br />
Encümen-i Erzurum, kendi ifadeleriyle &#8220;Laptoplu Dadaşlar&#8221;dan oluşuyor. Erzurum&#8217;u da biliyorlar, dünyadan da haberdarlar.<br />
2011 Koordinatörü Bekir Korkmaz&#8217;ın yerinde olsaydım, hiç vakit kaybetmeden bu &#8220;Encümen-i Erzurum&#8221;un bila bedel sunduğu, birbirinden orijinal fikirlerden yararlanır, hatta fırsat buldukça toplantılarına katılırdım.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7389-laptoplu-dadaslar-ordusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum, bir Kayseri olabilir mi?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7296-erzurum-bir-kayseri-olabilir-mi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7296-erzurum-bir-kayseri-olabilir-mi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 08:31:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7296</guid>
		<description><![CDATA[Şehirlerin kalkınması ve gelişmesinde, elbette ki para, başlıca şartlardan biridir. Ancak para tek başına &#8220;kurtarıcı&#8221; değildir; zira en az para kadar önemli olan başka hususlar da bir arada olmalıdır ki, ortaya dört başı mamur bir şehir çıkabilsin.
Misal; ufuk sahibi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şehirlerin kalkınması ve gelişmesinde, elbette ki para, başlıca şartlardan biridir. Ancak para tek başına &#8220;kurtarıcı&#8221; değildir; zira en az para kadar önemli olan başka hususlar da bir arada olmalıdır ki, ortaya dört başı mamur bir şehir çıkabilsin.<br />
Misal; ufuk sahibi ve becerikli bir yerel yönetim… Ayrıca dürüst, çalışkan, cesur ve dünyadan haberdar yerel yöneticiler&#8230;Şayet bu vasıflara sahip yerel yöneticileriniz ve yerel yönetim birimleriniz yoksa para, yalnız başına özlemini duyduğunuz şehri vücuda getiremez. Bugün ülkemizde öyle şehirlerimiz var ki, çok ciddi kaynakları çok gereksiz projelere gömdüğü için, beklenen sıçramayı yapamamıştır yahut da olması gereken yerde değildir.<br />
Öyle şehirlerimiz de var ki, muadiliyle aynı imkana sahip olmasına rağmen, tamamen ufuk sahibi yöneticileri sayesinde alıp başını gitmiş&#8230;<br />
Bu ikinci kısma giren şehirlerimizin içinde en öne çıkanları kuşkusuz ki, Ankara, Konya, Antalya, Kayseri, Çorum, Eskişehir, Mersin ve Bursa&#8217;dır.<br />
Başkent olması münasebetiyle, Ankara&#8217;yı bir kenarda tutarak bakacak olursak aynı safta bulunan öteki şehirlerimizin, çok büyük mesafeleri çok kısa zamanda aldıklarını görürüz. Özellikle de Konya, Çorum ve Kayseri&#8217;de &#8220;modern şehircilik&#8221; açısından, kelimenin tam anlamıyla bir devrim yapılmış.<br />
Bir münasebetle, geçtiğimiz haftayı Erzurum dışında geçirdik. Birçok şehirden geçtik, bazılarını yakından inceledik, bazıları hakkında içeriden bilgiler edindik. Bu şehirlerin içerisinde en dikkate değer olanı bizim için Kayseri oldu.<br />
Bilenler bilir ki, Kayseri artık kabına sığmayan bir şehirdir. Hoş bu kadarı bizim için de malumdu; fakat geldiği noktayı bizzat müşahede etmiş olmasaydık, anlatılanların abartıldığını düşünürdük.<br />
Tabii ki, sanayi ve üretim çok önemli&#8230;<br />
Yani Kayseri, bidayetinden beri üretim yapan bir şehrimiz. İşin bu kısmı ayrı&#8230; Bizim Kayseri&#8217;de &#8220;dikkate değer&#8221; bulduğumuz nokta, şehircilik açısından ulaştığı mesafedir.<br />
Kayseri&#8217;nin şehir nüfusu bir milyon&#8230; Fakat ilk bakışta bu bir milyon nüfusu sezemiyorsunuz. Çünkü ne trafik sıkışık, ne meskenler iç içe, ne cadde ve sokaklar tıkış tıkış, ne yeşil alanlar yok edilmiş, ne park sorunu mevcut, ne de gecekondu bulunuyor. Bu başarının başlıca sebebi şu: Vaktiyle Kayseri Belediyesi, (Osman Kavuncu, yani nam-ı diğer &#8216;Kambur Osman&#8217; döneminde) öyle bir şehir temeli atmış ki, sonraki yıllarda da kim iş başına gelmişse, istese de o temelleri bozamamış. Haklarını teslim etmek gerekir ki, Kavuncu&#8217;dan sonra gelenler de hep mevcut hizmetlerin üstüne yeni bir şeyler koymuşlar. Üç dönemdir de Mehmet Özhaseki Kayseri&#8217;yi yönetiyor. Bu dönemde de Kayseri sürekli yeni atılımlarla karşılaşmış. Bu yeni işlerin içinde, en öne çıkanı da hafif raylı sistem&#8230; Öyle ki, şehri dört bir yandan kuşatan bu sistem sayesinde, bugün Kayseri&#8217;de &#8220;ulaşım sorunu&#8221; diye bir gündem yok&#8230;<br />
Zaten çalışan, üreten ve ürettikçe zenginleşen bir şehir Kayseri&#8230; Bugün ülkemizin hemen her alandaki en baba markaların Kayseri&#8217;den çıkmış olması elbette ki tesadüf değil&#8230;<br />
Malumunuz biz Erzurum&#8217;da yoksullukta, geri kalmışlıkta yarışıp dururken, hatta habis hale gelen kıskançlığımız yüzünden, sürekli birbirimizin mezarını kazırken; Kayseri halkı tam tersini yapmış ve yapıyor:<br />
Zenginlikte yarışıyor&#8230;<br />
En büyük eğlenceleri çalışmak yeni şeyler üretmek, ortak paydaları ise daha gelişmiş bir Kayseri inşa etmek&#8230;<br />
&#8220;Sen-ben kavgası&#8221; yerine; Kayseri&#8217;de hakim olan anlayış, pasta büyük olsun, herkesin alacağı pay artsın şeklinde&#8230;<br />
Bir kere Kayseri&#8217;de sokaktaki en sade vatandaştan tutunuz da en büyük işadamına kadar herkesin müşterek bir hedefi var:<br />
Dünyaya hitap edecek bir şehir vücuda getirmek&#8230;<br />
Bu sebeple Kayseri&#8217;de aç yok, işsiz yok&#8230;<br />
Yine bu sebepten olmalıdır ki, Kayseri’de sürekli yeni bir şeyler üretmek, en az ibadet kadar &#8220;makbul&#8221; kabul ediliyor.<br />
Öğreniyoruz ki, Kayseri&#8217;de değişmez kuralların başında şu geliyormuş: Her Kayserili önce Kayseri&#8217;yi düşünmek zorunda&#8230;<br />
Kayseri de, eski ile yeni harman olmuş durumda&#8230; Tepeden baktığınızda görüyorsunuz ki bu şehir, hem kadimden beri var olan bir şehir, hem de çağın koşulları ile kuşanmış bir şehir&#8230;<br />
Ne eskiyi yakıp yıkmışlar, ne de yeninin esiri olmuşlar.<br />
Zenginlikte, sanayide, üretimde tavan yapmalarına karşın, misal kış turizmine sırtlarını dönmemişler. Hayır, &#8220;bizde yüzlerce binlerce üretim tesisi, fabrika var, bırakalım kış turizmi de başkalarının uğraş alanı olsun&#8221; demedikleri gibi, aksine belediye Erciyes&#8217;te kış turizmi için yüzlerce milyon dolarlık bir yatırıma girişmiş&#8230;<br />
Başkan Özhaseki bu durumu açıklarken, &#8220;Şehircilik adına yapılacak bir iş olmadığı için, mesaimizi ve kaynaklarımızı kış turizmi için kullanıyoruz&#8221; diyor.<br />
Hakikaten de öyle&#8230;<br />
Kayseri&#8217;de belediyecilik açısından en azından şu otuz kırk yıl içinde yapılacak neredeyse bir iş yok&#8230;<br />
Elbette bu başarının sırrı, Kayseri&#8217;nin bir milyon nüfusa ulaşmış olmasında değil&#8230;<br />
Şayet marifet nüfusun çokluğunda olmuş olsaydı, Kayseri&#8217;den çok daha fazla bir nüfusu barındıran Diyarbakır da gelişmiş olurdu.<br />
Gazetelerde çıkmıştı; birkaç hafta önce bizim belediye başkanımız Ahmet Küçükler, Kayseri ziyaretinden döndükten sonra, bu şehre dair övgüler dizdirmiş ve nasıl hayran kaldığını anlatmıştı. Basın da bu tespitinden ötürü Küçükler&#8217;i eleştirmişti.<br />
Aslında başkan birey olarak haklıydı: Kayseri övgüye layık bir şehir. Ancak yerel bir yönetici üstelik de Büyükşehir Belediye Başkanı olarak da haksızdı. En azından &#8220;hedefimiz Kayseri gibi olmak&#8221; diyebilirdi. Çünkü Kayseri&#8217;yi, Kayseri yapanlar da belediye başkanlarıydı.<br />
Tamam; Kayseri kadar zengin olmamız en azından şu yüzyıl için mümkün değil; lakin Kayseri şehri gibi modern bir şehir olmayı da, Kaf Dağı&#8217;nın arkasındaki Anka Kuşu gibi de görmemek gerekir.<br />
Ahmet Küçükler&#8217;in bu yönde hedefi ve vizyonu olmak zorunda&#8230;<br />
Mesele, Ankara&#8217;nın size ne kadar kaynak ayırdığı değil, sizin bu kaynakları nasıl değerlendirdiğinizdir.<br />
Özhaseki&#8217;nin de iki eli bir başı var. O da aynı yasalara tabi, Kayseri de&#8230;<br />
Üstelik orada öğreniyoruz ki, hükümet çoğu zaman Kayseri&#8217;nin paylarını kısarak gönderiyormuş; yeterince kalkındınız ve zenginleştiniz gerekçesiyle&#8230;<br />
Para önemlidir; ancak paradan önce insan gelir&#8230;<br />
Erzurum&#8217;un sorunu, sanırım yeterli kaynak olmamasından önce, insan yapısıdır.<br />
Kayseri&#8217;yi yakından müşahede ettikten sonra anladım ki, biz Erzurum&#8217;un adam akıllı bir sıçrama yapabilmesi için, önce insana dair olan arızalarımızı gidermemiz lazım.<br />
Bizim zenginimiz Erzurumlu olmayı, yılda bir kez memleketine &#8220;zekat göndermek&#8221; olarak algılarken, Kayserili zengin ise aynı şeyi, memleketine &#8220;yatırım yapmak&#8221; şeklinde anlıyor.<br />
Bizim &#8220;sivil toplum&#8221;, sivil toplumun ödevlerini, cemaate bağlılık, yandaşlar arasında dayanışma, başkalarına hayat hakkı tanımamak ve “küçük olsun benim olsun&#8221; diye amentü bellemişken; Kayseri&#8217;nin sivil toplumu ise, &#8220;Cemaat Kayseri&#8217;den daha kıymetli değildir&#8221; diyebiliyor.<br />
Bizde siyaset, güç gösterisi ve &#8216;cezalandırma&#8217; sistemi biçiminde yorumlanırken, Kayseri&#8217;de siyaset; şehrin ortak paydası için kullanılabilecek bir araçtır.<br />
Bizde siyaset ve bürokrat el ele verip, doğal güzellikleri yok etmek için, HES kurdurmak isterken; Kayseri de aynı gruplar çalının-çimenin peşine düşüyor.<br />
Bizde milletvekilleri ve belediye başkanları zerre miskal halkı ciddiye almazken; Kayseri&#8217;de, en küçük bir projede dahi yöneticiler önce halka müracaat ediyor.<br />
Uzatmaya gerek yok&#8230;<br />
Sonuçta biz biziz; Kayseri de Kayseri işte&#8230;<br />
Keşke sebep sadece para olsaydı, çözüm belki daha kolay olurdu.<br />
Ama artık biliyoruz ki sadece para, bir cüzden ibaret; bizim paradan önce sahip olmamız gereken onlarca haslete ihtiyacımız var.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7296-erzurum-bir-kayseri-olabilir-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hikmet Hoca&#8217;ya açık mektup..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7098-hikmet-hocaya-acik-mektup</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7098-hikmet-hocaya-acik-mektup#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 07:44:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7098</guid>
		<description><![CDATA[Hikmet Hoca&#8217;yı önceden de bilirdik ama asıl rektör olduktan sonra, daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Bazı kesimlerin aksine, biz Hoca&#8217;nın başta Atatürk Üniversitesi olmak üzere, bu şehir için ciddi bir şans olduğuna inandık.
Ve şu TOKİ meselesini saymazsak, bu inancımızdan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hikmet Hoca&#8217;yı önceden de bilirdik ama asıl rektör olduktan sonra, daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Bazı kesimlerin aksine, biz Hoca&#8217;nın başta Atatürk Üniversitesi olmak üzere, bu şehir için ciddi bir şans olduğuna inandık.<br />
Ve şu TOKİ meselesini saymazsak, bu inancımızdan ötürü de pişmanlık duymadık. Zira Hikmet Koçak, Yaşar Bey&#8217;den devraldığı rektörlük görevini, bugüne kadar büyük bir başarı ve titizlikle ifa etti.Hikmet Hoca&#8217;yı önceden de bilirdik ama asıl rektör olduktan sonra, daha yakından tanıma fırsatı bulduk. Bazı kesimlerin aksine, biz Hoca&#8217;nın başta Atatürk Üniversitesi olmak üzere, bu şehir için ciddi bir şans olduğuna inandık.<br />
Ve şu TOKİ meselesini saymazsak, bu inancımızdan ötürü de pişmanlık duymadık. Zira Hikmet Koçak, Yaşar Bey&#8217;den devraldığı rektörlük görevini, bugüne kadar büyük bir başarı ve titizlikle ifa etti.<br />
Üniversite, Hikmet Hoca&#8217;yla birlikte hem fiziki açıdan bir büyüme trendine girdi, hem de eğitim kalitesini sürekli yükseltiyor. Aynı zamanda Atatürk Üniversitesi&#8217;nin, öncelikle Türk Cumhuriyetleri olmak üzere, başka ülkelerle sıcak ilişki kurması sağlanıyor.<br />
Yani Hikmet Hoca, önyargılı beklentileri boşa çıkardı. Ne kadrolaşma gibi, birilerinin &#8220;korkulu rüyası&#8221; gerçekleşti, ne de Atatürk Üniversitesi kendi kabuğuna çekildi&#8230;<br />
Fakat şimdi aynı Hikmet Hoca, sebebi anlaşılamayan bir kararla, adeta baltayı kendi ayağına vurmak istiyor:<br />
TOKİ&#8217;ye, üniversite kampusünde arsa verilecek; TOKİ de bu &#8220;bedava arsa&#8221; üzerinde hocalar için, uzun vadede ödeme koşulu ile lüks konutlar inşaa edecek!<br />
İlk bakışta son derece &#8220;masum&#8221; görünen bu karar, esasında hayli tartışmalı bir eylemdir.<br />
Şayet, haber şöyle olsaydı kimse itiraz etmeyecekti:<br />
Atatürk Üniversitesi TOKİ ile anlaştı, kampus içerisinde hocalar için lojman yapılacak&#8230;<br />
Ne yazık ki böyle değil&#8230;…<br />
Üniversite yönetimi TOKİ&#8217;yi çağırarak, &#8220;İntifa hakkı bizde olan ama asıl Hazine&#8217;nin sahibi bulunduğu arazisi üzerine mensuplarımız için lüks konutlar yap&#8221; demiş.<br />
TOKİ zaten kazılmış mezar arıyor yıkılmak için; böyle bir teklifi elbette geri çevirmezdi&#8230;<br />
Kimse, üniversite hocalarının uzun vadeli lüks villa sahibi olmalarına karşı değil. İtiraz, kararın muhtevasınadır.<br />
Şöyle ki:<br />
1- Bu arazi, üniversitenin tapulu malı değil; yalnızca kamu yararına kullanılmak üzere, Hazine tarafından tahsis edilmiş bir alandır. Yani üniversite, bugün bu arazi üzerine hocalar için kişisel mülk yapılmasına izin verir ve de Hazine bunu onaylarsa, beraberinde gelebilecek başka tekliflere de açık olmak zorundadır. Yarın bir grup çıkıp gelirse, &#8220;bana da arazi ver ben de villa yapmak istiyorum&#8221; derse, üniversite yönetimi, hukuki açıdan zor durumda kalır. Çünkü bu kararıyla başkalarına da &#8220;emsal&#8221; teşkil etmiş oluyor.<br />
2- Bu şehirde oldum olası, &#8220;Üniversite şehirden koptu, üniversite ile halk arasında bir rabıta kalmadı&#8221; türünden haklı-haksız eleştiriler yapılmaktadır. Ve biz biliyoruz ki, Hikmet Hoca, üniversiteyi halkla daha fazla içiçe kılmak için ziyadesiyle bir mücadele vermekte. Bir yanda böyle bir anlayış varken, beri yanda aynı Hoca&#8217;nın aldığı bir kararla üniversite, büsbütün halktan kopmuş olacaktır. Önce lüks konut yapılır, ardından da başka sosyal ihtiyaçları karşılayacak üniteler kurulur. Kimbilir belki mezarlık yeri de tahsis edilmiştir!<br />
3- Hükümet Erzurum&#8217;a, &#8220;Erzurum Üniversitesi&#8221; adı altında, ikinci bir devlet üniversitesi kurulmasına karar verdi. Şehir, son iki haftadan buyana bu meseleyle yatıp bu meseleyle kalkıyor. Sevincimiz büyük, çünkü Erzurum bu kararla belki beş on yıl içinde bir üniversite şehri olacak. Sivil toplum, sokaktaki sade vatandaş ve basın yazıp durmakta; ikinci üniversite şehrin doğusuna kurulsun diye&#8230; Ve biliyoruz ki, bu öneriye en sıcak bakan isimlerden biri de Hikmet Hoca&#8217;dır. Öyle olmasaydı, önceki gün Mahallebaşı sakinleri niye kendisini ziyaret edip de, desteğinden ötürü teşekkür edecekti ki? Peki nasıl oluyor da aynı Hikmet Hoca, bir yanda yeni üniversitenin (dengeli kalkınma adına) şehrin doğusuna kurulmasını isterken, öte yandan da üniversitenin kampusünü kişisel mülk edinmeye açıyor?<br />
Muhtemelen Hikmet Hoca da bizler gibi başından beri eleştirip duruyordur: Niye kamu kurumları halktan hızla koparak kendi özel dünyaları içine çekiliyor?<br />
En çok da bu konuda askeri eleştirip durmadık mı, halktan koptu diye&#8230;<br />
Şimdi Atatürk Üniversitesi, bu haklı eleştirinin hedefi olmak üzere&#8230; Hem de gereksiz bir jest uğruna&#8230;<br />
Bugüne kadar Atatürk Üniversitesi&#8217;nin arazisine bir çok kimse göz dikti; kimisi ticari alan kurmak istedi, kimileri de konut yapmak&#8230; Fakat geçmiş yönetimler bu taleplere direndi ve birilerine karşı &#8220;kötü&#8221; olmak pahasına, araziyi peşkeş çektirmedi. Bakın bakalım ki, üniversite arazisinden bugüne kadar kimlere yer verilmiş?<br />
Biz söyleyelim:<br />
Devlet hastanesine, okul için milli eğitime, istinaf mahkemesine, Bilkent gibi marka olmuş bir eğitim kurumuna ve teknokente&#8230;<br />
Kim gösterebilir ki, birileri Atatürk Üniversitesi&#8217;nin arazisi üzerine kişisel mülk yapmış?<br />
Hocam; hiç kusura bakmayın TOKİ ile anlaşma yaparak mensuplarınıza lüks konutlar inşa ettirmek istemeniz, hiç şık bir şey değil.<br />
Üstelik etik de olmaz Hocam; çünkü sizden beklenen üniversite mensubunu üniversite kampusüne sıkışıp kalmaktan kurtarmaktır.<br />
Şayet diyorsanız ki, iyi hocaları Erzurum&#8217;a çekebilmek için, adam gibi fiziki şartlar temin etmek zorundayız; haklısınız&#8230; Lakin bunun yolu lojman yapmaktır, sosyal tesis inşa etmektir, şartları zorlayıp daha iyi maaş vermektir.<br />
Yol olur Hocam bu; yol&#8230;<br />
Sizden sonra başkaları da, başka isimler altında benzer kararlar alır ve sonunda bir bakarız ki, tıp fakültesinin bitişiğinde bir benzin istasyonu, edebiyatın yanı başında da kebapçı dükkanı açılmış!<br />
Etmeyin Hocam; daha yolun başındasınız gelin bu TOKİ denilen kazılmış mezar arayıcısından kurtulun. Boş verin siz, hangi hoca kişisel lüks villa sahibi olmak istiyorsa araştırsın kendi imkanlarıyla olsun&#8230;<br />
Bu kararınızla rekabeti bitirmiş ve istemeden de olsa Erzurum&#8217;un dengeli gelişmesine mani olacaksınız.<br />
&#8220;Acaba bu hususta şehir halkı ne düşünüyor?&#8221; diye merak ediyorsanız, lütfen bir sokağa çıkın ve ahalinin sesine kulak verin. Göreceksiniz ki, sizden beklenti, üniversite arazisinde üniversite hocasına villa yaptırtmak değil.<br />
Sahi Hazine nasıl &#8220;evet&#8221; dedi?<br />
Demek ki, bu &#8220;kamu yararı&#8221; işi hikayeden ibaretmiş&#8230;<br />
Ya da bizim haberimiz yok; meğerse hocalara lüks villa yapmak &#8220;kamu yararı&#8221;na giriyor zahir&#8230;<br />
Aynı Hazine&#8217;ye bir kişi talepte bulunsa:<br />
Üniversite arazisinde bize yer tahsis edin, fabrika kuracağız.<br />
Hazine ne der acaba?<br />
Bu karardan anlıyoruz ki, üniversite hocası olursanız Hazine&#8217;nin bakışı da değişir!<br />
Yani anlamış oluyoruz ki, kanun sadece fukara için geçerli olan bir düzenlemedir!<br />
Aksini iddia edenler TOKİ-üniversite işbirliğine baksın:<br />
Bedava arsayı al, hocaya kırk bin yıllık vadeyle lüks villa ver!<br />
Adalet bunun neresinde?<br />
TOKİ&#8217;ye sormuyoruz, bu soru bedava arsa üzerine villa sahibi olmak isteyen üniversite hocalarınadır&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7098-hikmet-hocaya-acik-mektup/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Utanan biz olmayacağız..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7000-utanan-biz-olmayacagiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7000-utanan-biz-olmayacagiz#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 10:31:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7000</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesinin kurulacak olmasını, başından beri  &#8220;yalan&#8221; ya da &#8220;siyasi manevra&#8221; biçiminde yorumlayan malum çevre; bu bağlamda yeni üniversiteye 2 bin 54 kadronun tahsis edilmesini de zaten &#8220;palavra&#8221; olarak görüyor.inanmadılar; inanmıyorlar&#8230; Bu çevreye göre, hükümet Erzurum&#8217;u &#8220;oyalıyor&#8221;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesinin kurulacak olmasını, başından beri  &#8220;yalan&#8221; ya da &#8220;siyasi manevra&#8221; biçiminde yorumlayan malum çevre; bu bağlamda yeni üniversiteye 2 bin 54 kadronun tahsis edilmesini de zaten &#8220;palavra&#8221; olarak görüyor.inanmadılar; inanmıyorlar&#8230; Bu çevreye göre, hükümet Erzurum&#8217;u &#8220;oyalıyor&#8221; ve halkı bir &#8220;hayalin peşinde&#8221; sürüklüyor! Evet; gelen mesajlar bu kadar keskin ve öfke yüklü!<br />
İlla da Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ı &#8220;yalancılık&#8221;la suçlayacaklar ya, artık bilmiyorlar ki, ne yazıp çizersek, gol atmış oluruz. Her şeyin doğrusunu bildiklerini zannettikleri içindir ki, özellikle kadro meselesine fena halde takılmış durumdalar:<br />
Vay edendim nasıl olurmuş da, henüz kurulup kurulmadığı dahi belli olmayan bir üniversiteye, 1400&#8242;ü öğretim üyesi olmak üzere, toplam 2054 kadro tahsis edilirmiş. Bu işin palavra olduğu bu kadro işinden bile belliymiş&#8230;<br />
Hay maşallah!<br />
Akıllarınca büyük bir &#8220;açık&#8221; yakaladılar. Bilgiyi veren kişi olarak Recep Akdağ&#8217;ı, bilgiyi kamuoyuna duyuran gazeteci olarak da Mehmet Şener&#8217;e bindirecekler!<br />
Olsun&#8230;<br />
Olsun ama efendiler fena halde yanılmaktasınız.<br />
Bilmiyorsanız bari araştırıp öğrenin:<br />
Bu kadro sayısı, Pazartesi günü işe başlayacak personel anlamına gelmez. Üniversitelere tahsis edilen kadro yasa ile belirlenmektedir ve her üniversite de olduğu gibi, Erzurum Üniversitesi için de ucu açık bir kadro tahsisi yapılmıştır. Yani bu üniversite her ne zaman büyüme ihtiyacı duyarsa, her seferinde ayrıca bir kanun çıkarma ihtiyacı duyulmasın diye, peşinen abartılı bir oran belirlenir. Bu, belirlenen oranın başlar başlamaz kullanılacağı anlamına gelmez.<br />
Gidin araştırın bakın, göreceksiniz ki, bugün elli-yüz arası öğretim üyesine sahip olan yeni üniversitelerin tamamına uzun vade için tahsis edilen kadro, bu rakamın en az beş on katındadır. Erzurum Üniversitesi için de durum aynı&#8230;<br />
Zikredilen rakam, ileri tarihleri kapsamaktadır. Siz deyin elli, ben diyeyim ki yüz yıl sonrasını&#8230;<br />
Öğrenci sayısında da, aynı mantığı yürütmeliyiz&#8230;<br />
Kaldı ki, böyle olmasa bile, bu hangi gerçeği değiştirir ki&#8230;<br />
Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesi kurulacak olması mı yalandır, bu üniversitede öğretim üyesi, öğrenci ve idari personelin bulunacağı mı yalandır?<br />
Sahi sizi rahatsız eden husus nedir?<br />
Neden mazruf dururken, zarfa bu misli bir mana yüklüyoruz?<br />
Başından beri olduğu gibi, bir defa daha tekrarlıyoruz: Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesi kuruluyor. Bu karardan ötürü başta Başbakan Erdoğan olmak üzere, Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ı, diğer vekillerimizi ve YÖK yönetim kuruluna canı gönülden teşekkür ediyoruz.<br />
Bilmiyorum; acaba bu teşekkür mü malum çevreyi böylesine rahatsız ediyor, yoksa bu devasa hizmetin AK Parti döneminde yapılacak olması mı?<br />
Dün beklenen toplantı yapıldı. Erzurum&#8217;daki sivil toplum örgütlerinin başkanları, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nde bir araya gelerek; hem bu husustaki düşüncelerini ve duygularını ifade ettiler, hem de Erzurum halkı adına Başbakan Erdoğan&#8217;ın, teşekkür amacıyla ziyaret edilmesi kararlaştırıldı.<br />
Yani doğru ve yerinde bir karar alınmış oldu&#8230;<br />
İnancımız şudur:<br />
Erzurum&#8217;un &#8220;makus talihi&#8221; artık değişiyor. İkinci devlet üniversitesinin yanı sıra, en az üç de vakıf üniversitesi kurulacak. Ve bu öyle Kafdağı&#8217;nın arkasındaki Anka kuşu da değil&#8230;<br />
Sıkıntılarımıza, acilen çözüme kavuşması gereken nice sorunlarımıza rağmen, görün bakın Erzurum beş on yıla kalmayıp, tanınmayacak bir hale gelecektir.<br />
Bunu söylerken ne fal açıyoruz, ne de kimsenin değirmenine su taşıyoruz. Yaptığımız, parçaları yan yana koymaktır ve gelişmeleri doğru okumak&#8230;<br />
Aksini iddia edenleri zorla ikna edecek değiliz. Lakin yanıldıklarını biliyoruz&#8230;<br />
Dünkü toplantı, bu şehrin maşeri vicdanının yalın bir tezahürüydü. Ne kimseden emir alarak o insanlar bir araya geldi ne de kanun zoruyla&#8230;<br />
Hepsi de çocuklar gibi sevinçliydiler: Şehrimize yeni üniversiteler kuruluyor diye&#8230;<br />
Biz de aynı coşku içindeyiz&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7000-utanan-biz-olmayacagiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci üniversite bu şehrin yarınlarının teminatı olacaktır</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6882-ikinci-universite-bu-sehrin-yarinlarinin-teminati-olacaktir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6882-ikinci-universite-bu-sehrin-yarinlarinin-teminati-olacaktir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 11:56:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=6882</guid>
		<description><![CDATA[Kaç günden beri tartışıyoruz. İyi de oluyor aslında&#8230; Çünkü hemşerimiz Ziya Paşa&#8217;nın da dediği gibi, &#8220;Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar&#8221; (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar)
Tartışmasına tartışalım da, birbirimizin kafasını gözünü niye kırıyoruz? Gördüğüm kadarıyla, şu noktada hemen herkes hemfikir:Erzurum&#8217;a&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaç günden beri tartışıyoruz. İyi de oluyor aslında&#8230; Çünkü hemşerimiz Ziya Paşa&#8217;nın da dediği gibi, &#8220;Barika-i hakikat müsademe-i efkârdan doğar&#8221; (Gerçeğin ışığı fikirlerin çatışmasından doğar)<br />
Tartışmasına tartışalım da, birbirimizin kafasını gözünü niye kırıyoruz? Gördüğüm kadarıyla, şu noktada hemen herkes hemfikir:Erzurum&#8217;a ikinci bir devlet üniversitesinin kurulacak olması, Atatürk Üniversitesi&#8217;nden sonra, bu şehrin karşısına çıkmış en büyük imkanlardan biridir.<br />
Bu, isabetli tespit üzerinde müttefik olduktan sonra, gelişecek süreci hep birlikte ve ortak aklın ışığında başarıyla yönetebiliriz. Yeter ki kişisel egolarımız, ideolojilerimiz, kin ve öfkemiz, vicdanımızın önüne geçmesin.<br />
Üniversite nerede kurulursa, en isabetli karar verilmiş olur?<br />
&#8220;Şehrin Doğu yakası en doğru karar olacaktır&#8221; diyenleri de dinlemeliyiz, &#8220;Hayır; bu yeni üniversite mutlaka Batı yönüne kurulmalıdır&#8221; biçiminde düşünenleri de&#8230; Daha başka öneriler de mevcut elbette ki&#8230;<br />
Bu soruya, acele etmeden ancak işi de sulandırmadan cevap arayıp durmalıyız.<br />
Kimsenin önerisi ne &#8220;mutlak doğru&#8221;, ne de &#8220;mutlak yanlış&#8221; değildir.<br />
Şu birkaç günden beri şehirde giderek güçlenen kanaate göre, yeni üniversite şehrin Doğu’suna kurulmalı&#8230; Fakat görüyoruz ki tam tersi düşüncede olanların sayısı da az değil.<br />
Bu durumda hem yerel birimler, hem de merkezi hükümet oturup bir karar verecektir.<br />
Şehrin içerisinde bulunduğu sosyo ekonomik koşullar, mimari, altyapı ve siyasi sebepler tek tek masaya yatırılacak. Alınacak kararda hiç şüphesiz ki uzmanların tutacağı projektör etkin rol oynayacaktır.<br />
Aralarında bendenizin de bulunduğu (şimdilik çoğunlukta olan) görüştekilere göre, ikinci devlet üniversitesi mutlaka şehrin Doğu cenahına kurulmalıdır. Kurulmalıdır; çünkü şehrin Batı tarafı yeterince gelişmiş ve gelişmektedir. ETSO&#8217;nun kurmaya karar verdiği üniversite de şehrin Batı’sına kuruluyor, henüz düşünce aşamasında olan bir başka vakıf üniversitesi de&#8230;<br />
Şu halde, büsbütün geri kalmış olan Doğu yakasını canlandırmak, şehrin bütünü içine katabilmek adına, yeni üniversite Doğu&#8217;da olmalıdır. Ancak bu görüş, olmazsa olmaz bir şey değildir; ikna edilmemiz halinde, başka önerilere de &#8220;evet&#8221; diyebiliriz. Yeter ki, tutarlı, mantıklı ve bilimsel bir veri sunulabilsin&#8230;<br />
Kulağımıza gelmeye başladı:<br />
Arsa spekülatörleri anında harekete geçmiş&#8230;<br />
Kimsenin kazanacağı parada gözümüz yok da, bu mesele bireysel çıkarlarımızdan çok daha önemlidir ve şehrin ortak paydasıdır söz konusu olan&#8230;<br />
Tartışırken bu ölçüyü unutmamalıyız&#8230;<br />
Bugün 53 yıllık tarihiyle Atatürk Üniversitesi, Erzurum ekonomisinin ana lokomotifi durumundaysa bu, vaktiyle alınan isabetli kararların ürünüdür. 53 yıl sonra da Erzurum Üniversitesi için aynı tespitin yapılabilmesi adına, bugünün insanına düşen temel görev, ortak aklın gereğini yerine getirmektir. Aksi halde, tarih önünde ve toplumsal vicdan nezdinde mesul oluruz.<br />
Her nereye kurulacaksa kurulsun; lakin arkasında kuvvetli bir konsensüs olmalıdır.<br />
Umuyorum ki bugün, Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti&#8217;nde bir araya gelecek olan sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, kapıdan girerken şapkalarını vestiyere koyacaklardır. Ve bileceklerdir ki, tartışacakları konu bu şehrin ortak paydasıdır.<br />
Artık hata yapma lüksümüz yok&#8230;<br />
Erzurum ya başını alıp gidecek yahut da küçüle küçüle sonunda kimseye yar olmayacak duruma düşecektir.<br />
Pasta büyüsün ve herkes o pastadan payını alsın.<br />
&#8220;Az olsun benim olsun&#8221; yerine, &#8220;Büyük olsun, hepimizin olsun&#8221; anlayışı artık sloganımız olmalıdır.<br />
Tartışmasına tartışalım; ama bu tartışmanın sonucunda, mutlaka Erzurum kazançlı çıkmalı&#8230;<br />
Şu kadarını bilmeliyiz ki, Erzurum yakın bir gelecekte Doğu ölçeğinde bir üniversite şehri olacaktır. Kişisel hesapların peşinde koşarak, yıllarımızı heder edeceğimize, şimdiden aydınlık dolu yarınlarımızı inşa edebiliriz&#8230;<br />
Bu uzak bir ihtimal değil&#8230;</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6882-ikinci-universite-bu-sehrin-yarinlarinin-teminati-olacaktir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
