<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erzurum Haber Gazetesi &#187; Mehmet Şener</title>
	<atom:link href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/author/mehmetsener/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com</link>
	<description>ErzurumHaberGazetesi.com</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 15:11:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Temizi, kirliden nasıl ayıracağız?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Feb 2012 09:20:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=31003</guid>
		<description><![CDATA[Merhum Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derdi. Yaşayıp bugünleri görseydi, bu sözün&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhum Uğur Mumcu, “<strong>Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz</strong>” derdi. Yaşayıp bugünleri görseydi, bu sözün bile, ne kadar hafif kaldığını düşünürdü. Eskiden, yani beş on yıl öncesine kadar, “<strong>bilgi</strong>”ye ulaşmak, emek gerektiriyordu. İster bir bilim insanı olsun, isterse bir gazeteci işini düzgün yapmaya çalışan herkes, yazacağı birkaç satır yazı veya vereceği bir konferans için, bildiklerinin üzerine araştırıp yeni şeyler koyardı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi öyle değil&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>İnternet</strong>” denilen şu sanal kütüphane(!) sayesinde, basıyorsunuz tuşa istediğiniz konuda, istemediğiniz kadar bilgiye ulaşabiliyorsunuz. Fakat bu sefer de önemli bir sorun çıkıyor karşınıza:</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Doğru bilgi hangisi?</strong>”</p>
<p>&nbsp;<br />
Tamam&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir tuşla ciltler dolacak kadar malumata ulaşıyorsunuz ama bu malumatın doğruluğunu nasıl test edeceksiniz&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Gerçek bilgi hangisi?</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü internet yazılı veya görsel basın gibi belli bir denetime tabi değil. Milyonlarca site var ve bu siteler akla gelebilecek her konuda her şeyi yazıp çiziyor. Gerçi yıllar önce “<strong>Bilişim Yasası</strong>” başlığı altında bir hukuki düzenleme yapıldı ve belli ölçüler getirildiyse de, yine yeterli bir denetimden söz etmek mümkün değil. Ama yazılı, görsel veya sözlü basın öyle değil. Her yayının mutlaka bir yasal sorumlusu var. Diyelim ki, bir gazetede ya da televizyonda adam çıkıp, basın özgürlüğünü “<strong>hakaret etme özgürlüğü</strong>” ile karıştırdığı zaman, adli merciler muhakkak bir muhatap bulabiliyor.  Ama internet öyle değil&#8230; Sahte isimler, sahte adresler ve hayali oluşumlar etrafta cirit atıyor. Dileyen, dilediğine sövüp sayıyor, akla ziyan iddialarla kafa karıştırabiliyorlar.</p>
<p>&nbsp;<br />
Adı adresi ve yazıp çizeni belli olan düzgün siteleri ve aynı çerçevedeki internet gazetelerini bu kapsama dahil etmiyoruz. Onlar tıpkı yazılı basın gibi ciddi sorumluluk taşıyorlar.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kastettiğimiz adresi ve sahibi meçhul siteler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü orada doğru ile eğriyi tefrik edecek bir mekanizma yok.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tutunuz ki, birisi internette size saldırdı, siz de doğruca yargıya başvurdunuz. Şayet size saldıran adam maruf bir sitede bunu yapmışsa bir sorun yok, adam bulunamazsa bile sitenin sorumluları otomatikman mesul tutulabiliyor. Aksi durumda, yediğiniz küfürle kalıyorsunuz.</p>
<p>&nbsp;<br />
Son günlerde bu şekilde mağdur duruma düşen pek çok kişi ile karşılaştım. “<strong>Ciddiye alma, gül geç</strong>” diyorum ama görüyorum ki, insanlar öyle yapamıyor; üzülüyorlar doğal olarak&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir dostum aradı ve etrafta serseri kurşun gibi dolaşan bazı elektronik iletilerden söz etti. Bu dostum bir siyasetçi, kendisi hakkında hem küfür hem de iftira edilmiş.</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Ne yapabilirim</strong>” diye soruyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
“<strong>Yargıya git</strong>” demekten başka bir önerimiz olmadı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Ama yargının da bu serseri kurşunlara yapabilecek çok fazla bir şeyi olmadığını da ekledik.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bunun gibi onlarca örnek var.</p>
<p>&nbsp;<br />
Birileri bunun adına “<strong>ifade özgürlüğü</strong>” diyorsa, fena halde yanılıyor demektir.</p>
<p>&nbsp;<br />
İfade özgürlüğü, hakaret ve iftira etme hakkı değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Hem evrensel hukuk, hem de yasalar ifade özgürlüğü ile hakareti kalınca bir çizgiyle ayırmaktadır. Özellikle yazılı basında, eline kalem alan bir adam çıkıp önüne gelene sövüp saysa bunun bedelini yargı önünde öder; hem de ağır bir şekilde&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Aynı şeyi o korsan sitelerde sahte isimlerle yaparsa, yaptığı yanına kar kalır!</p>
<p>&nbsp;<br />
En azından kısa vadede durum böyle…</p>
<p>&nbsp;<br />
Birkaç yıl öncesine kadar, basından yana dertli olan kişiler, “<strong>Erzurum’da bu kadar gazeteye ihtiyaç var mı, nedir bu Allah aşkına, sabah yatağından kalkan bir gazete çıkarıyor?</strong>” der ve bol bol sitem ederdi. Biz de “<strong>Türkiye demokratik bir ülke olduğu için insanların düşüncelerini yaymalarının önünde yasal bir engel yoktur. Parası olan istediği gazeteyi çıkarabilir</strong>” derdik.</p>
<p>&nbsp;<br />
Anlatırdık ama nafile&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir soru işareti kalırdı hep&#8230;</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi, eskiye rahmet okunur oldu!</p>
<p>&nbsp;<br />
İnternette ki korsanlar, önüne gelenin gazete çıkardığı dönemleri aratıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Etraf “<strong>bilgi kirliliği</strong>” yüzünden düpedüz çamura bürünüyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Söyleyecek sözünü veya iddiasını adam gibi ortaya çıkıp meşru zeminlerde yapamayanlar, gıcık gittiği bir siyasetçiyi, bürokratı veya işadamını adı adresi bilinmeyen kaynaklardan acayip şekilde hırpalıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bunun adına veya bunun olduğu döneme “<strong>bilgi çağı</strong>” deniliyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
İyi de hangisi doğru, hangisi yanlış?</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir kılavuz da lazım ki, doğruyu, eğriden, kirliyi temizden ayırsın&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/31003-temizi-kirliden-nasil-ayiracagiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya İstanbul’a kar yağmasaydı…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 07:39:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30980</guid>
		<description><![CDATA[Vaktiyle TRT’deki bir spiker aynen şöyle demişti:
&#160;
“Çok şükür, soğuk ve karlı hava Doğu’ya gidiyor”
&#160;
O dönem,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vaktiyle TRT’deki bir spiker aynen şöyle demişti:</p>
<p>&nbsp;<br />
“Çok şükür, soğuk ve karlı hava Doğu’ya gidiyor”</p>
<p>&nbsp;<br />
O dönem, o spiker öyle bir azarlanmıştı ki TRT, adamı uzun süre ekrana çıkaramamıştı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Aradan uzun yıllar geçti; Türkiye artık ne tek kanallı TRT’ye mahkumdu, ne de soğuk hava sadece doğuya mahsustu.</p>
<p>&nbsp;<br />
Baksanıza İstanbul ve Ankara hatta yurdun büyük bir kısmı, medyanın o meşhur ifadesiyle “kara kışa teslim oldu.”</p>
<p>&nbsp;<br />
İnsanın diyesi geliyor ki, iyi ki böyle oldu…</p>
<p>&nbsp;<br />
Yoksa medya, “kara kışın” ne demek olduğunu hatırlamayacaktı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Halbuki kış hep vardı ve kış, Doğu’nun değişmez yazgısıydı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Doğu’da öyle ilçeler ve köyler var ki yolları ilk kar yağışıyla birlikte kapanır, bir de buzlar çözülende açılır.</p>
<p>&nbsp;<br />
Ama İstanbul bunu bilmez; bilse bile bu İstanbul için bir fantezidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kış Doğu’yu esir alınca, gazetelerin yurt haberleri servisi Doğu’daki muhabirlerini arar, “bize bıyıklarından buz sarkan adam fotoğrafı geçin” derdi. Ve mizansen dolu o fotoğraflar, gazetelerde iki bilemedin üç sütuna yer bulurdu; böylelikle Boğaz’ın efendileri Doğu’daki çetin kış şartlarını öğrenmiş olurlardı!</p>
<p>&nbsp;<br />
Arada bir yanlışlıkla Doğu’ya yolu düşen bir monşer ise, valinin sıcak odasında otururken dışarıya bakardı ve sorardı:</p>
<p>&nbsp;<br />
“İnsanlar burada yaşamaya mahkum ve mecbur mudur?”</p>
<p>&nbsp;<br />
Çoğu zaman tren seferleri iptal olurdu, otobüsler yollarda kalırdı, uçak zaten Kaf dağının arkasındaki Anka kuşuydu…</p>
<p>&nbsp;<br />
Şayet o kış Kok kömürü zamanında gelmişse ve de hükümet kömürün fiyatını sübvanse etmişse, -ki, her sene bin bir nazla da olsa sübvanse edilirdi- herkesin keyfi yerindedir demekti. Çünkü Doğu halkı bilirdi ki bu coğrafyada yaşamak demek, bu doğa şartlarına peşinen “evet” demek anlamına geliyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
İşin doğrusu kimse de bu şartlardan ötürü, Ankara’ya sitem edip durmazdı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Lakin şartlar şimdi çok değişti.</p>
<p>&nbsp;<br />
Artık Kok kömürü yok..</p>
<p>&nbsp;<br />
Yeşil doları bastıranlar istediği kadar Rus kömürü alıyor şimdi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Meskenlerin çoğunda doğalgaz tüketiliyor&#8230; Ah bir de ihtiyaç sahipleri için dağıtılan şu is ve kükürt oranı yüksek kömür olmasa…</p>
<p>&nbsp;<br />
Yani Doğu insanı alışık olduğu kışla bir şekilde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Oysa bizler şu kadarını kabul ediyor ve de hak veriyoruz:</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul medyanın merkezidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul finansın merkezidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul Türkiye’nin kültür başkentidir.</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul Türkiye nüfusunun neredeyse üçte birinin yaşadığı bir şehirdir…</p>
<p>&nbsp;<br />
İstanbul bir dünya kentidir…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple İstanbul’a yağan karın büyük haber olması yadırganacak bi şey değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Lakin Türkiye de sadece İstanbul’dan ibaret değil ki…</p>
<p>&nbsp;<br />
Misal; kar, Doğu’nun öteki adıdır. Ne soğuk, ne de iki metreye ulaşan kardan şikayetçi olmayız.</p>
<p>&nbsp;<br />
Burada yaşıyorsak, bu değişmez gerçeği kabullenmişiz demektir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kaldı ki kar, nimettir, berekettir, bolluktur…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu yazıyı kaleme almaya çalışırken dışarıda lapa lapa kar yağıyordu.</p>
<p>&nbsp;<br />
“Oh be” dedim. Çünkü Erzurum’a kar yağmazsa kan yağar derdi eskiler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Kar yağsın ki, toprak suya doysun, kar yağsın ki yarınlarını kar üzerine bina edenler çökmesin…</p>
<p>&nbsp;<br />
Fakat bir de kar ve soğuk karşısında naçar düşenler var. Onları da unutmayalım…</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple istiyoruz ki, bacası tütmeyen tek bir ev kalmasın ve kimse bu ülkede aç olarak yatağa girmesin.</p>
<p>&nbsp;<br />
Biz kar yağsın istiyoruz, İstanbul kar’dan kaçıyor…</p>
<p>&nbsp;<br />
Kar İstanbul’u öyle bir kuşattı ki, TV haberleri kar’la açılıp, kar’la kapanıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Yani Doğu’nun aylar süren hali, ancak İstanbul’a kar yağması sayesinde, medya tarafından görüldü.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şimdi feci şekilde merak ediyorum…</p>
<p>&nbsp;<br />
Biz Doğulular yıllardır hükümetlere sesleniriz: Doğu’ya kış tazminatı verin diye…</p>
<p>&nbsp;<br />
Şayet İstanbul bu şekilde, on on beş gün daha kar altında kalırsa acaba medya, “İstanbul’a kış tazminatı verin” şeklinde başlıklar atar mı?</p>
<p>&nbsp;<br />
Keşke…</p>
<p>&nbsp;<br />
Belki o zaman Doğu’nun ne çektiğini görürler…</p>
<p>&nbsp;<br />
Doğu yılın en az yedi ayını kar ve soğuk altında geçiriyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Çok şükür ki şimdi imkanlar daha iyi ama sonuçta o imkanlara sahip olmak için de bir bedel gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Oysa Doğu halkının kişi başına elde ettiği gelir de ortada, şehirlerin hali de…</p>
<p>&nbsp;<br />
Hükümet, muhtaç ailelere yakacak ve yiyecek veriyor. Fakat kış öyle bir bedel ödettiriyor ki, bırakın muhtaç olanları sabit gelirlilerin bile, bahara çıktıklarında anaları ağlıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple İstanbul’a ve Ankara’ya kar yağsın ki Doğu’da insanların neler çektikleri daha iyi anlaşılsın…</p>
<p>&nbsp;<br />
“Kar berekettir” denilmesi boşuna değil.</p>
<p>&nbsp;<br />
Baksanıza  İstanbul’a kar yağdı, medya Doğu’yu hatırladı.</p>
<p>&nbsp;<br />
Daha ne olsun ki&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30980-ya-istanbula-kar-yagmasaydi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazık…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2012 12:59:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30958</guid>
		<description><![CDATA[Dün internette dolaşırken hem içeriden, hem dışarıdan Erzurum’a dair yazılan yorumların bir kısmını okudum. Aman&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün internette dolaşırken hem içeriden, hem dışarıdan Erzurum’a dair yazılan yorumların bir kısmını okudum. Aman Allah’ım, meğer ne kadar çok “iş bilir” hemşerilerimiz varmış!</p>
<p>Her alanda uzman, her konuda görüş sahibi!</p>
<p>Bu sefer ki hedef ise, kış festivali…</p>
<p>Bu “uzman”ların pek çoğu öncelikle, yapılan organizasyonun “beş para etmediği” hükmünü vererek, başlamışlar ahkam kesmeye…</p>
<p>Kısacası zerre kadar beğenmemişler…</p>
<p>-Göndünüz mü?</p>
<p>-Hayır!</p>
<p>-Peki görmediğiniz bir şey hakkında nasıl bu kadar kesin konuşuyorsunuz?</p>
<p>-Tahmin ediyorum.</p>
<p>Yani çoğu “kesin inançlı”</p>
<p>Güya Erzurum’u seviyorlar, güya bu sevgi yüzünden akıl veriyorlar.</p>
<p>Ama yerden yere vurmakta bir beis görmüyorlar.</p>
<p>Garip bir anlayış…</p>
<p>“Fena olmadı, ama daha iyi de olabilirdi” demek dururken, “beş para etmez” demek acaba o kişiye nasıl bir haz veriyor?</p>
<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra bir festival yaptı ve bu festivali düzenleyen komite basının karşısına çıkıp, “şöyle iddialı, böyle büyük bir festival yapıyoruz” filan da demedi. Bilakis, “bütçemiz sınırlı olduğu için son derece mütevazı bir etkinlik yapmaya çalışacağız” şeklinde konuşmuşlardı.</p>
<p>Buna rağmen yapılan organizasyon son derece başarılı, renkli, coşkulu ve samimiydi.</p>
<p>Birbirinden kıymetli sanatçılar halkla buluştu, sanatkarla eserleriyle sanatseverlerin beğenisini topladı ve spor müsabakaları sporseverleri coştur.</p>
<p>Hasılı şehir halkı üç gün boyunca şen şakrak eğlendi.</p>
<p>Daha ne olacaktı ki?</p>
<p>Dedim ya garip bi durum…</p>
<p>Biliyorsunuz Erzurum’da, eski deyimle öyle müşkülpesent tipler ve öyle iflah olmaz müzmin muhalifler var ki, siz ağzınızla kuş tutsanız bile illa ki bir eksiklik ararlar ve illa ki bir kulp takarlar. İflah olmaz septikler de diyebilirsiniz bunlar için…</p>
<p>Bu muhteremler son olarak da kış festivali nedeniyle arzı endam ettiler.</p>
<p>Kış turizmini beğenmezler, kuruluşu devam eden Erzurum Teknik Üniversitesi’ne çamur atarlar, sağlık ve eğitim alanındaki müthiş hizmetleri görmezden gelirler, kurulması için start verilen lojistik köy’e burun kıvırlar…</p>
<p>Hasılı;  hangi hizmet olursa olsun, bu iflah olmaz muhaliflerin gözünde hep yetersizdir ve şaibelidir. Bugün nasıl ki, şu sınırlı bütçeyle yapılan kış festivalini yerden yere vurdular ya, aslında o tipler 2011 Kış Oyunları için de aynı yaklaşımı sergilemişlerdi. Oyunlar başladı ve bitti. Tüm dünyanın hem fikir olduğu gibi gerçekten de her şey çok güzeldi ve umulandan daha iyiydi. Buna rağmen, “Ula baba bize ne bu oyunlardan Erzurum’a ne faydası oldu ki?” diyenler vardı. Bunlar sanıyordu ki, 2011 nedeniyle birileri eline çanta alıp kapı kapı dolaşarak, avara takımına para dağıtacaktı.</p>
<p>O para dağıtılmayınca 2011 tu kaka olmuştu.</p>
<p>Bereket bu çare bulmaz septikler çoğunlukta değil ve de kendilerinin dışında kimse itibar etmiyor. Yoksa kamuoyunun kafası karışacaktı ve ardı arkası kesilmeyen spekülasyonlarla boğuşup duracaktık.</p>
<p>Oyunlar’da da, kış festivalinde de aynı şey geçerli.</p>
<p>Tamam; eksikler de var, kimi ufak tefek yanlışlar da… Onları dile getirmek ayrı şey, sanki olayın tamamı eksik ve yalanmış gibi takdim etmeye çalışmak başka bir şey… Biz ikisini tefrik edip, iyiye iyi, yanlışa da yanlış diyebiliyoruz. Be sebeple de kamuoyu söylediklerimize yazdıklarıma itibar ediyor.</p>
<p>Adamların kudurmaları biraz da bundan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30958-yazik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hava soğuk, manzara sıcak…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 09:05:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30885</guid>
		<description><![CDATA[Yılın yedi-sekiz ayını kar altında geçiren bir şehirde, hele iktisadi yapı da çok güçlü değilse,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yılın yedi-sekiz ayını kar altında geçiren bir şehirde, hele iktisadi yapı da çok güçlü değilse, kış; orada “kara kabus” gibidir. Fakat tersi bir durum söz konusu olursa, yani insanların karnı tok, sırtı pek ise, kar’ın da, soğuğun da keyfine doyum olmaz.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tıpkı Kanada, İsviçre ve Avusturya gibi ülkelerde olduğu gibi…</p>
<p>&nbsp;<br />
Erzurum’u henüz bu ülkelerle karşılaştırmak elbette ki imkansız…</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü ne kişi başına düşen milli gelirimiz o ülkelerle mukayese edilebilir, ne de alt ve üst yapımız birbirine benziyor.</p>
<p>Buna rağmen Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları ile başlayan yeni süreçte, kar’ı, kara dönüştürecek bir imkan elde etmiştir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kabul; daha yolun çok başındayız.</p>
<p>Kabul; kar’dan elde edilen gelir, toplumun tamamını kucaklayacak bir büyüklükte değil.</p>
<p>&nbsp;<br />
Kabul; kar’ı, kara dönüştürecek mekanizma çok ağır işliyor.<br />
Bütün bunlara ve daha fazlasına rağmen, artık görelim ki Erzurum, eski Erzurum değildir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Geldiğimiz nokta ortada işte…</p>
<p>Şehir hızla değişiyor.  Kamu ve özel sektör eliyle, hayal bile edemeyeceğimiz önemli yatırımlar yapılıyor.</p>
<p>(Sırası gelmişken küçük bir parantez açalım; biz zaman zaman ‘merkezi hükümet Erzurum’a çok ciddi hizmetler getirdi’ diye yazınca, bazı dostlar hemen öfke nöbetine tutuluyor: Hükümet Erzurum’a ne hizmeti yapmış? Hoş hükümet sözcüsü filan değiliz lakin, çok şükür ki izan sahibiyiz ve çevremizde olup bitenleri görebiliyoruz. Allah aşkınıza söyler misiniz, son yedi sekiz yıl içinde Erzurum’a merkezi hükümet eliyle yapılan işler, öyle dudak bükülecek türden şeyler midir?)</p>
<p>&nbsp;<br />
Gerekirse bu meseleye yeniden döneriz. Fakat bugün söylemeye çalıştığımız husus başka…</p>
<p>Dün başlayan kış festivalini Palandöken gazetesi son derece önemsiyor. Nasıl ki, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları, Erzurum’un önünü ve ufkunu açan bir milat olduysa, bu tür etkinlikler de şehrin moralini yükseltiyor, görüntüsünü güzelleştiriyor, yarınlara dair ümidini kuvvetlendiriyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Tamam; altı üstü bir festival. Üstelik de çok sınırlı bir bütçeyle hazırlanmış neredeyse amatör çaptaki bir festivaldir. Dün açılış törenini hep beraber izledik. Öyle günlerce konuşulacak ve hafızalara kazınacak bir merasim değildi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Olsun; ama bu, yarınlar için bugün atılmış bir büyük adımdır.</p>
<p>Dünyanın dört bir yanından sanatçı, sporcu, gazeteci ve sade vatandaş gelmişti.</p>
<p>Daha önce Erzurum’un adını duymamış olan insanlar, dün yapılan TV çekimleri sayesinde bizi tanıma imkanı buldu.</p>
<p>Turizm de zaten böyle bir şey…</p>
<p>&nbsp;<br />
Birileri gelip görüyor, memleketine gidip başkalarına anlatıyor. Medya bir haber veya canlı yayın yapıyor bir anda onlarca milyon insan sizi merak etmeye başlıyor.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bu sebeple festival üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir etkinliktir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Yeter ki, amacı, hedefi ve ülküsü olsun.</p>
<p>Festival demek, sadece çalıp oynamak değil ki…</p>
<p>Erzurum, çok sınırlı imkanlarla dünyaya hitap edebilecek bir başarıya imza attı.</p>
<p>İnşallah bugün ve yarın ki etkinlikler de sorunsuz geçer ve katılım çok daha fazla olur. Böylelikle bundan sonraki yıllarda yapılacak festival, çok daha ustaca ve görkemli olacaktır.</p>
<p>Burada oturup kusur aramaya kalkacak olursak, bu sütunun hacmi kusurları yazmaya yetmez. Ama bakış açısı böyle olmamalı… Önce bardağın yarısı doludur diyelim, sonra da niye öbür yarısı dolmuyor diye hep beraber kafa yoralım.</p>
<p>Soğuk havaya ve eksik tanıtıma rağmen, dün açılış seremonisi son derece renkli ve coşkulu geçti.</p>
<p>Nasıl ki 2011’in açılışında binlerce insan stadyumu doldurmuştu ve yürekten destek vermiştiyse, dün de ona benzer bir manzara vardı:</p>
<p>&nbsp;<br />
Kimse üşümüyordu, kimse bedbaht değildi.</p>
<p>Şehir gelin gibi süslendi, sanatçılar halkla buluşuyor.</p>
<p>Gelin hep birlikte önce bu manzarayı görelim ve emeği geçenlere teşekkür edelim; ardından da daha iyi nasıl olabilir diye cevap arayalım.</p>
<p>“Böyle festival mi olur?” diye küçümsemek, işin en kolay olanıdır.</p>
<p>&nbsp;<br />
“Böyle başlar ve daha iyisi olur” demek ise, iyi niyetli bir bakıştır.</p>
<p>Bir şehrin değişimi, yeni yatırımlarla birlikte bu tür etkinliklerin sıkça yapılmasıyla gerçekleşir.</p>
<p>Herkes aynı şeyi düşünsün, herkes aynı şeye inansın, herkes aynı şeyleri konuşsun…</p>
<p>Birileri Erzurum’a bunu reva görüyor. Biz ise, bu sakat bakışı şiddetle reddediyoruz.</p>
<p>&nbsp;<br />
İstiyoruz ki, birbirinden farklı düşünen ve inanan insanlar olsun ama kimse kimseye üstünlük ve baskı kurmaya kalkmasın.</p>
<p>Farklılıklarımız zenginliğimiz olsun.</p>
<p>&nbsp;<br />
Şu küçük bütçeli festival bile Erzurum’da zaman zaman nefes almada zorlanan insanlar için taze bir soluk olmuştur.</p>
<p>&nbsp;<br />
Bir kez daha bu uğurda emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30885-hava-soguk-manzara-sicak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Festival başladı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 09:11:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30867</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. Bugün görkemli bir açılışla başlayacak olan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. Bugün görkemli bir açılışla başlayacak olan festival tam üç gün sürecek ve birbirinden renkli etkinliklere sahne olacak. Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kıy Oyunları’ndan sonra, adeta bir rehavete kapılmış, kardan yemeye başlamıştı. Bu festival hem Erzurum’da biriken kasvet bulutlarını dağıtacaktır, hem de yarınlara dair yeniden plan yapmamıza vesile olacaktır.<br />
Dolayısıyla kimi ufak tefek eksikler de olacak olsa bile bu kış festivaline herkes sahip çıkmalı ve üç gün boyunca şehri bayram havasına sokmalıyız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen yıl, “Hükümet Erzurum’a ne yaptı ki?” şeklindeki eleştiriler üzerine benzer şeyleri yazmış ve “umutsuzluğa kapılmayalım, yarınlar çok daha iyi olacak” demiştik. İşte bu festival o iyi olacak işlerden biridir. En azından şehrin heyecanını yitirmediğine dair güçlü bir delildir.<br />
Aynı şeyi bir kez daha tekrarlıyoruz; işte o yazı…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kış Oyunları mı, ikinci devlet üniversitesi mi, lojistik merkez mi, yapılacak yeni hastaneler mi?</p>
<p>Söyler misiniz hangisi doğru değil?</p>
<p>Eksiği var fazlası yok. Buna rağmen dünkü elektronik postalarda birileri bizi hükümet yalakası olmakla itham edip durmuş.Doğru bir tanedir&#8230;…Neye inanırsanız inanın siyaha siyah, beyaza beyaz demek zorundasınız.</p>
<p>Kişilerin keyfine göre hakikatler değişmiyor.</p>
<p>Tıpkı dün Palandöken&#8217;in birinci sayfasında anlatılanlar gibi&#8230;…</p>
<p>Ne zaman ki, kısır çekişmeleri bir kenara atıp, siyahla-beyaz arasına sıkışmaktan kurtulursak, anlayın ki, Erzurum kendine gelmeye başlamıştır.</p>
<p>Son günlerdeki tartışmalar ortada, bir bakın bakalım ki, bu tartışmaların sonunda kim ne kazanıyor ve bu şehir hangi sıçramayı yapıyor? Katı bir karamsarlığımız yetmiyormuş gibi, şimdi de müzmin şikayetçilik yakamıza yapıştı.</p>
<p>Sınırlı da olsa bazı çevrelerin Palandöken&#8217;in dünkü manşetine olan itiraz da bu müzmin şikayetçiliğin doğal bir sonucudur.</p>
<p>Yandık, mahvolduk, bittik&#8230;…</p>
<p>İstiyorlar ki, bu tablo şehrin parolası olsun ve herkes nakarat gibi tekrarlayıp dursun&#8230;…</p>
<p>Bu bakış doğru değil&#8230;…</p>
<p>Bir an önce, üzerimize çöreklenen bu karabasandan kurtulmalıyız ve yarınları nasıl inşa edeceğimizi planlamamız lazım.</p>
<p>Okumuş olanlar muhakkak hatırlayacaktır; İsmet Paşa&#8217;nın meşhur &#8220;Doğu Raporu&#8221;nda Erzurum&#8217;a geniş bir yer ayrılmıştır. Mustafa Kemal Paşa&#8217;ya sunulmak üzere, cumhuriyetin kuruluşundan sonra kaleme alınan söz konusu bu raporda, Erzurum için &#8220;&#8230;vatanın teminatı, Türkiye&#8217;nin gözbebeği&#8221; gibi birilerine göre, &#8220;hamaset&#8221; ölçüsünde görülebilecek iddialı ifadeler kullanılmaktadır.</p>
<p>Tarihi bilmeden ne günümüzü iyi analiz edebiliriz ne de geleceğe yönelik güçlü ve kalıcı projeler üretebiliriz. Bu sebeple, başta mahalli yöneticilerimiz olmak üzere, bu şehir adına siyasete soyunmuş ve aktif biçimde siyaset yapan kişiler, hiç olmazsa cumhuriyet tarihini sentez yapabilecek boyutta bilmek zorunda. Aksi halde, Erzurum&#8217;un tarihteki stratejik ve jeopolitik önemi ıskalanmış olur. Mesele, yalnızca &#8220;askeri açıdan önemli&#8221; şeklinde sınırlı olsaydı, belki her kurum aynı çerçevede sorumlu olmayabilirdi. Ama işin bir de sosyal ve siyasi yanı var. -Ki, günümüzün geçer argümanları bakımından bu cephe çok daha öne çıkmaktadır.- Soğuk savaş döneminin geride kalmasıyla, Erzurum ve Türkiye için artık bir Sovyet tehdidinden söz etmek akıllıca olmayabilir; fakat Batı orijinli kimi senaryolar karşısında, Erzurum için sosyal ve siyasi gelişmeler olmadığı kadar önem kazanmaktadır.</p>
<p>Bu şehrin iktisadi açıdan düzlüğe çıkması ve hayli karamsar olan sosyal yapının bu girdaptan kurtulabilmesi için, daha nitelikli ve de feraset yüklü bir bakış açısına ihtiyacımız var. Şehir negatif yönde hızlı bir dönüşüm içerisinde&#8230; Demografik yapının endişe verici boyutta değişmesi, &#8220;çekirdek Erzurum&#8221;u öylesine erozyona uğratıyor ki, merkez-çevre ilişkisinde, çevrenin baskın bir hale geldiğini görüyoruz.</p>
<p>Oysa İsmet Paşa, ta 1930&#8242;lu yıllarda, bu &#8220;sorun&#8221;a işaret ederek, &#8220;&#8230;Devlet Erzurum&#8217;un sosyal ve kültürel yapısını muhafaza için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdır&#8221; diyor. Şayet AB süreci nedeniyle aksi bir politika ve senaryo hayata geçirilmeyecekse, bu şehirdeki kamu kurumları ve tüm sivil örgütler  bir &#8220;aksiyon projesi&#8221; ortaya koymalıdır. Rasyonel kriterlerle kuşatılacak bu aksiyon projesi, daha ziyade bir &#8220;silkinip kendine gelme harekatı&#8221; seviyesinde olmalıdır.</p>
<p>Değerli yöneticilerimiz bilmelidir ki, bu şehrin tek sorunu, geri kalmışlık ve yoksulluk değildir. En az bunun kadar önemli olan bir sorunumuz da, üzerimizdeki ölü toprağını silkip atamamamızdır. Yahut büyük düşünememek ve cesaretle hamle yapamamaktır.</p>
<p>Sırf günü kurtarma adına peşine düşülen işler için harcanan mesai, çaplı meselelere ayırmamız gereken gücümüzü tüketiyor. Zayıf enerjiye sahip bir projektörle, ne bugünü kavrayabiliriz ne de yarınları aydınlatabiliriz. Raporlar, tarihin tozlu raflarında küflensin diye değil, ibret alınıp gereği yapılsın diye kaleme alınır.</p>
<p>Erzurum&#8217;a sahip çıkmak, cumhuriyeti ve istiklali kavramaktır.</p>
<p>Erzurum&#8217;a sahip çıkmanın yolu da, hamaset ve nutuktan geçmez. Bilakis orta ve uzun vadeli kalıcı projelere ihtiyacımız var. Misal lojistik köy, tarihi ipek yolunu yeniden canlandıracak olan hızlı tren ve Erzurum&#8217;dan limana geçiş&#8230;…</p>
<p>Yeni teşvik paketine bu çerçevede bakmak gerekir, sabun köpüğü hükmü niteliğindeki işlerle vakit geçirmemiz kimseye bir şey kazandırmaz.</p>
<p>Yarınları kuşatacak yüksek vizyonlu projeler geliştirmeliyiz.</p>
<p>Tarihte stratejik öneme sahip olan Erzurum&#8217;un yarın da aynı önemi sürdürebilmesi için mutlaka ekonomide güçlü bir yapıda olmak zorunda.</p>
<p>Tarihi ipek yolu yeniden önem kazanıyor, Erzurum geçmişte olduğu gibi yeniden canlanan bu güzergahta önemli merkez olabilir.</p>
<p>Ancak büyük düşünmek zorunda&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30867-festival-basladi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>24 günde üç insanımız, bıçaklanarak öldürüldü! Uyanalım artık şehir kırmızı alarm veriyor…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 09:50:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30838</guid>
		<description><![CDATA[Dün yazmıştık; Vali Sebahattin Öztürk, beraberinde belediye başkanları olduğu halde, basının karşısına geçmiş ve yarın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün yazmıştık; Vali Sebahattin Öztürk, beraberinde belediye başkanları olduğu halde, basının karşısına geçmiş ve yarın başlayacak olan kış festivali ile ilgili bir değerlendirme yapmıştı.</p>
<p>Toplantının amacı da belliydi, muhtevası da…</p>
<p>Buna rağmen o toplantıda ilginç bir şey oldu.<br />
Zaman gazetesinin deneyimli ve de son derece çalışkan muhabiri Orhan Yıldırım, “…Sayın Valim, size tam beş adet soru soracağım” diyerek, söze başladı ve hakikaten de birbirinden önemli beş adet soru sordu. Fakat bir husus dikkatlerden kaçmadı: Orhan Yıldırım’ın beş sorusundan dördü, toplantıyla ilgiliyken  beşinci sorusu, “ne alaka” dedirtecek cinstendi.</p>
<p>O soru da şuydu:</p>
<p>“Erzurum’da son zamanlarda bıçaklı kavga olaylarında ciddi bir artış var. Şu ana kadar bu kavgalarda iki kişi öldü, çok kişi de yaralandı. Bunun için ilave bir önlem almayı düşünüyor musunuz?”</p>
<p>Kelimesi kelimesine tam da böyle olmasa bile muhtevası bu çerçevedeydi.<br />
Pek çok meslektaşımla beraber ben de şaşırmıştım. Öyle ya, Orhan gibi başarılı haberlere imza atan bir muhabir, niçin, toplantının amacı dışında bir soru sorma ihtiyacı duymuştu ki?</p>
<p>Normal şartlarda Vali Öztürk’ün, Orhan’ın bu sorusuna şöyle bir cevap vermesi gerekirdi:<br />
“Sevgili Orhan haklısın, lakin bugünkü toplantının konusu gördüğün gibi bambaşka bir konu üzerinedir&#8230; İsterseniz sorunuza bir başka zaman, istatistiklere de bakarak cevap verebilirim.”</p>
<p>Hayır…</p>
<p>Vali Bey, beklentinin aksine hemen önündeki dosyayı açtı ve içinden bir doküman çıkararak, şakır şakır cevap verdi.</p>
<p>Demek ki…</p>
<p>Evet; anlaşıldı ki Vali Bey o sorunun geleceğini önceden biliyordu ve Emniyet’ten, suç oranlarıyla ilgili mukayeseli bir rapor istemişti.</p>
<p>Vali Öztürk, Erzurum’da işlenen suç çeşitlerini ve oranını civar illerdeki tabloyla karşılaştırdı ve Erzurum’un esasında bıçaklı vukuat hariç, diğer suçlarda en azından civardaki illere göre iyi bir durumda olduğunu söyledi.</p>
<p>Fakat bıçaklı kavga, bıçaklı saldırı ve bıçakla işlenen cinayetler noktasında sabıka dosyamız oldukça kabarık:</p>
<p>Yeni yılın ilk 25 gününde sadece üç yurttaşımız bıçaklı saldırı sonucu hayatını kaybetti. En sonuncu maktul ise, dün Sanayi’de göğsünden bıçaklanarak öldürülen 29 yaşındaki Erdal Topçi oldu.</p>
<p>Yaralamalı olayları artık saymıyoruz bile…</p>
<p>Vali Sebahattin Öztürk, önceki gün spor toplantısında bıçaklı saldırıların artmasına dair sorulan soruya cevap verirken; “Bu görüntü Erzurum’a hiç yakışmıyor” dedi.<br />
Haklıydı…</p>
<p>Gerçekten de adının önünde; “dadaş”lık gibi, yiğitliği, mertliği, şefkati ve hoşgörüyü barındıran bir şehrin mensuplarına ne bıçak taşımak yakışır ne de hasmına bıçakla hücum etmek…</p>
<p>Erzurum’da akla ziyan işler oluyor; bıçaklı saldırılar ise, bu akla ziyan işlerden yalnızca biri ama en tehlikeli olanıdır…</p>
<p>Dün Palandöken’in manşetinde, Orhan Yıldırım’ın Vali Bey’e sorduğu sorudan doğan haber vardı:</p>
<p>“Bıçak kemiğe dayandı”</p>
<p>Dedim ya Orhan son derece usta bir gazetecidir. Çünkü sahada görev yapıyor ve şehrin nabzını çok iyi tutuyor. Demek ki, Orhan bu bıçaklı saldırı olaylarının nasıl vahim bir noktaya gitmekte olduğunu görmüştü ki, alakasız bir toplantıda bu hayati meseleye dikkati çekti. Yine demek ki, Vali Öztürk de “keşke bir gazeteci bana bu hususu sorsa da ben de elimdeki istatistikleri açıklasam ve de gidişatın hiç de iyi olmadığını söylesem” diye düşünmüştü.</p>
<p>Daha o haberin mürekkebi kurumadan, Sanayi’de bir insanımızın bıçaklanarak öldürüldüğü haberini aldık.</p>
<p>Sorunun gündeme gelmesi, hatta bu şehrin en tepe yöneticisinin bu sorun karşısında son derece duyarlı olması, ne yazık ki tehlikeli gidişatın önüne geçmeye yeterli olmuyor.</p>
<p>Aslında polisin de yapabileceği çok fazla bir şey yok.</p>
<p>Şöyle ki: Büyükler bir yana, henüz bacak kadar çocukların dahi bıçak taşıdığı bir şehirde, bu sorunun üstesinden polisiye tedbirlerle gelmek çok da mümkün değildir. Asıl çözüm, eğitimden geçiyor. Ama ondan önce de ailelerden…</p>
<p>Madem ki hem devlet hem şehir ahalisi olarak bu soruna teslim olacak değiliz; şu halde bugünden tezi yok herkes elini taşın altına koymalı ve işe kendi çocuğumuzu denetlemekle başlamalıyız. Sonra okullarda, camilerde, eğlence merkezlerinde, basın organlarında ve sivil toplum teşekküllerinde adeta bir seferberlik başlatmalıyız:<br />
“Bıçak tutma, kalem tut” gibi…</p>
<p>Geçmişte bu tür kampanyalar yapılmıştı ve iyi de netice alınmıştı.</p>
<p>Erzurum gibi, dini ve milli yapısı güçlü bir şehirde eğer 24 gün içinde üç kişi bıçaklanarak öldürülmüş ve pek çok kişi de bıçakla yaralanmışsa, orada kimsenin sırtını dönemeyeceği büyük bir sorun var demektir.</p>
<p>Ve bu sorun; öyle sadece polise, savcıya havale edilerek, işin içinden çıkılacak türden bir sorun değildir.</p>
<p>Tamam polis önleyici görevini yapsın; yapıyor da nitekim… Ama her vatandaşın başına da bir polis dikilemez ya…</p>
<p>Sorarım size:</p>
<p>Anne-baba olarak acaba kaçımız çocuğumuzu bu manada denetliyor ve onlara bu konuda öğretici bir eğitim veriyoruz?</p>
<p>Artık uyanalım; şehir alarm veriyor, üstelik de kırmızı alarm…</p>
<p>Bugün ateş belki düştüğü ocakları yakıyor ama unutmayınız ki o ateş, bu hızla yayılırsa –ki, yayılıyor- çok geçmeden bütün ocaklar tehdit ve tehlike altındadır.<br />
Manzaranın ulaştığı dehşetengiz boyuta bakar mısınız?…<br />
Gazeteci dertli dertli soruyor, şehrin Vali’si dertli dertli yakınıyor.</p>
<p>Fakat üzerinden 24 saat bile geçmeden, bir kişi daha bıçaklanarak öldürülüyor.</p>
<p>Sizce bu durum, bu şehir adına normal bir durum mudur?<br />
Yahut da eski tabirle hepimiz kafamızı kuma sokup, olup bitenler için, “vaka-i adiyeden işler” mi diyeceğiz?</p>
<p>Uyanmamız için bu şehrin mezbahaneye, sokaklarının da kan gölüne dönmesi mi lazım?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30838-24-gunde-uc-insanimiz-bicaklanarak-olduruldu-uyanalim-artik-sehir-kirmizi-alarm-veriyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başlamak, başarının habercisidir…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 13:27:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30818</guid>
		<description><![CDATA[Biraz apar topar oldu ama olsun, hiçbir şey yapmamaktansa küçük bir şey yapmak bile çok&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biraz apar topar oldu ama olsun, hiçbir şey yapmamaktansa küçük bir şey yapmak bile çok anlamlıdır.</p>
<p>Şu günlerde Erzurum’da yapılmak istenen işte tam da budur:</p>
<p>Yani daha büyük ve daha donanımlı bir iş için, ilk adımı atmak…</p>
<p>Erzurum, uzun bir aradan sonra yeniden kış festivali düzenliyor. (26 Ocak-28 Ocak)</p>
<p>Gönül arzu ederdi ki bu festival, bugüne kadar kurumsal bir yapıya kavuşmuş olsaydı ve şimdi festivalin uluslararası boyutunu konuşuyor olsaydık.</p>
<p>Olmadı; ama bundan böyle olmaması için ciddi bir engel de yoktur.</p>
<p>Bütün mesele, düzgün bir altyapı oluşturmak ve kurumsal bir kimlik vücuda getirmektir.</p>
<p>Bunun için de herkesin elini taşın altına koyması gerekir.  Dün Vali Sebehattin Öztürk başkanlığında yapılan toplantı bu manada bana güven ve ümit verdi. Zira o toplantıya belediye başkanları ve kimi sivil toplum teşekkülleri de katılmıştı. Böylelikle herkes işin ucundan tutacak ve kimse kimseden rol çalmayacak.</p>
<p>Şayet dün o toplantıda başta büyükşehir olmak üzere, diğer belediyeleri görmemiş olsaydık, yapılacak bu festival adına ciddi endişe duyacaktık. Öyle ya bir şehrin asıl sahibi o şehrin belediyesidir. İşin içinde belediyenin olmadığı sivil bir organizasyon ya sakat olur, yahut da yarınları olmaz.</p>
<p>Neyse ki Erzurum’da durum böyle değil.</p>
<p>Festivali valilik düzenliyor ama pek çok kurum da samimi olarak katkı sunuyor.</p>
<p>Bu kurumların başında Buz Hokeyi Federasyonu, oteller, sivil toplum kuruluşları ve belediyeler var.<br />
Anladığım kadarıyla, festivalin ilki, kısıtlı bütçesinden ötürü mütevazı ölçülerde olacak. Çünkü son anda karar verilmiş ve sınırlı imkanlarla bir program oluşturulmuş.</p>
<p>Olsun…</p>
<p>Asıl önemli olan niyettir ve niyeti eyleme geçirmektir.</p>
<p>Mümkün ki bir iki gün sonra başlayacak olan bu kış festivalinin ilki çok büyük ses getirmeyebilir.</p>
<p>Zararı yok.</p>
<p>Bir sonraki için idman yapmış oluruz.</p>
<p>Kesin olan şu ki, kış sporları ve kış turizminde dünyaya açılmak isteyen Erzurum’un, kış ve kar üzerine mutlaka bir festival yapmasının gerektiğidir.<br />
Erzurum’un onda biri ölçülere sahip kimi kayak merkezlerinde öyle muhteşem festivaller düzenleniyor ki, dünyanın dört bir yanında on binlerce insan akın ediyor.</p>
<p>Erzurum niçin bunu başaramasın ki?</p>
<p>Aynı Erzurum değil miydi 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları’nı anlının akıyla başardı…<br />
Yeter ki samimiyet olsun…</p>
<p>Dün toplantıda da aynı şey tekrarlandı:<br />
Festivalin süreklilik kazanması için mutlaka kurumsal bir yapıya kavuşması lazım.</p>
<p>Aksi halde beklenen yankı olmaz.</p>
<p>Dünkü toplantıda gördük ki, bu işe baş koymuş olan kurumlar, çok iyi bir iş çıkarmak için titiz bir şekilde çalışmışlar. Buna rağmen yine de önemli eksikler olabilir.</p>
<p>Kimsenin buna takılıp kalmaması lazım.</p>
<p>Bugün geleneksel yapıya kavuşmuş olan bu tür festivallerin hiç biri işe dört dörtlük bir organizasyonla başlamadı ki…</p>
<p>Marifet başlamaktır ve her yıl bir önceki yıl geçmeye çalışmaktır.</p>
<p>Erzurum bunu başaracak potansiyele sahip bir şehir…</p>
<p>Bu şehrin halkı da her türlü destek verecektir. Bunu iddialı biçimde söylüyorum. Çünkü geçen yıl herkesin nasıl o stadyuma koşarak gittiğini ve yarışları izlemek için salonları hınca hınç doldurduğunu gördük.</p>
<p>Dünya ölçeğinde bir turizm merkezi olmanın yolu, tanıtımdan ve dünyaya açılmaktan geçer.</p>
<p>Festivaller ise, bu tanıtımın en önemli ayağını oluşturmaktadır.<br />
Kar var, pist var, tesis var, altyapı ve üst yapı var…</p>
<p>Tek eksiğimiz bu kadar mükemmel imkanı bir arada vitrine çıkaramamaktır.</p>
<p>Öyle umuyorum ki, iki sonra başlayacak kış festivali bu uğurda atılacak en önemli bir adım olsun.</p>
<p>Nasılsa kervan yolda dizilir…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30818-baslamak-basarinin-habercisidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazarı susturmak…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2012 07:15:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30782</guid>
		<description><![CDATA[Tevafuka bakar mısınız, ikisinin adı da Mehmet Emin; ikisinin de dünyasında Erzurum önemli bir mekan…
&#160;
İlki;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tevafuka bakar mısınız, ikisinin adı da Mehmet Emin; ikisinin de dünyasında Erzurum önemli bir mekan…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlki; büyük şair ve bir dönem (kağıt üzerinde de olmuş olsa) Erzurum valiliği yapmış olan Mehmet Emin Yurdakul; ikincisi ise, bu toprakların yetiştirdiği ehli vicdan bir yazar ve hakiki bir münevver…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İkincisinin, kimi zaman adı Talat Uzunyaylalı oldu; kimi zaman Mehmet Emin… Ve çok az da Talat Geyik…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu adların bir önemi de yoktu aslında&#8230; Çünkü yazdıkları öylesine değerliydi ki, mazruf dururken kim bakardı zarfa&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve fakat öyle değilmiş!</p>
<p>Vatan şairi Mehmet Emin Yurdakul, bir şiirinde baskının her türüne karşı şöyle isyan ediyordu:</p>
<p>&#8220;Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et.</p>
<p>Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir.&#8221;</p>
<p>Bu toprakların münevveri M.Talat Uzunyaylalı veya Mehmet Emin ise veda ederken, yüreklere kor gibi düşen şu cümleleri haykırdı:</p>
<p>&#8220;…Yazarlık anlayışımız gereği hiçbir şahsı ve onun ailesini, özel yaşantısını yazılarımıza konu yapmadık. Yazılarımızda ele aldığımız konular ve eleştirdiğimiz kimi hususlar şahısların düşünce ve eylem alanlarıyla ilgili olmuştur ki, ilkelli gazetecilik de tam olarak budur.</p>
<p>Buna rağmen bazı insanlar, bunların içinde meslektaşlarımız bile var, yazdıklarımızdan rahatsız oldular. Çalıştığım kurumdan yola çıkarak tabir caizse, bizi susturmaya çalıştılar. Şahsımızda, çalıştığımız kurumu yıpratmak yoluna gittiler. Bu durum şehrimizde demokratik olgunluğun henüz çok gerilerde olduğunun da bir kanıtıdır.&#8221;</p>
<p>O&#8217;nu susturanlar şimdi avuçlarını nasıl ovuşturuyorlardır bilmiyorum; lakin O, bu şehrin hür vicdanı ve ehli namusun şahikasıdır.</p>
<p>O, bu şehrin romancısı&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin münevveri&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin gürül gürül çağlayan bir yazarı&#8230;…</p>
<p>O, bu şehrin her daim ve her şartta eğilmeyen, bükülmeyen ve inandığı davadan taviz vermeyen samimi bir müminidir.</p>
<p>Ve hatta kimi kurumlara kapaklanmış müteşairler kızmaz ise şayet O, aynı zamanda bir şairdir.</p>
<p>Ve dahi kimi angutlar haki renge taptıklarından ötürü, üstlerinde askeri urbalarla dolaşırken O, Müslüman bir kadının romanını yazacak kadar cesurdu.</p>
<p>O; tıpkı Akif&#8217;in dediği gibi, &#8220;Gelenin keyfi için geçmişine sövmeyen&#8221; yürekli bir Dadaş&#8217;tı&#8230;…</p>
<p>28 Şubat&#8217;çılar O&#8217;nun üstünü çizip, adının karşısına kocaman harflerle &#8220;mürteci&#8221; diye yazdıklarında; O, yine Lalapaşa&#8217;dan uzaklaşmadı; Ulucami&#8217;de Kur&#8217;an tilavet etmekten korkmadı.</p>
<p>Necip Fazıl misali:</p>
<p>&#8220;Beni Allah tutmuş, kim eder ki azat?&#8221;</p>
<p>O&#8230;…</p>
<p>Hakikati haykırdı, mazlumun yanında oldu, egemenlerin sofralarına tenezzül etmedi.</p>
<p>Az kaldı işinden oluyordu, hatta az kaldı içeri tıkılıyordu.</p>
<p>Buna rağmen susmadı.</p>
<p>İşte o sebepledir ki, O&#8217;nun birden çok adı oldu.</p>
<p>M.Talat Geyik&#8217;i takibe aldılar; O, M.Talat Uzunyaylalı olarak mücadele etti&#8230;…M.Talat Uzunyaylalı kendi meslektaşları tarafından MİT&#8217;e ihbar edilince, bu kez de imdadına Mehmet Emin yetişti&#8230;…</p>
<p>Bugün etraf sahte demokratlardan, sahte müminlerden, sahte aydınlardan, sahte gazetecilerden geçilmiyor ya&#8230;…</p>
<p>Siz asıl 28 Şubat&#8217;ta görecektiniz O&#8217;nu&#8230;…</p>
<p>Hemşerimiz Fethullah Gülen cezaların en ağırına reva görülmüşken, ve de kendi dava arkadaşları bile &#8220;Hocaefendi&#8221; diye yazamıyorken;  O, yani bu toprakların yazarı M.Talat Uzunyaylalı, Palandöken gazetesinde haykırmıştı:</p>
<p>&#8220;Fethullah Hoca&#8217;ya reva görülen bir zulümdür&#8221;</p>
<p>Bayburtlu Zihni Bayburt Rus işgalinden sonra, yani Bayburt&#8217;un  yakılıp yıkılmasından sonra memleketine gelir. Etrafına bakar ve yüreği öyle bir yanar ki, o yangın şu dizelere dönüşür:</p>
<p>&#8220;Vardım ki, yurdunda ayak göçürmüş, yavru gitmiş ıssız kalmış otağı.</p>
<p>Camlar şikest olmuş meyler dökülmüş, sakiler meclisten çekmiş ayağı.&#8221;</p>
<p>Erzurum işgal altında değildi ama, öyle bir anlayış bu şehre hakim olmuş ki, M.Talat Uzunyaylalı gibi bir yazar, sırf üzerinde &#8220;devlet memurluğu&#8221; sıfatı var diye, ha bire ihbar edildi.</p>
<p>Hem de 28 Şubat&#8217;ta savunduğu adamların erketecileri tarafından&#8230;…</p>
<p>Nitekim O&#8217;nu susturdular.</p>
<p>&#8220;Artık yazmayacağım&#8221; dedi.</p>
<p>Yani, &#8220;Viran olası hanede evlad u  iyal var&#8221;</p>
<p>Siz biliyor musunuz M.Talat Uzunyaylalı&#8217;nın bu şehre dair yazmasından en çok kimler rahatsız oldu?</p>
<p>Ben söyleyeyim:</p>
<p>İsimlerinin önüne layık olmadıkları unvanları yerleştiren kütükler&#8230;…</p>
<p>Hani Nazım Hikmet kendisini yok etmek isteyenler için demişti ya;</p>
<p>&#8220;Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında. Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında&#8221;</p>
<p>İşte o misal&#8230;…</p>
<p>Bazıları zannediyor ki, memur M.Talat Uzunyaylalı&#8217;yı susturduk.</p>
<p>Hayır; susturamazsınız&#8230;…</p>
<p>Bu kadar kolay ve ucuz değil&#8230;…Çünkü O, bu şehrin maşeri vicdanıdır.</p>
<p>Vatan şairi Namık Kemal tam da böyle bir durum karşısında, nasıl kafa tutmuştu unuttunuz mu?</p>
<p>&#8220;Vatan yahut Silistre&#8221;</p>
<p>M.Talat Uzunyaylalı, hem kendi adına hem de kendisiyle aynı olan adıyla veda etmiş Gazete Güncel&#8217;deki yazılarına&#8230;…</p>
<p>&#8220;Roman yazacağım&#8221; demiş!</p>
<p>Etme be Talat abi&#8230;…</p>
<p>Sen ki bu şehrin romanını yazmış bir yazarsın.</p>
<p>Sen olmasaydın kim Nenehatun&#8217;u bilecekti, kim bir leyleğin aldatılması halinde neler yapacağını&#8230;…</p>
<p>Yapma be Talat abi; yapma&#8230;…</p>
<p>Seni susturanlar (daha doğrusu susturduğunu zanneden dangozlar hiç boşuna sevinmesinler) bilimsel olarak da ispatlandı ki, güneş balçıkla sıvanmıyor.</p>
<p>Ne alakası var bilmiyorum ama aklıma düştü işte&#8230;…</p>
<p>Ne zaman hüzünlensem, ne zaman yarınları umut dolu günlerin geleceğini bilsem bile hep şu dizeler düşer aklıma:</p>
<p>&#8220;Gül hazin sümbül perişan, bağ-ı zarın şevki yok.</p>
<p>Geldi amma neyleyeyim, sensiz baharın şevki yok&#8221;</p>
<p>Talat ağabeyi, bak Abdulhak Hamit Tahran &#8220;Makber&#8221; şiirinde böyle sitem ediyor.</p>
<p>Sen de bize sitem et ama bırakıp gitme&#8230;…</p>
<p>Çünkü bırakıp gidenlerden ötürü canımız acıyor. Daha Reyhani&#8217;nin acısı dinmemişken bir de sen yakma bizi&#8230;…</p>
<p>&#8220;Cuma günü buluşmak üzere&#8221; demişsin veda yazında&#8230;…</p>
<p>Çünkü Gazete Güncel&#8217;deki ilk yazın Cuma günüydü.</p>
<p>&#8220;Mübarek bir günde başladım, mübarek bir günde bırakırım&#8221; diyorsun; tamam&#8230;…</p>
<p>Lakin sen ki bu şehrin vicdanısın&#8230;…Sen susarsan şehir karanlığa gömülür. Sen çekip gidersen şehir çakalların yurdu olur.</p>
<p>Sen orada dur yeter&#8230;…</p>
<p>Yazmasan bile&#8230;…</p>
<p>&nbsp;<br />
Fakat Talat ağabeyi sana bir soru sormak istiyorum:</p>
<p>28 Şubat Süreci&#8217;nde mi canın çok yandı, şimdi mi?</p>
<p>Haydi Talat ağabeyi bir şey söyle&#8230;…</p>
<p>Sen ki çaresiz değilsin; zira sen değil miydin, aynı zamanda &#8220;Tanzimat&#8217;tan Günümüze Türk Basını&#8221;nı yazmış bir aydınsın&#8230;…</p>
<p>Bu soru senin için çocuk oyuncağı olmalı&#8230;…</p>
<p>Söyle Talat ağabeyi, haydi söyle:</p>
<p>Apoletliler mi canını çok yaktı, cübbeliler mi?</p>
<p>Son bir soru:</p>
<p>Senatörün kızı ne derdi bu işe?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30782-yazari-susturmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşinize gelirse…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Jan 2012 09:25:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30691</guid>
		<description><![CDATA[Nitekim Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da, gerçeği kabul etti:
“Bir daha elektrik kesintisi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nitekim Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da, gerçeği kabul etti:<br />
“Bir daha elektrik kesintisi olmaz diye garanti veremem”<br />
Tam da Bakan Bey’in dediği gibi oldu:<br />
Fırtına Erzurum’u teslim aldı ve şehrin genelinde elektrik kesintisi oldu.<br />
Uzun yıllardan buyana bu kadar uzun süreli bir kesinti ile karşılaşmamıştık. Bu sebeple bu kesinti herkes için şok oldu. Oysa bu durum bir Türkiye gerçeğiydi.</p>
<p>Fırtınada elektrik kesilir…<br />
Yoğun kar yağışında elektrik kesilir…<br />
Şiddetli yağmurda elektrik kesilir…<br />
Bir tek hava sütliman olduğunda elektrik kesilmez!<br />
Erzurum’da dün saatler süren bir kesinti oldu. Ve bildiğiniz gibi hava hem soğuktu, hem de fırtınalıydı.<br />
Elektrik kurumu için durum neydi bilmiyoruz; lakin şehir için tam bir felaketti.<br />
Zira her şey elektriğe dayalıydı…<br />
Tabi afet için diyeceğimiz bir şey yok. Öyle ya, en gelişmiş ülkelerde bile tabi afet karşısında kimsenin yapabileceği bir şey olmuyor.<br />
Tamam da…<br />
Bizdeki tabi afet değildi ki…<br />
Sadece normalin üzerinde esen bir rüzgar vardı o kadar.<br />
Buna rağmen trafik alt üst oldu, enerji nakil hatları koptu, haberleşme kesintiye uğradı…<br />
Düşünün hele ya Amerika’da ikide bir tekrarlanan o hortumlardan birisi bizde olsaydı durumumuz nice olurdu?<br />
Sıradan bir fırtına karşısında bu şehirde hayat felç olabiliyor…<br />
Demek ki üzerinde durmamız gereken sorunlardan birisi de işte budur.<br />
Yani enerji nakil hatlarının havadan geçiyor olması.<br />
Şayet bu hatların tamamı yeraltından gezmiş olsaydı, bu fırtına karşısında şehir karanlığa gömülmezdi.<br />
Bir şehri şehir yaban temel özelliklerden birisi de, altyapıdır.<br />
Bir belediye olarak pek çok şey yapabilirsiniz ama eğer altyapınız yoksa yaptığınız işlerin tamamı hikayeden ibarettir.<br />
Erzurum, ne yazık ki altyapı açısından son derece zayıf bir ildir.<br />
Sadece enerji nakil hatlarında değil; su, kanalizasyon ve haberleşme alanında da ciddi eksiklerimiz var.<br />
Belediyeler üst yapıda makyaj yapmakla görevlerini yerine getirdiklerini zannediyorlar ama gerçek tam tersi…<br />
Orta ölçekli bir fırtına sonucu şehrin kahır ekseriyeti saatler boyunca enerjiden mahrum kalıyorsa, orada herkes şapkasını önüne alıp yeniden düşünmek zorunda…<br />
En başta da eski adıyla TEDAŞ…<br />
Vatandaşın faturası birkaç gün gecikince hemen şarteli indirmesini bilen elektrik kurumu, küçük bir fırtınada şehrin karanlığa gömülmesinin de hesabını vermelidir.<br />
Böyle bir şey olmayacağını biliyoruz. Zira burası Türkiye…<br />
Egemenler hesap vermez, hesap sorar!<br />
Elektrik kurumu da bir egemen ve tekel olduğuna göre, fırtına bile olmasa dilediği zaman şehri karanlığa gömebilir. Çünkü bu yetki ona verilmiş!<br />
Bakmayın siz Erzurum’da ikide bir elektrik kesiliyor olmamasına… Bu tamamen TEDAŞ’ın merhametinden kaynaklanıyor!<br />
Dilerse keser, dilerse kesmez; yetki onda!<br />
Kar yağar elektrik kesilir…<br />
Yağmur yağar sel olur, hatlar kopar…<br />
Fırtına çıkar enerji verilemez…<br />
Bir tek güneşli ve rüzgarsız havada elektrik olur, o zaman da gelen fatura cebinizi yakar…<br />
Yeseniz de bu, yemeseniz de…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30691-isinize-gelirse/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özer Ayık iyi ki konuştu&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 12:02:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30690</guid>
		<description><![CDATA[Konaklı&#8217;daki talihsiz kazadan sonra gördük ki, bu ülkede nasıl ki sabahtan erken uyanan herkes futbol&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Konaklı&#8217;daki talihsiz kazadan sonra gördük ki, bu ülkede nasıl ki sabahtan erken uyanan herkes futbol yorumcusu oluyorsa, &#8220;medya ahkamcıları&#8221;nın tamamı da aynı zamanda kayak otoritesiymiş!</p>
<p>Ve ne yazık ki bu vesileyle başka bir gerçekle daha yüzleştik: Medya bülbüllerinin bir kısmı şuur altlarında Erzurum düşmanlığı besliyor.</p>
<p>Adamlar elim kazaya dair zerre kadar bilgi sahibi olmadan, anında fikir sahibi oldular ve vur abalıya gitsin yaptılar.Kayak Federasyonu ise zaten en baş günah keçisi oldu!</p>
<p>Kimileri fırsat bu fırsat diyerek, Erzurum&#8217;a bindirirken, bazıları da kurdun dumanlı havayı sevmesi misali Kayak Federasyonu&#8217;nu linç etmeye kalktı.</p>
<p>Oysa gerçek bambaşka&#8230;…</p>
<p>Evet; 17 yaşında gelecek vadeden milli sporcumuz Aslı Nemutlu, hepimizi derinden üzen bir kaza sonucu öldü.</p>
<p>Bu değişmez bir yazgı.</p>
<p>Fakat bu kızımızın ölümü üzerinden, hesap görülmek istenmesi, en az olayın kendisi kadar acı oldu.</p>
<p>Dün bütün gerçekler ortaya çıktı.</p>
<p>Meraklısı isterse, hem kazanın nasıl meydana geldiğini, hem de bu kazada illa da bir sorumlu aramak gerekirse kimin sorumlu olup olmadığını artık öğrenebilir.</p>
<p>Kayak Federasyonu Başkanı Dr. Özer Ayık, bir yanına Erzurum Kayak Kulübü Başkanı Mustafa Efendioğlu&#8217;nu, diğer yanına da dünya çapında bir kayak otoritesi olan Kayak Federasyonu Genel Sekreteri Muhtar Kurt&#8217;u ve önde gelen bir kayak hocası Ahmet Demir&#8217;i alarak, basının karşısına çıktı.</p>
<p>Son derece üzgündü; konuşurken kelimeler boğazına düğümleniyordu ve hayatının en çetin basın toplantısını yapıyordu. Buna rağmen büyük bir soğukkanlılık içinde, önce olayın seyrini ve evrensel ölçülerde kayak sporunun ana ilkelerini anlattı.</p>
<p>Ne kimseyi suçladı, ne de popülizm yaptı.</p>
<p>Basının karşısına öyle donanımlı çıkmıştı ki, elinde dünyanın en önde gelen kayak merkezlerindeki kaza istatistikleri de vardı, teknik donatıyı anlatan görseller de&#8230;…</p>
<p>Ve medyada ahkam kesenlerin ısrarla tekrarladıkları bir yanlışı düzeltti:</p>
<p>Aslı Nemutlu, o gün Konaklı&#8217;da ne Kayak Federasyonu&#8217;nun düzenlediği bir yarış için bulunuyordu, ne de kayak milli takımının antramanı için oradaydı. Talihsiz Aslı, münferit olarak idman yapmak için Konaklı&#8217;daydı. Dolayısıyla bu durum, kurumları otomatikman devre dışı bırakıyor.</p>
<p>Olay gününden itibaren etrafta öyle bir bilgi kirliliği var ki, sapla saman birbirine karışmış durumda.</p>
<p>Elbette ki böyle bir kazanın yaşanmasını istemezdi ama neylersiniz ki, kayak sporunun yapıldığı her yerde, hem de şöhreti Erzurum&#8217;u yüze katlayacak çok daha gelişmiş merkezlerde bile, ölümle sonuçlanan kazalar oluyor. Özer Ayık&#8217;ın verdiği bilgiye göre, alp disiplininde yani Aslı kızımızın antraman yaptığı branşta, her 100 sporcudan 28&#8242;i kazara sonucu yaralanıyor veya ölüyor.</p>
<p>Geçen yıl Kanada&#8217;da kış olimpiyatları sırasında kızak sporu yapan bir sporcu, yarışma sırasında kaza geçirdi ve öldü. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün; lakin mesele bu değil&#8230;…</p>
<p>Sporun her branşında belli bir risk var. Bütün mesele, her hangi bir sporcu kaza geçirdiğinde, ilgili birimlerin gerekli önlemleri önceden alıp almadığıdır.</p>
<p>Dünkü toplantı sırasında öğreniyoruz ki, Konaklı&#8217;daki elim kazada kimsenin bir ihmali veya kusuru yok.</p>
<p>Aynı anda yüzlerce sporcu ve kayak severin kullandığı bir pistte bir kaza oluyor ve Aslı, kayağının ayağından fırlaması sonucu, dengesini yitirip başının üstüne düşüyor. Ve ne yazık ki o sırada boynu kırılıyor. Sonra sürüklenerek, kar perdesi diye tabir edilen tahta bariyerlere çarpıyor.</p>
<p>Dr. Özer Ayık dün o tahta bariyerleri veya gerçek adıyla kar perdelerini de anlattı. Hani bazıları ekranlarda ahkam kesiyordu ya, &#8220;Niçin o bariyer plastikten değil&#8221; diye&#8230;…</p>
<p>Meğerse dünyanın her yerinde, yani kayak yapılan her merkezde o kar perdeleri ağaçtan olurmuş. Ve kar perdelerinin görevi de güvenlik önlemi almak değil. Çünkü pistlerde, tordan yapılan bir de güvenlik ağları var.</p>
<p>Konaklı&#8217;da olması gerektiği gibi hem kar perdeleri var, hem de güvenlik ağı&#8230;…</p>
<p>Kar perdesinin görevi, kar tanelerinin rüzgar marifetiyle kayak yapılan piste dolmasını engellemek. Güvenlik ağının amacı ise, sporcunun pisten kayıp çıkması halinde her hangi bir yere çarpmasını engellemektir.</p>
<p>Hiçbir gerekçe, Aslı Nemutlu&#8217;nun kaza sonucu ölmesini sevimli veya haklı kılmıyor.</p>
<p>Bu işin başka bir cephesidir.</p>
<p>Fakat bir kazadan hareketle, bir şehre haksız yere hücum edip, bir federasyonu da linç etmeye çalışmak ne ahlakidir, ne de akla uygundur.</p>
<p>Zaten olayla ilgili olarak hem savcılık, hem de ilgili bakanlık soruşturma başlatmış durumda.</p>
<p>Kim ne anlatırsa anlatsın bu saatten sonra hikaye&#8230;… Neyin nasıl olduğunu bu soruşturmaların neticesinde göreceğiz.</p>
<p>Şimdi eldeki bilgiler ve yapılan teknik açıklamalardan yola çıkarak, şunu söylüyoruz:</p>
<p>Ortada vahim bir kaza var ve bu kazanın sonunda genç bir sporcu hayatını kaybetti. Ancak bu kaza, yer yüzünde ilk kez Erzurum&#8217;da meydana gelmiş değil.</p>
<p>Özer Ayık&#8217;ın da verdiği örnekte olduğu gibi, insanlar denizde yüzerken de boğuluyor, dağa tırmanırken de düşüp ölüyor. Bu da öyle bir şey&#8230;…</p>
<p>Pist, tescilli bir pist&#8230;…Aslı ise adı üstünde milli bir kayakçı&#8230;…</p>
<p>Yani kayak yapılması yasak bir yerde, aceminin biri kayarken ölmüş değil.</p>
<p>Kaldı ki yüzlerce milyon harcanarak yeniden kurulan Konaklı gibi taptaze bir kayak merkezinde, kim niçin gerekli önlemleri almamış olsun ki?</p>
<p>Daha birkaç ay evvel aynı yerde uluslararası yarışmalar yapılmış ve kimse şurası eksik, burası yetersiz diye, bir tespitte bulunmamış. Ve o büyük müsabakadan sonra da, yine aynı yerde onlarca yarış ve yüzlerce antrenman yapıldı.</p>
<p>Kayak öyle bir spor ki, misal; bir tenis gibi değil. Tehlike oranı çok daha yüksek&#8230;…</p>
<p>Aslı&#8217;nın başına gelen de, bu sporun içindeki muhtemel bir gerçekti.</p>
<p>O gün Aslı değil de, orada kayak yapan başka sporcular veya bir turist de aynı akıbete uğrayabilirdi.</p>
<p>Çünkü &#8220;ayaktan kayak fırlaması&#8221; diye tabir edilen bir durum, bu sporun içinde her zaman olabilecek bir kaza türü&#8230;…</p>
<p>Birileri sırf Erzurum&#8217;a bindirmek için Aslı&#8217;nın ölümünü fırsat olarak kullandı. Fakat öyle bir çağda yaşıyoruz ki, günümüz yalanları anında ortaya çıkıyor.</p>
<p>Dün Özer Ayık yaptığı basın toplantısıyla bunu gösterdi.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30690-ozer-ayik-iyi-ki-konustu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cinayet ve kaza&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jan 2012 14:12:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30667</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum&#8217;da son iki gün içinde, iki genç insan hayatını kaybetti. İlki cinayet; ikincisi kaza kurbanı…
İlkinden,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum&#8217;da son iki gün içinde, iki genç insan hayatını kaybetti. İlki cinayet; ikincisi kaza kurbanı…</p>
<p>İlkinden, yani cinayete kurban gidenden başlayalım:</p>
<p>Sokak ortasında, hem de gündüz gözü bıçaklanarak öldürülen gencin adı Fatih Genç…</p>
<p>Fatih&#8217;i, defalarca bıçaklayarak öldüren zanlı yakalandı ve adalete teslim edildi&#8230;Ancak burada üzerinde durulması gereken bir sorun var:</p>
<p>Bu cinayet, adeta &#8220;ben geliyorum&#8221; diyen türden bir cinayettir. Çünkü cinayet zanlısı D.T., kendi halinde biri değildi. D.T., polisteki ve adliyedeki adam boyu dosyalarıyla bilinen bir suç çetesinin mensubudur.</p>
<p>Başka bir ifadeyle D.T. denilen bu kişi, pimi çekilmiş bir bomba misali, her an patlamaya hazırdı. Fatih&#8217;in talihsizliği, o bombanın kendi üzerinde patlamış olması&#8230;…</p>
<p>D.T.&#8217;nin yakını olduğu organize suç çetesinin, bu şehirde yemediği halt kalmadı. Bunu polis de biliyor, sokaktaki sade vatandaş da&#8230;…Fatih&#8217;in o adamlarla ne gibi bir işi vardı bilmiyoruz. Lakin gerçek olan şu ki, o suç çetesinin mensupları her an her şey yapabilecek bir potansiyele sahipler.</p>
<p>Bunu polisin bilip, buna göre önlem alması gerekirdi. Kaldı ki Türkiye, son sekiz on seneden beri mafya ve çetelere karşı öyle muhteşem bir mücadele verdi ve başarılı oldu ki, bırakın Erzurum&#8217;daki dandikten bir çeteyi, bunların en ağa baları çökertildi, layık oldukları deliğe tıkıldı.</p>
<p>Bu gerçeğe rağmen biz hala Erzurum&#8217;da, organize suç örgütlerinden ve onların şehir üzerinde estirdikleri terörden bahsediyoruz.</p>
<p>Olmadı; hem de hiç olmadı&#8230;…</p>
<p>Biz inanıyoruz ki, Erzurum polisi hem geçmişte, hem de günümüzde suç örgütlerine karşı son derece etkili mücadele etti. Fakat önceki gün Fatih&#8217;in çeteci aileye mensup biri tarafından katledilmesi, herkesin midesini bulandırdı. Önceki gün herkes, cenazede birbirine aynı şeyi sorup duruyordu:</p>
<p>&#8220;Hani Erzurum çetelerden temizlenmişti?&#8221;</p>
<p>Başka Fatih&#8217;ler de kurban olmasın diye, Erzurum polisinin çevreye geniş açılı bir projektör tutması kaçınılmaz bir gerçektir. Şayet polis; &#8220;Nasılsa cinayet zanlısını yakalayıp yargıya teslim ettik&#8221; şeklinde bir rehavete kapılırsa, korkarım ki pusuya yatmış olan çeteler bundan cesaret alır ve yeni kurbanların peşine düşer.</p>
<p>Değişmez kuraldır:</p>
<p>Tabiat boşluk kaldırmaz.</p>
<p>Polis ve yargı güçlü olursa çeteler çözülür, çeteler güçlü olursa polis ve yargı zayıflar.</p>
<p>Dün Erzurum çok talihsiz bir kazaya sahne oldu ne yazık ki&#8230;…</p>
<p>Milli kayakçımız Aslı Nemutlu, hayatının baharında dünyaya ve sevenlerine veda etti. Üstelik de ancak binde bir rastlanır bir kaza sonucu&#8230;…</p>
<p>Çok üzüldük&#8230;…</p>
<p>Aslı, geleceği çok parlak olan milli sporcularımızdan biriydi. Şayet o elim kaza O&#8217;nu aramızdan çekip almasaydı Aslı; uluslararası yarışmalarda ülkemizi temsil edecekti. Arkadaşlarının ve hocalarının anlattığına göre Aslı; cesur, çalışkan ve hedefleri olan bir sporcuydu. Dünya çapında bir kayakçı olmak için çok çalışması gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden Konaklı&#8217;daydı&#8230;…</p>
<p>Sözün bittiği yerdeyiz.</p>
<p>Aslı artık aramızda değil.</p>
<p>Çaresiz, bu acı gerçeği kabullenmek zorundayız.</p>
<p>Başta ailesi ve Kayak Federasyonu olmak üzere, tüm spor camiasına başsağlığı diliyor, Aslı&#8217;ya da Allah&#8217;tan rahmet niyaz ediyoruz.</p>
<p>İnşallah başka Aslılar aynı akıbete uğramaz.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30667-cinayet-ve-kaza/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Furkan Nehri&#8217;nin başarısı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 09:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30569</guid>
		<description><![CDATA[Furkan Nehri adı, pek çok kimse için bilindik bir ad değil&#8230; Bu da son derece&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Furkan Nehri adı, pek çok kimse için bilindik bir ad değil&#8230; Bu da son derece normal. Çünkü Furkan, henüz 20&#8242;li yaşlarda genç bir insan&#8230; Önünde pek çok alternatif dururken Furkan, gazeteciliğe gönül vermiş ve bu uğurda çileli bir yolculuğu göze alıp bize geldi. O, kısa bir süreden buyana da Palandöken&#8217;in yazı işlerinde, &#8220;gazeteci adayı&#8221; olarak görev yapıyor.Geçen hafta Furkan öyle bir habere imza attı ki, aynı konumda olan yüzlerce genç gazeteci adayı için bu imza, rüyada bile görülmeyecek hayaldi.</p>
<p>Furkan&#8217;ı bir anda ülke geneline taşıyan haberin serüveni şöyle başlıyor:</p>
<p>Dedik ya, Furkan henüz 20&#8242;li yaşlarda bir genç. Bir yandan yüksek tahsili için kursa devam ediyor, beri yandan da kendisine meslek olarak seçtiği gazetecilikte, tıpkı Ahmet Haşim&#8217;in tasvir ettiği gibi merdivenleri ağır ağır çıkıyor.</p>
<p>Furkan, üniversite sınavı ile ilgili hazırlanmış olan bir test kitabını incelerken bir soruyla karşılaşıyor:</p>
<p>&#8220;Şikeci Aziz&#8221;</p>
<p>Bir bakıyor ki test kitabında, matematik sorusu olarak sorulan bir soru, aynı zamanda Türkiye gündeminde yer alan son derece şöhretli bir isme atıfta bulunuyor.</p>
<p>Soru malum:</p>
<p>&#8220;Şikeci Aziz&#8221;, kendisine verilen parayı &#8220;adil&#8221; olmayan bir şekilde bölüştürüyor ve bu bölüştürmeden &#8220;çıkar&#8221; elde ediyor.</p>
<p>Şayet şu meşhur &#8220;şike davası&#8221; olmasaydı, mümkün ki kimse böyle bir sorudan ötürü, öküzün atında buzağı arayacak değildi.</p>
<p>Fakat söz konusu soru öylesine güncel ve öylesine adrese teslim ki, kuşkulanmamak için hayli saf olmak gerekir. Furkan ise cin gibi bir çocuk, okuyor, yazıyor ve çevresinde olup biten her şeye karşı duyarlı.</p>
<p>Test kitabında gördüğü bu &#8220;Şikeci Aziz&#8221; sorusunu hemen ajandasına alıyor ve doğruca gazetedeki ağabeyleriyle paylaşıyor.</p>
<p>O dakikadan sonra her şey çorap söküğü gibi geliyor zaten&#8230;…</p>
<p>Palandöken&#8217;in usta gazetecileri Orkun ve Levent, gazeteci adayı Furkan&#8217;ın getirdiği bu malzemeyi öyle bir işliyorlar ki, o haber, Palandöken&#8217;de çıkar çıkmaz aynı anda ülke genelindeki bütün basın yayın organlarında manşete çekiliyor.</p>
<p>Çünkü konu çok popüler&#8230;…</p>
<p>Hayli zamandan beri bizim meslekte araştırmacı gazeteci yetişmiyor artık&#8230;…</p>
<p>Bazı meslektaşlarımız ilgili servisler tarafından kendilerine paket halinde sunulan haberleri yazmakla, hatta o haberlere imzalarını koymakla bir gazetecilik başarısı elde ettiklerini sanıyorlar. Oysa gazetecilik araştırmaktır, kuşkulanmaktır, çek etmektir, farklı kanallardan aynı haber için farklı görüşlere yer vermektir.</p>
<p>Furkan&#8217;ın o muhteşem haberi, Palandöken&#8217;de &#8220;Furkan Nehri&#8217;nin özel haberi&#8221; başlığıyla çıktı.</p>
<p>Tecrübeli ağabeyleri, bu imzayı atmakla hem Furkan&#8217;ın hakkını teslim etmişler, hem de O&#8217;nu çıktığı çileli yolculukta yüreklendirmişler.</p>
<p>Dün Orkun Çizmeli, &#8220;Şikeci Aziz&#8221; haberinin ülke genelindeki yankısını anlatırken, her fırsatta Furkan&#8217;ın dikkatine, özenine ve meslek aşkına vurgu yapıyordu.</p>
<p>Gazetecilik böyle bir şey işte&#8230;…</p>
<p>Burnunuz haber alacak, kulağınız haber kaynaklarında olacak, yüreğiniz haber coşkusuyla dolup taşacak&#8230;…</p>
<p>Furkan öyle bir genç&#8230;…</p>
<p>Gazeteci-yazar bir babanın gazeteci olmak isteyen bir oğlu&#8230;…</p>
<p>Furkan, sevgili Memduh Nehri&#8217;nin oğludur. Yani Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü&#8217;nün Erzurum şubesinin müdürü; gerçek bir aydın olan ama sessiz kalmayı yeğleyen Memduh&#8217;un oğludur.</p>
<p>O babanın oğlu olan Furkan da, babasının yolunda ilerliyor. Daha mesleğin ilk merdivenlerinde; ama gözlerindeki ışık, O&#8217;nun ileride acar bir gazeteci olacağını gösteriyor.</p>
<p>Çünkü; &#8220;ben gazeteci&#8221; olacağım demiş.</p>
<p>Sevgili dostlar, Palandöken&#8217;i ötekilerden farklı kılan unsur budur işte:</p>
<p>Muhabir, henüz stajer de olsa, getirdiği habere önem verilmelidir.</p>
<p>Furkan test kitabını inceledi ve o traji-komik soruyu buldu. Palandöken&#8217;in yazı işleri duyarsız olsaydı bu büyük haber güme giderdi.</p>
<p>Besbelli ki, test kitabındaki soruyu hazırlayan hoca veya komite ileri derecede Fenerbahçe düşmanı kişilerden oluşmuş.</p>
<p>Gazetecinin görevi ise, o fotoğrafı olduğu gibi yayınlamaktır.</p>
<p>Palandöken&#8217;in ve dolaysıyla Furkan&#8217;ın yaptı da budur.</p>
<p>Orkun&#8217;a sormayı unuttuğum için şimdi soruyorum:</p>
<p>Furkan hangi takımı tutuyor?</p>
<p>Cevap: Furkan Fenerbahçeli değil.</p>
<p>Gerekçe: Ama Furkan gazeteci olmak istiyor.</p>
<p>Bu, yeterlimidir?</p>
<p>Hayır&#8230;…</p>
<p>Başka ne diyelim ki?</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30569-furkan-nehrinin-basarisi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Adalet herkese lazım…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Jan 2012 08:17:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30563</guid>
		<description><![CDATA[Kaderin garip cilvesine bakar mısınız; cumhuriyet tarihi boyunca iki genelkurmay başkanı tutuklanmış. İlki ta 1960’da…
Adı;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaderin garip cilvesine bakar mısınız; cumhuriyet tarihi boyunca iki genelkurmay başkanı tutuklanmış. İlki ta 1960’da…<br />
Adı; Rüştü Erdelhun.<br />
Suçu; meşru hükümeti, askeri darbeye karşı korumak…<br />
Tutuklandı ve Yassıada’ya gönderildi.<br />
Önce idam cezasına çarptırıldı, sonra dönemin Cumhurbaşkanı (hemşerimiz) Cemal Gürsel veya namı diğer Cemal Aga tarafından 1964 yılında affedildi.</p>
<p>Bütün rütbeleri söküldü, “er” hükmüne düşürüldü.<br />
Darbeciler O’nu hiç affetmediler: Niye 27 Mayıs’a fiilen katılmadı?<br />
Cumhuriyet tarihinde (emekli de olsa) tutuklanan ikinci genelkurmay başkanı İlker Başbuğ oldu.<br />
Suçu; meşru hükümete karşı “andıç” hazırlanmasına izin vermek ve hükümet aleyhinde silahlı örgüt kurmak!<br />
Dikkat ettiniz değil mi?<br />
İlki niye seçilmiş hükümeti yıkmadın diye suçlanmıştı, ikincisi ise niye meşru hükümeti yıkmak istiyorsun şeklinde suçlanıyor.<br />
İkisi de orgeneral, ikisi de bu ülkenin genelkurmay başkanlığını yapmış isim…<br />
İkincisi “darbeci” olmakla suçlanıyor; ilki ise, “Niye darbenin yanında olmadın” diye idama mahkum oldu!<br />
Sonuçta şu kısa Cumhuriyet tarihimiz içinde iki genelkurmay başkanını hapse tıkmayı başarmış bir ülkeyiz.<br />
Biz öyle bir milletiz ki, darbe yapmak isteyeni de sevmiyoruz, darbeye karşı çakanı da!<br />
Dün televizyonda konuşan sözde bir gazeteci aynen şunları söyledi:<br />
“Ben İlker Başbuğ’un tutuklanacağını tam üç yıl önce söylemiştim ve bilmiştim. Şimdi görüyor musunuz nasıl büyük bir gazeteciyim”<br />
Ama aynı saatlerde başka bir televizyon kanalında ise sözde olmayan bir gazeteci ise şunları söylüyordu:<br />
“Altındaki bütün subaylar tutuklanmış ve darbe yapmakla suçlanmışken aslında İlker Başbuğ da tutuklanmıştı. Bu son karar, sadece bir emrin yerine getirilmesidir.”<br />
Onlarca defa yazdık:<br />
Biz darbenin askeri olanına da, sivil olanına da şiddetle karşıyız.<br />
Fakat anlamakta zorlandığımız husus şudur:<br />
İlker Başbuğ’un tutuklanacağını günler öncesinden bilen gazetecilerin, bu maharetinin nereden geliyor olmasıdır?<br />
Hani o kişiler hakiki manada gazeteci olsalar mesele yok.<br />
Fakat biliyoruz ki o kişiler, her şey olabilirler fakat asla gazeteci değiller. Bunu kendileri bile kabul ediyor.<br />
Yine dün televizyonda izledim.<br />
Genç ve güzel bir kadın, “gazeteci” kimliği ile ekrana çıkmıştı ve öyle mutluydu ki… Bir ara hızını alamadı İlker Başbuğ’un yanı sıra önümüzdeki günlerde kimlerin tutuklanacağını, kendisini savcı ve hakim yerine koyarak söyledi.<br />
Haksız da sayılmazdı.<br />
Öyle ya, o hanımdan önce aynı şeyi yapan bir sözde gazeteci ciddi biçimde ödüllendirilmişti.<br />
O sözde gazeteci bayan da, aynı yolda ilerliyordu ve kendisinin ödüllendirileceğini biliyordu.<br />
Kimse kusura bakmasın:<br />
Bendeniz, sözde bir gazetecinin günler öncesinden “filanca kişi de tutuklanacak” diyorsa ve onun dediği harfiyen çıkıyorsa, o yargı sürecine inanmıyorum.<br />
İlker Başbuğ veya bir başka general; hiç birini tanımam ve de bilmem…<br />
Hatta inanıyorum ki o generaller muktedir olsaydı, ben bugün yazı yazan bir gazeteci olmayacaktım. Çünkü sırf demokrasiyi savunduğum için beni sevmezlerdi.<br />
Buna rağmen ben İlker Başbuğ’un insani ve hukuku haklarını savunmayı vicdani bir görev olarak görüyorum.<br />
Şayet Ak Parti Hükümeti “darbeci”lerle hesaplaşmak istiyorsa, niçin 28 Şubat Postmodern darbesinin kahramanları hala dışarıda ve niçin onlara bir türlü kimse soru sormuyor?<br />
Bazı kesimler, avuçlarının içi patlayıncaya kadar alkışlıyor:<br />
“Yaşasın, eski genelkurmay başkanını da tutuklattık”<br />
Sevgili dostlar; bu yol, yol değildir.<br />
Zira; hukuk ve adalet intikam üzerine bina olunmaz.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30563-adalet-herkese-lazim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polis devleti olmak kolay, marifet hukuk devleti olabilmektir&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 08:41:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30511</guid>
		<description><![CDATA[Polis memuru Suat Orak’ın görev başında bir hasta tarafından şehit edilmesi, emniyet teşkilatında olduğu kadar,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Polis memuru Suat Orak’ın görev başında bir hasta tarafından şehit edilmesi, emniyet teşkilatında olduğu kadar, toplum içinde de büyük bir üzüntüye yol açtı.</p>
<p>31 yaşında genç bir insan; eşi de üç aylık hamile…<br />
Üzülmemek mümkün mü?<br />
Taş yürekliler bile kayıtsız kalamaz.<br />
Dün telefonun ucundaki bir okurumuz üzüntüsünden duygularına gem vuramadığı için aynen şunları söyledi:</p>
<p>“Adam iki polis memurunu bıçaklıyor, biri şehit olmuş öteki ağır yaralı. Böyle birisi nasıl sağ olarak teslim alınır anlamak mümkün değil. Niçin onu kevgire çevirmemişler ki…”<br />
Konuşmamızın sonunda öğreniyorum ki bu zat, 12 Eylül 1980’de tutuklanmış ve emniyette haftalar süren bir işkenceye tabi tutulmuş.<br />
Ama öfkesi ve yüreğini yakan acı, geçmişin üstüne sünger çekmiş.<br />
“Kana kan, cana can” diyordur.<br />
Galiba:<br />
Duygularımızın aklımızın önüne geçmesi, işte böyle bir şeydi…<br />
Sağduyu, adalet ve hukuk rafa kalkıyor.<br />
Başka bir ifadeyle madem o birini öldürdü, birileri de onu öldürmeli.<br />
Lakin hem İslam dini, hem de hukuk böyle demiyor.<br />
Yani o birilerini öldürdü diye, birileri de onu öldürmelidir şeklinde cevaz verilmiyor.<br />
Çünkü devlet, bireylerden çok farklıdır. Devlet, kin ve nefret duygusuyla hareket edemez.<br />
Öyle olmasaydı şayet şehit edilen polis memuru Suat Orak’ın mesai arkadaşları zanlıyı almaya gittiklerinde öyle bir şiddet kullanırdı ki, zanlı hasta bile olsa kimsenin umurunda olmazdı.<br />
Fakat tam tersi oldu:<br />
O şehit polisin mesai arkadaşları canları yanması pahasına adaletten ve insan haklarından zerre şaşmadılar.<br />
İşte devleti bireyden ayıran fark da budur.<br />
Yani duygularıyla değil, aklıyla hareket etmek.<br />
Ahmet Cevdet Paşa, bugün bile hukuk düzenine ölçü olan o meşhur eserinde (Mecelle) müthiş bir örnek veriyor.<br />
Hukukçuların çok tuttuğu o örnek şudur:<br />
Adamın biri işlediği bir suçtan ötürü idam cezasına çarptırılmış. Olay İstanbul’da geçmektedir. Sanık, suçu Anadolu yakasında işlediği için orada yargılanıp, cezaya çarptırılmış. Ancak cezanın infazı Avrupa yakasında yapılabileceği için, sanık elleri kolları bağlı halde kayığa bindirilmiş ve infaz için öteki yakaya gönderilmiş.<br />
Kayıkçı ve idam sanığı karşıya giderken, yolda müthiş bir fırtına çıkmış. Kayıkçı son derece tecrübeli olmasına rağmen bakmış ki kayık batacak ve ölecekler. Kayıkçı, şöyle bir hükme varmış:<br />
Nasılsa bu adam karaya çıkar çıkmaz idam edilecek. Şu halde ben onun için kendimi tehlikeye atmak yerine, kurtulmaya bakayayım.<br />
Nitekim öyle de yapmış.<br />
İdam mahkumu suçluyu, eli ayağı bağlı olarak kayıkta bırakıp, denize atlamış ve yüzerek karaya çıkmış.<br />
Son derece düz ve anlaşılır bir mantık:<br />
Madem ki bu adam karaya çıkar çıkmaz infaz edilecek, ha bir iki saat önce ha bir iki saat sonra ne fark eder ki… Ben kendimi kurtarayım.<br />
Fakat hukuk buna cevaz vermiyor.<br />
Çünkü hukuk, devlet adına bireylere infaz yetkisi vermez.<br />
İdam mahkumu sanığı elleri ve kolları bağlı halde kayıkta bırakıp kendini kurtaran o kayıkçı ertesi gün yargıç karşısında buluyor kendini…<br />
Suçu belli:<br />
İdam mahkumu biri de olsa onun yaşama hakkını elinden alma yetkisi sana verilmemişti. Senin görevin o idam mahkumunu sağ salim karşı yakaya çıkarıp, görevlilere teslim etmekti. Ama sen durumdan vazife çıkardın ve olmayan bir yetkini kullanarak, sanığı ölüme terk ettin. Ya o sanığın masum olduğu ortaya çıksaydı ne olacaktı?<br />
Hukuk böyle bir şey işte…<br />
Adam katil ama hasta…<br />
O’nu teslim almaya giden polis, canı ne kadar yanı olsa bile hukuk dışına çıkamaz. Ve Erzurum polisi de çıkmadı.<br />
Aynı olay Amerika’da olsaydı, o hasta katil evinde yüzlerce kurşuna hedef olurdu ve kimse de niçin bu adamı yargılamadan infaz ettiniz demezdi.<br />
Çok şükür ki biz öyle değiliz.<br />
Polisimiz duygularıyla değil, aklıyla hareket ediyor.<br />
O polis memurlarının yerine kendinizi koyunuz; eşi üç aylık hamile olan bir arkadaşınızı bir “deli” bıçakla öldürüyor. Acaba hangimiz sağduyulu davranabiliriz, kaçımız hukuk çizgisinde kalabiliriz?<br />
Ama Türk polisi kalıyor.<br />
Kalmak da zorunda…<br />
Çünkü devleti bireyden ayıran özellik budur.<br />
Aslında sorun şu:<br />
O hasta adam, geçen yıl da aynı şekilde ailesine şiddet uygulamış ve aile polisi arayarak yardım istemiş.<br />
Polis aynı adamın evine gelmiş ve bir sorun çıkmadan alıp hastaneye götürmüş.<br />
Muhtemelen bu sefer de aynı olacağını düşündükleri için polisler ilave bir önlem almamışlar.<br />
Nasılsa şahıs hasta…<br />
Fakat gelin görün ki o hasta şahıs bu defa hiç de umulmayan bir davranışta bulunarak, kapısına dayanan iki polis memuruna bıçakla saldırıyor: Bir polis şehit, öteki yaralı…<br />
Şehit polis için; eşi ağladı, ailesi ağladı, meslektaşları ağladı ve bütün bir şehir ağladı.<br />
Kim bilir belki de ana karnındaki bebeği bile ağladı.<br />
Ülkedeki bu hengame içinde, bu olay ne kadar tesir yapmıştır bilinmez ama üzerinde durulması gereken bir vaka olduğu muhakkak…<br />
Çünkü polis, kendisini infaz memuru yerine koymadı ve cezalandırıcı rolü üstlenmedi.<br />
Polis bu duruşunu hayatıyla ödedi ama hukuku ayaklar altına almadı.<br />
Tam bu noktada duygularımız başka şeyler söylüyor:<br />
O akıl hastası adam, hazır elinde de bıçak varken öldürülmeliydi.<br />
Lakin akıl ve hukuk tam tersini emrediyor:<br />
Hayır…<br />
Yani infaz edemezsin.<br />
Genç bir polis memuru, bu emir uğruna arkasında hamile bir eş bırakarak hayata veda etti.<br />
Yüreğimiz yandı…<br />
Ama hukuk sistemi bir şey kazandı:<br />
Kimse canı pahasına bile olsa, hukukun dışına çıkmamalı.<br />
Keşke herkes bu ibret tablosundan bir ders çıkarabilse…<br />
Hukuk devleti ile polis devleti arasındaki fark budur.<br />
Polis devletinde sorgusuz infaz olur, hukuk devletinde ise, en azılı katillerin bile savunma ve yaşama hakkı vardır.<br />
Bir hukuk devleti, yaptığı gökdelenler, barajlar, otobanlar ve fabrikalarla değil ancak ve ancak polis katili “deli”nin yaşama hakkını koruduğu sürece büyük devlet oluyor.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30511-polis-devleti-olmak-kolay-marifet-hukuk-devleti-olabilmektir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polisteki bu değişim, neyin nesidir?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30436-polisteki-bu-degisim-neyin-nesidir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30436-polisteki-bu-degisim-neyin-nesidir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 15:24:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30436</guid>
		<description><![CDATA[Yılbaşından birkaç gün önceydi, telefonla gazeteyi aradı:
“Ben Gürcükapı Polis Merkezi’nden polis memuru Serhat &#8230; Mehmet&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yılbaşından birkaç gün önceydi, telefonla gazeteyi aradı:<br />
“Ben Gürcükapı Polis Merkezi’nden polis memuru Serhat &#8230; Mehmet Şener Bey’i rica etmiştim” dedi.<br />
Doğrusu bu üslup, klasik polis şablonuna hiç de uymuyordu.<br />
30 yıla yaklaşan meslek hayatımızda, yazıp çizdiklerimizden ötürü, polis merkezine onlarca defa çağrılmışızdır. Hatırladığım kadarıyla, hiç birinde telefonun ucundaki memur böylesine nazik değildi ve böylesine net biçimde meramını anlatamıyordu. Genellikle söze şöyle başlarlardı.<br />
“Savcılıktan bir evrak geldi derhal karakola gelin ifade verin.”<br />
Ceberut ve buyurgan!<br />
Karakola gittiğinizde de manzara şöyleydi:<br />
Ortada kir ve pastan dökülen pis bir soba, etrafında kolu bacağı kırık Nuh’tan kalma bir masa ve iskemle… Masanın üzerinde şeridi kopmuş bozuk daktilo ve etrafta yüzlerinden düşen bin parça olan somurtkan polis memurları…<br />
Daha siz ağzınızı açmadan göz göze geldiğiniz memur, çıkışırdı:<br />
“Evet ne istiyorsun?”<br />
Gerisini varın siz tasavvur edin…<br />
Geçen hafta Orkun Çizmeli ile gittiğimiz polis karakolu çok farklıydı, yani öncekilere hiç benzemiyordu.<br />
Her şeyden önce fiziki şartlar bambaşkaydı. O eski izbe karakol gitmiş, modern ve sevimli bir ofis gelmişti.<br />
Danışma masası vardı ve o masada görevli son derece zarif bir polis memuresi duruyordu. Sanırsınız polis merkezi değil de, özel bir şirketin ön bürosuydu. Etraf pırıl pırıl ve uyumlu bir dekorasyon…<br />
Bakışlarıyla sirke satan ön yargılı polislerin yerini, yakışıklı, gülen yüzlü ve karşısındakine güven veren genç insanlar almış…<br />
Benim şaşkınlığımı sezen Orkun, ikaz etme ihtiyacı duydu:<br />
“Abi belli ki sen yıllardır bir karakola gitmemişsin. Şimdi sistem böyle…”<br />
“Demek ki” diyebildim.<br />
Uzatmayalım; bizi telefonla arayan polis memuru Serhat Bey’i bulduk… Sivil giyinmişti, yaşı en fazla otuz civarındaydı, üniversite mezunu, İstanbul Türkçesi konuşuyor, meselesine vakıf ve muhatabına karşı ziyadesiyle nazik…<br />
İfademizi verip oradan ayrıldık.<br />
Lakin o manzara beni etkilemişti.<br />
İşim gereği hem yurtiçine, hem de yurtdışına çok seyahat ediyorum.<br />
On yıl öncesine göre, Türkiye’nin pek çok alanda Batı standartlarını yakaladığını görüyor ve bundan da gurur duyuyorduk. Misal; ulaşımda, haberleşmede, sağlıkta, eğitimde, hizmet sektöründe, turizmde ve daha pek çok alanda ülkemizin fazlası var eksiği yok…<br />
Fakat yargı ve kolluk kuvvetlerine dair ne yazık ki yumuşak bir karnımız vardı. Özellikle de insan hakları ihlalleri konusunda görevli olarak bulunduğumuz pek çok toplantıda, önümüze konulan tablo karşısında çoğu zaman mahcup olurduk.<br />
Hızlı ve adil yargılama konusunda hala olmamız gereken noktada değiliz. Şu özel yetkili mahkemelerin yargı anlayışı yüzünden, dışarıda yine zayıfı bol karneler çıkıyor önümüze… Buna rağmen büyük fotoğrafa baktığımızda geldiğimiz seviye, yarınlara dair umutlu olmamız için yetiyor. Eksiğe ve yanlışa rağmen Türkiye, yargıda da reform yapıyor.<br />
Jandarmayı bilmiyorum. Fakat jandarmanın da eskiye oranla çok çok iyi olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Bazen öyle muhteşem operasyonlara imza atıyorlar ki, alkışlamamak imkansız…<br />
Kesin olan şu ki, polis artık eski den olduğu gibi, suçludan delile giden polis değil.<br />
Şimdiki polis profili şöyle:<br />
Eğitimli, bilgili, dünyadan haberdar, hukuka inanıyor, insan haklarına saygılı ve cesur…<br />
Türkiye’yi bir baştan öbür başa kadar kuşatan değişim, önce polis teşkilatında uygulama alanı bulmuş.<br />
Aslında Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız’a bakarak bu anlamlı değişimi anlamak mümkündü.<br />
Zira Sayın Yıldız, Erzurum’a geldiği günden itibaren bir farkındalık yaratmıştı.<br />
İşte o farkındalık polis teşkilatına da yansımış.<br />
Halit Bey, birkaç lisan konuşabilen bir polis şefi…<br />
İşinden ve görevinden ödün vermeden, muhataplarıyla medeni ölçülerde diyalog kurabiliyor, şehrin sosyal ve kültürel değerlerine önem veriyor, kimseyi inanç veya ideolojik yapısına göre tefrik etmiyor, teşkilatının sorunlarıyla yakından ilgileniyor, adalete olan saygısını hep diri tutuyor…<br />
İşte bu formattaki bir müdürün mahiyetinde görev yapan memurlar da böyle olur.<br />
Ama asıl neden Ankara’da hızla esen değişim rüzgarıdır ve hükümetin bu uğurda çekinmeden attığı adımlardır.<br />
Türkiye değişiyor; üstelik de bazılarının iddia ettiği gibi kötü yönde seyreden bir değişim de değil bu…<br />
Eksik çok…<br />
Fakat unutmayalım ki bütün büyük değişim ve dönüşümler biraz sancılı olmuştur.<br />
Türkiye değişiyor mu değişmiyor mu diye merak ediyorsanız eğer, yurtdışına çıkmanızı tavsiye ederim.<br />
Bendeniz defalarca yaşadığım için birince elden söylüyorum: Eskiden özellikle Avrupa ülkelerine giderken gümrükte size postun kılları saydırılırdı ve siz de alttan almak zorunda kalırdınız. Şimdi ise kimse size postun kıllarını saydıramadığı gibi siz de alttan almak zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü taşıdığınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti pasaportu, evrensel bazda artık ziyadesiyle muteber bir evraktır.<br />
Henüz, “Kamil anlamda demokrasiye geçtik, hukukun üstünlüğü hayatın her alanında geçerli, kimse kendisini tehlikede hissetmiyor” gibi çok iri lafları etmiyorum. Ama ehli vicdanın icabı olarak, diyorum ki, ülkemiz on yıl öncesiyle mukayese edilemeyecek kadar, müspet anlamda değişti ve iyi yolda mesafe aldı.<br />
Polis teşkilatındaki bu değişim, Türkiye’nin gülen yüzünün sadece bir yanı…<br />
Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30436-polisteki-bu-degisim-neyin-nesidir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum&#8217;un havası!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30384-erzurumun-havasi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30384-erzurumun-havasi#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 07:38:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30384</guid>
		<description><![CDATA[Birkaç gün şehir dışında olacağım için, yazıya başlamadan önce şimdiden yeni yılın başta şehrimize, ülkemize&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Birkaç gün şehir dışında olacağım için, yazıya başlamadan önce şimdiden yeni yılın başta şehrimize, ülkemize ve tüm insanlığa sağlık, huzur ve hayırlar getirmesini temenni eder; tüm okurlarımızın yeni yılını kutlarım.</p>
<p>Açıklamaları okuyunca, insan bir an şaşırıyor; yok canım olsa olsa bu bir şakadır diye düşünüyorsunuz. Ama haberin devamını okuduğunuzda görüyorsunuz ki, hayır hiç de şaka filan değil.<br />
NOT: Önceki gün bu sütunda çıkan yazımızda kastedilen kişilerin ve olayların Erzurum’la bir ilgisi yoktur. Gördük ki Erzurum’daki bazı dostlarımız meraklanmışlar. Haksızda sayılmazlar. Lakin o yazı Ankara’da tamamen mesleki bir mesele ile alakalıdır.<br />
Yetkililer ve de ilgililer açıklamış:<br />
&#8220;Havamız son derece temiz.&#8221;<br />
Hani habercilikte şu meşhur &#8220;5 N, 1 K&#8221; meselesi var ya, bizde mesleki bir refleks olarak önce, &#8220;nerede&#8221; sorusuna cevap aradık. Neyse ki, haberi yazan muhabir arkadaş, bu soruya daha haberin başlarında cevap vermiş:<br />
&#8220;Yetkililer, Erzurum&#8217;un havası çok temiz&#8221; dedi.<br />
Anlaşılan ne haber bir şaka, ne de eksik; haber tamı tamına Erzurum&#8217;u ve Erzurum&#8217;un &#8220;temiz havası&#8221;nı anlatıyor!<br />
Tamam; doğalgazdan önceki yıllara göre, çok büyük ölçüde temiz bir havamız var; var ama söylendiği gibi de değil ki&#8230;…<br />
Soru şu:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erzurum&#8217;un havası, iddia olunduğu gibi &#8220;çok temiz&#8221; veya tehlike sınırlarının çok mu altındadır?</p>
<p>Bazı şeyler vardır ki, o mevzuda ahkam kesebilmeniz için illa da uzman olmanız gerekir. Misal; sağlık alanı gibi… Diyelim ki, vücudunuzun her hangi bir yerinde rahatsızlık var, bu rahatsızlığa kendi kendinize teşhis koyamazsınız; mutlaka bir hekimin, görmesi ve tetkik etmesi lazımdır.</p>
<p>Fakat bazı hususlar da vardır ki, neyin ne olup ne olmadığını anlamanız için, uzman olmanız gerekmez. Hava kirliliği de böyle bir şey işte&#8230;…<br />
Çıkın yüksek bir yere ve şehre şöyle bir bakın; bakalım ki ne göreceksiniz&#8230;…<br />
Erzurum&#8217;da yaşayan bir insan, özellikle sabah ve akşam saatlerinde her daim ciğerlerine doldurduğu havanın temiz veya kirli olduğunu anlayamaz mı?</p>
<p>Bunun için, ne uzman olması icap eder, ne de yetkililerin açıklamasına lüzum var.</p>
<p>Hani Halep ordaysa, arşın burada sözü var ya, işte o misal Erzurum da ortada. Akşam 5&#8242;ten sonra manzara ortada:</p>
<p>Sanırsınız kapkara bir çarşaf, binaların üzerinden şehrin üstüne gerilmiş gibidir. Ne ileri teknolojiye ihtiyaç var, ne de uzman olmanıza… O kapkara çarşafı çıplak gözle gördüğünüz gibi, şehrin içinde dolaştığınızda da zaten genzinizi sızlatan ve nefes almanızı güçlendiren kükürt dioksit kokusunu alıyorsunuz.<br />
Bu gördüğünüz simsiyah tabaka ve soluğunuzu kesen kesif koku, hava kirliliği değilse nedir o halde?<br />
Kimyasal saldırı mı, sanal bir görüntü mü, rüzgarın bir oyunu mu?<br />
Sahi nedir o kapkara çarşaf gibi şehri baştan başa kuşatan görüntü?<br />
Çok önemli bir nokta ise şudur:<br />
Devlet bu yıl fakir fukaraya dağıtılmak üzere, binlerce ton kömür tahsis etti. Biliyoruz ki, haftalar öncesinden o kömürler ilgili vatandaşlara dağıtıldı. Ve yine biliyoruz ki, devletin dağıttığı bu kömür, hem kalori, hem is, hem de kükürt bakımından son derece kötü değerlere sahiptir.<br />
Kimse kimseyi kandırmasın&#8230;…<br />
Hala bu şehrin yüzde ellisi ancak doğalgaza geçebildi. Diğer yarısı kömür kullanıyor ve bu kömürün kalitesini de en iyi Çevre Müdürlüğü biliyor.<br />
Buna rağmen, koltuk denilen meret öylesine mübarek ve mümbit ki, en güvenilir sandığınız kişiler bile, rakamları çarpıtarak kamuoyuna yanlış şeyler söyleyebiliyor.<br />
&#8220;Erzurum&#8217;un havası temiz&#8221; diye…</p>
<p>Yazık; hakikaten yazık… Hani Erzurum&#8217;un yerel hizmetler noktasında müthiş bir çapsızlığa yakalandığını biliyorduk da, insanların bu denli basit hesaplar içinde olabileceklerini kestirememiştik.<br />
Erzurumlu büyük Hiciv ustası Nef&#8217;i, kendisini tenkit eden din adamı için bir dizesinde şöyle sesleniyordu:<br />
Bize kafir demiş Müftü Efendi,<br />
Tutalım biz diyelim ona Müsülman.<br />
Varıldukta yarın ruz-i cezaya,</p>
<p>İkimüzde çıkarız anda yalan.</p>
<p>Erzurum&#8217;un havası temizdir&#8221; diyenler de bu şehrin evlatları ve de saygın ailelerin fertleridir. Üzerlerindeki memuriyetten ötürü, halkın çıplak gözle gördüğü böylesine hayati bir hakikat karşısında, çıkıp da &#8220;şehrin havası çok temizdir&#8221; demeleri; Müftü Efendi&#8217;nin, Nef&#8217;i'ye &#8220;kafir&#8221; demesinden farklı değildir. Ancak bizim, &#8220;hayır şehrin havası hiç de temiz değildir&#8221; dememiz ise, Nef&#8217;inin, Müftü için, &#8220;Müslüman&#8221; demesinden çok farklıdır.<br />
Çünkü biz, &#8220;bu şehrin havası temiz değildir&#8221; derken, öyle ruz-i cezada görülecek bir hesaptan söz etmiyoruz. Aklın, vicdanın ve gözün gördüğünü söylüyoruz.<br />
Bu şehrin havası, üstelik de şu çok fazla soğuk olmayan günlere rağmen, kirlidir.<br />
Bir zamanlar, yani henüz ortada doğalgaz filan yokken, şehrin havası öylesine kirlenirdi ki, bir seferinde uzmanlar, &#8220;toplu ölümler olabilir&#8221; diye uyarıda bulunma ihtiyacı duymuştu. O vakitler de tıpkı Toraman gibi, devletin resmi politikası için çığırtkanlık yapan yöneticiler vardı. Ha bire, şehrin havası iyidir, deyip dururlardı da, ama bir türlü göğüs hastanesini dolduran yüzlerce insanın niye hastalandığına cevap veremezlerdi.</p>
<p>Bugün şehrin yarısı doğalgaz kullanıyor ve bu müthiş bir nimet&#8230;…<br />
Fakat ideal olana ulaşmak için, doğalgaz kullanımının çok daha artması gerekmektedir. Bugün için ne yazık ki, doğalgaza ve de iyi giden hava şartlarına rağmen şehir zehir solumaktadır.<br />
Yetkililer  o kadar, &#8220;yok&#8221; desin ki, hakikat ortada…</p>
<p>Erzurum havası, doğalgaz öncesine göre çok temiz, ama doğalgaz tüketen bir şehre göre de çok kirli&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30384-erzurumun-havasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gidişat fena değil&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30352-gidisat-fena-degil</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30352-gidisat-fena-degil#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Dec 2011 09:50:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30352</guid>
		<description><![CDATA[Kalkınma yolunda türlü çareler aranırken, beş yıl önce karşımıza 2011 fırsatı çıktı. Pek çok kişinin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kalkınma yolunda türlü çareler aranırken, beş yıl önce karşımıza 2011 fırsatı çıktı. Pek çok kişinin &#8220;ütopya&#8221; olarak gördüğü o fırsat, gün geldi Erzurum&#8217;un artık neredeyse kaderi olan makus talihinin değişmesine sebep oldu. Bu süreçte elbette ki onlarca, yüzlerce insanın samimi çabası ve özverili emeği oldu. Ama kuşku yok ki aslan payı Başbakan Erdoğan&#8217;a aitti. Çünkü O başından beri Erzurum&#8217;a çok özel bir ilgi duyuyor ve bunu da icraatlarıyla gösteriyordu. Bugün Erzurum iş dünyasının önemli katlarında markaja alındıysa, bunun kahramanı Başbakan, miladı da Kış Oyunları&#8217;dır.</p>
<p>Yeni Kabine&#8217;de de koltuğunu koruyarak, rekora doğru ilerleyen Recep Akdağ Erzurum&#8217;un can simidi oldu.  Akdağ, geçen sekiz yılda sağlık alanında öyle büyük hizmetlere ve reformlara imza attı ki, o başarı Erzurum&#8217;u adeta yeniden hayata döndürdü. Hastanesiz ilçe, doktorsuz hastane kalmadığı gibi, en yoksul insanlarımız bile en lüks sağlık hizmetinden yararlanıyor. Kurulur kurulmaz, Doğu&#8217;nun en önemli sağlık teşkilatı haline gelen Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yeni yapılacak olan dört ayrı hastaneyle birlikte, büyük bir sağlık merkezine dönüşecek; başka bir ifadeyle hastane şehri olacak. Son dört yıldan beri de Erzurum önemli yatırımların ve yatırımcıların ilgi odağı oldu. Bir yanda kış turizmine dönük ciddi atılımlar devam ederken, diğer yanda da Erzurum&#8217;u sıçratacak gelişmelerin temelleri atılıyor.</p>
<p>Kış Oyunları&#8217;ndan sonra Erzurum&#8217;un kapısını çalan ikinci çok büyük fırsat, Erzurum Teknik Üniversitesi oldu. Ekonomisi ve nüfusu Erzurum&#8217;u beşe ona katlayan illerin çok isteyip de sahip olamadığı ikinci devlet üniversitesi, bir anda Erzurum&#8217;u flaş hale getirdi. Bu çok büyük adımı, ETSO izledi. Yakın bir zamanda eğitime başlayacak olan Ekonomi Üniversitesi kuruldu. Ardından hükümet frene basmadan devam etti: Tamamen faal hale geldiğinde günlük bin dolayında nakliye aracının girip çıkacağı düşünülen lojistik merkez için karar alındı ve ihalesi yapıldı. Tam bu sırada neredeyse kapanma eşiğine gelen Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği, Bakan Zafer Çağlayan&#8217;ın desteğiyle hamle üstüne hamle yaparak, Şırnak&#8217;ı bünyesine aldı ve milyon dolar civarında olan işlem hacmini 2 milyar dolara çıkardı.</p>
<p>Başbakan Erdoğan, Erzurum&#8217;u dünya ölçeğinde kış sporları ve turizmi merkezi yapabilmek adına, şehrin önüne Kış Olimpiyatları gibi devasa bir hedef koydu. Müşkülpesentlerin &#8220;asla olamaz, Erzurum&#8217;da Olimpiyat düzenlenemez&#8221; itirazları arasında, ilgili kurumlar kolları sıvadı bile&#8230;…En somut örnek ise, Kayak Federasyonu&#8217;nun attığı adımlar oldu: 2012 ve 2013 yıllarında Kayak Federasyonu&#8217;nun organize ettiği ve her biri uluslararası olan yarışlar Erzurum&#8217;a alındı; yani Olimpiyat&#8217;ın provası başlamış oldu. Bu süreçte Konak&#8217;lı bölgesine otel ve tesislerin yapılması için ön çalışmalar tamamlandı. Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Erzurum&#8217;u Kış Olimpiyatları&#8217;na hazırladıklarını açıkladı. Diğer yandan da, dünya ölçeğindeki pek çok turizm yatırımcısı Erzurum&#8217;u &#8220;öncelikli&#8221; notuyla ajandasına aldı.</p>
<p>Bir zamanlar yaşlısından gencine hemen herkesin büyük hayali olan Doğu Anadolu Kalkınma Planı (DAP), bizzat Başbakan Erdoğan&#8217;ın talimatıyla, kısa bir süre önce derin uykusundan uyandırıldı. Önümüzdeki günlerde Erzurum&#8217;a DAP Teşkilatı kurulacak ve kapsam dahilindeki iller için aksiyon planları çıkarılacak. Böylelikle şehrin bir rüyası daha gerçekleşmiş oluyor. Güzel tesadüf müdür, yoksa programlı bir çıkış mıdır bilinmez, tam da DAP Teşkilatı&#8217;nın kurulacağı şu günlerde Avrupa Birliği (AB) de Erzurum&#8217;a büro açıyor. Bir tarafta komşu ülkelerle ilişkilerimizi olmadığı kadar artırıyoruz, beri yanda da asırlar öncesine dayanan Batı ile entegre olma mücadelesi veriyoruz. Ve en önemlisi de ne Tahran bundan rahatsız ne de Bürüksel&#8230;…Bu süreç böyle devam ederse bir kaç yıla kalmaz Erzurum dünya ölçeğinde bir şehir olur.<br />
Nasıl ki Erzurum bugün yaklaşık 2 bin 500 çalışanı ile çağrı merkezi üssü olma yolunda hızla ilerliyorsa ve bu gelişme de Turkcell-Global Bilgi sayesinde olduysa, bir başka gelişmeye de Hollanda firması olan Redevco zemin oluşturdu. Bir süre önce Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler&#8217;in resimlerle tanıtımını yaptığı ikinci ama çok daha büyük olan bir kompleks MNG Holding tarafından Erzurum&#8217;a kurulacak. İçinde otel, konut, alış-veriş ve eğlence merkezlerinin bulunacağı bu kompleks, kısa zamanda Erzurum&#8217;u müthiş bir çekim merkezi yapacaktır. MNG&#8217;nin bu kararı beraberinde başka firmaları da harekete geçirdi. Bir süredir Erzurum&#8217;la ilgilenen Türk Hava Yolları (THY) geçen hafta bir adım daha ileri giderek en üst düzeyde Erzurum&#8217;da inceleme ve araştırma yaptı. Hedefleri büyük bir şehir oteli kurmak.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30352-gidisat-fena-degil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz hiç dostlarınız tarafından ihanete uğradınız mı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30331-siz-hic-dostlariniz-tarafindan-ihanete-ugradiniz-mi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30331-siz-hic-dostlariniz-tarafindan-ihanete-ugradiniz-mi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Dec 2011 09:58:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30331</guid>
		<description><![CDATA[Ben uğradım&#8230;
Siz hiç dostlarınızın hatırı için inanmadığınız bir meselede &#8220;evet&#8221; dediniz mi?
Ben dedim&#8230;
Siz hiç dostlarınız&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben uğradım&#8230;</p>
<p>Siz hiç dostlarınızın hatırı için inanmadığınız bir meselede &#8220;evet&#8221; dediniz mi?</p>
<p>Ben dedim&#8230;</p>
<p>Siz hiç dostlarınız tarafından sırtınızdan hem de tam iki omuz kemiğinizin ortasından alçakça vuruldunuz mu?</p>
<p>Ben vuruldum&#8230;</p>
<p>Adam uyanık, adam şark kurnazı ve ilkeleri, etik değerleri olmayan bir adam&#8230; Ama ne yazık ki benim dostlarımı kullandı ve beni de kullandı&#8230;Kendimi iğfal edilmiş gibi hissediyorum, ama dost bildiklerim yüzünden&#8230;…</p>
<p>Lakin dostlarımın kurbanı oldum&#8230;…</p>
<p>Sattılar beni&#8230;…</p>
<p>Çünkü:</p>
<p>Araya girdiler, rica ettiler, hatır koydular&#8230;…</p>
<p>Meğerse hepsi boşmuş&#8230;…</p>
<p>Hem beni hem de dostlarımı iğfal ettiler.</p>
<p>Adam, &#8220;savaşmak istiyorum&#8221; dedi.</p>
<p>Eyvallah&#8230;…</p>
<p>Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.</p>
<p>Lakin beni kahreden dostlarımın bana yaptığı ihanettir.</p>
<p>Üzgünüm değerli dostlar, hem de çok üzgünüm&#8230;…</p>
<p>İhanete uğradım, satıldım ve arkadan vuruldum.</p>
<p>Hem de çok yakın gördüklerim tarafından&#8230;…</p>
<p>Şimdi yargı zamanı&#8230;…</p>
<p>Hakim karşısına çıkacağım ve onları anlatacağım&#8230;…</p>
<p>Korkum yok, savunmam  da hazır, ifadem de&#8230;…</p>
<p>Fakat dostlar, arkadan vurulmayı hazmedemiyorum&#8230;…</p>
<p>Vurdular beni, hem de en yakınlarım&#8230;…</p>
<p>Kimbilir benim vurulmam onlara nasıl bir çıkar sağladı&#8230;…</p>
<p>Lakin hakikat şu ki arkadan vurdular beni&#8230;…<br />
O zat-ı muhterem için, önce dostlarımın ricası üzerine bana geri adım attırdılar sonra da benim üzerimden hesaplarını gördüler.</p>
<p>Anladım ki dostlarım benim asıl düşmanlarım beni arkadan vuran yakınlarımmış.</p>
<p>O beni hançerledi, dostlarım seyirci kaldı.</p>
<p>Şimdi mahkemelik olduk; hem de dostlarımın yalan beyanları üzerine&#8230;…</p>
<p>Bugünler de geçecek elbet ve Allah şahit günün birinde benim haklı olduğum ortaya çıkacak.</p>
<p>Bunu biliyorum.</p>
<p>Lakin o günün gelmesini beklemek bana zul geliyor.</p>
<p>Bugün o dostlarımın kutsadıkları zatın aslında kim olduğunun anlaşıldığı zaman bile ben adaletten ve hukuktan yana olacağım.</p>
<p>Yani o adamın ihlal edilecek olan hukukunu yine ben koruyacağım.</p>
<p>&nbsp;<br />
Çünkü ben intikam peşinde koşmuyorum&#8230;…</p>
<p>Sırtımdan vurdular beni dostlar&#8230;…</p>
<p>Hem de bütün bir şehir derin uykudayken&#8230;…</p>
<p>Canım yanıyor; çünkü sırtımdan kurşun yedim&#8230;…</p>
<p>Lakin Erzurum&#8217;a küskün değilim. Çünkü bu şehir bir istikbal şehridir&#8230;…Bu şehir ki&#8230; …</p>
<p>Anlatmaya gücüm yetmiyor.</p>
<p>Beni vurdular vurmasına ama şehir kurtuldu:</p>
<p>Ve bir de namussuzlarla namuslular tefrik edildi.</p>
<p>Günün birinde Erzurum kurtulur mu kurtulmaz mı bilinmez ama vakıa şu ki, bu şehir önce içindeki çürük elmaları temizlemedikçe asla kurtulamaz.<br />
Ormanların kralı aslan bir gün tuzağa düşmüştü. Umutsuzca tuzaktan kurtulmak için çırpınırken, karşısına ormanların en kaypak hayvanı tilki çıkmıştı. Ormanlar kralına dedi ki;</p>
<p>&#8220;Ben seni bu çaresiz halden kurtarabilirim lakin bir şartım var&#8221;</p>
<p>Ormanlar kralı aslan biçareydi. O, alçak tilkinin teklifini kabul etmek zorunda kaldı. &#8220;Tamam&#8221; dedi. &#8220;Haydi kurtar beni&#8221;</p>
<p>Tilki ormanlar kralını kurtarmıştı&#8230;…</p>
<p>O da ne&#8230;…</p>
<p>Ormanlar kralı kurtulur kurtulmaz hızla oradan uzaklaştı.</p>
<p>Tilki arkadan bağırdı;</p>
<p>&#8220;Hani kralım beraber olacaktık?&#8221;</p>
<p>Kral, geriye dönüp şu cevabı verdi;</p>
<p>&#8220;Tilkinin kurtardığı bir krallığın canı cehenneme!&#8221;</p>
<p>Dostlar&#8230;…</p>
<p>Benimki de o misal&#8230;…</p>
<p>Satıldım, hem de en değer verdiğim dostlarım tarafından.</p>
<p>Onlar şimdi geviş getiriyorlar. Ama ben zakkum yemiş gibiyim.</p>
<p>Canım yanıyor; o şerefsiz ve alçak için geri adım atmış olmayı yediremiyorum kendime&#8230;…</p>
<p>Beni satan yakınlarım ve dostlarım&#8230;…</p>
<p>Hani Tayyip Bey diyor ya, &#8220;bu şarkı burada bitmez&#8221;<br />
İnanın ki dostlarım, o zat-ı muhteremin hesabı (dostlarım yüzünden de olsa) burada bitmeyecek&#8230;…</p>
<p>Çünkü dostlarım; Halep oradaysa, arşın burada.</p>
<p>Çünkü dostlarım; gizli halvet olanlar aşikar doğurur.</p>
<p>Bekleyin görün dostlarım&#8230;…</p>
<p>Nasılsa artık beni kandıracak dostlarım yok&#8230;…</p>
<p>Bekleyin, çok yakında göreceksiniz&#8230;…</p>
<p>Yine de dilemem dostlarınız tarafından ihanete uğramanızı.</p>
<p>Çünkü çok acı.</p>
<p>Ben yaşadım, o yüzden biliyorum&#8230;…</p>
<p>İhanet can yakıcıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30331-siz-hic-dostlariniz-tarafindan-ihanete-ugradiniz-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karayolları hedef büyüttü&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30260-karayollari-hedef-buyuttu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30260-karayollari-hedef-buyuttu#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 08:27:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30260</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda o kadar çok &#8220;rol&#8221; yapan kişilerle karşılaştık ki, &#8220;yol&#8221; yapan birini görünce hem&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda o kadar çok &#8220;rol&#8221; yapan kişilerle karşılaştık ki, &#8220;yol&#8221; yapan birini görünce hem şaşırdık hem de sevindik.</p>
<p>Rol yapanlar şimdilik bir kenarda dursun, en iyisi biz yol yapan bir insanı size takdim etmeye çalışalım.</p>
<p>Adı; Şenol Altıok&#8230;</p>
<p>Görevi; Karayolları Bölge Müdürü&#8230;</p>
<p>Genç, dinamik, heyecanlı, samimi ve cesur bir bürokrat&#8230;Daha doğrusu çok iyi bir görev adamı&#8230;</p>
<p>Nasıl ki bir zamanlar bir Cengiz Al vardı; hani ayaklarında asfalta bulanmış çizmeleriyle il genel meclisi toplantısına katılırdı ve bu manzaraya şaşıranlara, &#8220;ben masa başında oturan biri değilim, yol inşaatından geliyorum&#8221; derdi.</p>
<p>Ya da çok yakın tarihte iz bırakmış müdürlerden biri olan Mahmut Yıldız&#8230;</p>
<p>Şimdi şartlar da, imkanlar da çok değişti.</p>
<p>Fakat &#8220;hizmet anlayışı&#8221; değişmiyor.</p>
<p>Eğer siz bu millete ve ülkeye hizmet etmeyi amaçlamışsanız, nerede ve hangi görevde bulunursanız bulunun anlayış değişmez:</p>
<p>Daha çok çalışmak&#8230;</p>
<p>Cesur olmak&#8230;</p>
<p>Dürüst olmak&#8230;</p>
<p>Ayrım yapmaksızın herkese eşit davranmak&#8230;</p>
<p>Şenol Bey işte böyle bir yönetici&#8230;</p>
<p>Erzurumlu, hatta Doğulu değil ama bu coğrafya için gecesini gündüzüne katan  &#8220;tam inanmış&#8221; bir güzel insan&#8230;</p>
<p>Şenol Bey&#8217;in davetlisi olarak dün sabah, bir grup meslektaşımla birlikte Karayolları&#8217;ndaydık&#8230;</p>
<p>O anlattı biz dinledik, biz sorduk o cevapladı.</p>
<p>Karayolları Bölge Müdürlüğü&#8217;nün yaptıklarını ve yapacaklarını duyunca hayli şaşırdık.</p>
<p>Üzerinden geçip  gittiğimiz bu bölünmüş yolların hangi koşullarda yapıldığını öğrenince, yol yapanlar gözümüzde büyüdü&#8230;</p>
<p>O davet sırasında öğreniyoruz ki, Karayolları Erzurum Bölge Müdürlüğü;  2011 yılında tamamı bu şehrin ekonomisine dahil olan 235 milyonluk bir bütçe kullanmış.</p>
<p>…Ve yine öğreniyoruz ki, önümüzdeki yılda bu rakam 315 milyon lira olacak.</p>
<p>Kop Geçidi ve Ovit Tüneli bu bütçenin dışında.</p>
<p>Şenol Bey&#8217;in en büyük hedefi ; Doğu&#8217;yu Karadeniz&#8217;e, Karadeniz&#8217;i de Doğu&#8217;ya ve de Güneydoğu&#8217;ya, hatta Ortadoğu&#8217;ya bağlayacak olan geçitlerin inşası için en kısa zamanda eyleme geçmek&#8230;</p>
<p>Erzurum öyle stratejik ve jeopolitik bir arsa üzerinde ki,  hedeflenen bağlantıların sağlanması halinde Doğu bir anda üç ayrı limana inebiliyor, hem de birkaç saat içinde&#8230;</p>
<p>Tortum&#8217;dan Artvin&#8217;e, İspir&#8217;den Rize&#8217;ye, Aşkale üzerinden de Trabzon limanına kısa zamanda inmek artık uçuk bir hayal değil&#8230;</p>
<p>Dağlar delinecek, tepeler kesilecek, yollar kısalacak&#8230;</p>
<p>Yani; ıraklar yakın olacak. Kıtalar birleşecek.</p>
<p>Tamam; akşamdan sabaha olmayacak ama bu uğurda bir irade var ve artık bu irade kuvveden fiile geçmek üzere&#8230;</p>
<p>Şenol Altıok, işte bu hayale inanmış  bir yönetici&#8230;</p>
<p>&#8220;Gitmediğin yer senin değildir&#8221; demiş, Karayolları&#8217;nın kurucusu kabul edilen Sadrazam Halil Rıfat Paşa&#8230;</p>
<p>Şenol Bey, işte o inanç ve ilkenin bayraktarlığını yapan bir cesur adam&#8230;</p>
<p>Daha çok yol yapmanın yanısıra yapılmış olan  yolların da standardını yükseltmek istiyor.</p>
<p>Sadece şehirlerarası yolları değil, tali yolları da dert ediniyor.</p>
<p>Ayrıca yolları değil, Aras üzerindeki Çobandede ile Garaz üzerindeki tarihi köprüyü de dert ediniyor, o köprülerin restorasyonunu da programa alarak tarihe ve kültüre selam veriyor.</p>
<p>Popülist değil&#8230;</p>
<p>Politikacı namzeti değil&#8230;</p>
<p>Reklam peşinde değil&#8230;</p>
<p>Dedik ya o sadece &#8220;yol&#8221; yapma derdindeki bir adam&#8230;</p>
<p>Bazılarının &#8220;biz yaptık&#8221; deyip övündüğü nice yolları da Karayolları&#8217;nın yaptığını dün öğrendik.</p>
<p>Misal; Konaklı ve Dağ Mahallesi&#8217;ndeki spor tesisine giden yol&#8230;</p>
<p>Ya da Palandöken&#8217;in zirvesine çıkan yol&#8230;</p>
<p>Meğerse birileri sahne önünde rol keserken, Şenol Bey ve ekibi arka planda kalıp, yol yapmışlar.</p>
<p>Bilmiyorum Dr. Mehmet Dumlu Aydın&#8217;ın kulakları çınlamış mıdır acaba? Çünkü, &#8220;Bu ülkede yol yapanlar, rol yapanları geçmediği sürece kalkınamayız&#8221; sözü O&#8217;na aittir. Ve dün o toplantı da o  sözü çok tekrarladık.</p>
<p>Teşekkürler Şenol Bey ve Şenol Bey&#8217;le birlikte bu yolda yürüyen düzgün insanlar&#8230;</p>
<p>Teşekkürler bu ülkeye bu hizmeti sunan ve insanlarımıza bu hizmeti layık gören Ak Parti Hükümeti&#8217;ne&#8230;</p>
<p>Not:</p>
<p>Ziya Hoca&#8217;nın cevabı&#8230;</p>
<p>Birkaç gün önce, &#8220;Prof.Dr. Ziya Yurttaş&#8217;a madalya takalım, Özer Ayık&#8217;ı  asalım&#8221; başlıklı bir yazı kaleme almıştık ya&#8230; İşte o yazıyla ilgili pek çok kişinin yanı sıra Ziya Hoca da bizi aradı ve telesiyejde asılı kaldığı anın görüntülerini internete aktardığı için pişman olduğunu, hatta bu görüntü nedeniyle çıkan tartışmalardan dolayı da Erzurum&#8217;dan özür dilediğini söyledi.</p>
<p>Hoca, medeni ve düzgün bir insandır. Yaptığı yanlışı gördü ve özür dilemesini bildi. Biz de Hoca&#8217;ya teşekkür ediyoruz. Fakat öyle angutlar var ki mevcudiyetleriyle her dakika bu şehre ve insanlığa zarar vermelerine rağmen, kendilerini sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyorlar ve de pişkin pişkin gülüyorlar.</p>
<p>Hoş Ziya Hoca&#8217;yı onlarla mukayese etmiyoruz ama keşke o angutlar ders çıkarabilse; ama nerede&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30260-karayollari-hedef-buyuttu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ziya Yurttaş&#8217;a madalya takalım; Özer Ayık&#8217;ı da asalım gitsin!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30239-ziya-yurttasa-madalya-takalim-ozer-ayiki-da-asalim-gitsin</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30239-ziya-yurttasa-madalya-takalim-ozer-ayiki-da-asalim-gitsin#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 09:06:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30239</guid>
		<description><![CDATA[Tamam; kim ki yolsuzluk ve hırsızlık yapıyorsa yakasına yapışalım. Hatta öyle bir yapışalım ki, herkes&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tamam; kim ki yolsuzluk ve hırsızlık yapıyorsa yakasına yapışalım. Hatta öyle bir yapışalım ki, herkes bu şehrin çobansız köy olmadığını görsün. Lakin kimi ufak tefek eksikliklerden hareketle de baltayı kendi ayağımıza vurmayalım.</p>
<p>Misal; Prof.Dr. Ziya Yurttaş&#8217;ın yaptığı gibi&#8230;</p>
<p>Yahut da şu son birkaç günden beri bazı meslektaşlarımın pireyi deve yapmaları gibi&#8230;</p>
<p>Sırayla gidelim:</p>
<p>Geçtiğimiz hafta, yerel ve yaygın basında flaş… flaş logosuyla şöyle bir haber geçti:</p>
<p>&#8220;Prof.Dr. Ziya Yurttaş Palandöken&#8217;de dört saat telesiyejde asılı kaldı.&#8221;</p>
<p>Bu, en yumuşak olanıydı!</p>
<p>Palandöken&#8217;in çuvallamasını, kış turizminin sekteye uğramasını isteyen çevreler, &#8220;gün bu gündür&#8221; hesabı bastılar yaygarayı :</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da skandal&#8221;</p>
<p>&#8220;Palandöken&#8217;de rezalet&#8221;</p>
<p>Bu manşetler, içeride de birilerini müthiş keyiflendirdi!</p>
<p>Allah korusun gerçekten bir skandal veya rezalet olmuş olsa, beyzadelerimiz sokaklarda davul zurna çaldırıp, tellal bağırtacaklardı: &#8220;Erzurum kış turizminde duvara tosladı&#8221; diye…</p>
<p>Dost üzüldü, düşman sevindi.</p>
<p>Çünkü Erzurum, çiçeği burnunda bir turizm merkezi&#8230; Çünkü Erzurum bu uğurda henüz emekleyen bir bebek gibi&#8230;</p>
<p>Tabii ki, eksiklerimiz de var, kötü niyet içermeyen hatalarımız da&#8230;</p>
<p>Kimin yok ki?</p>
<p>Siz zannediyor musunuz , Bursa dört dörtlük, yahut Kartalkaya tüm kusurlardan arındırılmış?</p>
<p>Siz zannediyor musunuz ki dünya ölçeğindeki kayak merkezlerinde sıfır sorun var?</p>
<p>Yok; dünyanın hiçbir yerinde sıfır sorunlu bir iş yok.</p>
<p>Ne çabuk unuttunuz Kanada&#8217;daki kızakçı kazasını; niçin kimse hatırlamaz oldu İsviçre&#8217;deki toplu ölümleri?</p>
<p>Hayır; mevzubahis Erzurum Palandöken olunca, erketeye yatmış tüm pusucular  hurra saldırıya geçiyor. Ve en kötüsü de içimizden birileri bu pusucuların ekmeğine yağ sürüyor. Sırf filancayı sevmiyorlar diye&#8230;</p>
<p>Prof.Dr. Ziya Yurttaş&#8230;</p>
<p>Hoca Erzurum&#8217;un kış turizmine çok büyük emek vermiş ve bu uğurda yıllar yılı fedakarlıkta bulunmuş bir isimdir. Erzurum&#8217;u içeride de temsil etti, dışarıda da&#8230;</p>
<p>Fakat Ziya Hoca hiç de kendisine yakışmayan bir şey yaptı:</p>
<p>Yaşadığı büyük bir talihsizliği, sanki bütün Palandöken&#8217;de o sorun varmışçasına tüm dünyaya ilan etti ve o çok sevdiği kış turizmine ölümcül bir darbe vurdu.</p>
<p>Oysa Hoca, Palandöken&#8217;de Kayak Federasyonu&#8217;na ait umumi bir telesiyejde mahsur kalmamıştı. Henüz hizmete açılmış olan bir otelde ve üstelik de kesin kabulü yapılmamış olan bir tesiste dört saat havada asılı kaldı.</p>
<p>Kimsenin iyi oldu dediği filan yok. Olmasaydı elbette ki daha iyi olurdu. Çünkü o henüz açılmış olan otel de bizim, diğerleri de&#8230;</p>
<p>Ama oldu işte; yani görünmez bir kaza&#8230; Üstelik de Palandöken&#8217;in bütününü kapsayan bir talihsizlik değil.</p>
<p>Ziya Hoca gibi ömrünü bu şehre hizmete adamış bir bilim insanının Erzurum&#8217;u tüm dünyaya &#8220;ihbar&#8221; etmiş olmasını, kendisine yakıştıramadım.</p>
<p>Hani kol kırılır yen içinde misali&#8230;</p>
<p>Hoca, internetteki kişisel paylaşım adresinden bu talihsiz durumu yakın dostlarıyla paylaşmak isterken, olay bir anda bütün medyanın ilgi odağı oldu. Öyle ya Erzurum&#8217;u bir kaşık suda boğsalar doymayacak olanlar bu &#8220;önemli&#8221; fırsatı kaçırmadılar:</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da rezalet&#8221;</p>
<p>Vay be!</p>
<p>Bu başlıkları atan içerideki arkadaşlara sormak istiyorum:</p>
<p>Siz biliyor musunuz şu saatte bile kim bilir&#8230; Uludağ&#8217;da veya Kartalkaya&#8217;da hangi aksaklıklar yaşanıyor acaba?</p>
<p>Erzurum&#8217;un harici düşmana ihtiyacı yok; biz bize yetiyoruz nasılsa!</p>
<p>Bu memleketin bir evladı olan Ziya Yurttaş, yaşadığı bu talihsiz olayı, -Ki, o kayak hayatı boyunca kim bilir böylesine ne kadar kazaya tanık olmuştur- paylaşım sitesi aracılığıyla tüm dünyaya duyurdu. Ben inanıyorum ki, yürekten sevdiği Palandöken&#8217;e istemeden de olsa büyük darbe vurdu.</p>
<p>Olmadı Ziya Hoca; olmadı. Sen ki Erzurum&#8217;u İngilizce olarak dışarıda anlatan bir bilim adamısın ve Erzurum sevdalısısın&#8230;</p>
<p>Bak da gör Hocam; senin o talihsiz kazan üzerinden Erzurum nasıl madara oldu&#8230;</p>
<p>Muhterem Hocam; emin olabilirsin ki bu şehrin hafızası bunu unutmayacak.</p>
<p>Gelelim öbür meseleye&#8230;</p>
<p>Geçen hafta Erzurum&#8217;da Kayakla Atlama Kıta Kupası Yarışları vardı.</p>
<p>Herşey çok güzel başladı.</p>
<p>Konaklama, ulaşım ve güvenlik dört dörtlüktü&#8230;</p>
<p>Olacak bu ya… Sakınan göze çöp battı ve tüm önlemlerin alınmasına rağmen atlama kulelerinde çok kısa süreli bir elektrik arızası meydana geldi.</p>
<p>Ve sonuç şu oldu:</p>
<p>Yarışlardan bir teki gece olması gerekirken, gündüz yapıldı. Diğer program ön görüldüğü şekliyle sürdü.</p>
<p>Fakat ateş sana kim üfledi?</p>
<p>Dr. Özer Ayık&#8217;ı bir türlü Kayak Federasyonu Başkanlığına layık görmeyen kimi meslektaşlarım anında yaylım ateşe başladılar:</p>
<p>&#8220;Skandal, rezalet&#8221;</p>
<p>Allah&#8230; Allah&#8230;</p>
<p>Yarışlardan sorumlu uluslar arası kuruluş rahatsız değil, sporcular isyan etmiyor, hakemler ve hocalar yandık bittik demiyor.</p>
<p>Ama bizim dostlar Özer&#8217;e ve Fatih Çintimar&#8217;a bindirecekler ya, fırsatı kaçırmıyorlar.</p>
<p>Peki netice ne oldu?</p>
<p>Söyleyelim:</p>
<p>Arıza anında giderildi ve yarışlar hem gündüz hem de akşam tayin edilen program uyarınca yapıldı.</p>
<p>FISU yetkilileri de yapılan organizasyona tam puan verdiler.</p>
<p>Fakat bunu yazıp çizen yok!</p>
<p>Çünkü karar vermişler Özer&#8217;e ve Fatih&#8217;e sövecekler!</p>
<p>Haydi sövün, hem de istediğiniz gibi sövün&#8230;</p>
<p>Ama unutmayınız ki, bu size artı puan kazandırmadı.</p>
<p>Yarışlar yapıldı; herkes kazasız belasız yurduna döndü.</p>
<p>Erzurum şimdi daha büyük yarışlar için kolları sıvadı.</p>
<p>Bizim arkadaşlar hala bağırıp çağırıyor:</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da skandal&#8221;</p>
<p>Etmeyin beyler, etmeyin&#8230;.</p>
<p>Yaptığınız bu şey ayağınıza kurşun sıkmaktan farklı bir şey değil.</p>
<p>Biz demiyoruz ki, &#8220;Oh oldu arıza da olsun, elektrik kesintisi de&#8221;</p>
<p>Bilakis; diyoruz ki, bu tür organizasyonlar sıfır hatayla yürüsün.</p>
<p>Lakin bazen sizin tüm iyi niyetli çabalarınıza rağmen ufak tefek aksilikler olabiliyor.</p>
<p>Üstelik de bu aksilikler bu uğurda dünya devi olan ülkelerdekinden çok da farklı değil&#8230;</p>
<p>Kim ne derse desin; ben artık biliyorum ki: Bu şehrin en büyük düşmanları, kendi öz evlatlarından başkası değil&#8230;</p>
<p>Madem öyle, bu işin daha kestirme bir yolu var. O da şudur:</p>
<p>Nasıl ki, Turizm Müdürü Fikret Öztürk, &#8220;turizm haramdır&#8221; dedi ve bu sebeple de bu şehrin turizmine sırt döndüyse, siz de ağzınızdaki baklayı çıkarın herkes neyin ne olduğunu görsün.</p>
<p>Hatta istiyorsanız gelin ahlak zabıtası Palandöken&#8217;e mühür vursun böylelikle siz de rahatlayın biz de!</p>
<p>Feci şekilde merak ediyorum:</p>
<p>Özer Ayık ve Fatih Çintimar &#8220;hal&#8221; olunursa, Erzurum&#8217;un kış turizmi rayına girmiş olacak mı?</p>
<p>&nbsp;<br />
Siz biliyor musunuz ki, o Özer Ayık Erzurum uğruna nasıl bir bedeli göze alıyor?</p>
<p>Özer&#8217;in sorunu işte bu&#8230; Yani Erzurum için göze aldıklarını istismar konusu yapmıyor.</p>
<p>Bu şehir bilse O&#8217;nun heykelini diker; heykelini&#8230;</p>
<p>Ben biliyorum; iddialı olmam  da bu yüzdendir.</p>
<p>Bir de isyanım şudur:</p>
<p>&#8220;Ev danası öküz olmaz&#8221;  diyorlar ya; ben bunu bir türlü kabullenmek istemiyorum. Haşa kimse ne danadır, ne de öküz namzeti&#8230; Lakin bu şehir de artık kendi evlatlarını boğmasın&#8230;</p>
<p>Bu yazdıklarımdan başka bir sonuç çıkaracaklar için küçük ama mühim bir not:</p>
<p>Ben ömrümde kayak kaymadım ve çok istememe rağmen bir türlü fırsat bulup ayağıma kayak takamadım.</p>
<p>Ama ben bu şehrin sosyal, siyasal ve iktisadi açıdan bir marka şehir olması için mücadele veren kişilerden biriyim.</p>
<p>İster inanın ister inanmayın. Şayet ben Ziya Hoca gibi dört saat hava hattında asılı kalmış olsaydım bunu değil internette paylaşmak en fazla &#8220;Nerede kaldın?&#8221; diye hesap soran karıma söylerdim.</p>
<p>Bu sebeple hem muhterem Ziya Hocam, hem de çok kıymetli meslektaşlarım etmeyin eylemeyin gelin şu kendi ayağınıza sıkmaktan vazgeçin.</p>
<p>Zira: Başka Erzurum yok&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30239-ziya-yurttasa-madalya-takalim-ozer-ayiki-da-asalim-gitsin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aksilik bu ya&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30165-aksilik-bu-ya</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30165-aksilik-bu-ya#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 10:02:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30165</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları&#8217;ndan sonraki en ciddi sınavını veriyor:
&#8220;Kayakla Atlama Kıta Kupası&#8221;
Hani en çok&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum, 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları&#8217;ndan sonraki en ciddi sınavını veriyor:</p>
<p>&#8220;Kayakla Atlama Kıta Kupası&#8221;</p>
<p>Hani en çok sakınan göze çöp batarmış ya, işte o misal; Erzurum da üzerine titrediği bu yarış için elinden gelenden fazlasını yapmasına rağmen dakika bir, gol bir oldu:</p>
<p>-Kuledeki elektrik kesintisi yüzünden, yarışların gece yapılması gereken etabı zorunlu olarak gündüz saatlerine alındı.İşte kıyamet de bu andan itibaren koptu!</p>
<p>Başından beri Erzurum&#8217;un bu tür başarılar elde etmesini istemeyen çevreler anında düğmeye bastı:</p>
<p>-Erzurum yine beceremedi!</p>
<p>-Dünyaya rezil olduk!</p>
<p>-Skandalın bu kadarı ancak Erzurum&#8217;da olur!</p>
<p>Ve daha neler neler…</p>
<p>Tamam; bu eleştiriler sert olmakla beraber büsbütün de haksız değil.</p>
<p>Değil ama&#8230;</p>
<p>Neylersiniz ki takdirin tedbiri bozması misali hesapta olmayan gelişmeler, tüm hesapları alt üst edebiliyor.</p>
<p>Erzurum&#8217;da olan da budur.</p>
<p>Her türlü önlemin alınmış olmasına rağmen, tam bir dakika süren bir kesinti yüzünden, gece olması gereken yarışlar gündüze alınıyor.</p>
<p>Aslında ortada bir kriz veya facia yok.</p>
<p>Buna rağmen öyle bir hava estirildi ki, Erzurum her şeyi eline ayağına dolaştırdı.</p>
<p>Malumunuz Türkler ilk yerli otomobil olan &#8220;Devrim&#8221;i yaptıklarında, haklı olarak gururlanmışlardı. Öyle ya dünün &#8220;hasta adamı&#8221; Osmanlı&#8217;nın torunları hem yeni bir devlet kurmuşlardı, hem de sanayi yolunda büyük bir adım atmışlardı.</p>
<p>Fakat talihsizliğe bakın ki, Devrim çalışmadı.</p>
<p>Mühendisler, teknisyenler, bürokratlar, politikacılar; hasılı herkes şaşkındı.</p>
<p>Sonra anlaşılacaktı ki, ilk yerli otomobil Devrim&#8217;e benzin koymayı unutmuşlardı.</p>
<p>Bizim ki de biraz Devrim&#8217;e benziyor.</p>
<p>Bu kadar hazırlık yapacaksın, dünyanın en gelişmiş atlama kulesine sahip olacaksın ama bir dakikalık elektrik kesintisi yüzünden, bütün fiyakan bozulacak…</p>
<p>Dün Dedeman Otel&#8217;deydik&#8230;</p>
<p>Palandöken&#8217;deki kayak sezonunun başlaması nedeniyle mini bir zirve yapıldı.</p>
<p>Vali Sebahattin Öztürk&#8230;</p>
<p>Kayak Federasyonu Başkanı Özer Ayık&#8230;</p>
<p>Spor İl Müdürü Fatih Çintimar&#8230;</p>
<p>Basının önde gelen isimleri&#8230;</p>
<p>Spor  hocaları ve yöneticileri&#8230;</p>
<p>Bu kişiler bir araya gelince ve toplanılan yer de Palandöken&#8217;in zirvesi olunca, sohbet konusu doğal olarak kış, turizm, yarışlar ve yaşanılan aksaklıklardı.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, yarışlar iptal edilmemiş, sadece zamanı değişmiş.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, elektrik kesintisi ciddi bir durum olmamasına rağmen, yabancı uzmanlar risk olur diye, aşırı derecede ihtiyatlı davranmış.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, aslında elektrik kesintisine karşı her türlü önlem alınmış; yani jeneratörler filan her şey tamam. Ama şanssızlığa bakın ki arıza, bizzat jeneratörden kaynaklanmış.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, kurumlar arasında bir çekişme ve itiş kakış yok. Özellikle Kayak Federasyonu ile Spor Müdürlüğü son derece samimi bir dayanışma içinde.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, bazılarının savunduğu gibi, tesisler ne kaderine terk edilmiş ne de bomboş; bilakis neredeyse her gün dolu. Çünkü ulusal ve uluslararası yarışlar yapılıyor.</p>
<p>Orada öğreniyoruz ki, Palandöken müşteri ve sporcu konusunda sanılanın çok üzerinde bir taleple karşı karşıya&#8230;</p>
<p>En önemlisi de o kahvaltı sırasında gördük ki, Vali Bey meselesine hakim bir konumda ve kurumlar arasında sancıya yol açacak ciddi bir sorun yok.</p>
<p>Olmasaydı daha iyiydi ama dünyanın her yerinde olabileceği gibi, Erzurum Palandöken&#8217;de de kimi ufak tefek aksaklıklar oluyor. Ama bu ufak tefek aksaklıklar Palandöken&#8217;i yerin dibine sokacak şeyler değil.</p>
<p>Bu manzara beni sevindirdi.</p>
<p>Çünkü Palandöken kişilerin elinde oyuncak edilmeyecek kadar kıymetli bir madendir.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30165-aksilik-bu-ya/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuk, taksici ve albay..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30077-cocuk-taksici-ve-albay</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30077-cocuk-taksici-ve-albay#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 08:31:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=30077</guid>
		<description><![CDATA[Bir öğrencinin halet-i ruhiyesi nasıl olur bilirsiniz; hele de günlerden tatil günü ise… Sokakta top&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir öğrencinin halet-i ruhiyesi nasıl olur bilirsiniz; hele de günlerden tatil günü ise… Sokakta top peşinde koşmak varken, ya da arkadaşlarla eğlenmek dururken dershaneye gitmek&#8230;</p>
<p>O yaştaki bir çocuk için hiç de sevimli bir durum değildir. Fakat neylersiniz ki, öve öve yere göğe sığdıramadığımız bu eğitim sistemi yüzünden, ne aileler huzur içinde, ne de o körpe bedenler çocukluklarını, gençliklerini yaşayabiliyorlar.Acımasız bir rekabet, ölümüne bir yarış!</p>
<p>Çocuklarımızın rüyalarını rengarenk oyuncaklar yerine, soğuk ve itici sınav salonları, denemeler ve de kodlamalar kuşatıyor.</p>
<p>Sonra da hep birlikte söylenip duruyoruz:</p>
<p>&#8220;Yahu bu çocuk niye böyle asosyal biri olup çıktı?&#8221;</p>
<p>Başka ne olacaktı ki efendim!</p>
<p>Sizin &#8220;bu çocuk&#8221; dediğiniz o çocuk; çocukluğunu, gençliğini yaşadı mı acaba?</p>
<p>Sizin &#8220;bu çocuk&#8221; dediğiniz yani öz be öz evladınız, daha konuşmaya çıkmadan o kurs senin bu dershane benim diye sürüklenip durmadı mı?</p>
<p>Daha &#8220;anne-baba&#8221; demeden önce İngilizce öğretmeye kalkmadık mı?</p>
<p>Siz dua edin ki &#8220;bu çocuk&#8221; sadece asosyal kaldı; daha başka şeyler de olabilirdi&#8230;…</p>
<p>Oluyorlar da nitekim.</p>
<p>Bir zamanlar üniversite okumuş olmanın &#8220;büyük marifet&#8221; sayıldığı günler çok gerilerde kaldı.</p>
<p>Şimdi ilk mektebin ilk sınıfında başlıyor, hiç de adil olmayan bu rekabet&#8230;…</p>
<p>Arap atları bile bu kadarını kaldıramaz.</p>
<p>Bu girizgahı anlatacağım şu olay için yaptım. Çünkü olayın kahramanı çocuğu bu girizgah çerçevesinde görürseniz hem onu daha iyi anlarsınız, hem de empati kurmamız kolaylaşır.</p>
<p>Son ders zilinin çalmasıyla, dershanenin boşalması bir oldu. Kimisi montunu, paltosunu bile giyinmeden palas pandıras kendini dışarı atmıştı. Bazıları aceleyle cep telefonuyla bağıra bağıra konuşurken, içlerinden bir kaçı da ne yazık ki pırıl pırıl ciğerlerini sigara dumanıyla karartmak için acele ediyordu.</p>
<p>O çocuklardan biri de sakin bir yapıda görünmesine rağmen, dershanenin önündeki kaldırımdan yürürken aniden elindeki boş meşrubat şişesini şaaak diye yere yapıştırdı.</p>
<p>Hep birlikte gülüştüler&#8230;…</p>
<p>Kimbilir cam şişenin yere çarpmasıyla çıkan ses, o çocuklar için nasıl heyecan vericiydi.</p>
<p>Orada bulunan orta yaşlı bir taksici, çocuğu kibar ve sevecen bir üslupla ikaz etti:</p>
<p>-Delikanlı bu yaptığın hiç de doğru bir davranış değildir. O kırılan şişe buradan gelip geçenleri yaralayabilir, ayrıca çevre kirliliğine yol açıyorsun.</p>
<p>O manzarayı biz yaştakiler yorumlamaya kalktığında şunları söyler:</p>
<p>Çocuk büyük bir mahcubiyet hissine kapılacak ve taksici amcadan özür dileyecek; hatta kabahatini telafi adına da hemen kırılan cam parçalarını toplayıp çöp kutusuna atacak.</p>
<p>Hayır böyle olmadı&#8230;…</p>
<p>O çocuk, taksici amcasına kafa tuttu. Üstelik de kendinden son derece emindi:</p>
<p>-Sen benim kim olduğumu galiba bilmiyorsun. Kaldı ki sana ne, sen buranın sahibi misin?</p>
<p>Taksici doğru olanı yaptı; çocukla didişmeye girmek yerine; &#8220;Peki&#8221; dedi. &#8220;Sen var yoluna git delikanlı ben bu cam kırıklarını temizlerim.&#8221;</p>
<p>Taksicinin o anda ne düşündüğünü bilmiyorum; belki çocuğun &#8220;…kim olduğumu galiba bilmiyorsun&#8221; sözünden çekinmiş de olabilir, belki de o yaştaki bir çocukla dil dalaşına girmeyi uygun bulmamış da olabilir. Fakat kesin olan şuydu ki, taksici son derece olgun, müşfik ve bilge bir portre sunuyordu.</p>
<p>Çocuk güle oynaya arkadaşlarıyla uzaklaşıp gitti. Taksici duraktan aldığı süpürge ile kaldırıma saçılan cam kırıklarını toplayıp, az ilerideki çöp bidonuna attı.</p>
<p>Olup bitenleri mesele etmemişti.</p>
<p>Ertesi gün olmuştu. Taksici amca durakta yolcu beklerken son derece düzgün konuşan kibar bir adam geldi taksi durağına&#8230;…</p>
<p>Selam sabah faslından sonra, &#8220;Dün&#8221; dedi. &#8220;Benim delikanlı şuradaki dershaneden çıkıp yolda yürürken elindeki meşrubat şişesini kaldırıma atmış ve buradan bir taksici arkadaş onu ikaz etmiş.&#8221;</p>
<p>Şoförler birbirinin yüzüne bakıp dururken, taksici amca aranılan kişinin kendisi olduğunu anlamıştı.</p>
<p>Belli etmese de tedirgindi. Demek ki, dün ikaz ettiğim çocuk bu beyefendinin oğlu ve bu beyefendi de belli ki makam mevki sahibi biri diye düşündü.</p>
<p>Çocuk olup bitenleri doğru anlatmış olsa, bu kibar adamın olayı sorun etmesi mümkün değil gibi görünüyordu.</p>
<p>Taksici amca ayağa kalktı; &#8220;Ben ikaz etmiştim&#8221; dedi.</p>
<p>O kibar adam, tebessümle yüzüne baktı taksicinin ve elini sevgiyle sıktı.</p>
<p>Taksici amca rahatlamıştı.</p>
<p>Adam devam etti:</p>
<p>&#8220;Size çok teşekkür ediyorum. Oğluma çok güzel bir ders vermişsiniz kendisi bana her şeyi anlattı  ama utandığı için hatasını telafi edememiş. Siz doğru olanı yaptınız. Ben de size teşekkür etmek için gelmiştim.&#8221;</p>
<p>Kibar adam, buyur edildi ve kendisine çay ikram edildi.</p>
<p>Adam izin isteyip, oradan ayrıldı.</p>
<p>Taksiciler merak etmişti kim bu beyefendi diye&#8230;…</p>
<p>Çok geçmeden mesele anlaşıldı:</p>
<p>O beyefendi, albay rütbesindeki bir askerdi.</p>
<p>Hem de nüfuz ve makam sahibi bir albay&#8230;…</p>
<p>Yani elindeki meşrubat şişesini kaldırıma vurup parçalayan o çocuğun babası&#8230;…</p>
<p>Hikayenin bu noktasında herkes mümkün ki babayı alkışlamıştır. Ben ise, olup bitenlere yalan ve yanlış katmadan babasına aktaran o asi genci alkışladım.</p>
<p>Asi ama dürüst&#8230;…</p>
<p>Şöyle de diyebilirdi:</p>
<p>&#8220;Baba o taksici bana hakaret etti&#8221;</p>
<p>Hayır&#8230;…</p>
<p>Çocuk, taksici amca ile arasındaki diyalogu çarpıtmadan nakletmiş ve babası da o taksiciyi kutlamak için durağa gelmişti.</p>
<p>Çevremizi kuşatan bu kadar kir ve pislik içinde nadirattan da olsa böyle güzel sahneler de vücuda geliyor. Ben de hiç olmasa bu güzel enstantaneyi herkes bilsin diye sizinle paylaştım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Olay Erzurum&#8217;da oldu; hem de beş on gün önce&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/30077-cocuk-taksici-ve-albay/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara&#8217;da tanıtım, Erzurum&#8217;da açılış töreni</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29984-ankarada-tanitim-erzurumda-acilis-toreni</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29984-ankarada-tanitim-erzurumda-acilis-toreni#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2011 09:08:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29984</guid>
		<description><![CDATA[Renaıssance Polat Otel&#8217;in, başkentte yaptığı &#8220;sezon açılışı&#8221; için,  bazı dostlar &#8220;Erzurum&#8217;da başlayan sezon için neden&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Renaıssance Polat Otel&#8217;in, başkentte yaptığı &#8220;sezon açılışı&#8221; için,  bazı dostlar &#8220;Erzurum&#8217;da başlayan sezon için neden Ankara&#8217;da açılış yapıldı?&#8221; diye sormuştu. Renaıssance Polat Oteli Genel Müdürü Gökçe Erendor bu soruya nasıl bir cevap verir bilmiyorum. Ancak oradaki açılışta bulunan bir kişi olarak benim anladığım ve gördüğüm şudur:Henüz istenilen seviyenin çok uzağında duruyor olsak da aslında Erzurum, kış turizminde ulusal ve uluslararası platformlarda söz sahibi olmak istiyor.</p>
<p>Bu talebinde de haksız sayılmaz. Zira Erzurum, pek çok avantajlı yanından ötürü, dünya ölçeğinde bir kış turizmi merkezi olabilecek potansiyele sahip&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çetin Altan&#8217;ın o meşhur deyimi ile &#8220;Türk&#8217;e Türk propagandası yapmak&#8221; gibi bir derdimiz yok. Kaldı ki böyle bir hesap içinde olmanın da pratik bir getirisi olmaz ki&#8230;…Bu sebeple rasyonel olmak zorundayız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kabul edelim ki Erzurum henüz bir Avusturya, İsviçre, Kanada veya Fransa düzeyinde kış turizmi ağına sahip bir şehir değil. Değil ama şimdilik işlenmemiş haliyle Erzurum geleceğin en popüler merkezlerinden biri olabilir. Bunun için gerekli fiziki şartlara sahibiz.<br />
Geçen hafta Ankara&#8217;da birkaç ay önce hizmete giren JW MARRIOTT OTEL&#8217;de düzenlenen gecenin evsahibi Renaıssance Polat Otel adına İbrahim Polat&#8217;tı.<br />
Erzurum&#8217;da başlayan kayak sezonunun açılış töreninin Ankara&#8217;da olması son derece anlamlıydı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çünkü:<br />
Erzurum&#8217;u önce yurtiçinde, ardından da dünya ölçeğinde tanıtmak için çok ciddi bir mücadele veren Polat Otel, istiyor ki şu veya bu sebepten ötürü Erzurum&#8217;a gelemeyen önemli kişilere Erzurum&#8217;u, Erzurum&#8217;daki kayak dünyasını anlatsın. İyi de yapıyor. Ankara&#8217;daki geceye; siyaset, medya, sosyete ve iş dünyasının tanınmış simaları katılmıştı. Misal; İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin gibi hükümetin etkin bir üyesi oradaydı ve yaptığı konuşmayla hem turizmin ülkemiz için ne denli önemli bir gelir kapısı olduğunu anlattı, hem de Erzurum&#8217;un kış turizminde ve kış sporlarında bir dünya markası olabileceğini gerçekçi bir dille ifade etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erzurum&#8217;dan, Vali Sebahattin Öztürk, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, Turizm Müdürü Fikret Öztürk, XANADU Otel&#8217;in sahibi Can Dikmen, Palan Otel Genel Müdürü Leyla Mutlutürk, turizm işletmecileri ve işadamları vardı.</p>
<p>Ve tabii ki, Kayak Federasyonu Başkanı kıymetli hemşerimiz Dr.Özer Ayık&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son derece renkli geçen açılışta, davetliler Erzurum&#8217;u daha yakından tanıdılar, Erzurum hakkında belki de daha önce bilmedikleri bilgilere eriştiler. Renaıssance Polat Otel Genel Müdürü Gökçe Erendor, organizasyonu öylesine güzel yapmıştı ki, hakikaten eleştiriye fırsat verilmemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Ankara dışında olduğu gerekçesiyle orada değildi; fakat ne hikmetse Erzurum adına düzenlenen bir gecede Erzurum milletvekilleri de yoktu. İçişleri Bakanı, müsteşarlar, üst düzey bürokratlar ve tanınmış simalar oradaydı ama bizim vekillerimiz yoktu! Oysa hepsi de çağrılmıştı. Muarrem Çığlık (Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık&#8217;ın kocası) gelmişti ama o da hoş eşi adına değil, kendi sıfatıyla (Başbakanlık danışmanı) katılmıştı.<br />
Polat Otel Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Polat, kısa ama son derece özlü bir konuşma yaptı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8220;Biz Erzurum&#8217;u dünya ölçeğinde bir merkez yapmak için kendi çapımızda mücadele veriyoruz ve bu mücadelemizi artırarak devam ettireceğiz&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ardından Kayak Federasyonu Başkanı Dr. Özer Ayık, Erzurum&#8217;un kayak tarihini ve nereden nereye geldiğini öyle bir güzel özetledi ki, özellikle Erzurum&#8217;a gelmemiş olan kişiler için son derece etkileyici oldu. Özer Ayık&#8217;ın şu dönemde Türkiye Kayak Federasyonu Başkanı olması, Erzurum adına parayla elde edilemeyecek bir nimettir. Çünkü bu şehrin değerli bir evladı olan Ayık, Erzurum&#8217;da kayak sporunu ve kış turizmini yerleşik hale getirmek için olağanüstü bir çaba harcıyor ve Allah da bu çabasını karşılıksız bırakmıyor: 2012 yılında Kayak Federasyonu tarafından organize edilen bir çok ulusal ve uluslararası yarış Palandöken&#8217;de yapılacak.<br />
O gece çok önemli konuşmalardan birini de Vali Sebahattin Öztürk yaptı. &#8220;Erzurum artık kabuğunu kırmak üzere olan bir şehirdir&#8221; diyerek başladığı konuşmasında Vali Öztürk, Erzurum için kış olimpiyatları hedefinden söz etti ve yapılacak yeni yatırımların haberini verdi. Konaklı&#8217;nın son derece parlak bir geleceği olduğuna işaret eden Vali Bey, &#8220;Yakın bir zamanda büyük turizm işletmeleri Erzurum&#8217;da yer alabilmek için kıyasıya bir yarışa girişecek&#8221; dedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla, &#8220;Erzurum&#8217;da başlayan sezon için neden Ankara&#8217;da açılış yapıldı?&#8221; diye soran dostlar için, o açılış her şeyi anlatıyordu. Başkentin en önemli otellerinin birinde çok önemli konuklara Erzurum anlatıldı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>XANADU RESMEN AÇILDI</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Önceki akşam da Erzurum&#8217;da muhteşem bir açılış töreni vardı. Kısa bir süre önce misafir kabul etmeye başlayan XANADU Otel, önceki gece Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ın kurdeleyi kesmesiyle resmen açılmış oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dedeman&#8230;…<br />
Dedeman Ski Lodge&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Palan&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Polat Renaıssance&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ve XANADU&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdilik Erzurum&#8217;un  beş adet son derece lüks oteli var.</p>
<p>Fakat gelişmeler gösteriyor ki birkaç yıl içinde bu otellerin sayısı hızla artacak ve dünya çapında marka olmuş işletmeler Erzurum&#8217;da hizmet verecek.</p>
<p>&nbsp;<br />
Can Dikmen, Balkan göçmeni bir aileye mensup yürekli, cesur, çalışkan ve namuslu bir işadamı&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Erzurum&#8217;la bir kan bağı olmamasına rağmen, gözünü kararttı Erzurum&#8217;da onlarca milyon dolarlık muhteşem bir otel yaptı. Üstelik de nice badirelerden atladı, nice engellere takıldı ve nice kara propagandaya muhatap kaldı. Ama O yılmadı ve doğru bildiği yolda ilerledi; sonunda Erzurum&#8217;a hakikaten son derece güzel bir otel kazandırdı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat ahde vefalı olmak lazım&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yani bu güzel eserin vücuda gelmesinde en az Can Dikmen Kadar emeği olan hemşerimiz sevgili Akgün ailesini unutmamak gerekir. Kuşkusuz ki muhterem pederinin icazetiyle oldu ama bu uğurda Sururi Akgün, kelimenin tam anlamıyla elini taşın altına koydu ve en zor zamanında Can Dikmen&#8217;i yalnız ve sahipsiz bırakmadı. Sururi Akgün XANADU&#8217;ya ortak olmakla kalmadı, bu şehrin insanlarının neleri başarabileceğini herkese göstermiş oldu. Bu sebeple Can Dikmen kadar, Sururi Akgün ve ailesinin de bu muhteşem eserde ciddi bir payı oldu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasıl ki Erzurum&#8217;da kış turizminden söz ederken, ilk profesyonel otelin temelinin atılmasını sağlayan o dönemin Valisi Mehmet Ağar&#8217;ı, dolaysıyla Murat Dedeman&#8217;ı ve Palan Otel&#8217;in sahibi Metin Kaya ve İbrahim Polat&#8217;ı atlamak haksızlık ise, bugün emeği geçenleri de alkışlamamız lazım ki, başkaları da cesaretlensin&#8230;…<br />
Doğrusu Erzurum bu anlamlı mücadele karşısında duyarsız kalmadı. Belki yeterli değil ama büsbütün de ilgisiz değiliz. Misal, İbrahim Polat&#8217;ın adı caddeye verildi; Dedeman adına da yarışlar yapılıyor&#8230;…<br />
Büyükşehir Belediyesi Meclisi aldığı kararla, yürekli işadamı Can Dikmen&#8217;i Erzurum&#8217;un fahri hemşerisi ilan etti ve önceki günkü açılışta da hemşerilik beratı, Bakan Akdağ ve Büyükşehir Belediye Başkanı Küçükler tarafından bizzat takdim edildi.</p>
<p>&nbsp;<br />
Sonuç olarak, Erzurum kış sporları ve kış turizmi noktasında hamle üstüne hamle yapan bir şehir&#8230;…Ve en önemlisi de bu hamlelerin özel sektör eliyle yapılıyor olmasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Polat Ankara&#8217;da, XANADU Erzurum&#8217;da görücüye çıktı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Beri yanda ise Dedeman ve Palan&#8217;ın yürüttüğü çalışmalar var. Onlar da Palandöken&#8217;i dünya çapında bilinen bir yer haline getirmek için başından beri sürdürdükleri çalışmayı kesintiye uğratmadan yapıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu samimi çabaların sonunda görün bakın Erzurum birkaç yıl içinde öyle bir merkez haline gelecek ki, şehir tanınmaz hal alacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu asla hayal değildir. Gidişat buna işaret ediyor.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29984-ankarada-tanitim-erzurumda-acilis-toreni/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyi de Ahmet Küçükler benim hasmım değil ki&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29928-iyi-de-ahmet-kucukler-benim-hasmim-degil-ki</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29928-iyi-de-ahmet-kucukler-benim-hasmim-degil-ki#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Dec 2011 09:12:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29928</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde, &#8220;Tayyip Bey&#8217;e arzuhalimdir&#8221; başlıklı bir yazı kaleme almıştık ya, bazı çevreler bu yazıdan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde, &#8220;Tayyip Bey&#8217;e arzuhalimdir&#8221; başlıklı bir yazı kaleme almıştık ya, bazı çevreler bu yazıdan hareketle ısrarla &#8220;gazeteci-politikacı savaşı&#8221; çıkartmak istedi. Hatta aradan neredeyse iki haftaya yakın zaman geçmesine rağmen, savaş tamtamları bir türlü susmak bilmiyor. Misal; &#8220;Niye geri adım attın, korktun mu?&#8221; diye soranlardan tutunuz da, &#8220;niye çok daha sert yazmıyorsun&#8221; şeklinde çıkışanını mı ararsınız&#8230; Anlamakta zorluk çekiyorum. O bir eleştiri yazısıydı ve geçti gitti. Şayet peş peşe aynı şeyleri yazıp durmuş olsaydım, anlaşılırdı ki ben gazetecilik yapmıyor, birilerinden öç alıyorum.  Oysa, ortada bir savaş veya düşman orduları  yoktur. Kabul ediyorum, sözkonusu yazı hayli sert olmuştu. Kesinlikle Başkan Küçükler&#8217;e düşmanlık maksadıyla  yazmadığım halde, yazının üslubundan ötürü Ahmet Bey haklı olarak çok incinmiş. Birileri de müthiş sevinmiş; olabilir. Fakat o yazı, Küçükler&#8217;i beğenmeyenler mutlu olsun diye yazılmadı ki&#8230;…O yazı, incitici bir üslupla yazılmış olsa bile kesinlikle birileri adına, birine sövme yazısı değildir. Bendenizi takip edenler bilir ki, Mehmet Şener tetikçilik yapmadı ve de yapmaz.</p>
<p>Herşeyden önce gerek Sayın Başkanın gerekse kamuoyunun şunu bilmesini isterim:</p>
<p>Ben o yazıyı Ahmet Küçükler&#8217;i hırpalamak veya O&#8217;na fenalık etmek amacıyla yazmadığım gibi, kimseyi de Ankara&#8217;ya ihbar etme derdinde değildim. Dün oturup o yazıyla ilgili gelen mesajları yeniden okudum. O mesajların bir kısmından çıkardığım sonuç, benim Ahmet Bey&#8217;e var gücümle yüklenmem ve daha sert yazılar yazmam  yönündeydi.</p>
<p>Buradan açıkça sesleniyorum:</p>
<p>Ben bir gazeteciyim. Meslek hayatım boyunca adil ve objektif olmaya çalıştım. Üslubumun sert olduğunun farkındayım. Ancak bu sertlik kesinlikle bir silah veya düşmanlık aracı olmadı, olmayacak da&#8230;…</p>
<p>Ahmet Küçükler, bu şehrin iki dönem üstüste seçilmiş belediye başkanıdır. Bugüne kadar aramızda saygı sevgi çerçevesini aşan bir ilişki asla olmadı. Hatta Palandöken&#8217;in  arşivine bakanlar görecektir. Ahmet Küçükler&#8217;in yaptığı güzel hizmetleri hep övmüş ve ön plana çıkarmışızdır. Hani önceki günkü basın toplantısında değerli bir meslektaşım Başkana, &#8220;Erzurum Kış Olimpiyatları&#8217;na aday olacak mı?&#8221; diye sormuştu ya&#8230;…Aslında Ahmet Küçükler yedi yıl önce bu soruya &#8220;evet&#8221; cevabını vermişti. Ve o zaman henüz ortada ne 2011 Üniversiteler Arası Kış Oyunları&#8217;na ev sahibi olacağımız meselesi vardı, ne de bugünkü tesisler yapılmıştı. Buna rağmen Başkan Küçükler, &#8220;En büyük hedefim Erzurum&#8217;u kış olimpiyatları düzenlenecek bir şehir haline getirmektir&#8221; demişti. Ve bendeniz de o gün bu iddialı sözü manşete çekerek şöyle demiştim:</p>
<p>&#8216;Büyük hayaller kuramayanlar büyük projelere imza atamaz&#8217;</p>
<p>Ahmet Küçükler, toplumla diyalog kurma noktasında ciddi eksikleri olan bir belediye başkanı. Fakat aynı Küçükler, kabul edelim ki, Erzurum&#8217;a dair büyük hayaller kuruyor. Hatta o hayallerden bazıları da, gerçekleşti. Misal, AVM, yeraltı otoparkı, kentsel dönüşümün başlaması, yeni terminalin inşa edilecek olması ve eski terminalin yerine MNG tarafından çok büyük iş merkezi ve otel kuruluyor olması, Erzurum&#8217;a çok modern bir et kombinası yapılacak olması ve EBK&#8217;nın yerinde altı bin konutluk modern bir kentin inşa edilecek olması gibi&#8230;…</p>
<p>Bunun yanı sıra Erzurum belediyecilik açısından hizmete doymuş bir şehir de değildir. Hala çok ciddi eksiklerimiz var, sorunlarımız var ve belediyelere düşen büyük sorumluluklar var&#8230;…</p>
<p>&#8220;Tayyip Bey&#8217;e arzuhalimdir&#8221; başlıklı yazı, Ahmet Bey&#8217;i bir yerlere jurnalleyen bir yazı olmadığı gibi (gazeteci yazı yazan kimse jurnalcilik yapmaz) O&#8217;nu daha büyük hizmetlere imza atmaya zorlayan bir yazıdır. Fakat gördüm ki, Başkan Küçükler, belki de haklı olarak duygusal bir bakışla yazıdan ötürü kırılmış. Olabilir, hepimiz insanız ve hata yapabiliyoruz. Ben siyaseten Ahmet Küçükler&#8217;in ne rakibiyim ne de kişisel olarak O&#8217;nun hasmıyım. Muradım, daha güzel ve daha modern bir Erzurum&#8217;da yaşamaktır. Bunu talep ederken de, zaman zaman yerel yöneticilerin sinir uçlarına basmak zorunda kalıyoruz. Ama bu kişisel bir mesele değildir.</p>
<p>Dokuz yıldan buyana Türkiye&#8217;yi tek başına çok güçlü bir iktidar yönetiyor. Ve bu iktidar sayesinde Türkiye artık dünya ölçeğinde adından hep pozitif olarak bahsedilen bir ülke oldu. Ekonomisiyle de Avrupa ülkelerine örnek gösteriliyor. İçeride de yine bu iktidar sayesinde Türkiye&#8217;nin neredeyse tamamına yakını büyük hizmetlere sahne oldu. Misal Konya, Antep, Bursa, Kayseri, Urfa, Malatya, Denizli gibi şehirler de belediye hizmetleri noktasında dünyayla yarışır hale geldiler. Bizim derdimiz şudur:</p>
<p>Erzurum neden bu şehirlerden biri olmasın?</p>
<p>Böylesine güçlü bir iktidar ve Erzurum&#8217;a karşı büyük muhabbet duyan bir Başbakan varken, Erzurum&#8217;un  şimdiye kadar çoktan birinci lige çıkması gerekirdi.</p>
<p>Fakat iyi niyetli çabalara rağmen atılan adımlar ve yapılan hizmetler bizim birinci lige yükselmemize yetmedi. Demek ki, başta Büyükşehir Belediyesi  olmak üzere ilçe belediyeleri ve yerel birimler bir seferberlik başlatarak aleyhimize açılan makası kapatmalıdır.</p>
<p>Büyükşehir Belediyesi, hem imkanları hem de yetkileri açısından Erzurum&#8217;un gerçek sahibidir. Bu yüzden Ahmet Bey&#8217;in sorumlulukları da fazladır.</p>
<p>Önceki gün basın toplantısında, yedi yıllık icraatlarını sıralarken, gördüm ki, çok önemli işler yapılmış ama bu işler Erzurum&#8217;u olması gereken noktaya getirememiş. Demek ki, iktidar gücünden daha fazla yararlanmak lazım ve zamanı en rantabl biçimde kullanmak gerekiyor.</p>
<p>Ahmet Bey&#8217;den ve diğer belediye başkanlarından beklentimiz budur.</p>
<p>Erzurum kış turizmi ve kış sporları merkezi olma yolunda bir şehirdir. Lakin ciddi eksikleri var. Herşeyden önce bu yönde şehirde bir heyecan ve istek yok. Büyükşehir Belediyesi işte bunu başarabilir. Öyle hamleler yapar ki, Erzurum o hayal ettiği merkeze kısa sürede ulaşır.</p>
<p>Belediye başkanlarını ve yerel yöneticileri eleştirirken, istiyoruz ki, şevke gelsinler, hırslansınlar ve çılgın projeleri hayata geçirsinler.</p>
<p>Görüyorum ki, Ahmet Küçükler&#8217;de bu cesaret ve irade var ama ne kendisini anlatabiliyor ne de düşüncelerini yeterince şehirle paylaşabiliyor.</p>
<p>Duygusal bir kişi olması yüzünden çabuk inciniyor.</p>
<p>Oysa, Erzurum Büyükşehir Belediyesi gibi bir makamda bulunan zatın sinirleri daha kuvvetli olmalı ve herkesi kucaklamalıdır.</p>
<p>Bu vesileyle, &#8220;daha sert yazmalısın&#8221; diyen dostlara da şunu hatırlatmak istiyorum:</p>
<p>Ben bir gazeteciyim. Kimsenin hasmı olmadım, olmayacağım. Ahmet Bey&#8217;i eleştirdim doğru. Ama bu O&#8217;na kin yada düşmanlık anlamına gelmez. Çünkü Başkan Küçükler benim düşmanım değil. Dün daha ideal bir şehir için sert bir üslupla eleştirdiğim Ahmet Bey&#8217;i yarın da anlamlı bir hizmetinden ötürü övebilirim.</p>
<p>Ne eleştirirken O&#8217;na kastım olur ne de överken yalakalık etmiş olurum. Bütün samimiyetimle istiyorum ki, Ahmet Küçükler ve diğer belediye başkanları öyle başarılı olsunlar ki, bizler o başarıları yazmaya yetişemesek.</p>
<p>Bu talep, Kaf Dağı&#8217;nın arkasındaki Anka Kuşu değildir. Başka şehirler başardı, Erzurum&#8217;da başarabilir. Ya da, Ahmet Bey, nasıl ki birkaç önemli projeyi hayata geçirdiyse, Erzurum&#8217;a çağ atlatacak hizmetlere de imza koyabilir. Olmaması için bir sebep yoktur.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29928-iyi-de-ahmet-kucukler-benim-hasmim-degil-ki/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kalıpları yıkmak&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29837-kaliplari-yikmak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29837-kaliplari-yikmak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 09:06:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29837</guid>
		<description><![CDATA[Gazete yayımlanan her yerde, gazetenin ne olup ne olmadığına dair çokça tanımlar vardır. Bu tanımların&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px; font-weight: normal;">Gazete yayımlanan her yerde, gazetenin ne olup ne olmadığına dair çokça tanımlar vardır. Bu tanımların bazıları öyle isabetlidir ki, evrensel boyut kazanmışlardır. Misal; bendenizin de en çok tuttuğu şu tanımda olduğu gibi:</span></h1>
<p>&#8220;Gazete tarihin müsvedde yazılmış şeklidir&#8221;</p>
<p>Dolaysıyla gazeteci de o müsveddeyi yazan kimsedir; yani bir yanıyla tarihe not düşen kimsedir. Peki tarihe not düşen gazeteci zaman zaman fikri takip adına geriye dönüp bakar mı?</p>
<p>Evet bakar&#8230;…</p>
<p>En azından filan tarihte falanca meseleyi yazmışız aradan şu kadar zaman geçmiş acaba değişen bir şey oldu mu diye&#8230;…</p>
<p>Bazen de merak edersiniz aradan şu kadar zaman geçmiş olmasına rağmen acaba falanca konuda insanların görüşlerinde bir değişiklik oldu mu?</p>
<p>Bu yazı işte öyle bir yazı… Bizi birkaç yıl geriye götürdü ve aynı soruyu tekrar sordurdu:</p>
<p>Değişen bir şey var mı?</p>
<p>Buyurun okuyun bakalım ki bu şehre dair şaşı bakanların bakışında bunca yıla ve dönüşüme rağmen bir değişiklik  var mı?</p>
<p>Şayet birkaç gün evvel benzer bir tabloyla karşılaşmamış olsaydım, bu eski yazıyı hatırlamayacaktım. Fark ettim ki biz ne anlatırsak anlatalım bazı insanlar kafalarındaki kalıpları değiştirmiyorlar. Erzurum&#8217;a bir rol biçmişler ve öyle kalsın istiyorlar. Yani yıllar önce yazdığımız gibi&#8230;…</p>
<p>Bazı kesimlerde Erzurum&#8217;a karşı şaşı bir bakış olduğunu öteden beri biliriz. Peşin hükümlü bir anlayıştır bu&#8230;…</p>
<p>Bir yere kadar, bu şaşı bakışı anlayışla karşılamak veya gülüp geçmek mümkün; ama bu yargısız infaz yapanların içlerinde bazıları var ki, inanılır gibi değil&#8230;… Adamlar buldukları her fırsatta, Erzurum&#8217;a bindirmeyi kendilerine görev edinmişler.</p>
<p>İş sebebiyle çok fazla seyahat ediyoruz. Gerek Türkiye&#8217;de, gerekse başka ülkelerde yüzlerce insanla temasımız oluyor. Bu insanların arasında Erzurum&#8217;u bir defa bile görmediği halde yalan-yanlış bilgilerle, acımasız yakıştırmalarda bulunanların sayısı ne yazık ki giderek artıyor. Temel yaklaşım ise şu: Erzurum irtica merkezi!</p>
<p>Bu peşin hükümlü bakışı destekleyen etkenlerin başında kuşkusuz ki, basında çıkan kimi yorum ve haberler gelmektedir. Cehalet de işin tuzu biberi oluyor.</p>
<p>Eskiden sıkça yapılan bir yakıştırma vardı. Bu uzmanlara göre manzara şöyledir:</p>
<p>&#8220;Tarikat ve cemaatlerin genel müdürlükleri Malatya&#8217;da, müsteşarlıkları da Erzurum&#8217;dadır&#8221;</p>
<p>Adam tam bir uzman!</p>
<p>Hükmü vermiş, mührü basmış!</p>
<p>Erzurum da, Malatya da artık bu hükme boyun eğmek zorunda&#8230;</p>
<p>28 Şubat sürecinde, bazı gazeteler ve yazarlar Erzurum&#8217;u, İran&#8217;ın Kum kentine yahut Afganistan&#8217;ın Kandahar&#8217;ına benzetirlerdi. Öyle bir salgın hale gelmişti ki, sonunda Atatürk Üniversitesi&#8217;nin adı &#8220;medrese&#8221;ye çıkmıştı. Rektöre de &#8220;müderris&#8221; denilmesi, bu cümledendi.</p>
<p>Klasik bir ifade olacak ama vakıa o ki,  28 Şubat sürecinde kimi adamlar İstanbul&#8217;da Boğaz&#8217;a nazır plazalarında İskoç viskisini, Küba purosu eşliğinde yudumlarken, muhtemelen hiç görmedikleri şehir ve tanımadıkları insanlar hakkında fermanlar yayınlardı. Tam da, bu histeri halinin artık gerilerde kaldığını ve bir döneme ait bir ayıp olduğunu düşünmeye başlamıştık ki, aynı kafa kendisini yeniden hatırlattı.</p>
<p>Bakıyorsunuz adam daha tanışma faslında soruyor:</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da nasıl yaşıyorsunuz?&#8221;</p>
<p>Sizin, gayet güzel yaşıyorum demenize fırsat tanımadan, bastırıyor:</p>
<p>&#8220;İrtica en fazla Erzurum&#8217;da etkili, değil mi?&#8221;</p>
<p>O hükmünü vermiş, size öylesine soruyor işte; daha doğrusu acıyor aklınca&#8230;…</p>
<p>&#8220;Neye dayanarak böyle bir görüşe sahipsiniz?&#8221; deyince de, vaktiyle yayımlanmış saçma sapan yazıları veya haberleri kaynak gösteriyor.</p>
<p>Lafa bakar mısınız?..</p>
<p>&#8220;Tarikatların genel müdürlüğü Malatya&#8217;da, müsteşarlığı Erzurum&#8217;da.&#8221;</p>
<p>Sanırım iki yıl önce bu başlığı taşıyan bir yazı çıkmıştı, adam unutmamış yahut da zaten öyle görmek istediği için, o başlığı hatırlatıyor.</p>
<p>Ardından da eklemeyi ihmal etmiyor:</p>
<p>&#8220;Gerçi artık mürtecilerin egemen olmadığı yer de kalmadı ya&#8221;</p>
<p>Bir başkası yandan söze giriyor:</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da kadınlar başları açık halde dışarı çıkabiliyorlar mı?&#8221;</p>
<p>Evet, haklısınız ben de sadece tebessüm ettim&#8230;…</p>
<p>Sözün bittiği yere gelinmişti.</p>
<p>Hazin bir manzara.</p>
<p>Dünya ne kadar değişirse değişsin, bizdeki bazı kafaların değişmesi asla mümkün değil.</p>
<p>Erzurum&#8217;un muhafazakar yapısı, oldum olası birileri açısından hep &#8220;sorun&#8221; olmuştur.</p>
<p>Eskiden, darbe ortamlarından cesaret alarak, Erzurum&#8217;u &#8220;irtica merkezi&#8221; olarak göstermeye çalışan o anlayışın sürmekte olduğunu görmek üzüyor insanı.</p>
<p>İddialarını güçlendirmek için de, dönüp dolaşıp aynı argümanı tekrarlıyorlar:</p>
<p>&#8220;Pek çok tarikat ve cemaat lideri Erzurumlu&#8221;</p>
<p>Başka?</p>
<p>&#8220;Bir de Erzurum&#8217;da içkili restoran yok&#8221;</p>
<p>Daha?</p>
<p>&#8220;Daha ne olacak, kadınlar kayak yapamıyor&#8221;</p>
<p>Bunlar yetmez, daha başka ne var?</p>
<p>&#8220;Şey, şey; bir de insanlar çok tutucu&#8221;</p>
<p>Bakar mısınız anlayışa&#8230;</p>
<p>Adam eline bir yafta almış şehirleri kodluyor!</p>
<p>Erzurum&#8217;un payına düşen de &#8220;irtica merkezi&#8221; olmak&#8230;</p>
<p>Biliyorsunuz, idari mekanizmada müsteşarlık genel müdürlüğün üstü bir makamdır.</p>
<p>Erzurum da böylesi yakışırdı doğrusu! Madem ki Doğu&#8217;nun merkezi bir şehirdir; dolaysıyla müsteşarlık da burada olmalı.</p>
<p>Peki müsteşarlığın bağlı bulunduğu bakanlık nerede?</p>
<p>Ankara&#8217;da mı, Konya&#8217;da mı, İstanbul&#8217;da mı?</p>
<p>Sahi bu tarikat ve cemaatlerin bağlı bulunduğu bakanlık nerede?</p>
<p>Aslında cevap belli:</p>
<p>&#8220;Ankara&#8221;</p>
<p>Çünkü,  o tespite göre Ankara zaten &#8220;irtica kuşatması&#8221; altında!</p>
<p>Karanlık bir el, ne zaman Türkiye&#8217;de istikrarı, düzeni, hoşgörü ortamını, kalkınma hamlesini, demokrasi iradesini, hukukun işlerliğini bozmak ve yerine kaosla örülü bir sistem koymak istiyorsa, işe önce hassasiyetleri kaşımakla başlıyor.</p>
<p>Kişiler, partiler, sivil örgütler ve şehirler&#8230;</p>
<p>Birer birer kategorize edilerek, düşmanlıklar tesis ediliyor.</p>
<p>Cumhuriyete giden yolda en çetin virajların dönülmesini sağlayan ve o tarihten beri de devleti ile barışık yaşayan bir şehre &#8220;irtica merkezi&#8221; demek için ya çok insafsız, ya akıl fukarası ya da çok kötü niyetli birisi olmak lazım.</p>
<p>Bunların hepsini bir arada taşıyan olursa; anlayın ki kronik bir rahatsızlık var. Dindar olmanın dinci, milliyetçi olmanın kafatasçı, geleneklere bağlı olmanın bağnazlık ve farklı düşünmenin düşmanlık olmadığını anlamıyorsa adam ne yapılabilir ki?</p>
<p>&#8220;Tarikat ve cemaatlerin müsteşarlığı Erzurum&#8217;da&#8221; diyorsa bir yazar, siz ağzınızla kuş da tutsanız hükmü değiştiremezsiniz!</p>
<p>Ne diyelim Allah akıl izan versin&#8230;</p>
<p>Halbuki sorgulanması gereken o kadar ciddi sorunumuz var ki&#8230;…</p>
<p>Misal;  suç sayısındaki artış, ardı arkası kesilmeyen vurgun ve talanlar, şehirlerde kol gezen çeteler, siyasi istismar, ekonomik sorunlar, işsizlik, erkler arasında giderek kızışan kavga, dış politikada Türkiye&#8217;ye kurulan tuzaklar&#8230;…</p>
<p>&nbsp;<br />
Birileri durup durup düğmeye basıyor.</p>
<p>Oysa şu soruya cevap arasa belki kendisi de rahatlayacak:</p>
<p>Kimler bu ülkenin karışmasından çıkar elde eder, kimler Türkiye&#8217;nin kaos ortamına sürüklenmesinden parsayı götürür?</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29837-kaliplari-yikmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fırfırik&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29778-firfirik</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29778-firfirik#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 09:27:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29778</guid>
		<description><![CDATA[Büyükşehirlerde varsa bilmiyorum ama Anadolu&#8217;da bir benzeri daha yok. Fırfirik, yerel mizah dergisi&#8230;
Büyükşehirlerde varsa bilmiyorum&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Büyükşehirlerde varsa bilmiyorum ama Anadolu&#8217;da bir benzeri daha yok. Fırfirik, yerel mizah dergisi&#8230;</strong><br />
Büyükşehirlerde varsa bilmiyorum ama Anadolu&#8217;da bir benzeri daha yok.</p>
<p>Fırfirik, yerel mizah dergisi&#8230;</p>
<p>Fakat öyle böyle değil, gerçek anlamda bir mizah dergisi.</p>
<p>Fırfırik&#8217;in kaptan köşkünde, gazetecilikten tekaüd Vedat Refayeli oturuyor.</p>
<p>Tayfaları arasında, &#8220;Espri Şeyhi Selo&#8221; yani Selahattin Şener, &#8220;Farfaruk Abi&#8221; Faruk Terzioğlu, &#8220;Baldodak Heyro&#8221;  ve tabii ki değişmez kahraman &#8220;Beleş Memet&#8221; var.&#8221;Gazetecinin emeklisi olmaz&#8221; der büyüklerimiz. Fakat gelin görün ki Vedat, Bab-ı Ali&#8217;nin kökleşmiş bu geleneğini bile değiştirdi. Gün sayısı tamamlanır tamamlanmaz emekli olup kınına çekilmişti.</p>
<p>Halbuki Vedat bir kenarda öylece oturacak biri değildi. Çünkü çok iyi bir gazeteci olmasının yanı sıra, son derece deneyimli bir spor yorumcusudur ve Fırfırik Dergisi&#8217;nden de görüldüğü gibi, usta bir karikatüristtir.</p>
<p>Şayet vaktiyle İstanbul&#8217;a gitmiş olsaydı, bugün O&#8217;nu televizyonlarda spor yorumcusu olarak izleyecektik ve mizah dergilerinin de kapaklarında imzalarını görecektik.</p>
<p>Vedat müzmin bir Erzurum hastasıdır&#8230;</p>
<p>Burada kalıp, seneler boyu kurduğu hayali kuvveden fiile geçirdi.</p>
<p>Hiç kuşku yok ki Vedat&#8217;ın o hayali, bugün her hafta büyük bir özlemle beklediğimiz Fırfırik&#8217;ti&#8230;…</p>
<p>Birlikte uzun yıllar aynı haberin peşinde koştuk, aynı kaldırımları aşındırdık.</p>
<p>Bir tas çorbaya birlikte kaşık salladık, bir den sigarayı yarı yarıya bölüp içtik.</p>
<p>Cin gibi adamdır; burnu haber kokusu alan birkaç meslektaşımızdan biridir.</p>
<p>Bir şeylere kızıp, Fırfırik&#8217;in yayınına bir süre ara vermişti.</p>
<p>Duygusaldır  fakat protest bir mizaca sahiptir.</p>
<p>Vedat, bir süreden beri Erzurum&#8217;da çok zor olan bir işi yapıyor ve de üstelik bu işin hakkını veriyor:</p>
<p>Erzurum&#8217;da mizah!</p>
<p>Bizim mesleğe başladığımız yıllarda ki Erzurum&#8217;da, mizah zekası yüksek yöneticiler ve eleştiriye tahammüllü politikacılar vardı. O yıllarda Vedat bugünkü Fırfırik&#8217;i yayımlıyor olsaydı, kimbilir ne kadar bol ve kaliteli espriler yapardı.</p>
<p>Yüzlerce kişi gibi ben de fanatik bir Fırfırik takipçisiyim.</p>
<p>Karikatür çizemem ama ayıptır söylemesi mizahı da bilirim, çizgiyi de&#8230;…</p>
<p>(Gerçi Vedat&#8217;ın çizgisi kırıktır. Ne demek istediğimi Vedat anlar)</p>
<p>Görüyorum ki Vedat, her hafta Fırfırik&#8217;i hazırlarken, hep o eski Erzurum&#8217;un özlemini çekiyor.</p>
<p>Misal; söylenip durduğunu duyar gibiyim:</p>
<p>&#8220;Ah Necati Güllülü olacaktı ki&#8230; Ya da Mehmet Ali Ünal&#8230;…Siz o zaman görecektiniz nasıl espriler patlatırdım.&#8221;</p>
<p>Baksanıza Fırfırik son sayısında, yereli, hatta ulusalı da aşıp sınır ötesine geçmiş.</p>
<p>Görmüşsünüzdür, Fırfırik&#8217;in son sayısının kapağını koltuklarını yitiren İtalya ve Yunanistan başbakanlarına ayırmış.</p>
<p>Espri çok güzel:</p>
<p>&#8220;Ekonomik krize düştüler diye, Başbakanımızın kızına taktıkları altınları geri almaya geldiler!&#8221;</p>
<p>Ustalar, &#8220;Mizah ciddi bir iştir&#8221; der.</p>
<p>Hakikaten de öyle&#8230;…</p>
<p>Fırfırik&#8217;i okurken katıla katıla gülüyoruz fakat Vedat o karikatürleri çizerken öyle bir ciddi olur ki, sanırsınız muhterem beyin ameliyatı yapıyor:</p>
<p>İsteseydi O da yazılı basının içinde kalır, bir şekilde gününü gün ederdi.</p>
<p>Vedat zor olanı seçti.</p>
<p>Masum bir şaka yüzünden adliyenin yolunu tutanların çığ gibi büyüdüğü bir şehirde, mizah yapıyor, karikatür çiziyor. Tıpkı Cumhur Seval-Semih Yetimoğlu ikilisinin yaptığı gibi, lafı gediğine koyuyor.</p>
<p>Olacak şey mi?!…</p>
<p>Vedat ,çoğu zaman tek başına, yani tek kişilik bir ordu&#8230;…</p>
<p>Karikatür çiziyor, sayfa mizanpajı yapıyor, dergiyi dağıtıyor, fotoğraf çekiyor ve gündemi takip ediyor.</p>
<p>En önemlisi de bu sonuncusudur; yani gündemi takip etmek.</p>
<p>Çünkü güçlü mizah, taze gündemin içinden çıkıyor.</p>
<p>Bereket  vaktiyle Vedat Erzurum&#8217;dan çekip gitmemiş. Yoksa şimdi dört bir yanımızı kuşatan şu kasvetli hava yüzünden nasıl boğuluyor olacaktık.</p>
<p>Fırfırik, Erzurum&#8217;un gülen ve güldüren bir yüzü…</p>
<p>Hem de her şeye rağmen.<br />
Teşekkürler Vedat… Teşekkürler Vedat&#8217;a destek vermekten yılmayan ekibi&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29778-firfirik/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara kafaya koymuş&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29655-ankara-kafaya-koymus-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29655-ankara-kafaya-koymus-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 13:48:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ankara]]></category>
		<category><![CDATA[kafaya]]></category>
		<category><![CDATA[koymuş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29655</guid>
		<description><![CDATA[Bir süreden beri vatandaşın sorup durduğu, &#8220;Bu tesisler ne olacak?&#8221; şeklindeki soru, artık Ankara&#8217;nın da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir süreden beri vatandaşın sorup durduğu, &#8220;Bu tesisler ne olacak?&#8221; şeklindeki soru, artık Ankara&#8217;nın da gündeminde; hatta Ankara için bu, merak içeren bir sorudan öte, &#8220;ciddi bir sorun&#8221;a dönüşmüş durumda&#8230;</strong></p>
<p>Bir süreden beri vatandaşın sorup durduğu, &#8220;Bu tesisler ne olacak?&#8221; şeklindeki soru, artık Ankara&#8217;nın da gündeminde; hatta Ankara için bu, merak içeren bir sorudan öte, &#8220;ciddi bir sorun&#8221;a dönüşmüş durumda&#8230;…</p>
<p>Öyle ya hükümet, yüzlerce milyon dolar harcayarak en yüksek standartlarda spor tesisleri kurdu ve amaçladı ki bu sayede Erzurum, dünya ölçeğinde bir kış sporları ve kış turizmi merkezi olsun.Niyet halis, eylem güzel&#8230;…</p>
<p>Lakin gidişat iç açıcı değil.</p>
<p>Bu yüzden nihayet Ankara harekete geçti:</p>
<p>&#8220;Bu tesisler kaderine terk edilmesin!&#8221;</p>
<p>Dikkatli okurlarımız hatırlayacaktır; 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları için bu tesisler inşa edilirken, bir takım felaket simsarları bas bas bağırıyordu:</p>
<p>&#8220;Görün bakın oyunlar bittikten sonra, tesislerin kapısına kilit vurulacak ve çürümeye terk edilecek&#8221;</p>
<p>Evet;  &#8220;simsarlar haklı çıktı&#8221; demek için henüz çok erken; fakat alarm zilleri inceden inceye çalmaya başladı:</p>
<p>Erzurum&#8217;u yönetenler böyle yan gelip yatmaya devam ederse, bu yıl olmasa bile üç yıl sonra ortada tesis namına harabeden başka bir şey kalmayacak.</p>
<p>Erzurum&#8217;un görmek istemediği bu gerçeği, Ankara gördü ve düğmeye bastı.</p>
<p>İsteniyor ki şehri yönetenler derin uykularından uyansınlar ve Erzurum&#8217;u dünya ölçeğinde kış sporları merkezi kılmak için mücadele versinler.</p>
<p>Beyhude bir çaba ama olsun&#8230;…</p>
<p>Ya bir iki kişi de olsa silkinip kendine gelirse?</p>
<p>Etkili de oldu doğrusu. Baksanıza Vali Sebahattin Öztürk ve Kayak Federasyonu Başkanı Özer Ayık  çırpınıp duruyorlar.</p>
<p>Gerçi onlar da tek başlarına bir yere kadar mücadele verebilirler ama olsun; hiç yoktan çok iyidir. Belli mi olur birileri görür de utanır belki&#8230;…Oysa bir şehri dünya ölçeğinde &#8220;merkez&#8221; yapabilmek için, top yekun bir seferberlik gerekir. Atanmış-seçilmiş herkes aynı hedefe kilitlenmeli ki hayaller gerçekleşebilsin.</p>
<p>Peki siz Erzurum&#8217;da böyle bir seferberlik görebiliyor musunuz?</p>
<p>Benim kişisel görüşüm ne yazı ki, &#8220;evet&#8221;ten yana değil.</p>
<p>Çünkü, &#8220;Ne yaparız ki Erzurum büyük bir sıçrama yapar?&#8221; başlıklı bir soru, şehirde geçer akçe değil.</p>
<p>Bu soru kafalarda zonklama, yüreklerde heyecan uyandırmıyor.</p>
<p>Bilakis, &#8220;Uluslararası bir organizasyon olsa da bedavadan yurtdışına gitsek&#8221; şeklindeki anlayış genel geçer kural halinde&#8230;…</p>
<p>-Hükümet pişirsin, ben yiyeyim!</p>
<p>-Hükümet para harcasın, ben keyfini çatayım!</p>
<p>-Hükümet elini taşın altına koysun, ben reklam tahtalarında arzı endam edeyim!</p>
<p>Ya da:</p>
<p>-Hükümet görmesin duymasın ki, ben yapmadığım hizmetleri yapmış gibi göstereyim, nadiren de olsa yaptığım bir işi de yüzüme gözüme bulaştırayım!</p>
<p>Ankara salak mıdır ki, böylesine pespaye numaraları yutsun?</p>
<p>Yutmadığı ortaya çıktı işte&#8230;…</p>
<p>Erzurum&#8217;a sorup duruyor:</p>
<p>&#8220;Ne olacak bu tesisler?&#8221;</p>
<p>Bilerek söylüyorum; görün bakın bu sorunun cevabı geciktikçe çok adamın canı yanacak, pek çok şark kurnazının maskesi indirilecek.</p>
<p>Hükümet milyonlarca liralık tesisler yapacak, ama sen oturduğun yerde kılını bile kıpırdatmayacaksın, hatta parsayı toplamaya kalkacaksın!</p>
<p>Kayak Federasyonu imkanları ölçüsünde çabalayıp duruyor, Vali Öztürk şehri harekete geçirmeye çalışıyor ama bir yere kadar. Asıl, topyekun bir hareket olacak ki etkili olsun.</p>
<p>Misal; dünyayı takip edeceksin ki, nerede ne olup bittiğini bilesin.</p>
<p>Armut piş ağzıma düş devri biteli hayli zaman oldu.</p>
<p>Ekonomileriyle bizi tam bir milyon defa cebinden çıkaracak şehirler, yeni organizasyonlar alabilmek için o fuar senin bu fuar benim dolaşıp duruyor.</p>
<p>Biz ise, (tamamen hükümetin marifetiyle) bir tane yarışma yapıp, sırtüstü yatışa geçtik. Sanıyoruz ki bu 2011 bize bir asır yeter&#8230;…</p>
<p>Dünya ölçeğimizde tesislerimiz, pırıl pırıl kar&#8217;ımız, kilometrelerce uzunlukta pistlerimiz, lüks otellerimiz ve spora aç bir toplumumuz var. Ama lokomotifi ateşleyecek dinamolarımız yok&#8230;…</p>
<p>Başka bir ifadeyle rol yapanımız çok da, yol yapanımız az&#8230;…</p>
<p>Ankara kararlı:</p>
<p>&#8220;O tesisleri size ahır yaptırmayacağım&#8221;</p>
<p>Keşke ahır yapabilseler&#8230;…Zira ahır, üretim ve kalkınma demektir.</p>
<p>Ankara kafaya koymuş bir kere hem de bizi yönetenlere rağmen:</p>
<p>Erzurum üzerindeki ölü toprağından kurtulup ayağa kalkmalıdır.</p>
<p>Ya seve seve&#8230;…</p>
<p>Ya da seve seve&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29655-ankara-kafaya-koymus-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ankara kafaya koymuş&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29639-ankara-kafaya-koymus</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29639-ankara-kafaya-koymus#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 22:54:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29639</guid>
		<description><![CDATA[Bir süreden beri vatandaşın sorup durduğu, &#8220;Bu tesisler ne olacak?&#8221; şeklindeki soru, artık Ankara&#8217;nın da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süreden beri vatandaşın sorup durduğu, &#8220;Bu tesisler ne olacak?&#8221; şeklindeki soru, artık Ankara&#8217;nın da gündeminde; hatta Ankara için bu, merak içeren bir sorudan öte, &#8220;ciddi bir sorun&#8221;a dönüşmüş durumda&#8230;…</p>
<p>Öyle ya hükümet, yüzlerce milyon dolar harcayarak en yüksek standartlarda spor tesisleri kurdu ve amaçladı ki bu sayede Erzurum, dünya ölçeğinde bir kış sporları ve kış turizmi merkezi olsun.Niyet halis, eylem güzel&#8230;…</p>
<p>Lakin gidişat iç açıcı değil.</p>
<p>Bu yüzden nihayet Ankara harekete geçti:</p>
<p>&#8220;Bu tesisler kaderine terk edilmesin!&#8221;</p>
<p>Dikkatli okurlarımız hatırlayacaktır; 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunları için bu tesisler inşa edilirken, bir takım felaket simsarları bas bas bağırıyordu:</p>
<p>&#8220;Görün bakın oyunlar bittikten sonra, tesislerin kapısına kilit vurulacak ve çürümeye terk edilecek&#8221;</p>
<p>Evet;  &#8220;simsarlar haklı çıktı&#8221; demek için henüz çok erken; fakat alarm zilleri inceden inceye çalmaya başladı:</p>
<p>Erzurum&#8217;u yönetenler böyle yan gelip yatmaya devam ederse, bu yıl olmasa bile üç yıl sonra ortada tesis namına harabeden başka bir şey kalmayacak.</p>
<p>Erzurum&#8217;un görmek istemediği bu gerçeği, Ankara gördü ve düğmeye bastı.</p>
<p>İsteniyor ki şehri yönetenler derin uykularından uyansınlar ve Erzurum&#8217;u dünya ölçeğinde kış sporları merkezi kılmak için mücadele versinler.</p>
<p>Beyhude bir çaba ama olsun&#8230;…</p>
<p>Ya bir iki kişi de olsa silkinip kendine gelirse?</p>
<p>Etkili de oldu doğrusu. Baksanıza Vali Sebahattin Öztürk ve Kayak Federasyonu Başkanı Özer Ayık  çırpınıp duruyorlar.</p>
<p>Gerçi onlar da tek başlarına bir yere kadar mücadele verebilirler ama olsun; hiç yoktan çok iyidir. Belli mi olur birileri görür de utanır belki&#8230;…Oysa bir şehri dünya ölçeğinde &#8220;merkez&#8221; yapabilmek için, top yekun bir seferberlik gerekir. Atanmış-seçilmiş herkes aynı hedefe kilitlenmeli ki hayaller gerçekleşebilsin.</p>
<p>Peki siz Erzurum&#8217;da böyle bir seferberlik görebiliyor musunuz?</p>
<p>Benim kişisel görüşüm ne yazı ki, &#8220;evet&#8221;ten yana değil.</p>
<p>Çünkü, &#8220;Ne yaparız ki Erzurum büyük bir sıçrama yapar?&#8221; başlıklı bir soru, şehirde geçer akçe değil.</p>
<p>Bu soru kafalarda zonklama, yüreklerde heyecan uyandırmıyor.</p>
<p>Bilakis, &#8220;Uluslararası bir organizasyon olsa da bedavadan yurtdışına gitsek&#8221; şeklindeki anlayış genel geçer kural halinde&#8230;…</p>
<p>-Hükümet pişirsin, ben yiyeyim!</p>
<p>-Hükümet para harcasın, ben keyfini çatayım!</p>
<p>-Hükümet elini taşın altına koysun, ben reklam tahtalarında arzı endam edeyim!</p>
<p>Ya da:</p>
<p>-Hükümet görmesin duymasın ki, ben yapmadığım hizmetleri yapmış gibi göstereyim, nadiren de olsa yaptığım bir işi de yüzüme gözüme bulaştırayım!</p>
<p>Ankara salak mıdır ki, böylesine pespaye numaraları yutsun?</p>
<p>Yutmadığı ortaya çıktı işte&#8230;…</p>
<p>Erzurum&#8217;a sorup duruyor:</p>
<p>&#8220;Ne olacak bu tesisler?&#8221;</p>
<p>Bilerek söylüyorum; görün bakın bu sorunun cevabı geciktikçe çok adamın canı yanacak, pek çok şark kurnazının maskesi indirilecek.</p>
<p>Hükümet milyonlarca liralık tesisler yapacak, ama sen oturduğun yerde kılını bile kıpırdatmayacaksın, hatta parsayı toplamaya kalkacaksın!</p>
<p>Kayak Federasyonu imkanları ölçüsünde çabalayıp duruyor, Vali Öztürk şehri harekete geçirmeye çalışıyor ama bir yere kadar. Asıl, topyekun bir hareket olacak ki etkili olsun.</p>
<p>Misal; dünyayı takip edeceksin ki, nerede ne olup bittiğini bilesin.</p>
<p>Armut piş ağzıma düş devri biteli hayli zaman oldu.</p>
<p>Ekonomileriyle bizi tam bir milyon defa cebinden çıkaracak şehirler, yeni organizasyonlar alabilmek için o fuar senin bu fuar benim dolaşıp duruyor.</p>
<p>Biz ise, (tamamen hükümetin marifetiyle) bir tane yarışma yapıp, sırtüstü yatışa geçtik. Sanıyoruz ki bu 2011 bize bir asır yeter&#8230;…</p>
<p>Dünya ölçeğimizde tesislerimiz, pırıl pırıl kar&#8217;ımız, kilometrelerce uzunlukta pistlerimiz, lüks otellerimiz ve spora aç bir toplumumuz var. Ama lokomotifi ateşleyecek dinamolarımız yok&#8230;…</p>
<p>Başka bir ifadeyle rol yapanımız çok da, yol yapanımız az&#8230;…</p>
<p>Ankara kararlı:</p>
<p>&#8220;O tesisleri size ahır yaptırmayacağım&#8221;</p>
<p>Keşke ahır yapabilseler&#8230;…Zira ahır, üretim ve kalkınma demektir.</p>
<p>Ankara kafaya koymuş bir kere hem de bizi yönetenlere rağmen:</p>
<p>Erzurum üzerindeki ölü toprağından kurtulup ayağa kalkmalıdır.</p>
<p>Ya seve seve&#8230;…</p>
<p>Ya da seve seve&#8230;…</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29639-ankara-kafaya-koymus/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tayyip Bey&#8217;e arzuhalimdir&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29614-tayyip-beye-arzuhalimdir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29614-tayyip-beye-arzuhalimdir#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 09:34:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29614</guid>
		<description><![CDATA[Muhterem Başvekilim; hoş ben de biliyorum ki zatıaliniz bu yazıyı okumayacaksınız ve bizim feryadımızı duymayacaksınız.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhterem Başvekilim; hoş ben de biliyorum ki zatıaliniz bu yazıyı okumayacaksınız ve bizim feryadımızı duymayacaksınız. Bunu bile bile yine de yazıyorum. Olur ya bir umut bu yazı size ulaşır diye&#8230;…</p>
<p>Muhterem Başvekilim; bu yazının altında benim imzam var ama inanız ki, imzasını koymaktan korkan binlerce kişi de benim gibi düşünüyor.</p>
<p>Muhterem Başvekilim; sizi seviyoruz ve de inanıyoruz ama sizin adınıza hareket edenlere dair müştekiyiz&#8230;Efendim; bıçağın kemiğe dayandığı noktadayız. Ya siz gelin bizi dinleyin, ya da biz gelip bizi anlatalım&#8230;…</p>
<p>Şikayetimizin hulasası şudur efendim&#8230;…</p>
<p>Erzurum hasbelkader Kış Oyunları&#8217;na ev sahipliği etmiş bir şehirdir. Şayet Başbakan Erdoğan ve bir önceki spordan sorumlu devlet bakanı Faruk Özak olmasaydı, Erzurum&#8217;da değil Kış Oyunları düzenlemek, en fazla mahalleler arası &#8220;leğenle kayma&#8221; yarışması yapılırdı!</p>
<p>İnanınız ki abartmıyorum. Manzara kelimesi kelimesine böyledir. Zira, bu şehri yönetenler (bir iki kişi hariç) mebusundan bürokratına kadar, turizme karşı peşin hükümlü kimselerdir. Eğer onların yetkisinde olmuş olsaydı Erzurum&#8217;da asla ve asla uluslararası bir spor yarışması düzenlenemezdi.</p>
<p>Bu söylediklerimize itiraz edenler olacaktır. Bu sebeple dostlara tavsiyem, bana sövüp saymaya başlamadan önce, belediyelerin turizme ve kültüre ayırdıkları bütçeye bakmalarıdır. Hani belediye başkanları atıp tutuyorlar, hani konuştuklarında mangalda kül bırakmıyorlar ya, inanınız ki bütün bunların hepsi külliyen yalandır. Zira belediye başkanlarının tamamı, turizme karşı mesafeli kimselerdir ve turizmi &#8220;haram&#8221; olarak gören anlayıştalar. Tıpkı Kültür ve Turizm Müdürü Fikret Öztürk gibi&#8230;…</p>
<p>Adam, yıllardan beri Erzurum&#8217;un Kültür ve Turizm Müdürü&#8217;dür. Fakat göreve geldiğinden bugüne kadar ( yurtdışı seyahatleri hariç) kültür ve turizm adına zerre kadar ama tekrar ediyorum ve de ekliyorum zerre kadar değil, zerre miskal bir katkı sunmadı. Ama sırf Bakan Recep Akdağ&#8217;ın akrabası diye yıllardır o koltukta oturuyor ve yıllardır bu şehre kötülük ediyor.</p>
<p>Adam, ettiği kötülük ölçüsünde siyaseten destek görüyor ve ödüllendiriliyor.</p>
<p>Madem öyle niçin Erzurum&#8217;a hükümet neredeyse 700 milyon liralık bu spor tesislerini yaptı, madem öyle niçin hükümet Erzurum&#8217;u yarınların Davos&#8217;u ilan etmeye çalışıyor.</p>
<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın, Erzurum&#8217;u ne kadar çok sevdiğini ve Erzurum için nasıl her türlü cömertlikte bulunduğunu artık bilmeyen yoktur. Fakat bu gerçeği bir tek bu şehri yöneten bazı belediye başkanları (Ahmet Küçükler) bazı bürokratlar (Turizm Müdürü Fikret Öztürk ) bilmiyor. Daha doğrusu bilmek istemiyor. Ta ki birileri onları kulaklarından tutup sokağa atıncaya kadar da bilmeyecek&#8230;…</p>
<p>Lafı eğip büğmeye gerek yok. Çok açık ve net olarak ortaya çıktı ki: Erzurum, sırf bu Ahmet Küçükler yüzünden hızla irtifa kaybediyor. Kendi aklından başka bir akla itimat etmeyen ve her şeyin en iyisini bildiğine inanan Ahmet Küçükler, bu şehrin gelişmesinin önünde kocaman bir engel olarak duruyor olmasına karşın, başta Sağlık Bakanı Recep Akdağ olmak üzere, herkes kaçak güreşiyor ve bu zata karşı &#8220;görmedim, duymadım bilmiyorum&#8221; u oynuyor.</p>
<p>Bütün şehirler baş döndürücü hızla alıp başını gidiyor olmasına rağmen, Erzurum yerinde sayıyor hatta geri gidiyor. Koskoca bir şehir birkaç kişinin ihtirasına kurban ediliyor ve en kötüsü de büyük devrimlere imza atmış olan Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ın bütün bu olup bitenleri izliyor olmasıdır.</p>
<p>Erzurum, 2012 yılında iki tane dünya ölçeğinde kayak yarışması düzenleyecek. Tıpkı 2011&#8242;de olduğu gibi 2012&#8242;de de dünyanın dört bir yanından Erzurum&#8217;a önemli sporcular, basın mensupları ve spor hocaları gelecek. Siz hangi belediyenin bu konuda bir hazırlık içinde olduğunu gördünüz veya duydunuz?</p>
<p>Başta Ahmet Küçükler olmak üzere, bu şehri yöneten seçilmiş yöneticilerin zerre kadar böyle bir derdi yok çünkü&#8230;…</p>
<p>Hükümet yapsın, şöhret bana maledilsin&#8230;…</p>
<p>Yemezler beyler, hem de hiç yemezler.</p>
<p>Adamı işte öyle tribünlerde yuhalarlar ve bütün dünyaya rezil ederler.</p>
<p>Başka çaremiz olmadığı için bu yazıyı bizzat Sayın Erdoğan&#8217;a hitaben yazıyorum. Muhatabım asla ve asla bu şehri yöneten (atanmış ve seçilmiş) kimseler değildir.</p>
<p>Muhterem Başbakanımız; Allah rızası için şu Erzurum&#8217;a bir heyet gönderin ve olup bitenleri izlemesini isteyin. Şayet haksız ve yanlışsam herkesin önünde özür dilemeye hazırım.</p>
<p>Ama göreceksiniz ki haksız olmadığım gibi, daha bildiklerimizin yüzde birini bile yazmıyoruz&#8230;…</p>
<p>Muhterem Başbakanım, inanınız Erzurum elden gidiyor&#8230;…</p>
<p>Hem de sizin tüm iyi niyetli ve olağanüstü çabalarınıza rağmen&#8230;…</p>
<p>Recep Akdağ çok güvendiğimiz, aklına ilmine ve adaletine inandığımız bir kimsedir. Lakin O da &#8220;Ben Türkiye&#8217;nin bakanıyım&#8221; deyip, şehirde olup bitenlere sırtını dönmüş durumda&#8230;</p>
<p>Erzurum, pasif agresiflerin oyuncağı olmuş vaziyette..</p>
<p>Muhterem Başbakanım; Erzurum belki elli yıl sonra ilk defa bir büyük fırsatı yakaladı ve bu sayede belki de elli yıllık ihmalin üstesinden gelebilecekti ama olmuyor. Seçilmiş yerel yöneticiler (ki, kastımız Ahmet Küçükler&#8217;dir) yüzünden bu büyük fırsatı kaçırmak üzereyiz.</p>
<p>Vekillerimiz topu taca atıyor, vali çaresiz, bakan görmek istemiyor&#8230;…</p>
<p>Muhterem Başvekilim; siz ki Anadolu çocuğusunuz ve siz ki Erzurum&#8217;a karşı muhabbet duyan bir kimsesiniz. Önce Allah , sonra sizsinizdir arzu halimizi sunacağımız makam&#8230;…</p>
<p>Lütfen bu feryadımızı duyunuz&#8230;…</p>
<p>Çünkü başka Erzurum yoktur&#8230;…</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29614-tayyip-beye-arzuhalimdir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum&#8217;da sırf çarşaf giyindiği için bir kadın asılmadı&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29576-erzurumda-sirf-carsaf-giyindigi-icin-bir-kadin-asilmadi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29576-erzurumda-sirf-carsaf-giyindigi-icin-bir-kadin-asilmadi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Nov 2011 16:12:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29576</guid>
		<description><![CDATA[İşte yanı başımızda koskoca Atatürk Üniversitesi ve o üniversitenin çok köklü bir kurumu olan tarih&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşte yanı başımızda koskoca Atatürk Üniversitesi ve o üniversitenin çok köklü bir kurumu olan tarih fakültesi var. En doğru, en yansız bilgiyi oradaki kıymetli hocalarımızdan alabiliriz. Lütfen birileri çıkıp şu bilgiyi ya teyit etsinler, ya da düzeltsinler. Soru şu:</p>
<p>-Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında Erzurum&#8217;da bir kadın sırf çarşaf giyindiği için Cumhuriyet Caddesi&#8217;nde güpegündüz asıldı mı eğer asıldıysa  bu kadın kimdi?Tarih hocalarımızın ne susma gibi bir lüksleri var, ne de &#8220;aman bana ne&#8221; deyip geçiştirme sadedinde değiller. Çünkü Erzurum&#8217;u da yakından ilgilendiren bir yanıyla Cumhuriyet tarihine ağır bir suçlama, hatta çirkin bir karalama söz konusu.</p>
<p>Halen Ankara&#8217;da, (ne demekse) &#8220;düz savcı&#8221; olarak görev yapan ancak bir dönemler kaleminden kan damlayan  Ankara DGM savcısı Nuh Mete Yüksel, yayımladığı &#8220;Nuh&#8217;un Gemisi&#8221; adlı eserinde böyle bir iddiaya yer veriyor ve bu iddianın sahibi olarak da Fetullah Hoca&#8217;yı gösteriyor.</p>
<p>O kitapta yine Hocaefendi kaynak gösterilerek deniliyor ki, &#8220;Erzurum çok dindar ve sade bir Osmanlı şehri idi. Ne zaman ki ordu Erzurum&#8217;a geldi, şehrin yapısı, inancı, gelenekleri ve kültürü bozuldu.&#8221;</p>
<p>Hocaefendi Amerika&#8217;da olduğu için belki bu yazdıklarımızdan hiç haberdar olmayacak, belki de bahse konu kitabı bile duymamıştır.</p>
<p>Nuh Mete Yüksel, çok yakında yasa zoruyla emekliye sevk edilecek bir yargı insanı&#8230;…Günümüzde artık ne şöhreti ne de etkisi var. Fakat 2000&#8242;li yılların başında, Nuh Mete Yüksel denildiğinde akan sular dururdu. O yan yana yürüyen birkaç kişiyi istese &#8220;örgüt üyesi&#8221; diye, tutuklatır ve ağır cezalar gerektiren maddelerden davalar açardı.</p>
<p>O&#8217;nun önünde eğilen ve O&#8217;na serenat edenlerin sayısı hiç de küçümsenecek miktarda değildi.</p>
<p>Adam oturup bir kitap yazmış. İsmiyle de uyumlu olsun diye, kitabın adını da &#8220;Nuh&#8217;un Gemisi&#8221; koymuş. Doğrusu kitabı bütünüyle okuma imkanım olmadı ama geriye çok bir şey de kalmadı.</p>
<p>Nuh Mete Yüksel&#8217;in, Fetullah Hocaefendi ile nasıl uğraştığını, O&#8217;nun hakkında hangi fezlekeleri düzenlediğini biliyoruz. Gençler bu ismi unutmuş olabilir ama biz yaştakiler o günleri çok iyi hatırlayacaktır.</p>
<p>O kitapta diyor ki, &#8220;Ben Gülen soruşturmasını yaparken bu bilgilere ulaştım&#8221;. Buna göre güya Hoca demiş ki, &#8220;Erzurum&#8217;da sırf çarşaf giydiği için bir kadını Cumhuriyet Caddesi&#8217;nde astılar.</p>
<p>Doğru; ama bir şartla doğru&#8230;…</p>
<p>Cumhuriyet tarihinde Erzurum&#8217;da bir kadın asıldı. Tamam… Ama o kadın çarşaf giydiği için değil, şu çok tartışmalı olan İstiklal Mahkemesi&#8217;nde, şapka isyanına karıştığı için asılmıştı. Adı da, Şalcı Şöhret Ana&#8217;dır&#8230;…</p>
<p>Çarşaf giyindiği için asılmış olması mümkün değil, zira tarihi belgelerden görüyoruz ki o yıllarda Erzurum kadını çarşaf diye bir örtünme biçimi bilmiyor. Bizim kadınımız örtünmek için halen geçerliliğini koruyan ihramı kullanmıştır. Çarşaf çok sonraki yıllarda üretilen bir akımdır ve şehrin iklim yapısı yüzünden çok uzun ömürlü de olmamıştır. Çarşafın yerini, manto ya da eskiden olduğu gibi ihram almıştır.</p>
<p>Bu, bizim çalakalem verdiğimiz bir bilgi. En doğrusunu illa ki tarihçilerimiz söyleyecektir.</p>
<p>Keşke Fetullah Hocaefendi bizi duyuyor olsa da bir cevap verse:</p>
<p>-Bu ifadeler kendisine mi ait yoksa ünlü savcının O&#8217;nun adına yaptığı bir yakıştırma mı?</p>
<p>Aynı şekilde, &#8220;… Ordu Erzurum&#8217;a geldi, Erzurum&#8217;un ahlakı bozuldu&#8221; biçimindeki iddia da yenilir yutulur gibi değil.</p>
<p>Kişisel görüşüm şudur:</p>
<p>Vaktiyle başörtüsüne  &#8220;futurat&#8221; yani ayrıntı diyen ve ömrünü ilme adamış bir Hoca&#8217;nın, hem de bu şehrin tarihine vakıf olmasına rağmen kalkıp da, &#8220;Cumhuriyeti kuranların ilk yıllarda sırf çarşaf giydiği için bir kadını Cumhuriyet Caddesi&#8217;nde asmıştır&#8221; diyeceğine ihtimal vermiyorum.</p>
<p>&#8220;Cumhuriyet tarihinde Erzurum&#8217;da bir kadın asıldı&#8221; demek ayrı, &#8220;Çarşaf giydiği için asıldı&#8221; demek çok ayrı şeyler. Çünkü ne Atatürk ne de şedit uygulamalarına rağmen İnönü, devri iktidarlarında kadının kıyafetine dönük bir yaptırımda bulunmamışlar. Erkeklerin şapka giyinmesi zorunlu tutulmuş, hatta bu uğurda haksız biçimde onlarca insan darağacına çıkarılmış ama kadının kıyafetine dair bir zorlama olmamıştır.</p>
<p>Bu arada &#8220;şapka isyanına destek verdi&#8221; diye asılan Şalcı Şöhret Ana&#8217;nın idam edilmesi de, başlı başına bir faciadır. Tıpkı Kel Ali&#8217;lerin astığı öteki masumlar gibi&#8230;…</p>
<p>Şalcı Şöhret Ana ne yapmış olabilir ki, nasıl bir örgüt kurup da asileri örgütlemiş olabilir ki, &#8220;önce asalım, sonra savunma alırız&#8221; anlayışındaki bir düzmece mahkemede  &#8220;idamlık suçlu&#8221; bulunmuş olsun&#8230;…</p>
<p>Bu sorulara cevap verecek kişiler tarihçilerimizdir. Onlar konuşsun ki ,toplum da tarihimizi doğru bilsin. Erol Kürkçüoğlu hocam kusura bakmasın ama bu şehrin tarihi sadece Ermeni mezaliminden ibaret değil. Bir de böyle iddialar var işte&#8230;…</p>
<p>Merhum Mehmed Akif diyor ki, &#8220;Gelenin keyfi için geçmişime sövemem&#8221;</p>
<p>Ben de o ilkeyi savunuyorum ve aynı inançtayım.</p>
<p>Fetullah Gülen, bu toprakların, bu kültürün ve bu iklimin pişirdiği bir insan&#8230;…</p>
<p>Şayet mevcut sistem ilim tahsil etmenin önüne başörtüsünü engel olarak koyuyorsa, &#8220;başörtüsü futurattır&#8221; diyen bir düşünce adamının kalkıp da, &#8220;çarşaf giydi diye Erzurum&#8217;da kadın astılar&#8221; diyeceğine ihtimal vermiyorum, vermek istemiyorum.</p>
<p>Kitap orada&#8230;…Merak edenler okuyabilir. Nuh Mete Yüksel, Hocaefendi adına böyle iddia ediyor.</p>
<p>Dedim ya, keşke Hocaefendi&#8217;nin bu tartışmadan haberi olsa ve bir açıklama yapsa&#8230;…</p>
<p>Bir de tarihçilerimiz mutlaka konuşmalıdır. Onlar konuşsun ki tarih, dedikodularla örülmüş bir efsane olmaktan kurtulsun.</p>
<p>Soru çok ama bu soru çok basit:</p>
<p>-Erzurum&#8217;da bir kadın çarşaf giydi diye idam edildi mi, edilmedi mi?</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29576-erzurumda-sirf-carsaf-giyindigi-icin-bir-kadin-asilmadi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes elini taşın altına sokmalı..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29548-herkes-elini-tasin-altina-sokmali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29548-herkes-elini-tasin-altina-sokmali#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 10:08:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29548</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye geliştikçe, kalkındıkça, refah düzeyi yükseldikçe, birçok sosyal soruna da gebe kalıyor. Tıpkı Batı toplumlarında&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye geliştikçe, kalkındıkça, refah düzeyi yükseldikçe, birçok sosyal soruna da gebe kalıyor. Tıpkı Batı toplumlarında olduğu gibi&#8230;…</p>
<p>Kim tahmin ederdi ki, gün gelecek Türkiye gibi geleneklerine ve inancına bağlı bir ülkede, sayıları yüz binleri bulan &#8220;sokak çocukları&#8221; olacak ve bu çocuklar, başta uyuşturucu olmak üzere, çeşitli zararlı alışkanlıkların tuzağına düşecek&#8230;…</p>
<p>Tahminlerden çok öte gelişmelere sahne oluyor ülkemiz&#8230;Ve üstelik sadece büyük şehirler değil, hemen hemen tüm illerimiz ciddi biçimde sarsılıyor:</p>
<p>&#8220;Suçlu çocuklar&#8221; gerçeği!</p>
<p>Rivayetler muhtelif ama kesin olan şu ki, İstanbul ve benzer şehirlerimizde, devletin kayıt altına dahi alamadığı on binlerce suça bulaşmış çocuk var. Ve bu çocuklar artık sadece kendi geleceklerini karartmakla yetinmeyip, çevreye, topluma ve bütün bir ülkeye kalıcı zararlar veriyorlar. Hırsızlık ve gasp artık sıradan suç sayılıyor. Daha vahim suçlar giderek artıyor; örneğin, cinayet ve tecavüz gibi&#8230;…</p>
<p>&#8220;Suçlu çocuklar&#8221; gerçeği öyle can yakmaya başladı ki, gelinen nokta şunu gösteriyor:</p>
<p>Tehdit altında olan iller sadece büyük kentler değil; irili ufaklı tüm şehirler bu sorunla boğuşmak zorunda kaldı.</p>
<p>İşte Erzurum&#8230;…</p>
<p>Hem büyük olmayan orta ölçekli bir şehir, hem de aile bağları kuvvetli ve geleneksek yapı dimdik ayakta duran bir şehir…</p>
<p>Buna rağmen Erzurum&#8217;un son beş on yıldan buyana, sokak ve suçlu çocuk gerçeği var.</p>
<p>Şimdilik tiner kullanıyorlar ve ufak tefek suçlarla yetiniyorlar. Ama sorun bu hızla büyüdükçe göreceğiz ki, bu acı gerçek ağır faturalar ödememize neden olacaktır.</p>
<p>Bu sebeple Erzurum&#8217;u yöneten bürokratlar ve seçilmişler, hiç vakit geçirmeden kalıcı önlemler almak zorundalar. Sokağı çocuklara, çocukları da sokağa terk etmeye ya da sorunu sadece polise havale etmekle, dibe sürüklenmeye devam ederiz.</p>
<p>Çocuk Esirgeme Kurumu veya Sosyal Hizmetler bu meselenin hem içindedir, hem de değil&#8230;…</p>
<p>İçindedir, kimsesiz ve sahipsiz çocuklar devlet tarafından bu amaçla kurulan kurumların himayesine alınır.</p>
<p>İçinde değildir, bu çocukların büyük çoğunlu kimsesiz veya sahip değiller. Anneleri-babaları da var aileleri de… Ama aileler artık bu çocukları kontrolden uzak noktada.</p>
<p>Bu yüzden diyoruz ki, bu sorunu asgariye indirmenin yolu ne sadece polisiye önlemleri artırmaktan geçer, ne de sosyal hizmetler kurumunu göreve davet etmekle&#8230;…</p>
<p>Başta belediyeler olmak üzere, sivil toplum kuruluşları ve nihayetinde şehir halkı, artık bu mesele için elini taşın altına koymak zorunda.</p>
<p>Aksi halde devlet bu çocukları ıslah etmek veya cezalandırmak için ya hapishaneler açacaktır ya da çocuk yuvaları kuracaktır.</p>
<p>Bu asla kalıcı bir çözüm olmaz&#8230;…</p>
<p>Bugün için yalnızca tiner çekip, ufak tefek hırsızlıklar yapan bu çocuklar, kalıcı bir eğitime ve sıcak bir aile ortamına kavuşmadığı zaman, ileride azılı suçlu olacaktır.</p>
<p>Adalet Bakanlığı Erzurum&#8217;da yeni bir merkez kuruyor. Tam adı nasıl olacak henüz bilmiyorum ama aldığım bilgiye göre, bu merkezde sokak çocukları veya suça bulaşmış çocuklar ıslah edilecekler, yeniden iyi birer birey olarak topluma kazandırılacaklar.</p>
<p>Şimdilik 200 kişilik bir kapasiteye sahip olması hedeflenen bu merkez ileride ihtiyaca göre daha da büyütülebilecekmiş.</p>
<p>Diyelim ki, yaşı küçük bir çocuk suç işledi. Örneğin birini bıçakla ölümcül derecede yaraladı veya öldürdü. Devlet bu çocukları hem ceza çeksin hem de ıslah olsun diye, şimdiye kadar &#8220;ıslah evleri&#8221;ne koyuyordu. Şimdi anlayış değişiyor artık.</p>
<p>Türkiye&#8217;de yalnızca dört ilde kurulacak yeni merkezlerde, ceza yerine eğitim olacak. Artı, suça meyilli çocuklar suça bulaşmadan evvel bu merkezlerde çeşitli süreçlere tabii tutulacaklar. Yani devlet sadece ceza vermek için çabalamayacak.</p>
<p>Cezadan önce, iyi bir eğitim&#8230;…</p>
<p>Marketten küçük bir gofret çalan bir çocuk, bu yaptığının ayıp, günah ve suç olduğunu bilmez ve bir yerler tarafından dizginlenmez ise, yaşı ilerledikçe daha büyük suçları işleyecektir.</p>
<p>Tıpkı bugün cinayet ve tecavüz gibi ağır suçlara bulaşan çocuklar gibi&#8230;…</p>
<p>Çevremizde görüyoruz ve biliyoruz; Erzurum&#8217;da artık sayıları yüzlerle ifade edilen sokak çocuğu var. Toplum bu çocuklara ne yazık ki, acıyarak mendil satın almakla iyilik yapmış olduğunu zannediyor. Oysa bu hareketler aslında sokak çocuğu sayısını hızla artırmaktadır.</p>
<p>Misal tersi örnekler de mevcut. Aynı Erzurum&#8217;da tamamen sokaktan toplanan çocukların oluşturduğu buz hokey takımı, ülke çapında başarılar elde etti ve o çocuklar polis sayesinde artık sokak çocuğu değiller.</p>
<p>İşte bu olumlu örnekleri artırmalıyız ki, yakın bir gelecekte Erzurum&#8217;da kadınlarımız, çocuklarımız ve nihayetinde herkes sokakta yürürken endişeye kapılmasın&#8230;…</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29548-herkes-elini-tasin-altina-sokmali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arsa mı verilmedi, Ethem Sancak mı istemedi?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29529-arsa-mi-verilmedi-ethem-sancak-mi-istemedi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29529-arsa-mi-verilmedi-ethem-sancak-mi-istemedi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Nov 2011 16:11:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29529</guid>
		<description><![CDATA[Kimsenin avukatlığına filan soyunmuş değilim. Lakin hakikat karşısında bile bile susmak dilsiz şeytan olmaksa eğer,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimsenin avukatlığına filan soyunmuş değilim. Lakin hakikat karşısında bile bile susmak dilsiz şeytan olmaksa eğer, şu halde eski ifadeyle tashih, yani bir düzeltme yapmak zorundayız.</p>
<p>Basında manşetlere çekilen haber şu:</p>
<p>&#8220;Eski rektör Prof.Dr. Yaşar Sütbeyaz döneminde, ünlü işadamı Ethem Sancak, hayvancılık alanında Erzurum`a 50 milyon dolarlık yatırım yapacaktı ancak üniversite kendisine arazi vermediği için bu yatırım gerçekleşmedi.&#8221;Bu haberi manşetlerine çeken meslektaşlarım, ya o çok yakın olan geçmişi külliyen unutmuşlar, ya da müthiş derecede haber sıkıntısı çekiyorlar!</p>
<p>Çünkü bu iddia, Sütbeyaz Hoca görevdeyken de gündeme gelmişti, yerel basının yanısıra Milliyet gazetesi de haber yapmıştı.</p>
<p>Şayet iddia doğru olsaydı, elbette ki son derece çarpıcı bir haberdi ve de Yaşar Sütbeyaz`ı halkın gözünde bitirecek bir olaydı.</p>
<p>Öyle ya, yatırım yoksulu hem de vaktiyle hayvancılığın merkezi olan bir şehre, çok güçlü bir şirket onlarca milyon dolarlık bir yatırım yapmak istiyor ama o şehrin yetkilileri &#8220;bizim sana verecek arazimiz yok&#8221; diyor.</p>
<p>Böyle bir haberin üstüne kim gitmez ki?</p>
<p>Fakat ne var ki gerçek öyle değil. Hadise şu:</p>
<p>Anılan işadamı bir konsorsiyum adına Doğu`da bir besi çiftliği kurmak için çeşitli araştırmalarda bulunuyor. Başbakan Erdoğan`ın, büyük işadamlarına, &#8220;Doğu`da yatırım yapın&#8221; şeklindeki telkininin de etkisiyle, incelenen iller arasına Erzurum da alınmıştı.</p>
<p>Ortada ne resmi bir müracaat, ne de ikili bir görüşme yok. Rivayetler o ki, sözkonusu konsorsiyum, besi çiftliği için Atatürk Üniversitesi`nin arazisini çok beğenmiş. &#8220;Bu arazi (en az on bin dönüm) bize verirlerse düşünürüz&#8221; şeklinde bir laf etrafta dolaşıp dururken, haber basına yansıdı.</p>
<p>Merak edenler, o günlerdeki gazete arşivlerini incelediklerinde görecektir. Hem dönemin Valisi Celalettin Güvenç`in, hem de Yaşar Hoca`nın yazılı açıklamaları olmuştu.</p>
<p>&#8220;Erzurum`da araziden bol bir şey yok. Kim yatırım yapmak istiyorsa buyursun gelsin anında istediği kadar arazi vereceğiz. Yeter ki planını projesini getirsin ve iddiasında samimi olsun.&#8221;</p>
<p>Hatta Yaşar Bey baktı ki bazı kesimler kendisine fatura çıkarmanın peşinde, yaptığı açıklamada yetkisini de aşarak şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Atatürk Üniversitesi`nin uhdesinde bulunan arazi esasında Hazine`ye ait bir alan olmasına rağmen, ilgili kişiler hükümetten gerekli izinleri alması halinde üniversite yönetimi olarak biz karşı çıkmayacağız.&#8221;</p>
<p>Bu açıklamalardan sonra, o ilgili oluşumdan biri çıkıp da, &#8220;Biz istiyoruz, arazi verin besi çiftliği kuralım&#8221; demedi.</p>
<p>Atatürk Üniversitesi`nin, sivile arazi verme noktasında nasıl ketum olduğunu herkes biliyor. Başından beri sürüp gelen bu politika, zaman zaman rektörleri hükümetlerle karşı karşıya getirmiştir. Nitekim Yaşar Sütbeyaz döneminde, şu andaki bölge eğitim hastanesinin yeri yüzünden ciddi bir gerilim yaşanmıştı. Sağlık Bakan ı Recep Akdağ, Yaşar Bey`e rağmen o araziyi Maliye Bakanlığı`ndan alıp sağlık alanı oluşturmuştu.</p>
<p>Benzer bir durum da bu dönem yaşandı: Atatürk Üniversitesi yönetimi, Erzurum Teknik Üniversite için istenilen araziye sıcak bakmadı ve kapalı kapılar ardında ısrarlı itirazlarda bulundu. Buna rağmen sonuç değişmedi. Hükümet, ETÜ için Atatürk Üniversitesi`nin kullanımında olan araziyi uygun gördü. Şimdi yargının vereceği karar bekleniyor.</p>
<p>Doğru ya da yanlış, tartışmaya muhtaç bir mesele&#8230;…</p>
<p>Fakat kurulduğundan buyana Atatürk Üniversitesi kendisine tahsis edilen araziyi kimseyle paylaşmama gibi bir politika güdüyor.</p>
<p>Nereden bakıldığına göre değişen bir durum bu&#8230;</p>
<p>Birileri kalkıp diyebilir ki, &#8220;Eğer üniversite yönetimleri böyle bir politika gütmeseydi, bugün üniversitenin arazisi üzerinde beton yığını kooperatifler yükselirdi, arazi talan edilirdi.&#8221;</p>
<p>Bir başkası da, &#8220;Eğer üniversite şehrin Batı boğazını kesmemiş olsaydı, Erzurum bugün çok daha gelişmiş bir şehir olurdu&#8221; diyebilir.</p>
<p>Bilmiyoruz; acaba hangisi doğru?</p>
<p>Kesin olan iki şey var: Bir; Erzurum`da ister hayvancılık alanında olsun, isterse sanayi yatırımı için olsun asla arazi sorunu yoktur. Bürokratik engeller var, servet düşmanı bürokratlar var; doğru&#8230;…Ama sonuçta hele hele de büyük bir yatırımcı için ciddi bir engel sözkonusu değildir. Bu mesele çok önemlidir. Diyelim ki, vali veya rektör ya da belediye başkanları yatırım yapmak isteyen bir işadamına keyfi olarak &#8220;yok&#8221; diyor. Düşünebiliyor musunuz o yöneticinin hali nice olur? Çünkü bizzat Başbakan Erdoğan Erzurum hususunda çok hassas… Keza Sağlık Bakanı Akdağ da&#8230;…</p>
<p>Örnekleri çok: Hayvancılık alanında yatırım yapmak isteyen mahalli bir oluşuma istemedikleri kadar arazi verildi. Gerçi sonucu fiyaskoyla neticelendi ama arazi verildi. Maceraperestin biri gelip dedi ki; (Daha doğrusu bir milletvekili elinden tutup getirmişti) &#8220;Ilıca yolundaki Tarım Aletleri Fabrikası`nın arsasını bana verin, orada Hollandalı ortaklarımla ÇİP fabrikası kuracağım.&#8221;</p>
<p>Gerçek yatırımcılar dışlanarak, sırf siyasi saikle o macerapereste bile yüzlerce dönüm arazi verildi. Ve o maceraperest, o vekilden aldığı güçle arazi üzerindeki binaları söküp demirini, ağacını satıp kaçtı.</p>
<p>Demem o ki bu şehirde, nice üçkağıtçıya ve hayalpereste Hazine arazisi bol keseden dağıtılmışken, nasıl olur da hükümete yakınlığını herkesin çok iyi bildiği Ethem Sancak gibi büyük bir işadamına, hem de 50 milyon dolarlık bir yatırım yapmak istemesine rağmen, &#8220;hayır&#8221; denilmiş olabilir?</p>
<p>O Ethem Sancak ki, dilediği zaman Başbakan`la görüşebilen bir işadamı&#8230;…</p>
<p>Ne valilerin gücü buna yeter, ne de rektörlerin&#8230;…Yeter ki, o çapta bir işadamı samimi olarak gelsin ve &#8220;Ben burada şu işi yapacağım, şu kadar arazi lazım&#8221; desin.</p>
<p>Bürokratların ya da yerel yöneticilerin yüzünü yıkama gibi bir çabam yok. Geçmiş dönemde ve yer yer de şimdi, nasıl yanlış uygulamaların hayata geçtiğini yakından bilen bir kimseyim.</p>
<p>Lakin sırf filancayı sevmiyoruz diye veyahut da filanca artık iktidarda değil diye, gerçekleri ters yüz etmemeliyiz.</p>
<p>Erzurum`da besi çiftliği kurulabilecek binlerce dönümlük Hazine arazileri ve meralar var. Şayet Ethem Bey o zaman istekli olmuş olsaydı, kendisine en az dört beş alternatif sunulabilirdi.</p>
<p>Peki arazi verilmediği için buradan küsüp yatırımını başka yerlere yapanlar olmadı mı?</p>
<p>Oldu elbette&#8230;…</p>
<p>İşte size üç adet somut örnek:</p>
<p>-Ali Şahsuvaroğlu. Traktör fabrikası kuracaktı; istediği arazi verilmedi. O arazi maceraperest ÇİP`çiye layık görüldü. Ali Bey de küsüp gitti.</p>
<p>- Dizayn Boru Fabrikası. Bu firma da Erzurum`a yatırım için çok istekliydi ama onlar da ÇİP`çinin çarptığı araziyi istemişti, olmadı. Onlar da küsüp gitti.</p>
<p>-Cemal Şengel. O da elektrik aksamları üreten fabrika için aynı araziyi istemiş hatta ihale kendisinde kalmasına rağmen, yönetimin baskısıyla geri durmuştu. Sırf ÇİP`ciler yabancı bir firma olacaktı ve yüzlerce milyon dolarlık yatırım yapacaktı diye. Yatırım yapamadı ama küsüp gitmedi.</p>
<p>Bizim bilmediğimiz ya da unuttuklarımız da vardır muhakkak&#8230;…Ancak Ethem Sancak olayı, basına yansıdığı gibi değildi.</p>
<p>Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeliyiz ki tarih düzgün oluşsun&#8230;…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29529-arsa-mi-verilmedi-ethem-sancak-mi-istemedi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk`e sövmek&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29505-ataturke-sovmek</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29505-ataturke-sovmek#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 08:59:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29505</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkenin basını ve bir kısım aydınları, ne yazık ki konjonktüre göre pozisyon alıyor&#8230;
Misal; iktidarda&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu ülkenin basını ve bir kısım aydınları, ne yazık ki konjonktüre göre pozisyon alıyor&#8230;</p>
<p>Misal; iktidarda apoletliler var ise, bizim acar basınımızın basma kalıp manşetleri bellidir:</p>
<p>&#8220;Laiklik elden gidiyor!&#8221;</p>
<p>&#8220;Mürteciler gem`i azıya aldı!&#8221;</p>
<p>Öncesi bir yana, sadece şu 28 Şubat Süreci bile başlı başına bir utanç tablosudur. O günlerin hükümran komutanı ve &#8220;süreç&#8221;in baş mimarı Çevik Bir, bizzat gazete manşetlerini belirler, hangi yazarların üstünün çizilmesi gerektiğini hükmederdi!</p>
<p>O günlerde, basınımız için &#8220;muteber&#8221; olmanın yolu, egemenlerin dümen suyuna girmekten geçerdi.</p>
<p>Kim ne kadar apolet cilalar, kim ne kadar haki renk önünde eğilirse, o denli &#8220;kıymetli&#8221; olurdu.</p>
<p>Başörtüsüne saldırmak, dindar insanları aşağılamak, cami ve medreseye hakaret etmek, sermayeyi renklere ayırmak, bürokratları sakal ve bıyık tıraşına göre tasnif etmek, ne yazık ki basınımızın rutin işlerindendi&#8230;</p>
<p>Sonra dönem değişti, devir döndü.</p>
<p>Bu kez iktidarda apoletliler yerine, &#8220;sivil&#8221;ler vardı ve artık apoletli olmak &#8220;tu kaka&#8221; olmuştu.</p>
<p>Birileri medyaya &#8220;emir&#8221; verdi mi vermedi mi bilmiyorum fakat bir kısım medya durumdan öyle bir vaziyet çıkardı ki, başladılar koro halinde Atatürk`e hakaret etmeye!</p>
<p>Sığındıkları liman şu:</p>
<p>&#8220;Atatürk eleştirilemez mi, Atatürk mukaddes mi, Atatürk ilahi bir varlık mı?&#8221;</p>
<p>Ve daha nice hezeyan&#8230;</p>
<p>İşin erbabı insanlar avazları çıktığınca bağırıp durdu:</p>
<p>&#8220;Hayır. Atatürk ne kutsal bir varlık, ne de eleştirilerden münezzeh bir kişi&#8221;</p>
<p>Sözlerini kimseye dinletemediler.</p>
<p>Ok yaydan çıkmıştı nasılsa&#8230;</p>
<p>Hedef belliydi:</p>
<p>Atatürk`e hakaret, Atatürk`le ilgili akla ziyan iddiaları sanki gerçekmiş gibi televizyon ekranlarından anlatmak!</p>
<p>Kaç zamandır izliyoruz. Tetikçi oldukları her hallerinden belli kimi ucuz insanlar o televizyon senin bu televizyon benim koşup duruyorlar.</p>
<p>Söyledikleri ne tarihi gerçeklerle örtüşüyor, ne de ilmi bir sıfat taşıyor.</p>
<p>Olsun&#8230;</p>
<p>Mademki kameralar üzerlerine çevrilmiş ve mademki zırvaları prim yapıyor, o halde salla gitsin:</p>
<p>&#8220;Atatürk diktatördü&#8221; türündeki yakıştırmalar, hakaretlerin en hafif olanı&#8230;…</p>
<p>Atatürk`ü eleştirmekle, Atatürk`e hakaret etmeyi birbirine karıştıran bu ilim fukarası meczuplar, gem`i azıya aldılar.</p>
<p>Ciddi ilim insanları tenezzül edip bunlara cevap vermedikçe, o meczuplar da &#8220;doğru yol&#8221;da olduklarına inanıyorlar!</p>
<p>Öyle bir anlatıyorlar ki&#8230;</p>
<p>Atatürk şu kısa ömründe, sadece ve sadece muhaliflerini öldürtmüş, başkalarının eşlerine sarkmış, günün her saati içip durmuş, kendisinden başkasının fikrine itibar etmemiş, ha bire başkalarından çocuk peydahlamış!</p>
<p>El insaf&#8230;</p>
<p>Bir insanın haysiyetli ve adil olması için illa da bir kanun mu gerekiyor?…</p>
<p>Atatürk, elbette ki bir &#8220;kutsal&#8221; veya &#8220;dokunulmaz&#8221; değildir.</p>
<p>O`nun arkasına sığınarak türlü herzeler yiyenlere bakarak, &#8220;Atatürk budur&#8221; demek kadar, izan ve insaf yoksunu ne olabilir?</p>
<p>Dün, &#8220;mürteciler&#8221; bahanesiyle, dindara ve mukaddesata hakaret edenler ne kadar zalim, çirkin ve bir o kadar da riyakardıysalar bugün de, birilerinden alkış alırız umuduyla yalan ve yanlış bilgilerle Atatürk`e saldıranlar o kadar alçaktırlar.</p>
<p>Atatürk`ü eleştirmek ayrı, Atatürk`e hakaret etmek ayrı şeydir.</p>
<p>Bu ülkede Atatürk`ü eleştiren onlarca eser neşredildi.</p>
<p>Mustafa Müftüoğlu`nun &#8220;Yalan Söyleyen Tarih Utansın&#8221; adlı, tamamen şehir efsaneleriyle dolu cilt cilt kitapları bile bu ülkede seneler boyu satılıp durdu.</p>
<p>Vaktiyle O`na &#8220;Gardırop Devrimcisi&#8221; diyenler, bugün Ergenekon sanığı olarak Silivri`de gün dolduruyor.</p>
<p>Televizyonları izlerken tiksiniyorum.</p>
<p>Çünkü aynı ekranlarda on küsur yıl önce de cemaatlere, tarikatlara ve dindar insanlara küfür yağdırılıyordu, şimdi de Atatürk`e ve Atatürk`ü sevenlere&#8230;…</p>
<p>Bu ülke ne zaman normalleşecek ve bu ülke ciddi anlamda ne zaman demokrasiye inanacak?</p>
<p>Dün bankaları hortumlayanlar için, &#8220;…hırsız var hırsız&#8221; diye bağırdığınızda, anında cevap buluyordunuz:</p>
<p>&#8220;Kimseye Atatürk`e ve laikliğe dil uzattırmayız&#8221;</p>
<p>Ne kadar yanlış, pis ve aşağılık bir durumdu.</p>
<p>Bugün de tersi bir anlayış dayatılıyor.</p>
<p>Bendeniz dün Atatürk`ün arkasına sığınarak ülkeyi soyanlara da isyan ediyordum, bugün de Atatürk`e söverek yükselmek isteyen cücelere karşıyım.</p>
<p>Adam Kürtçü, adam her devrin yalakası, adam ilkesiz ve omurgasız&#8230;…</p>
<p>Adam hacıyatmaz&#8230;</p>
<p>Lakin aynı adam bugün televizyonlarda Atatürk`e sövdükçe ekranlarda büyüdükçe büyüyor!</p>
<p>Tiksiniyorum&#8230;</p>
<p>Bu adamın Çevik Bir`den ne farkı var?</p>
<p>O, kendi gibi düşünmeyenleri Kızılay`da kazığa oturtmakla tehdit ediyordu, bu adam da Atatürk`e sövmeyenin vatandaşlıktan atılmasını istiyor!</p>
<p>Türk basını ve bazı aydınlar için ne aşağılık bir durum:</p>
<p>Ya dine söveceksin, ya da Atatürk`e!</p>
<p>Bir anlamı olacağını sanmıyorum, lakin bu sütundan işte deklere ediyorum:</p>
<p>Bendeniz, Elhamdülillah Müslümanım&#8230; Ve ben Atatürk`ü seviyorum.</p>
<p>Şayet bu suç ise, ben bu &#8220;suç&#8221;u ömrümün sonuna kadar işleyeceğim.</p>
<p>Vicdanen de müsterihim&#8230;</p>
<p>Zira bugün sütre arkasına sığınarak Atatürk`e hakaret eden alçakların bazılarının dün nasıl postal yaladıklarını bizzat gördüm. Ve o gün sırf onlara itiraz ettiğim için DGM`de yargılandım.</p>
<p>Pişman değilim&#8230;</p>
<p>Bugün de üç paralık çıkarları uğruna Atatürk`e sövenlere itiraz ediyorum.</p>
<p>Hay hay&#8230;</p>
<p>Atatürk`ü eleştirelim, ama Atatürk`e sövmek eleştiri değil ki&#8230;</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29505-ataturke-sovmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erzurum tehlike altında mı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29437-erzurum-tehlike-altinda-mi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29437-erzurum-tehlike-altinda-mi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 10:08:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29437</guid>
		<description><![CDATA[Erzurum&#8217;un yaşadığı bilinen en büyük deprem 1901 yılında meydana gelmiş. Yabancı kaynakların verilerine göre, 7&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Erzurum&#8217;un yaşadığı bilinen en büyük deprem 1901 yılında meydana gelmiş. Yabancı kaynakların verilerine göre, 7 büyüklüğündeki bu depremde 3 bin 500 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi yaralanmış, binlerce ev oturulamaz hale gelmiş.</p>
<p>Sonraki yıllarda da Erzurum irili ufaklı onlarca deprem görmüş.</p>
<p>1924, 1946,1966, 1983 ve 2004&#8230;Bu depremlerin içinde, doğrudan merkezi Erzurum olan deprem, bir tek 1901&#8242;deki o büyük felaket… Diğer depremlerde de can ve mal kaybı çok olmasına rağmen, hiç birinde merkez doğrudan şehir değil.</p>
<p>Dolayısıyla Erzurum, misal bir Erzincan, Muş veya Bingöl kadar deprem üreten aktif faylara sahip değil.</p>
<p>Palandöken&#8217;in sırtlarından geçtiği bilinen Kuzey Doğu Anadolu fay hattı ise, tarih içerisinde defalarca enerji boşalması yaşadığı için, en azından Marmara&#8217;daki hatlar kadar ürkütücü değil.</p>
<p>Bundan hareketle, elbette ki kimse, &#8220;Erzurum deprem bandı üzerinde değildir&#8221; demedi, demiyor da&#8230;…</p>
<p>Birinci derecede olmasa bile Erzurum da deprem tehlikesi altındaki bir şehirdir.</p>
<p>Daha bir iki gün önce Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı yaptığı bir açıklamada, tarihteki büyük depremlere dikkati çekerek, &#8220;Erzurum&#8217;da insanlar oturdukları evlerin depreme dayanıklı olup olmadıklarını mutlaka test ettirsinler&#8221; demiş.</p>
<p>Benzer ifadeleri sık aralıklarla başka uzmanlardan da işitiyoruz.</p>
<p>Hele son Van felaketinden sonra, bu tür uyarılar büsbütün arttı.</p>
<p>İyi de; bu görev sadece vatandaşa mahsus bir yükümlülük müdür?</p>
<p>Veya&#8230;…</p>
<p>Yerel yönetimlerin hiç mi görevi ve sorumluluğu yoktur?</p>
<p>Erzurum&#8217;un mimari açısından çarpık bir şehir olduğunu artık bebeler biliyor.</p>
<p>Fakat aynı Erzurum&#8217;da, son otuz yıldan beri yapılan toplu konutların sağlam olduğuna dair ciddi tespitler mevcut.</p>
<p>Modern bir şehir kuramadık belki ama kumuyla, demiriyle, temel derinliğiyle, düzgün betonuyla dayanıklı evler yapıldığını söylüyor uzmanlar&#8230;…</p>
<p>İnşallah öyledir. Zira bu tespitin kesin tahlili ancak 6 ve üzerindeki büyük bir depremde yapılabilir.</p>
<p>İnşallah böyle bir teste tabi tutulmayız.</p>
<p>Madem ki, Erzurum ikinci derecede de olsa deprem kuşağı üzerinde bir şehirdir, şu halde yerel yönetimler vakit geçirmeden bu şehrin yapı stoğuna dair bir envanter çıkarmalıdır.</p>
<p>Misal; hangi semtlerdeki yapılar, kaç büyüklüğünde bir depreme direnç gösterebilir, hangi semtlerde kaçak ve çürük binalar var?</p>
<p>İstanbul gibi neredeyse ucu bucağı belli olmayan bir şehirde bu çalışma yapılıyor olmasına karşın, avuç içi kadar olan Erzurum&#8217;da böyle bir tespit en fazla bir iki yılı alır.</p>
<p>Uzmanların, &#8220;Vatandaş oturduğu evi yapı denetimine tabi tutsun&#8221; şeklindeki haklı tavsiyesi, yerel birimler için bir görev olmalıdır.</p>
<p>Çoğu boşalmış olan metruk haldeki eski mahalleleri saymazsanız, Erzurum&#8217;daki konutların yüzde yetmişi son otuz yıl içinde yapıldı. Dolayısıyla kayıt altına alma noktasında daha hızlı bir işlem yapılabilir.</p>
<p>&#8220;Hele bir deprem olsun sonra bakarız&#8221; anlayışı yerine, yumurta kapıya dayanmadan, bir çok önlem almak mümkün.</p>
<p>Tabii ki belediyelerin böyle bir işe başlamadan önce, yerine getirmesi gereken temel görev, yıkılması yargı kararıyla kesinleşmiş olan kaçak ve çürük binaları temizlemektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29437-erzurum-tehlike-altinda-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir güzel adam&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29436-bir-guzel-adam</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29436-bir-guzel-adam#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 10:07:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29436</guid>
		<description><![CDATA[El hak doğru&#8230;…
Yalnız geldik, yalnız gideceğiz. Ya baş yastıkta, ya da bir otelin beton enkazının&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>El hak doğru&#8230;…</p>
<p>Yalnız geldik, yalnız gideceğiz. Ya baş yastıkta, ya da bir otelin beton enkazının altında; ya da kimbilir nerede, nasıl&#8230;…</p>
<p>Ama öyle ama böyle&#8230;…</p>
<p>Tıpkı geldiğimiz gibi gideceğiz.</p>
<p>Ne ana, ne yar, ne de evlat&#8230;…</p>
<p>Tek başına geldik, tek başına gideceğiz&#8230;.</p>
<p>Değil mi ki, &#8220;…yol da O&#8217;nun varlık da&#8221;</p>
<p>Amentümüz odur ki: Ahret gününe inananlar ya hayır söylesin, ya da sussun&#8230;Gelin hep birlikte hayır söyleyelim ve dua edelim.</p>
<p>Madem ki, tam da Necip Fazıl&#8217;ın dediği gibi, &#8220;Kader; beyaz kağıda yazılmış sütle yazı. Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı.&#8221; ise&#8230;…</p>
<p>Teslim olmalıyız, hem de bihakkın teslim.</p>
<p>Zira:</p>
<p>Kaza geliyor, tedbir bozuluyor.</p>
<p>Yani kaderimizi yaşıyoruz; çünkü mukadderat tecelli ediyor.</p>
<p>Hani&#8230;…</p>
<p>&#8220;Dayan Sebahattin, dayan&#8221; demiştik ya hani… Daha yazının mürekkebi kurumamıştı ki, duvarda Sebahattin&#8217;in silüeti göründü, kulaklarımda sesi çınladı.</p>
<p>Yine muziplik ediyordu ve yine gözlerinin altındaki torbalar göz bebeklerini gizlemişti.</p>
<p>Allah&#8217;a yürümenin huzuru vardı yüzünde.</p>
<p>Altında değil, üstündeydi enkazın&#8230;…</p>
<p>Bir an korktum. Sandım ki sitem edecek: &#8220;Dayan diyorsun ya, kolaysa gel de sen dayan&#8221;</p>
<p>Suskundu; ama mütebessimdi.</p>
<p>Seslenmedi; öylece bakıyordu&#8230;…</p>
<p>&#8220;Cücük niye konuşmuyorsun?&#8221; diye soracak oldum, soramadım&#8230;…</p>
<p>Soluğum kesilmişti, unutmuştum kelimeleri&#8230;…</p>
<p>Ve hayat böyle bir şeydi galiba.</p>
<p>Tanıdıklarımın neredeyse çoğu göç edip gitmişti&#8230;…</p>
<p>Anam, bacım, yakınlarım ve de dostlarım&#8230;…</p>
<p>Sebahattin de onlardan biriydi.</p>
<p>Aynı çatı altında aynı havayı solumuş, aynı haberin peşinde koşmuştuk birlikte&#8230;…</p>
<p>Sonra O kendi kaderini yaşadı; bizi kendi kaderimizle baş başa bıraktı.</p>
<p>&#8220;Geçmiş kalbimde bir mazidir&#8221; diyordu şarkılar&#8230;…</p>
<p>Tam da öyle&#8230;…</p>
<p>Ve değişmeyen gerçek:</p>
<p>Allah&#8217;tan geldik, Allah&#8217;a gideceğiz&#8230;…</p>
<p>Sebahattin bizden önce gitti.</p>
<p>Ne belli?</p>
<p>Belki de O bizden daha şanslıydı.</p>
<p>Üstat demiş ki:</p>
<p>&#8220;Ölüm güzel şey budur işte ötelerden haber;</p>
<p>Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber?&#8221;</p>
<p>Van&#8217;a hicret etmişti&#8230;…</p>
<p>Çünkü Erzurum&#8217;da kapılar kapanmıştı yüzüne&#8230;…O da, Reyhani usta gibi sitem yüklüydü&#8230;…</p>
<p>Fakat Erzurum, tükenmez bir sevdaydı O&#8217;nun kırık kalbinde&#8230;…</p>
<p>&#8220;Ne zaman döneceksin?&#8221; diye sormuştum bir gün. Şöyle demişti bana:</p>
<p>&#8220;Kimbilir belki sağ belki ölü, ama mutlaka geleceğim&#8221;</p>
<p>Sebahattin sözünü tuttu.</p>
<p>Erzurum&#8217;a döndü&#8230;…</p>
<p>Uzaktan yakından gelen dostları, çocukları, eşi, yakınları ve cami avlusunu hınca hınç dolduran meslektaşları saf saf olmuştu dün&#8230;…</p>
<p>Sebahattin gelmişti ya&#8230;…</p>
<p>Hep bir ağızdan, tekrar ettik:</p>
<p>&#8220;Hakkımızı helal ediyoruz&#8221;</p>
<p>Baş tarafı geniş, ayakucu dar bir kutunun içindeydi.</p>
<p>Beton yığınlarının altından çıkmış, tahta bir tabuta girmişti&#8230;…</p>
<p>O bir şehitti artık.</p>
<p>&#8220;Bir gün geleceğim&#8221; demişti ya, dediğini yaptı.</p>
<p>Sılasına ve dostlarına döndü&#8230;…</p>
<p>O sözünü tutmuştu bir şekilde; ya biz?</p>
<p>Ne sözler verdik, ne imzalar attık hayata dair; hem de yarınını bilmediğimiz bir dünya için&#8230;…</p>
<p>Acaba biz de Sebahattin gibi sözümüzü tutabilecek miyiz?</p>
<p>Ölü ya da diri!</p>
<p>&#8220;Ayva sarı, nar kırmızı sonbahar&#8221;</p>
<p>Sebahattin Erzurum&#8217;a geldiğinde mevsim kış&#8217;tı.</p>
<p>Yani tam da &#8220;ayvanın sarı&#8221;, &#8220;narın kırmızı&#8221; olduğu bir zamandı. Sonbaharı geçmiş, kış&#8217;a &#8220;merhaba&#8221; demiştik.</p>
<p>Ne de çok severdi, lapa lapa yağan kar&#8217;ı&#8230;</p>
<p>Van&#8217;da yaşıyordu ama bir yanı hep buradaydı.</p>
<p>Mecbur kalmasaydı, hiç gider miydi?</p>
<p>Zor şartlarda gazetecilik yaptı, aç kaldı ama avuç açmadı.</p>
<p>Yalan habere imza atmadı, çıkar uğruna kimseye dalkavukluk etmedi.</p>
<p>Sessizdi, iddiasızdı fakat bir o kadar da farklıydı.</p>
<p>Baksanıza ölümü bile sıradan olmadı.</p>
<p>Şu gök kubbede hoş bir seda bıraktı. Allah rahmetiyle haşreyler inşallah&#8230;…</p>
<p>Makamı cennet olsun.</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><strong></strong><br />
<strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29436-bir-guzel-adam/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehirler de dönüşüyor&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29315-sehirler-de-donusuyor</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29315-sehirler-de-donusuyor#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 08:46:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29315</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en gelişmiş ülkesinden en fakirine kadar, hepsinde mafya vardır; dolaysıyla Türkiye&#8217;de de oldum olası&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en gelişmiş ülkesinden en fakirine kadar, hepsinde mafya vardır; dolaysıyla Türkiye&#8217;de de oldum olası mafya olmuştur.</p>
<p>Mafya örgütlenmesi, siyasi konjöktüre göre değişen bir yapı arzeder. Hemen her hükümet mafyayla mücadele etmesine karşın, hiçbir zaman mafyanın kökü kazınamaz.</p>
<p>Ülkemizde de durum değişmiyor: Diyelim ki, bir dönem filanca ideolojiye yakın duran bir mafya yapısı etkin oluyor, başka bir dönemde de karşıt görüştekiler at oynatıyor.Amerikan sinemasının en başyapıtları &#8220;Baba&#8221;ları konu alan filmlerden oluşur.</p>
<p>1930&#8242;lı ve 40&#8242;lı yılların Amerika&#8217;sında &#8220;baba&#8221;lar öylesine güçlüydü ki, en &#8220;baş baba&#8221; olan Alkapon, neredeyse siyasal yönetimi teslim alacaktı! Emrinde yargıçlar, savcılar, senatörler, film yıldızları, polis şefleri ve holding patronları vardı. Adam, onlarca cinayetten yırttı ama sonuçta üç paralık bir naylon fatura yüzünden hapsi boyladı ve orada yavaş yavaş zehirlenerek öldürüldü.</p>
<p>Kabul etmek lazım ki Türkiye, hiçbir zaman ne Amerika&#8217;dakine benzer bir mafya süreci yaşadı, ne de Sicilya türü bir örgüt yapısını gördü. Ama sonuçta bizde de irili ufaklı mafya hep oldu&#8230;…</p>
<p>-Kaçak silah&#8230;</p>
<p>-Beyaz kadın ticareti&#8230;</p>
<p>-Beyaz zehir&#8230;</p>
<p>-Arsa&#8230;</p>
<p>-İhale&#8230;</p>
<p>-Tefecilik&#8230;</p>
<p>-Tahsildarcılık&#8230;</p>
<p>-Adam kaçırma&#8230;</p>
<p>-Şantaj yoluyla çıkar sağlama&#8230;</p>
<p>Bütün bu işler&#8230;…</p>
<p>Bizdeki mafyanın rutin işlerinden başlıcalarıdır&#8230;… Gerçi son yıllarda işin içine terör örgütleri de girdi ve böylelikle &#8220;mafya-terör&#8221; ikilisi ittifak yaptı ama asıl mafya kara paranın cirit attığı mekanlarda serpilip büyümüştür!</p>
<p>Şimdilerde adına &#8220;organize suç çeteleri&#8221; ya da &#8220;organize suç örgütleri&#8221; denilen bu yasadışı yapılanma, son yıllarda Türkiye&#8217;de &#8220;kurumsal&#8221; bir şekil alma çabasındadır. Bu tehlikeli gidişatı gören AK Parti Hükümeti, yedi sekiz yıldan beri amansız bir şekilde mafyayla mücadele ediyor.</p>
<p>Sizler de görüyor ve izliyorsunuz, gün geçmiyor ki özellikle büyük kentlerimizde yeni bir organize suç örgütü ortaya çıkarılmış olmasın&#8230;…</p>
<p>Adı üstünde &#8220;organize&#8221;…</p>
<p>Öyle sıradan veya amatör ölçülerde değil.</p>
<p>Adamların ellerinde en ileri teknoloji var, ölüm kusan silahları kullanıyorlar, en derinlere sızıp ben diyen devlet görevlisinin dahi ulaşamadığı bilgilere sahip oluyorlar&#8230;…</p>
<p>Buna rağmen patır patır enseleniyorlar.</p>
<p>Çünkü devlet yahut da siyasi irade mafyaya yol vermiyor.</p>
<p>Tabii ki, bu mücadelede zaaf da oluşuyor, ona bağlı kaçaklar da&#8230;…</p>
<p>Olsun sonuçta devlet hangi ideolojiye mensup olursa olsun mafyaya göz açtırmamaya kararlı&#8230;…</p>
<p>Devletin bu duruşu, millet olarak bizlerin yarınları açısından çok anlamlı bir garantidir.</p>
<p>Mafya, dere kenarlarında biten pıtırak otu gibidir; kes kes bitmez!</p>
<p>Baksanıza şu eti budu olmayan Erzurum&#8217;da bile neredeyse her hafta yeni bir mafya örgütlü çökertiliyor.</p>
<p>Tamam; bunlar belki amatör, belki adlarına mafya demekle kendilerine aşırı bir güç vehmeden kimi serseriler olabilir&#8230;</p>
<p>Fakat unutmayalım ki sonuçta ruhsatsız silahları var, yasadışı işler yapıyorlar ve belli kesim üzerinde korku yaratıyorlar.</p>
<p>Doğrusu elimde bir istatistiki bilgi yok; sadece gazete sayfalarına yansıyan haberlerden hareketle görüyorum ki son yıllarda Erzurum&#8217;da, ardı ardına yeni yeni suç örgütleri tespit ediliyor ve üyeleri yakalanıp yargı karşısına çıkarılıyor.</p>
<p>Oysa şu bir avuç Erzurum&#8217;da bildiğimiz kadarıyla &#8220;kara para&#8221; da cirit atmıyor, haram ekonomi de yok&#8230;…</p>
<p>Demek ki böyle düşünmekle yanılmışız&#8230;…</p>
<p>Baksanıza uyuşturucu tacirleri, gençlere cebren zehir satmak için acayip yollara başvurmuşlar&#8230;…</p>
<p>Daha birkaç gün önce çete üyesi 19 kişi tutuklandı. Ondan önce de başkaları&#8230;…</p>
<p>AK Parti&#8217;ye yüzde yetmiş oranında oy veren muhafazakar-milliyetçi bir şehirde, adım başı organize suç örgütleri dükkan açmışsa, ortada bir çelişki ve ciddi bir sorun var demektir.</p>
<p>Ya şehir halkı muhafazakar-milliyetçi görüntü vererek gerçekleri saklıyor, yahut da bu manzaradan aşırı biçimde rahatsız olan odaklar bu şehre dair &#8220;operasyon&#8221; yapıyor.</p>
<p>Haydi siz söyleyin nedir doğru olan:</p>
<p>Erzurum&#8217;da bizlerin göremediği bir &#8220;haram ekonomi&#8221; mi var, veya Erzurum&#8217;u &#8220;suç cenneti&#8221; yapmak isteyen kirli bir irade mi?</p>
<p>Bu mesele, sadece polisin tek başına çaba harcayacağı bir iş değil. Bu boyutları ve amaçları bakımından büyük bir sorundur.</p>
<p>Dolayısıyla bu şehrin aydını, politikacısı, iş dünyası ve de sokaktaki sade vatandaşı olmadığı kadar uyanık olmak zorunda&#8230;…</p>
<p>Besbelli ki mafya, Erzurum üzerine şeytani hesaplar içinde&#8230;…</p>
<p>Kale&#8217;yi &#8220;içeriden kuşatma&#8221; hesapları yapılıyor.</p>
<p>Alkaponlar devri bitti belki ama mafya diye bir gerçek var.</p>
<p>Eskiden bizim amatör &#8220;esrar içicileri&#8221;miz vardı; onlar kapalı kapılar ardında &#8220;od&#8221;larını çekerlerdi fakat asla bunu ticari bir araç olarak görmezlerdi. Şimdi konsept değişmiş: Esrar içicilerinin yerini kokain ya da eroin kullanan gruplar almış.</p>
<p>Hem de Erzurum&#8217;da&#8230;…</p>
<p>&#8220;Olmaz, olamaz&#8221; demeyin; oluyor beyler. Hiç de uzakta değil, yanı başımızda, belki de kendi evimizde&#8230;…</p>
<p>Manzara vahim&#8230;…</p>
<p>Sevimsiz ama hakikat bu&#8230;…</p>
<p>Unutmayın ki bu şehirde, kucak dolusu sakalıyla tefecilik yapanlar &#8220;en muteber eşraf&#8221; muamelesi görüyor!</p>
<p>Yılanlar, çiyanlar, akrepler mitasyona uğrayıp &#8220;hacım&#8221; olmuşlar!</p>
<p>Bankalardan kovulanlar ise, şimdilerde (hatta uzun bir zamandan beri) &#8220;hacım&#8221;ların tezgahına düşüyor!</p>
<p>Bir al on öde!</p>
<p>Osmanlı&#8217;ya karşı, Galata Bankerleri de bu kadar zalim değildi&#8230;…</p>
<p>Hakikat o ki, Erzurum dönüşüyor; hem öyle bir dönüşüyor ki, İblisler bile artık bu şehirde &#8220;suret-i haktan&#8221; muamelesi görüyor!</p>
<p>Polis o kadar yakalayıp dursun ki, o gidiyor öbürü geliyor.</p>
<p>Çünkü İblisler alıcı pazar da talipli buluyor.</p>
<p>Bazıları da düştükleri bu katran kazanına günahlarından arınmak için, &#8220;efendim arz talep meselesi&#8221; diyor.</p>
<p>O ya da bu; bilmiyoruz…</p>
<p>Adını siz koyun.</p>
<p>Manzara ortada&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29315-sehirler-de-donusuyor/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dayan Sebahattin dayan&#8230;.</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29314-dayan-sebahattin-dayan</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29314-dayan-sebahattin-dayan#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 08:43:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29314</guid>
		<description><![CDATA[Başta komşumuz Yunanistan olmak üzere, pek çok ülke ekonomik krizle boğuşup dururken, biz de başka&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başta komşumuz Yunanistan olmak üzere, pek çok ülke ekonomik krizle boğuşup dururken, biz de başka sorunlarla cebelleşiyoruz. Bu sebeple ne bayramı bayram gibi yaşayabildik, ne de olup bitenlere sırtımızı döndük&#8230;…</p>
<p>Nasıl dönebilirdik ki zaten&#8230;…</p>
<p>Bir yanda Van, diğer yanda Batı`yı kasıp kavuran ekonomik kriz.…Biz, &#8220;Komşusu açken tok yatan bizden değildir&#8221; inancını düstur etmiş bir neslin evlatlarıyız.Biz ki, kendi derdinden çok başkasının derdine ağlayan bir toplumuz.</p>
<p>Van için nasıl duyarsız kalabilirdik, nasıl başımızı yastığa koyup kesintisiz uyuyabilirdik?</p>
<p>Mümkün mü?</p>
<p>Van beşik gibi sallanıyor, Vanlılar yürekleri ağızlarında soğuk sokaklarda sabahlıyorlar.</p>
<p><a href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2011/11/gazeteci-sebo1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-29323" title="gazeteci-sebo" src="http://www.erzurumhabergazetesi.com/wp-content/uploads/2011/11/gazeteci-sebo1.jpg" alt="" width="507" height="380" /></a></p>
<p>İşte son deprem&#8230;…</p>
<p>Yine facia, yine gözyaşı, yine ölüm&#8230;…</p>
<p>Ecel adres sormuyor, kafa kağıdına bakmıyor.</p>
<p>Bu kez gazeteciler, kurtarma ekipleri ve Kızılay`cılar kaldı enkazın altında&#8230;…</p>
<p>Yanı enkazın üstünde olması gerekenler enkazın altında&#8230;…</p>
<p>Yüreğimiz yanıyor, içlerinde dostlarımız arkadaşlarımız da var. Misal bizim Sebahattin. Yani namı diğer &#8220;Cücük&#8221;…</p>
<p>O da o yıkılan otelin kahrolası enkazının altında kaldı.</p>
<p>Sebahattin bir basın emekçisi, gerçek bir gazeteci ve yiğit bir Erzurum evladı&#8230;…</p>
<p>Fakat şimdi enkazın altında&#8230;…</p>
<p>Ne O bize sesini duyurabiliyor, ne de biz O`na &#8220;Sebahattin buradayız&#8221; diyebiliyoruz.</p>
<p>Hani şair demiş ya:</p>
<p>&#8220;Sizin evin duvarı taştan, dumanı da mı taştan&#8221;</p>
<p>O misal işte&#8230;…</p>
<p>Biz biliyoruz ki Sebahattin o enkazın altında ve kimbilir nasıl çaresiz ve biçare bir durumda&#8230;…</p>
<p>Ama ne biz bir şey yapabiliyoruz, ne de Sebahattin`in sesi bize ulaşıyor.</p>
<p>Van beşik gibi sallanıyor; deprem üstüne deprem; yıkım üstüne yıkım&#8230;…</p>
<p>Çaresiziz&#8230;…</p>
<p>Hava da buz kesiyor.</p>
<p>Tam da &#8220;Yavrum şu kombinin derecesini yükseltin&#8221; diyecektim ki, birden aklıma geldi:</p>
<p>Van`da ki dostlarımızın ayarını yükseltip ya da alçaltacakları bir kombileri bile yok.</p>
<p>Sustum ve usulca battaniyeyi üstüme çektim.</p>
<p>Utandım&#8230;…</p>
<p>Van`daki insanlar bu soğukta ne yapıyordur şimdi?</p>
<p>Tükürüğüm boğazıma düğümlendi, nefes almakta zorlandım.</p>
<p>Van beşik gibi sallanıyor, insanlar sadece ve sadece başlarını sokabilecekleri bir çadır için minnettarlar.</p>
<p>Ya biz?</p>
<p>Bir kez daha utandım&#8230;…</p>
<p>Acılarına ortak olur mu bilmem ama üzerimdeki battaniyeyi usulca sıyırdım.</p>
<p>Ben de onlarla üşümek istedim; çünkü şimdilik elimden gelen ancak buydu&#8230;…</p>
<p>Ve yeniden Sebahattin`i düşündüm.</p>
<p>Aynı çatı altında (Hürriyet`te) birlikte mesai yaptık, birlikte sevinçte ve tasada beraber olduk.</p>
<p>Ben şimdi kaloriferi yanan bir evdeyim, Sebahattin ise beton yığınlarının altında&#8230;…</p>
<p>Nefesim düğümlendi&#8230;…</p>
<p>Ümitsizliğin, imansızlık olduğuna inananlardanız.</p>
<p>Bu sebeple Sebahattin`e &#8220;öldü&#8221; demek istemiyoruz. Biliyoruz ki, Van`da, depremden 109 saat sonra enkazın altında canlı insanlar çıkarıldı.</p>
<p>Sebahattin bunlardan biri niçin olmasın?</p>
<p>Hapishanede şöyle derlermiş:</p>
<p>&#8220;Dışarıda bayram varmış seyran varmış;</p>
<p>Mahkumlar bilmez, gardiyanlar söyler.&#8221;</p>
<p>Biliyorum&#8230;…</p>
<p>Van`da bir deprem var ve o depremin enkazının altında insanlar&#8230;…</p>
<p>Sebahattin o insanlardan sadece biri; ama bizim arkadaşımız&#8230;…</p>
<p>Bir bayram da böyle geçti, diyor ya medya&#8230;…</p>
<p>Aslında geçen bir şey yok. Geçtiği sanılan sadece ve sadece kocaman bir mazi&#8230;…</p>
<p>&#8220;Kurbanlık tosun kaçtı&#8221;</p>
<p>Ya da:</p>
<p>&#8220;Acemi kasap parmaklarını kesti&#8221; şeklinde kalsaydı bütün haberler&#8230;…</p>
<p>Olmadı; daha fazlası vardı çünkü&#8230;…</p>
<p>Ne kaçan tosun, ne de parmağını kesen acemi kasaptı bütün derdimiz&#8230;…</p>
<p>Ulusça yüreğimiz Van`daydı ve Van da bizi öyle bir sallayıp durdu ki, sorma gitsin&#8230;…</p>
<p>Gözümüz ekranlarda, kulağımız enkazın başındaki muhabirlerdeydi&#8230;…</p>
<p>Soruyorduk:</p>
<p>-Sebahattin`e ne oldu?</p>
<p>Sadece Sebahattin mi?</p>
<p>O enkazın altında onlarca insan vardı ve biz o insanlardan sadece Sebahattin`i tanıdığımız için olup bitenleri mercek altına almıştık.</p>
<p>Oysa Van enkaz altındaydı ve bizim tanımadığımız niceleri beton yığınları altında can çekişiyordu…</p>
<p>Sebahattin onlardan sadece biriydi&#8230;…</p>
<p>Kepçeler moloz yığınlarını kaldırıyor, altında insanlar var.</p>
<p>Ve Sebahattin gibi başkaları da orada&#8230;…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29314-dayan-sebahattin-dayan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mehmet Şener&#8217;in Erbil izlenimleri 2.bölüm</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29153-mehmet-senerin-erbil-izlenimleri-2-bolum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29153-mehmet-senerin-erbil-izlenimleri-2-bolum#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 08:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29153</guid>
		<description><![CDATA[Erbil ziyaretinin ilk gününe Türk Konsolosluğu’ndaki skandal damgasını vurdu:Konsolos Bey fırça atmak isterken fırça yedi
Doğu&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Erbil ziyaretinin ilk gününe Türk Konsolosluğu’ndaki skandal damgasını vurdu:Konsolos Bey fırça atmak isterken fırça yedi</strong></p>
<p>Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği&#8217;nin 90 kişilik &#8220;resmi heyet&#8221;ini taşıyan Atlas Jet&#8217;in tarifeli uçağı, yaklaşık üç saat süren uçuşunun ardından, öğle saatlerinde  Erbil Havalimanı&#8217;na indiğinde, en azından bendeniz gibi ilk kez bu bölgeye gidenler için tam bir sürpriz vardı.</p>
<p>Önyargılıydım. Çünkü medyanın bize sunduğu görüntülerden hareketle, bu tasviri yapıyordum:</p>
<p>Erbil de, tipik bir Irak şehri olduğuna göre, manzara (işgalden sonraki) Bağdat&#8217;tan farklı değildir.  Dört bir taraf, pejmürde kıyafetleri ve kirli sakallarıyla ortada dolaşan silahlı Peşmergeler  tarafından kuşatılmış… Ürkek ve yılgın insanlar umutsuzca sağa sola koşuşup duruyor…  Bombaların yıktığı harap binalar, bozuk  yollar, günlerce kaldırılmadığı için etrafa saçılmış çöp tepeleri…</p>
<p>Daha hava limanındayken ben ve benim gibi düşünenler fena halde yanılmıştık. Karşımıza son derece modern bir hava limanı ve pırıl pırıl giyinmiş, yüzleri gülen, özgüvenleri olan görevliler çıktı. Son derece naziktiler ve İngilizce&#8217;yi  Kürtçe&#8217;den daha güzel telaffuz ediyorlardı.</p>
<p>Kafiledeki bir arkadaşımızın yaşadığı küçük talihsiz olayı saymazsak, gümrük işlemleri kısa sürede tamamlandı. Güvenlik gerekçesiyle kontrolleri abartılı biçimde sıkı tutan hava limanı idaresi, araç giriş çıkışlarını, terminal binasına en az beş kilometre kala engellemişti. Buna rağmen, Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği&#8217;nin girişimleriyle otobüsler bizleri almak için terminalin önüne yanaşmıştı.</p>
<p>Genel Sekreter Fikret Kabakuş, Erbil ziyareti nin heyet açısından verimli geçmesi için son derece yoğun bir program düzenlemişti. Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ün başkanlığında, Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız, Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Şengel, bendeniz ve AK Parti Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak, ziyaretimizin ilk durağı olan Türkiye&#8217;nin Erbil Konsolosluğu&#8217;na gittik.</p>
<p>Bizim için gerçek şok işte burada yaşandı. Erbil&#8217;e resmi bir heyet gidiyor olmasına ve heyette vali, milletvekili  ve onlarca işadamı bulunmasına karşın, Erbil Konsolosluğu bu ziyareti zerre kadar ciddiye almamış ve bizleri önemsememişti. Tayyip Bey&#8217;in &#8220;monşerler&#8221; diye tarif ettiği tipte genç bir Konsolos, lütfen kabilinden bizleri kabul etti ve daha odaya adım atar atmaz, fırça atmaya kalktı:</p>
<p>&#8220;Niye randevu saatine geciktiniz?&#8221;</p>
<p>Neyse ki, önce Milletvekili Muhyettin Aksak, ardından Vali Sebahattin Öztürk, son olarak da DAİB Başkanı Cemal Şengel, adamın ağzının  payını bir güzel verdiler. Fakat adam öyle pişkin ve olup bitenlere öylesine ilgisizdi ki, işittiği azarı bile usta bir manevrayla savuşturmasını becerdi.</p>
<p>Doğrusu bir ara endişeye kapıldım. Çünkü Muhyettin Aksak, haklı tepkisini gösterirken az kaldı Konsolos Aydın Selcin’in suratına patlatacak sandım. Haksız da sayılmazdı; öyle ya Muhyettin Aksak değil miydi, birilerinin gözünü morartan! Neyse ki, Konsolos Bey&#8217;in geri adım atmasıyla gerginlik daha fazla büyümedi.</p>
<p>Bu arada, Vali Sebahattin Öztürk&#8217;ü de öyle bilmezdim. Konsolos&#8217;un küstah tavrı karşısında öyle bir çıkış yaptı ki, herkes donup kaldı. Peşine de Cemal Şengel benzer tepkiyi verince, burunlarından kıl aldırmayan o &#8220;monşer&#8221;ler süt dökmüş kediye döndüler. Tabii bu arada Genel Sekreter Fikret Kabakuş&#8217;un, hemen konsolosluğa geçtiği listenin faksını çıkarıp göstermesi, bizimkilerin elini müthiş şekilde kuvvetlendirmişti.</p>
<p>Düşünebiliyor musunuz, yaklaşık bin dolayında Türk şirketinin ve 35 bin de Türk  vatandaşının yaşadığı Erbil&#8217;de, öyle bir konsolosumuz ve ekibi var ki, ne ihracatçılar umurlarında, ne de yapılan ihracatın miktarı. Nasılsa adamların tuzu kuru, sok kartı al maaşı..…</p>
<p>Oysa bir işadamımız dışarıya ihracat yapabilmek için adeta postun kıllarını sayıyor ve çok büyük bir fedakarlık sonucu ülkesine döviz kazandırıyor. Misal bizim heyetin içinde yeralan Murat Arslan, Önder Dengizek ve Taner Ardahanlı gibi genç işadamları, türlü sıkıntıya rağmen, yılmadan usanmadan mücadele ediyorlar ve sonunda Erzurum&#8217;da onlarca milyon dolarlık ihracat yapmayı başarıyorlar. Aynı şekilde diğer illerdeki işadamları da boş durmuyor.Bunun sonucunda yedi milyar dolarlık ihracat portresi ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bizler hava limanından doğruca Konsolosluğa geçerken, başta Ticaret Borsası Başkanı Hakkı Hınıslıoğlu,  DAİB  Başkanvekili Erzurum&#8217;un en hızlı ve acar ihracatçısı Murat Arslan, işadamı Kemal Aras (Doyasan Fabrikası&#8217;nın sahibi ve aynı zamanda önemli bir ihracatçı) Dengizek ailesinin en genç temsilcilerinden birisi olan ve Süha Dengizek&#8217;in ifadesiyle &#8220;ailenin patronu&#8221; Önder Dengizek, genç işadamlarının yıldızı en parlak örneklerinden biri olan meşhur Taner Ardahanlı, yine iş hayatındaki kariyer basamaklarını emin adımlarla tırmanan ve Erzurum&#8217;un adını artık büyükşehirlerde de yaptığı başarılı işlerle duyuran Zeki Arıcıoğlu,  yurt içinde ve dışında yaptığı soğuk hava sistemleriyle başarılı bir çizgide yürüyen Halil Limon ve diğer arkadaşlar otele geçmiş istirahat ediyorlardı.…</p>
<p>Konsolosluktaki bu manzarayı görünce, kendi kendime &#8220;eyvah&#8221; dedim. &#8220;Dakika bir gol bir. Bu seyahat hep böyle geçerse yandık.&#8221;</p>
<p>Bereket; devamı öyle olmadı.</p>
<p>O sevimsiz ve gayet soğuk ziyaretin ardından, sırasıyla Ticaret Bakanı&#8217;na, Ticaret Odası&#8217;na ve Erbil Valisi&#8217;ne gittik. Tüm bu ziyaretler oldukça verimli geçti ve oralarda Türkiye&#8217;den gelen bu heyete karşı çok büyük bir sevgi ve saygı gösterildi.</p>
<p>Bu temaslar sırasında bire bir tanık olduk ki, hem bakan düzeyinde, hem de ticari zeminde hiçbir Erbilli Türkiye&#8217;ye karşı önyargılı veya mesafeli değil.</p>
<p>&#8220;Türkiye bizim ağabeyimizdir; Türkiye&#8217;den öğreneceklerimizle biz burada yeni bir dünya kuracağız&#8221; diyorlar.</p>
<p>Kabul edelim ki Türkiye de geçen o süreci iyi değerlendirmiş ve Irak&#8217;ın kuzeyine damgasını vurmayı becermiş. Türk İşadamları Derneği ve Türk okulları gerekli köprüyü oluşturmuş, işadamlarımız ise başarılı çalışmalarıyla kendilerini sevdirmişler ve Türkiye&#8217;nin ayrıcalıklı bir ülke olmasında rol üstlenmişler.</p>
<p>Erbil&#8217;de başınızı hangi yana çevirseniz çevirin mutlaka karşınıza Türkiye&#8217;den gitme bir işaret, bir eser görüyorsunuz. İnşaat, gıda ve hizmet gibi sektörlerde yüzde yüz Türkiye imzası var. En büyük binaları inşa edenler de Türkiye&#8217;nin müteahhidi, en lüks restoranı işleten de Türk…</p>
<p>Erbil merkezli bu bölge yönetimi, her ne kadar Irak&#8217;a bağlı ve Irak&#8217;ın bir parçası gibi olsa da, aslında arka planda tüm halkın özlemi ileride bağımsız bir devlet olmak… Öyle ki bütün yapılanma, uygulama ve davranış biçimi bunu gösteriyor. Merkez bankasından tutunuz da, milli marşa kadar her şeyleriyle kendilerini Bağdat&#8217;tan soyutlamışlar. Özellikle de Sünni  Araplara karşı geliştirdikleri keskin refleksleriyle de &#8220;biz ayrı bir millet ve ayrı bir yönetimiz&#8221; diyorlar.</p>
<p>Yani Erbil merkezli o bölge, asla bir özerk yapı veya federe bir bölge gibi değil.</p>
<p>&#8220;Bizim adımız da belli coğrafyamız da. Burası Kürdistan ve adı da Kürt Devleti&#8217;dir&#8221; demeleri boşuna değil.</p>
<p>Son derece yoğun geçen ziyaretlerden ötürü vaktin nasıl geçtiğini anlayamadık. Erbil Valisi Nevzat Hadi Movloot’un odasından ayrılınca artık akşam olmuştu. Murat Arslan&#8217;ın arkadaşları tarafından tahsis edilen süper lüks araçlara binerek kafilenin kalacağı otele döndük.</p>
<p>Herkes çok yorgundu ama heyetin morali iyiydi.</p>
<p>Ufak tefek aksiliklere, konsolosluktaki gergin ortama rağmen, kimse &#8220;Nereden de geldik buraya&#8221; diye sızlanmıyordu.</p>
<p>Genel Sekreter Kabakuş herkese tebligatta bulundu:</p>
<p>&#8220;Yarım saat içinde aşağıda olunsun, akşam yemeği için başka bir otele geçeceğiz.&#8221;</p>
<p>İsabet oldu; zira fena halde acıkmıştık. Doğrusu yemeklerini de merak ediyordum.</p>
<p>Cemal Şengel ve Hakkı Hınıslıoğlu gibi Erbil konusunda tecrübeli olan arkadaşlar, &#8220;Göreceksiniz çok güzel yemekleri var. Hele de balık yapmışsalar yemeye doyulmaz.&#8221; diyorlardı.</p>
<p>Balık yoktu ama yemek fena değildi. Genel Sekreter Kabakuş fazla masraf olmasın diye, heyetin ilk akşam yemeğini orta ölçekli bir restoranda geçiştirmişti. İçimizden bazıları homurdandı ama yapılacak bir şey yoktu. DAİB&#8217;in kör kuruşu için mücadele eden Fikret Bey, cimriliği abartmıştı.</p>
<p>Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız, güngörmüş bir polis şefi, Amerika dahil pek çok ülkede bulunmuş. Daha masaya oturur oturmaz neyin ne olduğunun  belli olmasına rağmen, ne Turgut Bey, ne heyetin başkanı Vali Öztürk ne de yüzünden tebessümü  hiç eksik olmayan Muhyettin Aksak renk vermediler.</p>
<p>İlk akşam böylece kazasız belasız geçti. Yarın yine koşturacağımız bir gün olacaktı. Bu yüzden erkenden yatmak lazımdı.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29153-mehmet-senerin-erbil-izlenimleri-2-bolum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğu’da ki BATI: ERBİL</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29152-dogu%e2%80%99da-ki-bati-erbil</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29152-dogu%e2%80%99da-ki-bati-erbil#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Nov 2011 08:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29152</guid>
		<description><![CDATA[Adına ister &#8220;Kuzey Irak&#8221; deyin, ister &#8220;Bölgesel Yönetim&#8221; deyin, isterse resmi adıyla &#8220;Kürdistan&#8221; fark etmez.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Adına ister &#8220;Kuzey Irak&#8221; deyin, ister &#8220;Bölgesel Yönetim&#8221; deyin, isterse resmi adıyla &#8220;Kürdistan&#8221; fark etmez. Gerçek şu ki, orada Erbil merkezli yeni bir dünya şekilleniyor.</strong></p>
<p>Saddam sonrası  ya da Amerika&#8217;nın çekilmesiyle birlikte, Irak&#8217;ı nasıl bir geleceğin beklediğini görmek için, önce Bağdat&#8217;a bakarsanız, karşınıza çıkacak manzara şudur: İstikrarsızlık, kaos, iç savaş ve meçhul yarınlar.</p>
<p>Fakat rotanızı Erbil&#8217;e çevirirseniz, bu kez de göreceğiniz şudur:  Bağdat&#8217;tan bağımsız, zengin, hızla kalkınan, huzurlu ve dış dünyaya açık özerk bir bölge… Ve bu bölgenin iskeletini de Kerkük, Musul, Süleymani&#8217;ye ve Erbil oluşturuyor. Sıklet merkezi ise, tek başına Erbil…</p>
<p>Çünkü bizim Irak&#8217;ın Kuzeyi, onların da Kürdistan dediği bu bölgesel yönetimin başkenti kabul edilen Erbil, sadece ticari hareketlilik açısından değil, siyasi ve jepolotik  yapısı nedeniyle de, diğer şehirlerden ayrılıyor.</p>
<p>&#8220;Erbil, geleceğin Dubai&#8217;si olacak&#8221; şeklinde düşünenler, haklı olarak son birkaç yıldan beri bu şehirdeki hızlı büyümeye, sanayileşmeye ve dünya devi şirketlerin yüksek hacimli yatırımlarına bakarak bir değerlendirme yapıyorlar. Oysa Erbil&#8217;i &#8220;çok önemli&#8221; kılan unsur, bu kalkınma trendinden öte bir şey…</p>
<p>O  çok önemli unsur şudur:  Irak&#8217;ın toplamında yaşayan Kürt nüfusun en büyük kısmı Erbil&#8217;de bulunuyor.  Ayrıca Erbil, bölgesel yönetimin patronu olan Barzani ailesi için &#8220;üs&#8221; görevi yapıyor.</p>
<p>Kim adına ne derse desin, realite şu ki: Irak&#8217;ın kuzeyinde bir Kürt Devleti kurulmuş ve bu devlet, zimmen de olsa dünya tarafından tanınmış. 2012 yılında Amerika Irak&#8217;tan muharip güçlerini çektikten sonra, neler olur biter şimdiden kestirmek zor. Ancak tahminler o yönde ki, Amerika, Erbil merkezli bir tampon bölge oluşturdu ve bu bölgede kalıcı olmak için, Kürdistan Devleti&#8217;ni koruyup kollayacak.</p>
<p>Petrol geliri sayesinde, kısa sürede zenginleşeceği anlaşılan Erbil, şu şekliyle bile özellikle de Türkiye&#8217;nin asla sırtını döneceği bir bölge değil.</p>
<p>Ne Erbil Türkiye&#8217;ye rağmen huzur ve güven içinde olur; ne de Türkiye Erbil&#8217;i yok sayarak o bölgede mesafe alabilir.</p>
<p>&nbsp;<br />
Doğu Anadolu İhracatçılar</p>
<p>Birliği&#8217;nin “arka bahçesi”…</p>
<p>&nbsp;<br />
Geçtiğimiz hafta, Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği&#8217;nin davetlisi olarak Erbil&#8217;e gittik. Başkanlığını Erzurum Valisi Sebahattin Öztürk&#8217;ün yaptığı 90 kişilik heyetin içinde, Erzurum&#8217;dan, Van&#8217;dan, Muş&#8217;tan, Tunceli&#8217;den, Hakkari&#8217;den, Ağrı&#8217;dan ve Kars&#8217;tan önemli ihracatçılar vardı.</p>
<p>Doğulu ve Güneydoğulu tüccarların &#8220;arka bahçesi&#8221; konumunda olan Erbil, bizler ( Vali Sebahattin Öztürk, AK Parti Milletvekili Muhyettin Aksak , Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız) için bir ilkti. Ancak heyetteki işadamlarının neredeyse tamamı Erbil&#8217;i avuçlarının içi gibi biliyordu. Böyle olmasaydı hiç Türkiye&#8217;nin Erbil&#8217;e yaptığı ihracatın toplamı 7 milyar dolar olur muydu?</p>
<p>Yahut da sadece Erzurum&#8217;dan yapılan ihracat rakamı 350 milyon dolara çıkabilir miydi?</p>
<p>Erbil&#8217;i, Diyarbakır&#8217;dan farklı kılan yegane unsur, Erbil&#8217;e pasaportunuzla gidiyor olmanız.</p>
<p>Orada da vize yok, tahdit yok.</p>
<p>İnanç, kültür, tarih ve dil ortaklığı Erbil&#8217;i, Türkiye&#8217;nin bir parçası gibi kılmış. Veya Türkiye, Erbil için &#8220;öteki&#8221; olmayan bir coğrafya…</p>
<p>Saddamlı yılların Erbil&#8217;i, Süleymaniye&#8217;si, öylesine itilmiş, öylesine ezilmiş, öylesine zulme gebe kalmış ki, Kürtler canlarını emniyette hissetmek için ya dağlara çıkmış, ya da sinip kalmış. Bu yüzden, şimdi özgür bir halk olmuş olsalar dahi, geçmiş yıllardaki travmalardan kalıcı izler taşıyorlar.</p>
<p>Doğulu olmaktan çok, Batılı gibi görünme arzuları da, aslında geçmişi unutmanın umutsuz bir mücadelesi…</p>
<p>Birbirinden görkemli lüks alış-veriş merkezleri, birbiriyle yarışa girişen beş yıldızlı oteller, Batı&#8217;dakilerine taş çıkartacak çaptaki eğlence ve kültür merkezleri, cadde ve sokakları renklendiren lüks otomobiller, bakımlı bayanlar ve marka düşkünü gençler, konforlu restoranlar ve Kürtçe yerine İngilizce konuşma özentisi…</p>
<p>İlk bakışta gözünüze çarpan bu manzara, Erbil&#8217;i öteki Doğu illerinden çok farklı kılıyor. Erbil, büyük bir hızla ve özlemle kozasından çıkmaya çalışıyor.</p>
<p>&#8220;Ben çok farklıyım&#8221; demek için de, Batılı gibi yaşamak, hatta Batılı gibi düşünmek arzusunda…</p>
<p>Buna rağmen Erbil, bizden bir yer ve bize çok daha yakın…</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29152-dogu%e2%80%99da-ki-bati-erbil/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki numune insan</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29086-iki-numune-insan</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29086-iki-numune-insan#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2011 14:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29086</guid>
		<description><![CDATA[Depremin üzerinden tam 8 gün geçti. Van&#8217;da hala ocaklardan acı tütüyor, hala gözyaşları sel olup&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Depremin üzerinden tam 8 gün geçti. Van&#8217;da hala ocaklardan acı tütüyor, hala gözyaşları sel olup akıyor. Yüzlerce insanımızın umutları, yarınları, hayalleri ve en önemlisi de hayatları enkazın altına gömüldü. Binlerce insanımız kanadı kırık kuş gibi, çırpınıp duruyor.</p>
<p>Keşke&#8230; Ama ne çare ki, gidenleri geri getirmek artık imkansız&#8230;</p>
<p>Fakat yaralı yüreklere yoldaş olmak, o insanların acısını paylaşmak elimizde&#8230;İşte insanlığın sınavı da tam bu noktada başlıyor:</p>
<p>Annesini-babasını enkazın altında bırakan bir çocuğa anne-baba olamayız belki, lakin o çocuğun küçük dünyasına sığmayan kederini, onun cılız omuzlarından alabiliriz.</p>
<p>Senin acın, bizim de acımızdır diyebiliriz.</p>
<p>İnsan olmanın en temel şartı da bu değil mi zaten.</p>
<p>Ve çok şükür ki bu millet hatta başka milletler işte bunu başardı.</p>
<p>İnsanlık, Van için ırmak oldu, deniz oldu aktı, aktı&#8230;…</p>
<p>İnsanlık, Van&#8217;daki yanan ateşi söndürmek, kanayan yaraya merhem olmak için TIR oldu, jet oldu&#8230;…</p>
<p>Mevzubahis insan olunca, kadim düşmanlıklar unutuldu, merhabalar ölümsüz dostluğa dönüştü&#8230;…</p>
<p>&#8220;Dayan geliyorum&#8221; diyenler öyle çoğaldı ki, yardımlar yağmur oldu, kar oldu yağdı Van&#8217;a, Erciş&#8217;e&#8230;…</p>
<p>Ne yağmacı ve talancılar engelleyebildi, ne de terör örgütü bu çığın önünde durabildi.</p>
<p>Yediden yetmişe herkes koştu&#8230;…</p>
<p>İşte o kişilerden ikisine birebir tanık oldum.</p>
<p>İlki kıymetli dostumuz işadamı Cemal Şengel&#8217;di.</p>
<p>İkincisi de Erzurum&#8217;a çok büyük bir yatırım yapmakta olan MNG Holding&#8217;in tepe yönetici hemşerimiz sevgili Abiş Hopikoğlu&#8217;ydu.</p>
<p>Kuşkusuz ki bu insanlar gibi yüzlerce ve binlercesi de var.</p>
<p>Bu iki değerli insanı cımbızla çıkarıp yazmamın yegane sebebi, o sırada yanlarında bulunmam ve Van için nasıl seferber olduklarına birebir tanık olmamdır.</p>
<p>Depremin olduğu gün İstanbul&#8217;dan Erbil&#8217;e gitmek üzereydik.</p>
<p>WOW Otel&#8217;de, yüreğimiz ağzımızda gelen haberleri dinlerken, bir baktım ki Cemal Şengel birilerine şu talimatı veriyor:</p>
<p>&#8220;Hemen 50 adet seyyar ev, yüz adet seyyar tuvalet hazırlayın ve iki TIR da gıda malzemesi yükleyin Van&#8217;a gidin. Kimseden talep gelmesini beklemeyelim.&#8221;</p>
<p>O dakikalarda yıkımın büyüklüğü, felaketin yakıcılığı henüz ortaya çıkmamıştı bile&#8230;…</p>
<p>Belki o çapta bir yardım gerekmeyebilirdi de&#8230;…Fakat Cemal Şengel, bir kenarda kimsenin duymasını istemeden bu talimatı veriyordu ilgili arkadaşına&#8230;…</p>
<p>Kulak kesilmeseydim ben de duyamayacaktım.</p>
<p>Cemal Şengel&#8217;i otuz yıldan beri tanırım. İnsanlık için nasıl fedakar biri olduğunu yakından bilenlerdenim. Üstelik sadece ben değil, bu şehirde herkes O&#8217;nun bu yanını bilir ve takdir eder.</p>
<p>Kimsesiz çocukların manevi babası, düşkünlerin hamisi, ilim irfan peşinde koşanların dostu, Allah yolunda gidenlerin yaveridir.</p>
<p>Maddi olarak ne kadar zengindir bilmiyorum; ama yüreğindeki servetin tükenmez olduğu bir gerçek&#8230;…</p>
<p>O gün, o telefon konuşmasını kulaklarımla dinledim ve istedim ki o tablo ölümsüzleşsin&#8230;…</p>
<p>Yıllar yılı Erzurum&#8217;daki çocuk yuvalarının derdine merhem olan Cemal Şengel, şimdi de Van&#8217;daki imdat çığlıklarına yetişmeye çalışıyor, gücü nispetinde&#8230;…</p>
<p>Aynı akşam tanık olduğum ve hemşerimiz olduğu için de ayrıca iftihar ettiğim diğer yürekli kişi Abiş Hopikoğlu&#8230;…</p>
<p>MNG Holding&#8217;in tüm kargo uçaklarını Van&#8217;ın emrine vermişti. Bir saat için organize olan sekiz on uçak ve jet Van&#8217;a acil yardım taşıdı. Ne hükümetten ne de Van valisinden bu yönde bir talep gelmeden MNG Holding adeta alarma geçti. Kurumsal bir yapı olmanın da verdiği avantajla, Abiş Bey oturduğu yerden müthiş bir işe imza attı ve bunu kimseyle de paylaşmadı.</p>
<p>Aynı Holding şimdi de Van&#8217;da dağıtılmak üzere, Erzurum&#8217;dan 500 kurban topluyor. Bu bilgiyi de kıymetli dostumuz Kamuran Şenol verdi. Kamuran kardeşimiz de hemşerimiz ve MNG Holding&#8217;te yönetici…</p>
<p>Erzurum için yüreği sevgi ve coşku dolu bir hemşerimiz.</p>
<p>Abiş Bey&#8217;i de, sevgili Kamuran&#8217;ı da geçen hafta tanıdım. Ve tanımış olduğum için mutlu oldum. Zira her iki hemşerimiz de Erzurum&#8217;dan uzakta olmalarına rağmen, bir yanlarıyla hep Erzurum&#8217;dalar ve istiyorlar ki Erzurum büyüsün, gelişsin&#8230;…</p>
<p>Bu dostlarımız da tıpkı Cemal Bey gibi yerli, milli ve yürekleri vatan-millet aşkıyla çarpıyor.</p>
<p>Ne geldikleri yeri unutmuşlar, ne de hedefleri için değerlerinden vazgeçmişler.</p>
<p>Erzurum&#8217;un bu hemşerileri artıkça Erzurum gelişip serpilecektir.</p>
<p>Erzurum, bu vefakar evlatları sayesinde, varacağı menzile daha kısa zamanda erişecektir.</p>
<p>Van&#8217;daki yaralı kardeşlerimiz için böylesine yürekli bir çaba harcayan bu hemşerilerimiz, kuşkunuz olmasın ki Erzurum için çok daha fazlasını yapmanın peşindeler.</p>
<p>Yeter ki bu insanları saçma sapan nedenlerden ötürü incitmeyelim ve onları sevelim&#8230;…</p>
<p>Gördüğüm kadarıyla Vali Sebahattin Öztürk başta olmak üzere, akıl ve izan sahibi pek çok yöneticimiz bu hassasiyete sahip&#8230;…</p>
<p>Meraklısı için küçük bir not:</p>
<p>Cemal Şengel Erzurum&#8217;un Mördürük Köyü&#8217;nden yani üniversitenin yanıbaşındaki köyden.</p>
<p>Abiş Hopikoğlu ise Tekmanlı. Tekman&#8217;ın meşhur Çevirme Köyü&#8217;nden, köylü bir ailenin çocuğu. Kamuran Şenol ise, Karayazılı. Karayazı&#8217;nın Çayırbeyli Köyü&#8217;nden. O da yoksul bir köylü çocuğu&#8230;…</p>
<p>Birisi Türk, ikisi Kürt orijinli üç yürekli Dadaş, üç insan evladı.</p>
<p>Ülküleri de ortak, hayalleri de:</p>
<p>-Güçlü ve müreffeh bir Türkiye&#8230;…</p>
<p>-Gelişmiş ve dünya ölçeğinde adından söz ettiren bir Erzurum&#8230;…</p>
<p>-Herkesin kardeşçe ama insanca yaşadığı bir vatan&#8230;…</p>
<p>Söyler misiniz değil PKK, hangi beşeri güç bu kuvvetli yapıyı sarsabilir, hangi irade bu insani değerleri yok edebilir? Keşke öyle bir sınav olmasaydı ama bu sınav sayesinde gördük ki bu millet bu imana, bu erdeme, bu insani duygulara ve bu yüreğe sahip olduğu sürece, en acımasız toplar bile sinemizde küçük bir gedik bile açamaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29086-iki-numune-insan/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu günler de geçecek elbet…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29055-bu-gunler-de-gececek-elbet%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29055-bu-gunler-de-gececek-elbet%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 13:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=29055</guid>
		<description><![CDATA[Nice büyük badireleri atlamış, nice belaları savuşturmuş olan bu millet inşallah yaşadığımız şu acılı süreci&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nice büyük badireleri atlamış, nice belaları savuşturmuş olan bu millet inşallah yaşadığımız şu acılı süreci de, el birliğiyle atlatıp, daha aydınlık yarınlara hep birlikte ulaşacaktır. Bunu kimseyi teselli etmek için değil, bütün kalbimle inandığım için söylüyorum. Çünkü bu milletin tarihi, her biri altın levha olan numune sayfalarla doludur.<br />
Yedi düvel üzerimize saldırdığı ve vatan toprakları işgal edildiği zaman, “bir avun inanmış adam” önce olmuştu ve bütün bir millet tek yürek haline gelmişti.</p>
<p>Nice felaketler yaşadık, deprem de gördük, yangın da. Terör ve anarşi karşısında da sınav verdik, yokluk ve yoksulluk karşısında da…<br />
Geçen hafta Irak’ın kuzeyinde Erbil’deydik; Yani yaygın ve de resmi adıyla Kürdistan’daydık…<br />
Fakat aklımız da, yüreğimiz de Türkiye’deydi. Çukurca’da şehit düşen 33 askerimizin acısı daha tazeyken, bu sefer de Van ve Erciş’i yıkan depremle sarsıldık. Bütün bir millet Van için ağladı ve Van için seferber oldu. Bu da, bu milletin tarihinden, kültüründen ve en önemlisi de imanından gelen vahdet şuurun nasıl dipdiri olduğunu göstermeye yetti de arttı bile…<br />
Olup bitenleri Erbil’de sınırlı haberleşme imkanlarıyla takip etmeye çalıştık. Üzüntümüz, devlet ve millet güç birliği ederek, felaket bölgesinde gösterdiği üstün başarıyla az da olsa hafifledi.<br />
12 yıl önceki Marmara depreminin üstesinden nasıl geldiysek ve nasıl tez zamanda yaralar sarıldıysa, Van-Erciş depreminde daha iyisi olacak. Çünkü bu sefer imkanlarımız da fazla, tecrübemiz de… Baksanıza 108 saat sonra enkazın altından canlı insan çıkarılıyor. Yaralı depremzedeler en iyi koşullarda tedavi ediliyor. Çok şükür ki hayatta kalan kimse aç ve açıkta değil. Hem de çeşitli oyunlara rağmen…<br />
Hepimizin ortak paydası olan Cumhuriyet’imiz bugün 88 yaşına bastı. Yüreğimizdeki yangın yüzünden bu anlamlı günü şanına yaraşır biçimde kutlayamıyoruz. Varsın olsun… Biliyoruz ki, bize bu Cumhuriyet’i hediye eden o yürekli insanlar da olsaydı, böyle bir günde farklı davranmazdı. Çünkü millet olmak, tasada sevinçte birlikte olmak demektir.<br />
Ne şehitlerimizin toprağı kurudu, ne de Van- Erciş’ten tüten dumanlar dindi. Kimin gönlü el verir coşup eğlenmeye…<br />
Fakat 88 yıl öncesine dair olup bitenleri hatırlamak ve hatırlatmakta da bir mahsur yoktur.<br />
İşte size küçük bir kesit ve Erzurum&#8217;un tarihsel önemi&#8230;</p>
<p>&#8220;Yaz çocuk&#8221; demişti. &#8220;Yeni kuracağımız devletin şekli idaresi Cumhuriyet olacaktır.&#8221;<br />
Ve O da, kara kaplı defterinin artık son boş sayfalarından birine aynen böyle yazmıştı:<br />
&#8220;&#8230;şekli idare cumhuriyet olacaktır&#8221;<br />
Henüz Erzurum&#8217;daydılar&#8230;<br />
Daha aydınlık yarınların şafağı sökmemişti bile&#8230;<br />
Bir yanda yürekleri kasıp kavuran bir bıkkınlık ve umutsuzluk; öbür yanda da &#8220;&#8230;tam bir avuç inanmış adam&#8221; vardı.<br />
Kararlıydılar&#8230;<br />
Cesurdular&#8230;<br />
Ellerinde namlunun ucuna sürdükleri canlarından başka bir şey yoktu&#8230;<br />
Emperyalizm sadece şehirleri değil, vicdanları da kuşatmıştı.<br />
Teslim olmayı &#8220;ehveni şer&#8221; sayanlarla, ölümüne çarpışmayı tercih edenler arasında bir savaştı bu aynı zamanda&#8230;<br />
Bulutlar haber veriyordu:<br />
Mazlum halkın kurtuluş kıvılcımları çakmak üzereydi.<br />
Dağlar yol vermese de kervan yola çıkmıştı bir kere&#8230;<br />
İmanları, engelleri yıkıyordu tek tek&#8230;<br />
Çünkü inanıyorlardı:<br />
Bir gün Anadolu&#8217;da yeniden istiklal güneşi parlayacaktı ve yürekleri saran zifiri karanlığın yerini, yıldızlar gibi parlayan yarınlar alacaktı&#8230;<br />
Biliyorlardı ki bu halk, tıpkı Kafdağı&#8217;nın arkasındaki Anka kuşu gibi kendi küllerinden yeniden doğmak üzereydi&#8230;<br />
Yine biliyorlardı ki Erzurum Kongresi, aslında kutlu doğumun mübarek bir sancısıydı&#8230;<br />
Zulme gebe kalmış olsa da geceler, besbelli ki yeni bir sabah nuruyla donatacaktı baştan sona bütün Anadolu&#8217;yu&#8230;<br />
Ankara henüz derin bir uykuda, İstanbul zilletin kollarındaydı&#8230;<br />
Ama Erzurum ayaktaydı&#8230;<br />
Üstelik yarası daha kanamaktaydı ve henüz giden evlatların yasları tutulmamıştı bile&#8230;<br />
Fakat gün yas tutacak gün değildi; &#8216;Ya istiklal ya ölüm&#8217; deme zamanıydı şimdi&#8230;<br />
İşte bu hal üzere Erzurumlu son bir kez daha silkindi ve çok uzaklardan gelen misafirlerine kucak açtı.<br />
Şöyle seslendi onlara:<br />
Şayet aç kalırsak birlikte aç kalacağız, öleceksek de birlikte öleceğiz&#8230;<br />
Sadece İstanbul duymadı bu sesi; yankı o denli güçlüydü ki tüm mazlum milletlerin dizlerine derman, gözlerine fer gelmişti&#8230;<br />
Haliç&#8217;in sakin suları bile coştu&#8230;<br />
Yardımcıları Allah, yoldaşları Peygamberdi çünkü&#8230;<br />
Takvim yaprakları 1919&#8242;u gösteriyordu.<br />
Daha dört yıl vardı, o büyük güne&#8230;<br />
Ama ok yaydan çıkmıştı artık; Erzurum, sonra Sivas&#8230;<br />
Tüm yollar aynı kutlu kavşağa çıkıyordu&#8230;<br />
Dudaklarda dua, yüreklerde sarsılmaz bir iman vardı&#8230;<br />
Çocuğun kara kaplı deftere düştüğü not, kuvveden fiile geçecekti bir gün&#8230;<br />
Önde Mustafa Kemal, arkasında Kazım Karabekir ve daha niceleri&#8230;<br />
Muşlu, Mardinli, Trakyalı&#8230;<br />
Trabzonlu, Amasyalı, Konyalı&#8230;<br />
Karslı, Bayburtlu, Elazığlı&#8230;<br />
İstanbullu, İzmirli, Sarıkamışlı&#8230;<br />
Kimse kimsenin kafa kağıdına bakmıyordu; onlar ölümde yoldaştılar, cephede kardeş&#8230;<br />
Onlar inanmışlardı, hem de güvenmişlerdi&#8230;<br />
Şafak söktü sökecek; nur yüzlü sabahlar Anadolu&#8217;yu saracaktı çepeçevre; ya bugün ya da yarın&#8230;<br />
1923 sadece bir sonuçtu; öncesi vardı; sonucu anlamlı kılan&#8230;<br />
Kürsüde Mustafa Kemal Paşa, karşısında sinelerinde mangal gibi yürek taşıyan ağalar, beyler&#8230;<br />
Türktüler, Kürttüler, Lazdılar, Çerkezdiler&#8230;<br />
Ama hepsi de adam gibi adamdılar&#8230;<br />
Emperyalizme boyun eğmemiştiler ki, ırkçılık gibi ilkel bir duyguya yenilsinler&#8230;<br />
Kiminin adı Ahmet&#8217;ti, kiminin ki Mırza; Temel de vardı, Hakim de&#8230;<br />
Molla da vardı, muallime de&#8230;<br />
Kimi yavuklusundan kopmuştu, kimi de en sıcak kucak olan ana kucağından&#8230;<br />
Kahrolası hanede evlad-ı iyal kalmıştı&#8230;<br />
Ama vatan kurtulmuştu ya&#8230;<br />
Kara kaplı defterin o son boş yaprağı, mezarından kalkan ölü gibi ayaklanmıştı artık&#8230;<br />
Ankara yeni bir Türk devletinin temelleri üzerine, yarınları bina ediyordu&#8230;<br />
Yıl 1923&#8242;tü&#8230;<br />
Kürsüde Sarı Paşa, hemen karşısında yoldaşları duruyordu&#8230;<br />
Öylece taçlandı o gün, tarihin o şanlı yaprağı&#8230;<br />
Ve aradan tam seksen altı sene geçti&#8230;<br />
Hava puslu, sokaklar sisli olmasına sisli ama tünelin ucundaki ışık bizi bekleyip duruyor.<br />
Şafak söktü sökecek&#8230;<br />
Yeryüzündeki bu son Türk Devleti, ceviz ağacının yaprakları gibi kuşattıkça kuşatacak çevresini&#8230;<br />
Yüreğimiz daralmasına daralıyor hoş, ama bu günler de geçici&#8230;<br />
Ortadoğu&#8217;dan Kafkasya&#8217;ya, Avrupa&#8217;dan uzak diyarlara&#8230;<br />
Yakındır her yerde bizim türkümüzün çalacağı günler&#8230;<br />
Endişelerim var ama asla umutsuz değilim çünkü biliyorum ki:<br />
Türk Devleti büyüdükçe büyüyecek&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/29055-bu-gunler-de-gececek-elbet%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selami Altınok&#8217;un özel çabası&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28851-selami-altinokun-ozel-cabasi-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28851-selami-altinokun-ozel-cabasi-2#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2011 06:43:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28851</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yapılanmayla birlikte, birkaç yıl önce İl Genel Sekreterliği olan eski özel idare, lağvedilen Köy&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yapılanmayla birlikte, birkaç yıl önce İl Genel Sekreterliği olan eski özel idare, lağvedilen Köy Hizmetleri&#8217;ni de bünyesine alınca, hem hacim olarak çok güçlendi, hem de hizmet alanı genişledi. Bu sebeple, İl Genel Sekreterliği oldukça göz önünde olan bir kurumdur.</p>
<p>Köy yollarının yapımı, köylere su ve kanalizasyon altyapısının götürülmesi ve kışın da karla mücadele işi gibi, temel hizmetleri olan İl Genel Sekreterliği, son birkaç yıldan beri Erzurum&#8217;da en göz dolduran birimlerin başında yer alıyor.Bir zamanlar adı, vurgun, yolsuzluk ve alengirli işlerle anılan bu kurum, son zamanlarda yaptığı düzgün işlerle takdir topluyorsa, bunun baş mimarı kuşkusuz ki İl Genel Sekreteri Selami Altınok&#8217;tur.</p>
<p>İsmi lazım değil; başka kurumların da başlarında öz be öz Erzurumlu müdürler olmasına karşın, hiç biri Selami Altınok kadar kalıcı ve ciddi hizmetlere imza atamıyor. Hatta bir iki müdür var ki, vatandaşa zulmetmek için adeta özel bir çaba sergiliyor.</p>
<p>Eskiden basında saptantı haline gelen bir anlayış vardı: Her hangi bir kuruma müdür atanacağı zaman şövenist duygularla, &#8220;illa da Erzurumlu biri olsun&#8221; diye tuttururduk. Neden sonra fark ettik ki, bu talep çok da doğru değilmiş. Zira, adam gibi adam olması, meselesine vakıf olması, başında bulunduğu kurumu insanlara eziyet yeri değil de hizmet aracı olarak gören bir anlayışta olsun da nereli olursa olsun.</p>
<p>Şayet her Erzurumlu müdür İl Genel Sekreteri gibi, dürüst, çalışkan, memleket sevdalısı, dünyadan haberdar ve cesur biri olacaksa eyvallah, illa da Erzurumlu olsun.</p>
<p>Lakin şu süreçte gördük ki, adının önünde Erzurumlu yazmasına karşın, şehre zerre kadar katkı vermeyen bazı müdürler, siyaseten yüksek katlarda itibar ve izzet görüyor.</p>
<p>Bunu anlamak mümkün değil&#8230;…</p>
<p>Selami Altınok&#8217;u şu birkaç aydan beri yakından tanıdım. Yaptığı işler, yapmayı planladığı hizmetler ve şehre dair geliştirdiği perspektif beni heyecanlandırıyor.</p>
<p>Selami Bey, mülkiyeli bir hemşerimiz. Uzun yıllar çok büyük ilçelerde kaymakamlık yapmış ve davet üzerine Erzurum İl Genel Sekreterliği görevine gelmiş. Sınıf arkadaşlarının pek çoğu valilik yapıyor. Kendisi de vali olacak potansiyelde biri. Ama O, Erzurum&#8217;da kalıp, memleketine yararlı olmak istiyor.</p>
<p>Çünkü inanıyor ki, Erzurum önemli bir kent ve ciddi hizmetlere ihtiyacı var.</p>
<p>İl Genel Sekreterliği, sanıldığından büyük bir kurum. Eğer bu kurumun kaynakları, bütçesi ve yetkileri iyi yönetilirse, Erzurum ciddi bir sıçrama yapabilir.</p>
<p>Selami Altınok&#8217;un bütün gayreti de, işte bu sıçramada rol üstlenmektir.</p>
<p>Erzurumlu olması ve de bazı Erzurumlu müdürlerden farklı olarak, şehir adına sancı çekmesi büyük bir avantaj&#8230;…</p>
<p>Erzurum&#8217;un yaklaşık bin dolayında köy ve mezrası bulunuyor.</p>
<p>Yani hizmet alanı çok büyük… Ve de bu alan içerisinde kalan köyler uzun yılların ağır ihmali sonucu pek çok hizmetten mahrum bırakılmış.</p>
<p>Selami Altınok ve çok güvendiği kadrosu, hizmete susamış köylere medeniyet ulaştırmak için fasılasız çalışıp duruyorlar. Tabii ki en büyük destekçileri de hükümet ve hükümet adına karar veren Vali Sebehattin Öztürk&#8230;…</p>
<p>&#8220;Amacımız kanalizasyonsuz ve içme suyu olmayan köy kalmamasıdır&#8221; diyen Selami Altınok, kurumun personel yükünün önemli oranda hafiflemesi sebebiyle, belki on yılda yapılacak işleri bir iki yıla sığdırmaya çalışıyor.</p>
<p>İl Genel Sekreterliği&#8217;nin, önemli işlerinden biri de karla mücadele etmektir. Kendisine sorduk, bu konuda vaziyetimiz nedir?</p>
<p>Hiç düşünmeden cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Karla mücadele için ekiplerimiz de hazır, kaynağımız da.&#8221;</p>
<p>Bu kendinden emin tavır insana güven veriyor.</p>
<p>Demek ki şehir bu manada emin ellerde. Yani eskiden olduğu gibi yarım metre kar yağdığında kimi köylerimiz aylarca dış dünyayla irtibatsız kalmayacak.</p>
<p>İstedik ki, bu durumun altını kalınca çizelim ve bu güven duygusunu bize aşılayan Genel Sekreter Selami Altınok&#8217;un da hakkını teslim edelim.</p>
<p>Yani yol yapanla rol yapanları ayıralım ki, testiyi kıran da taşıyan da bir olmasın&#8230;…</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28851-selami-altinokun-ozel-cabasi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selami Altınok&#8217;un özel çabası&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28791-selami-altinokun-ozel-cabasi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28791-selami-altinokun-ozel-cabasi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2011 08:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28791</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yapılanmayla birlikte, birkaç yıl önce İl Genel Sekreterliği olan eski özel idare, lağvedilen Köy&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yapılanmayla birlikte, birkaç yıl önce İl Genel Sekreterliği olan eski özel idare, lağvedilen Köy Hizmetleri&#8217;ni de bünyesine alınca, hem hacim olarak çok güçlendi, hem de hizmet alanı genişledi. Bu sebeple, İl Genel Sekreterliği oldukça göz önünde olan bir kurumdur.</p>
<p>Köy yollarının yapımı, köylere su ve kanalizasyon altyapısının götürülmesi ve kışın da karla mücadele işi gibi, temel hizmetleri olan İl Genel Sekreterliği, son birkaç yıldan beri Erzurum&#8217;da en göz dolduran birimlerin başında yer alıyor.Bir zamanlar adı, vurgun, yolsuzluk ve alengirli işlerle anılan bu kurum, son zamanlarda yaptığı düzgün işlerle takdir topluyorsa, bunun baş mimarı kuşkusuz ki İl Genel Sekreteri Selami Altınok&#8217;tur.</p>
<p>İsmi lazım değil; başka kurumların da başlarında öz be öz Erzurumlu müdürler olmasına karşın, hiç biri Selami Altınok kadar kalıcı ve ciddi hizmetlere imza atamıyor. Hatta bir iki müdür var ki, vatandaşa zulmetmek için adeta özel bir çaba sergiliyor.</p>
<p>Eskiden basında saptantı haline gelen bir anlayış vardı: Her hangi bir kuruma müdür atanacağı zaman şövenist duygularla, &#8220;illa da Erzurumlu biri olsun&#8221; diye tuttururduk. Neden sonra fark ettik ki, bu talep çok da doğru değilmiş. Zira, adam gibi adam olması, meselesine vakıf olması, başında bulunduğu kurumu insanlara eziyet yeri değil de hizmet aracı olarak gören bir anlayışta olsun da nereli olursa olsun.</p>
<p>Şayet her Erzurumlu müdür İl Genel Sekreteri gibi, dürüst, çalışkan, memleket sevdalısı, dünyadan haberdar ve cesur biri olacaksa eyvallah, illa da Erzurumlu olsun.</p>
<p>Lakin şu süreçte gördük ki, adının önünde Erzurumlu yazmasına karşın, şehre zerre kadar katkı vermeyen bazı müdürler, siyaseten yüksek katlarda itibar ve izzet görüyor.</p>
<p>Bunu anlamak mümkün değil&#8230;…</p>
<p>Selami Altınok&#8217;u şu birkaç aydan beri yakından tanıdım. Yaptığı işler, yapmayı planladığı hizmetler ve şehre dair geliştirdiği perspektif beni heyecanlandırıyor.</p>
<p>Selami Bey, mülkiyeli bir hemşerimiz. Uzun yıllar çok büyük ilçelerde kaymakamlık yapmış ve davet üzerine Erzurum İl Genel Sekreterliği görevine gelmiş. Sınıf arkadaşlarının pek çoğu valilik yapıyor. Kendisi de vali olacak potansiyelde biri. Ama O, Erzurum&#8217;da kalıp, memleketine yararlı olmak istiyor.</p>
<p>Çünkü inanıyor ki, Erzurum önemli bir kent ve ciddi hizmetlere ihtiyacı var.</p>
<p>İl Genel Sekreterliği, sanıldığından büyük bir kurum. Eğer bu kurumun kaynakları, bütçesi ve yetkileri iyi yönetilirse, Erzurum ciddi bir sıçrama yapabilir.</p>
<p>Selami Altınok&#8217;un bütün gayreti de, işte bu sıçramada rol üstlenmektir.</p>
<p>Erzurumlu olması ve de bazı Erzurumlu müdürlerden farklı olarak, şehir adına sancı çekmesi büyük bir avantaj&#8230;…</p>
<p>Erzurum&#8217;un yaklaşık bin dolayında köy ve mezrası bulunuyor.</p>
<p>Yani hizmet alanı çok büyük… Ve de bu alan içerisinde kalan köyler uzun yılların ağır ihmali sonucu pek çok hizmetten mahrum bırakılmış.</p>
<p>Selami Altınok ve çok güvendiği kadrosu, hizmete susamış köylere medeniyet ulaştırmak için fasılasız çalışıp duruyorlar. Tabii ki en büyük destekçileri de hükümet ve hükümet adına karar veren Vali Sebehattin Öztürk&#8230;…</p>
<p>&#8220;Amacımız kanalizasyonsuz ve içme suyu olmayan köy kalmamasıdır&#8221; diyen Selami Altınok, kurumun personel yükünün önemli oranda hafiflemesi sebebiyle, belki on yılda yapılacak işleri bir iki yıla sığdırmaya çalışıyor.</p>
<p>İl Genel Sekreterliği&#8217;nin, önemli işlerinden biri de karla mücadele etmektir. Kendisine sorduk, bu konuda vaziyetimiz nedir?</p>
<p>Hiç düşünmeden cevap verdi:</p>
<p>&#8220;Karla mücadele için ekiplerimiz de hazır, kaynağımız da.&#8221;</p>
<p>Bu kendinden emin tavır insana güven veriyor.</p>
<p>Demek ki şehir bu manada emin ellerde. Yani eskiden olduğu gibi yarım metre kar yağdığında kimi köylerimiz aylarca dış dünyayla irtibatsız kalmayacak.</p>
<p>İstedik ki, bu durumun altını kalınca çizelim ve bu güven duygusunu bize aşılayan Genel Sekreter Selami Altınok&#8217;un da hakkını teslim edelim.</p>
<p>Yani yol yapanla rol yapanları ayıralım ki, testiyi kıran da taşıyan da bir olmasın&#8230;…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28791-selami-altinokun-ozel-cabasi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeter ki oğlunuz şehit olsun&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28726-yeter-ki-oglunuz-sehit-olsun</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28726-yeter-ki-oglunuz-sehit-olsun#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 09:35:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ki]]></category>
		<category><![CDATA[oglunuz]]></category>
		<category><![CDATA[olsun]]></category>
		<category><![CDATA[sehit]]></category>
		<category><![CDATA[yeter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28726</guid>
		<description><![CDATA[Gözlerinizi yumun ve bir an için hayal edin… Evinizin telefonu çalıyor. &#8220;Alo&#8221; diyorsunuz. Karşınızdaki Güneydoğu&#8217;da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerinizi yumun ve bir an için hayal edin… Evinizin telefonu çalıyor. &#8220;Alo&#8221; diyorsunuz. Karşınızdaki Güneydoğu&#8217;da vatani görevini yapmakta olan oğlunuz. Yüreğiniz ağzınıza geliyor. Titrek bir sesle cevap veriyorsunuz:</p>
<p>-Buyurun!</p>
<p>Ahizenin öteki ucundaki ses sizi rahatlatıyor. &#8220;Baba&#8221; diyor. &#8220;Ben Yunus, iyiyim bir sorun yok.&#8221;Rahatlıyorsunuz, ağzınıza gelen yüreğiniz yeniden yerine dönüyor.</p>
<p>Yunus konuşmaya devam ediyor:</p>
<p>&#8220;Babacığım senden istediğim botlarımı gönderdin, çok teşekkür ediyorum. En azından ayaklarım çıplak kalmadı. Gelin isterseniz tam bu noktada uzunca bir parantez açalım ve içimizden geçenleri tek tek sıralayalım.</p>
<p>Çocuğunuz Çukurca&#8217;da veya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül&#8217;ün iade-i itibar ettiği ismiyle Norşin&#8217;de!</p>
<p>Bir sabah evinizin telefonu çalıyor ve karşınızda oğlunuz&#8230;…</p>
<p>&#8220;Babacığım&#8221; diyor. &#8220;Ayaklarımdaki botlar darmadağın oldu, burada bana yeni bot vermiyorlar. Ne olursun bana 41 numara bot yolla.&#8221;</p>
<p>Mali durumunuz ne olursa olsun, (burada da bir parantez açalım; maddi durumun ne olursa olsun cümlesi asla yerli yerinde bir cümle değildir. Zira maddi durumu iyi olan insanların çocukları asla ve kat&#8217;a Güneydoğu&#8217;da hem de cephede askerlik yapmazlar. Bu tarihi tecrübeyle sabittir ve kim ki aksini savunmaya kalkarsa katmerli yalan söylüyor demektir. Şayet Yunus zengin veya siyaseten nüfuzlu bir ailenin çocuğu olsaydı asla Güneydoğu&#8217;da olmazdı ve bugün şehit düşmemiş olurdu. Dün Gazete Güncel&#8217;de Mehmet Emin sormuştu, bugün de aynı soruyu biz soruyoruz: Ölüm hep fakirlere mi düşüyor? İster kabul edin ister isyan fark etmez ama gerçek bu&#8230;…İzleyin görün. Şu 24 şehidin cenazesi de hep yoksul ailelerin kapısına gidecek. Erzurum bunun en yakın tanığıdır.)</p>
<p>Baba yüreği dayanmıyor ve biricik oğluna istediği botu satın alıp gönderiyor.</p>
<p>Birkaç gün sonra baba Hasan Yılmaz&#8217;ın telefonu yeniden çalıyor. Hasan Bey büyük bir telaşla &#8220;efendim&#8221; diyor. Neyse ki bu sefer de oğlunun sesini duyuyor. Rahatlıyor, derin bir nefes alıyor. Oğlu hayatta ve kendisiyle konuşuyor.</p>
<p>Asker Yunus, babasına rica ediyor:</p>
<p>&#8220;Babacığım biliyorum durumun çok iyi değil ama çaresizim. Bana gönderdiğin botların aynısından arkadaşım için de lazım. Çünkü onun bot alıp gönderecek bir ailesi bile yok. Babacığım rica ediyorum senden o botların aynısından bir çift daha gönderebilir misin?&#8221;</p>
<p>Hadi siz bir baba olarak söyleyin. Oğlunuzdan böyle bir rica gelse hanginiz &#8220;hayır&#8221; diyebilirsiniz?</p>
<p>İster paranız olsun, ister beş parasız olun&#8230;…</p>
<p>Hasan Bey de olması gerekeni yapıyor ve cephede mücadele veren oğluna; &#8220;Elbette yavrum, arkadaşın için de bir çift bot alıp hemen yollayacağım&#8221; diyor.</p>
<p>Ertesi gün Hasan Bey, oğlunun ricasını yerine getirmek için evden çıkmaya hazırlanırken, kapının zili çalıyor. Küçük kız kapıyı açtığında öylece donup kalıyor. Karşısında iki subay beton sütun gibi duruyor.</p>
<p>Küçük kız, korkudan bağırıyor:</p>
<p>&#8220;Baba koş, iki subay gelmiş&#8221;</p>
<p>Hasan Bey&#8217;in dizlerindeki fer kesiliyor, nefesindeki soluk tükeniyor.</p>
<p>Güç bela kendisini kapının önüne attığında o iki subay şunu söylüyor:</p>
<p>&#8220;Oğlunuz Yunus şehit oldu&#8221;</p>
<p>Bu kadar&#8230;…</p>
<p>Evet bu kadar basit&#8230;…</p>
<p>&#8220;Oğlunuz şehit oldu&#8221;</p>
<p>Tıpkı daha önce aynı kirli savaşta şehit olan binlerce Mehmetçik gibi&#8230;…</p>
<p>Oysa Hasan Bey, ayaklarında bot olmayan o asker için alışverişe gidecekti&#8230;…</p>
<p>Dün Türkiye&#8217;nin 25 şehidi vardı ama hiç birinin cenazesi zenginlere mahsus musalla taşlarından kalkmadı.</p>
<p>Şehitlerin hepsi, ama hepsi de ekmeğe muhtaç ailelerin çocuklarıydı.</p>
<p>Kim ki buna &#8220;kader&#8221; derse, Allah&#8217;a bühtan ediyor demektir.</p>
<p>Çünkü Allah adildir, kadirdir, kerimdir, rahimdir&#8230;…</p>
<p>Hemşerimiz şair Refik Durbaş şöyle diyor:</p>
<p>&#8220;Usta ölmek hep bize mi düşüyor?&#8221;</p>
<p>Evet aslanım ölmek senin işin, gemilerde yaşamak onların&#8230;…</p>
<p>Sakaryalı şehit Jandarma Çavuş Birol Elmas&#8217;ın evinde elektrik yokmuş meğerse&#8230;…</p>
<p>Şehit düşmeseydi eğer kim bilir kaç ay daha karanlığa mahkum olacaktı ailesi&#8230;…</p>
<p>Neyse ki Birol şehit düştü de ailesi cereyana kavuştu!</p>
<p>Bu trajedinin özeti şudur:</p>
<p>Birol şehit olsun ki, ailesi elektriğe kavuşsun!</p>
<p>Yani bedel ödeyeceksiniz&#8230;…</p>
<p>Bilmiyorum elektrik kurumu şimdi alacağını tahsil etmenin o müthiş sevincini yaşıyor mudur yaşamıyor mudur ama, merak etmesin Birol canıyla o bedeli ödedi!</p>
<p>Birol, Güneydoğu&#8217;da tıpkı diğer kardeşleri gibi şehit düştü.</p>
<p>Sizi ilgilendirir mi bilmem fakat söylemek zorundayım:</p>
<p>Birol, yani şehit düşen o yiğit, askere gitmeden evvel eline av tüfeği bile almamış bir çocuktu.</p>
<p>Sarıkamış&#8217;ta düşmanla savaşamadan donarak ölen askerlerimiz için dönemin genel kurmay başkanı Enver Paşa&#8217;ya, &#8220;Niçin bu askerlerimiz öldü?&#8221; diye sorulduğunda aynen şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Nasılsa günün birinde ölmeyecekler miydi?&#8221;</p>
<p>Bugün de aynı anlayış ne yazık ki geçerli&#8230;…</p>
<p>&#8220;İyi ki öldüler&#8221; diyen yok ama, şehit olanların arkasından &#8220;ağıt yakmayın, ağlamayın&#8221; diyen dev adamlarımız mevcut.</p>
<p>Enver Paşa&#8217;dan farkları yok yani&#8230;…</p>
<p>Sonuç olarak; Sakaryalı şehit Birol&#8217;un 2 bin liralık elektrik borcu olduğunu ancak O&#8217;nun şehit düştüğü zaman öğrenmiş olduk. Şayet Birol şehit olmasaydı ailesi kim bilir daha kaç ay karanlığa mahkum olacaktı.</p>
<p>Ve o gün Hasan Bey&#8217;in kapısına asker dayanmamış olsaydı, çarşıya çıkıp oğlunun ricası üzerine o tanımadığı asker için de bot alacaktı.</p>
<p>Ama felek buna izin vermedi. Baba Hasan Yılmaz o akşam kara haberi almıştı ve zaten dünyası zifiri karanlığa gömülmüştü&#8230;…</p>
<p>Tekrar başa dönerek sormak istiyorum: Sizin oğlunuz olsaydı ne yapardınız?</p>
<p>(Bu soruyu evladı olanlar için ve tuzu kuru olmayanlar için soruyorum)</p>
<p>Boğaz&#8217;da yalıda oturup İskoç viskisi yudumlayıp, Küba purosu içenlere zaten sormuyorum&#8230;…</p>
<p>Size sorduğum şudur:</p>
<p>O 25 askerin içinde sizin bir yakınınız olsaydı ne yapardınız?</p>
<p>Vaziyet şudur:</p>
<p>Oğlunuz şehit olsun yeter ki; elektrik borcu da bizden bot parası da&#8230;…</p>
<p>Gerekirse köyünüzün yollarına mucur da dökeriz&#8230;…</p>
<p>Yeter ki siz şehit olun&#8230;…</p>
<p>Tam da dediğiniz gibi oldu; şehit olduk tek tek, hem de kahpe bir tuzak içinde&#8230;…</p>
<p>Ben de size bir şey sormak istiyorum. Yani siz şehitlerin üzerinden parsa toplayan adamlar. Söyleyin bana, biz şehit olurken siz yaşadığınızı mı zannediyorsunuz?</p>
<p>Avucunuzu yalarsınız.</p>
<p>Sizin ölümünüz, bizim şehit düşmemizden evvel olmuştu da siz bunu bilememiştiniz.</p>
<p>Kendinizi avutmayın.</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28726-yeter-ki-oglunuz-sehit-olsun/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devlet ne yapmalı?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28725-devlet-ne-yapmali</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28725-devlet-ne-yapmali#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 09:29:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[devlet]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[yapmali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28725</guid>
		<description><![CDATA[Evet; çok doğru&#8230;
Terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek, aşırılıklardan kaçınmalıyız.
Evet; çok doğru&#8230;
Duygularımızla değil, aklımızla hareket etmeliyiz.
Evet;&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evet; çok doğru&#8230;</p>
<p>Terör örgütünün ekmeğine yağ sürecek, aşırılıklardan kaçınmalıyız.</p>
<p>Evet; çok doğru&#8230;</p>
<p>Duygularımızla değil, aklımızla hareket etmeliyiz.</p>
<p>Evet; çok doğru&#8230;</p>
<p>Devlet, canı da yanmış olsa terör örgütü gibi davranamaz.</p>
<p>Tamam; haklısınız.</p>
<p>Lakin: İnsanlıktan zerre kadar nasiplenmiş kim vardır ki, bu büyük acı karşısında gönlüne gem vursun, duygularını dipsiz kuyulara atsın&#8230;</p>
<p>Unutmayalım ki, devleti yönetenler de birer insan&#8230;</p>
<p>Bu sebeple:</p>
<p>Cumhurbaşkanı Gül`ün, &#8220;intikamını alacağız&#8221; sözü, yerli yerinde bir sözdür ve devlete yakışan da budur.</p>
<p>Bir gün içinde, 33 şehit verdik.</p>
<p>Önce Güroymak`ta, saatler sonra Çukurca`da ölüm yağdı.</p>
<p>Türkiye yas evi oldu&#8230;</p>
<p>Devletin en tepesindeki kişi ekranlara çıkıp başka ne diyecekti ki?</p>
<p>Cumhurbaşkanı`nın bu tavrını eleştirenlerin çoğu, ya doğrudan PKK militanı, ya da örgüt erketecisi&#8230;</p>
<p>Dün bir kez daha, bu gerçeğe tanık olduk:</p>
<p>Dağdaki silahlı eşkıya ile şehirlerdeki kravatlı militanlar omuz omuza top yekun bir savaş veriyorlar!</p>
<p>Ve bu savaşın diğer tarafı ise, Türk milleti ve Türk devletidir.</p>
<p>Bu, terörden öte bir durum.</p>
<p>PKK, buzdağının görünen bir kısmıdır. Asıl düşman, saklandığı yerden vurup duruyor.</p>
<p>Ki, bu düşmanın ciddi bir kısmı da kendi içimizdedir. Yani o düşman; sokaktadır, kamudadır, Meclis`tedir.</p>
<p>Kimse kimseyi kandırıp durmasın.</p>
<p>Haydi diyelim ki, gece görüş aletleri çalışmıyordu, hava araçları bozuktu, asker tedbirsizdi&#8230;…</p>
<p>Peki bu 200 teröristi gören bir Allah kulu olmadı mı?</p>
<p>Oldu elbette; hem de onlarcası gördü. Ama adamlar saflarını belirlemişler ve bizim &#8220;terör sorunu&#8221; dediğimiz bu anaforun adını çoktan koymuşlar:</p>
<p>&#8220;SAVAŞ&#8221;</p>
<p>Sen &#8220;terör sorunu&#8221; deyip durdukça; o, üst üste vurdu ve sonunda bir ilçeyi top yekun ateş altına aldı.</p>
<p>Sonuç ortada işte:</p>
<p>24 saat içinde 9`u Güroymak`ta, 24`ü Çukurca`da toplam 33 şehit&#8230;…</p>
<p>Yarın ne olacağı ise belli değil.</p>
<p>Fakat adamlara televizyonlara çıkıp avazları çıktığınca bağırıyorlar:</p>
<p>&#8220;Devlet şiddete başvurmamalıdır&#8221;</p>
<p>Sizi bilmem ama bu tavır benim yüreğimi kanatıyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı milyonlarca insanın duygularına tercüman oldu diye, &#8220;şiddet yanlısı&#8221; ilan edilmek isteniyor.</p>
<p>Korkarım ki yarın bir gün böyle dedi diye hesap da sorulabilir.</p>
<p>Çünkü gelinen bu nokta, tevil götürmeyecek kadar açık.</p>
<p>Evet; devlet terör örgütü gibi hareket edemez; etmiyor da zaten&#8230;</p>
<p>Ama biri de şu soruya cevap versin artık:</p>
<p>Her gün onlarca evladını teröre kurban veren bir devlet ne yapmalı?</p>
<p>&#8220;Bu yanağıma vurdun, öbür yanağıma da vur&#8221; mu demeli; yoksa haysiyet sahibi bir devletin yapması gerekeni yapıp, o evlatlarımızın intikamını mı almalı?</p>
<p>Nedir sizin devletten beklediğiniz?</p>
<p>Bir gün içinde 33 şehit yetmez, hele biraz daha sayı artsın sonra gereği yapılır mı diyeceğiz.</p>
<p>Devlet, bugün devlet olduğunu göstermez ise, ne zaman gösterecek?</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28725-devlet-ne-yapmali/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herkes bu soruyu sormalı…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28533-herkes-bu-soruyu-sormali%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28533-herkes-bu-soruyu-sormali%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 18:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[bu]]></category>
		<category><![CDATA[herkes]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>
		<category><![CDATA[sormali]]></category>
		<category><![CDATA[soruyu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28533</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye, daha yapılan fiyat artışlarının “zam” mı, yoksa “güncelleme” mi olduğu tartışmasında ortak bir yol&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye, daha yapılan fiyat artışlarının “zam” mı, yoksa “güncelleme” mi olduğu tartışmasında ortak bir yol bulamamıştı ki, kara haber tez yetişti:</p>
<p>-Siirt’in Güroymak ilçesinde, yola döşenen mayının patlatılması sonucu, zırhlı araçta bulunan 5 polis memuru şehit düştü, 3 sivil vatandaş öldü. Tam bu noktada sırası gelmişken bir itirazımı ifade etmek istiyorum. O itirazım da şudur:<br />
Terör saldırısı sonucu ölen polise, askere, korucuya, öğretmene, hasılı isminin önünde “kamu görevlisi” yazan herkes için, yerli yerinde bir ifadeyle “şehit” diyoruz.</p>
<p>Fakat nasıl oluyorsa aynı saldırıda hayatını kaybeden sivil insanlar için, “ölü” demekte çok ısrarlıyız.<br />
Sonuçta o sivil dediğimiz insanlar da, aynı kahpe tuzağın kurbanı olmuyor mu?<br />
O insanların isminin önünde asker-polis gibi bir ifade yer almaması, neden bir “paye” noksanlığına yol açsın ki?<br />
Şehitlik; Allah’ın verdiği bir ölüm mertebesi olduğuna göre, biz kullar bu mertebeyi neden sadece “kamu görevlileri”ne mahsus bir “hak” şeklinde yorumluyoruz?<br />
Acaba şöyle desek dini açıdan bir mahsuru var mıdır?<br />
-Dün Güroymak ilçesinde, 5’i polis, toplam sekiz vatandaşımız şehit oldu.</p>
<p>Buna din mi cevaz vermez, yasalar mı engel olur?<br />
Bu hususta, bir bilen bizi de aydınlatırsa seviniriz. Zira bir insanın isminin önünde “kamu görevlisi” ibaresinin olmaması, o insanın menfur bir terör saldırısında ölmesini, vaka- adiyeden saymaz.<br />
Neyse…<br />
Ankara cevap araya dursun, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti.<br />
Bakan Bey’in “güncelleme”, muhalefetin “zam” dediği bu fiyat artışı, anında sokağa yansıdı ve ilk bakışta alakasız gibi duran ürünlerin bile fiyat yaftaları değişti.<br />
İşte kara kış kapıda…<br />
Kömürümüz de ithal, doğalgazımız da…<br />
Hani yarım saat kesilse, kıyamet kopardığımız elektriğimizin yüzde altmışı da dışarıdan geliyor.<br />
“Ekmek elden, su gölden” devrinde değiliz.<br />
Buğday da ithal, mazotta…<br />
Hükümet, henüz işe uyanmış olacak ki, şimdi bol keseden dağıtılan karşılıksız yardımları bir kurala bağlamak istiyor.</p>
<p>Misal:</p>
<p>Devletten yardım alan bir kimse, (düşkün, yaşlı ve mecalsiz değilse) bu yardımın karşılığında kamuda bir hizmet sunacak.<br />
Yani 30 yaşındaki tosunlar, karılarını devlet kapısına yardım dilenmeye gönderip, kendileri kahvede taş dizemeyecek.<br />
İhtiyacın varsa, yap şu işi al hakkını.<br />
Bu kadar basit; en başta olması gereken bir şey…<br />
Bir ülke düşünün ki, ne petrol zengini, ne turizm patlaması yaşıyor, ne de halkına bin yıl yetecek kadar madenleri var…<br />
Bilakis, iki yakası bir araya güç bela gelmiş.<br />
Bir yanda ülkeyi yakıp yıkmak isteyen bölücülere karşı mücadele verirken, hemen her gün can kaybı veriyor, trilyonları harcıyor; bir yanda da vatandaşını rahat yaşatmak için, A’dan Z’ye her şeyi ithal ediyor!<br />
Sizce bu normal bir durum mu?<br />
Bu millet terörü kanıksadı. (Maalesef öyle) Baksanıza 5’i polis, 8 insanımızın kahpe bir pusuda yitip gitmesi dahi, magazin haberlerinin önüne geçemiyor!<br />
Fakat ekonomi bambaşka bir şey…<br />
Ne demek istediğimizi merak edenler, dünyada olup bitenlere bir baksınlar; anlarlar…</p>
<p>Mehmet Şener</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28533-herkes-bu-soruyu-sormali%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şehirler de dönüşüyor…</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28531-sehirler-de-donusuyor%e2%80%a6</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28531-sehirler-de-donusuyor%e2%80%a6#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 18:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[degisir]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet]]></category>
		<category><![CDATA[sehirler]]></category>
		<category><![CDATA[şener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28531</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en gelişmiş ülkesinden en fakirine kadar, hepsinde mafya vardır; dolaysıyla Türkiye&#8217;de de oldum olası&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en gelişmiş ülkesinden en fakirine kadar, hepsinde mafya vardır; dolaysıyla Türkiye&#8217;de de oldum olası mafya olmuştur.Mafya örgütlenmesi, siyasi konjöktüre göre değişen bir yapı arzeder. Hemen her hükümet mafyayla mücadele etmesine karşın, hiçbir zaman mafyanın kökü kazınamaz.Ülkemizde de durum değişmiyor: Diyelim ki, bir dönem filanca ideolojiye yakın duran bir mafya yapısı etkin oluyor, başka bir dönemde de karşıt görüştekiler at oynatıyor.</p>
<p>Amerikan sinemasının en başyapıtları &#8220;Baba&#8221;ları konu alan filmlerden oluşur.<br />
1930&#8242;lı ve 40&#8242;lı yılların Amerika&#8217;sında &#8220;baba&#8221;lar öylesine güçlüydü ki, en &#8220;baş baba&#8221; olan Alkapon, neredeyse siyasal yönetimi teslim alacaktı! Emrinde yargıçlar, savcılar, senatörler, film yıldızları, polis şefleri ve holding patronları vardı. Adam, onlarca cinayetten yırttı ama sonuçta üç paralık bir naylon fatura yüzünden hapsi boyladı ve orada yavaş yavaş zehirlenerek öldürüldü.<br />
Kabul etmek lazım ki Türkiye, hiçbir zaman ne Amerika&#8217;dakine benzer bir mafya süreci yaşadı, ne de Sicilya türü bir örgüt yapısını gördü. Ama sonuçta bizde de irili ufaklı mafya hep oldu&#8230;…</p>
<p>-Kaçak silah&#8230;</p>
<p>-Beyaz kadın ticareti&#8230;</p>
<p>-Beyaz zehir&#8230;</p>
<p>-Arsa&#8230;</p>
<p>-İhale&#8230;</p>
<p>-Tefecilik&#8230;</p>
<p>-Tahsildarcılık&#8230;</p>
<p>-Adam kaçırma&#8230;</p>
<p>-Şantaj yoluyla çıkar sağlama&#8230;</p>
<p>Bütün bu işler&#8230;…</p>
<p>Bizdeki mafyanın rutin işlerinden başlıcalarıdır&#8230;… Gerçi son yıllarda işin içine terör örgütleri de girdi ve böylelikle &#8220;mafya-terör&#8221; ikilisi ittifak yaptı ama asıl mafya kara paranın cirit attığı mekanlarda serpilip büyümüştür!</p>
<p>Şimdilerde adına &#8220;organize suç çeteleri&#8221; ya da &#8220;organize suç örgütleri&#8221; denilen bu yasadışı yapılanma, son yıllarda Türkiye&#8217;de &#8220;kurumsal&#8221; bir şekil alma çabasındadır. Bu tehlikeli gidişatı gören AK Parti Hükümeti, yedi sekiz yıldan beri amansız bir şekilde mafyayla mücadele ediyor.</p>
<p>Sizler de görüyor ve izliyorsunuz, gün geçmiyor ki özellikle büyük kentlerimizde yeni bir organize suç örgütü ortaya çıkarılmış olmasın&#8230;…</p>
<p>Adı üstünde &#8220;organize&#8221;…</p>
<p>Öyle sıradan veya amatör ölçülerde değil.</p>
<p>Adamların ellerinde en ileri teknoloji var, ölüm kusan silahları kullanıyorlar, en derinlere sızıp ben diyen devlet görevlisinin dahi ulaşamadığı bilgilere sahip oluyorlar&#8230;…</p>
<p>Buna rağmen patır patır enseleniyorlar.</p>
<p>Çünkü devlet yahut da siyasi irade mafyaya yol vermiyor.</p>
<p>Tabii ki, bu mücadelede zaaf da oluşuyor, ona bağlı kaçaklar da&#8230;…</p>
<p>Olsun sonuçta devlet hangi ideolojiye mensup olursa olsun mafyaya göz açtırmamaya kararlı&#8230;…</p>
<p>Devletin bu duruşu, millet olarak bizlerin yarınları açısından çok anlamlı bir garantidir.</p>
<p>Mafya, dere kenarlarında biten pıtırak otu gibidir; kes kes bitmez!</p>
<p>Baksanıza şu eti budu olmayan Erzurum&#8217;da bile neredeyse her hafta yeni bir mafya örgütlü çökertiliyor.</p>
<p>Tamam; bunlar belki amatör, belki adlarına mafya demekle kendilerine aşırı bir güç vehmeden kimi serseriler olabilir&#8230; Fakat unutmayalım ki sonuçta ruhsatsız silahları var, yasadışı işler yapıyorlar ve belli kesim üzerinde korku yaratıyorlar.</p>
<p>Doğrusu elimde bir istatistiki bilgi yok; sadece gazete sayfalarına yansıyan haberlerden hareketle görüyorum ki son yıllarda Erzurum&#8217;da, ardı ardına yeni yeni suç örgütleri tespit ediliyor ve üyeleri yakalanıp yargı karşısına çıkarılıyor.</p>
<p>Oysa şu bir avuç Erzurum&#8217;da bildiğimiz kadarıyla &#8220;kara para&#8221; da cirit atmıyor, haram ekonomi de yok&#8230;…</p>
<p>Demek ki böyle düşünmekle yanılmışız&#8230;…</p>
<p>Baksanıza uyuşturucu tacirleri, gençlere cebren zehir satmak için acayip yollara başvurmuşlar&#8230;…</p>
<p>Daha birkaç gün önce çete üyesi 19 kişi tutuklandı. Ondan önce de başkaları&#8230;…</p>
<p>AK Parti&#8217;ye yüzde yetmiş oranında oy veren muhafazakar-milliyetçi bir şehirde, adım başı organize suç örgütleri dükkan açmışsa, ortada bir çelişki ve ciddi bir sorun var demektir.</p>
<p>Ya şehir halkı muhafazakar-milliyetçi görüntü vererek gerçekleri saklıyor, yahut da bu manzaradan aşırı biçimde rahatsız olan odaklar bu şehre dair &#8220;operasyon&#8221; yapıyor.</p>
<p>Haydi siz söyleyin nedir doğru olan:</p>
<p>Erzurum&#8217;da bizlerin göremediği bir &#8220;haram ekonomi&#8221; mi var, veya Erzurum&#8217;u &#8220;suç cenneti&#8221; yapmak isteyen kirli bir irade mi?</p>
<p>Bu mesele, sadece polisin tek başına çaba harcayacağı bir iş değil. Bu boyutları ve amaçları bakımından büyük bir sorundur. Dolayısıyla bu şehrin aydını, politikacısı, iş dünyası ve de sokaktaki sade vatandaşı olmadığı kadar uyanık olmak zorunda&#8230;…</p>
<p>Besbelli ki mafya, Erzurum üzerine şeytani hesaplar içinde&#8230;…</p>
<p>Kale&#8217;yi &#8220;içeriden kuşatma&#8221; hesapları yapılıyor.</p>
<p>Alkaponlar devri bitti belki ama mafya diye bir gerçek var.</p>
<p>Eskiden bizim amatör &#8220;esrar içicileri&#8221;miz vardı; onlar kapalı kapılar ardında &#8220;od&#8221;larını çekerlerdi fakat asla bunu ticari bir araç olarak görmezlerdi. Şimdi konsept değişmiş: Esrar içicilerinin yerini kokain ya da eroin kullanan gruplar almış.</p>
<p>Hem de Erzurum&#8217;da…</p>
<p>&#8220;Olmaz, olamaz&#8221; demeyin; oluyor beyler. Hiç de uzakta değil, yanı başımızda, belki de kendi evimizde&#8230;…</p>
<p>Manzara vahim&#8230;…</p>
<p>Sevimsiz ama hakikat bu&#8230;…</p>
<p>Unutmayın ki bu şehirde, kucak dolusu sakalıyla tefecilik yapanlar &#8220;en muteber eşraf&#8221; muamelesi görüyor!</p>
<p>Yılanlar, çiyanlar, akrepler mitasyona uğrayıp &#8220;hacım&#8221; olmuşlar!</p>
<p>Bankalardan kovulanlar ise, şimdilerde (hatta uzun bir zamandan beri) &#8220;hacım&#8221;ların tezgahına düşüyor!</p>
<p>Bir al on öde!</p>
<p>Osmanlı&#8217;ya karşı, Galata Bankerleri de bu kadar zalim değildi&#8230;…</p>
<p>Hakikat o ki, Erzurum dönüşüyor; hem öyle bir dönüşüyor ki, İblisler bile artık bu şehirde &#8220;suret-i haktan&#8221; muamelesi görüyor!</p>
<p>Polis o kadar yakalayıp dursun ki, o gidiyor öbürü geliyor.</p>
<p>Çünkü İblisler alıcı pazar da talipli buluyor.</p>
<p>Bazıları da düştükleri bu katran kazanına günahlarından arınmak için, &#8220;efendim arz talep meselesi&#8221; diyor.</p>
<p>O ya da bu; bilmiyoruz…</p>
<p>Adını siz koyun.</p>
<p>Manzara ortada&#8230;</p>
<p>Mehmet ŞENER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28531-sehirler-de-donusuyor%e2%80%a6/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Basın ve polis&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28383-basin-ve-polis</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28383-basin-ve-polis#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Oct 2011 07:18:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28383</guid>
		<description><![CDATA[Geçen hafta, Erzurum&#8217;un basın dünyası açısından oldukça zengindi.
Önce Güncel Times&#8217;in kutlama gecesi oldu, ardından da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen hafta, Erzurum&#8217;un basın dünyası açısından oldukça zengindi.</p>
<p>Önce Güncel Times&#8217;in kutlama gecesi oldu, ardından da Vali Sebahattin Öztürk ve Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldız&#8217;ın evsahipliğini yaptığı, basınla kahvaltılı toplantı&#8230;</p>
<p>Sırayla gidecek olursak&#8230;</p>
<p>Cuma günü, Güncel Times&#8217;in birinci yaş günü nedeniyle düzenlenen geceye katıldık. O gecede; gazeteciler, politikacılar, yöneticiler, işadamları, sivil toplum temsilcileri ve sanatçılar bir aradaydı.Güncel Times, Erzurum&#8217;un yüzünü ağartan ve Erzurum&#8217;daki basın kalitesini gösteren ciddi bir dergidir. Geçmiş yıllarda ve yakın tarihte pek çok arkadaşın benzer denemesine rağmen, hiç biri Güncel Times gibi kalıcı ve etkili olamadı. Aylık beş bin adet baskısı, birbirinden çarpıcı röportajları, özel dosyaları, haberleri ve makaleleriyle, farklı bir renk ve güçlü bir nefes olduğunu kanıtlayan Güncel Times, bir yıl içinde hem adını, hem de bu şehir için nasıl önemli bir ihtiyaç olduğunu kabul ettirdi.</p>
<p>Profesyonel bir ekip tarafından hazırlanan derginin mizanpajı, montajı ve baskısı da bölgenin güçlü matbaası Mega Ofset tarafından yapılıyor. Murat Resuloğlu bu derginin yaşaması için, emek veren diğer arkadaşlar gibi, büyük bir fedakarlık gösteriyor. Bendenizin de katkı sunmaya çalıştığı Güncel Times&#8217;in kaptan köşkünde ise, sevgili Sinan Özçaylak, Recep Kapucu, Orkun Çizmeli(manevi olarak) İsmail Uslu, Sevda-Cihat İncesu çifti var&#8230;…</p>
<p>Ve en önemlisi de, sırf Erzurum&#8217;da eli ayağı düzgün aylık bir dergi yaşasın diye, reklamlarıyla destek veren iş dünyasının anlayışlı tavrıdır. O işadamlarının desteği olmasa, bu kalitede bir dergi amatör hislerle yayımlanamaz… Bu sebeple asıl teşekkürü, bu şehrin haram kazancı olmayan iş dünyası hakkediyor&#8230;…</p>
<p>Erzurum, basın arka planı olan bir şehirdir. Hem de çok güçlü ve köklü geleneği olan bir şehir&#8230;…</p>
<p>Acaba kaç şehir vardır ki, her hafta müstakil olarak yayımlanan mizah dergisi olsun?</p>
<p>Ama Erzurum&#8217;da var işte: Fırfırik!</p>
<p>Kıymetli meslektaşımız Vedat Refayeli&#8217;nin yönetiminde yayımlanıyor.</p>
<p>Usta bir gazeteci ve güçlü bir mizah ustası… (Gerçi çizgileri kırık ama!)</p>
<p>Selahattin Şener ve Faruk Terzioğlu da fiilen emek veriyorlar.</p>
<p>Fırfırik, nalına da mıhına da vuran bir mizah dergisi. Yani bir mizah dergisi nasıl olması gerekirse Fırfırik de öyle bir dergi&#8230;…</p>
<p>Çünkü mizah; zeka ister, kültür ister, yürek ister ve en önemlisi de septik bir bakış ister&#8230;…</p>
<p>Öyle ya&#8230;…</p>
<p>Mizah; eleştirmektir, sorgulamaktır, baş kaldırmadır.</p>
<p>Yani mizah; biat etmek, el etek öpmek ve yağdanlık olmak değildir.</p>
<p>Erzurum&#8217;un birbirinden değerli gazeteleri olduğu gibi, etkili internet haber siteleri var. Misal: Gazete Güncel, Erzurum Ajans, Dadaş TV, Erzurum Olay ve Erzurum Flaş&#8230;…</p>
<p>Bunların yanı sıra, çok iyi bir mizah dergimiz ve Güncel Times gibi de aylık dergimiz var.</p>
<p>Radyo ve televizyonlar da cabası&#8230;…</p>
<p>Erzurum, basın faaliyetleri açısından (ekonomik olmasa bile) zengin bir ildir.</p>
<p>Basın dünyası için, geçen haftaya damgasını vuran ikinci etkinlik ise, polisevindeki toplantıydı.</p>
<p>Zahir Vali Bey, gazeteciler tatil günü erken uyanmaz şeklinde düşünmüş olacak ki, saat 10.30&#8242;da kahvaltılı toplantı için bizi de davet etmişti.</p>
<p>Mahdut sayıda gazetecinin olduğu bu toplantıda, Erzurum&#8217;u ve gündemde olan meseleleri konuştuk.</p>
<p>Yani adı üstünde bir sohbet toplantısıydı. Ne Emniyet Müdürü Yıldız davetlileri rakamlara boğdu, ne de Vali Sebahattin Öztürk, &#8220;ben anlatayım siz dinleyin&#8221; türünden bir üsluba girdi.</p>
<p>O sohbette HES&#8217;leri de konuştuk, bu şehrin trafik sorununu da&#8230;…</p>
<p>Son günlerde gündeme damgasını vuran &#8220;fuhuş operasyonu&#8221; da ele alındı, polisin suç çetelerine karşı verdiği amansız mücadele de&#8230;…</p>
<p>Hakikaten samimi ve seviyeli bir ortamdı.</p>
<p>Hani Vali Bey&#8217;in iyi bir entelektüel olduğunu bilmesine bilirdik de, Emniyet Müdürü Halit Turgut Yıldızın da aynı çizgide yürüyen bir centilmen, demokrat, hukuka saygılı ve özgürlük savunucusu bir polis şefi olduğunu, bu kadar yakından o toplantıda tanık olduk.</p>
<p>Zannederdik ki, polis şefleri militer olur ve devletin hep demir yumruk savurması gerektiğine inanır.</p>
<p>Hayır&#8230;…</p>
<p>Emniyet Müdürü Yıldız, ciddi bir demokrat ve üslup insanı&#8230;…</p>
<p>&#8220;Fuhuş operasyonunda yakalanan kimseler teşhir edilsin&#8221; mealindeki bir yaklaşım için, &#8220;Hayır bu doğru değil; her şeyden önce insan haklarına ve hukukun evrensel kurallarına aykırıdır&#8221; dedi.</p>
<p>Vali Öztürk&#8217;ü anlatmaya gerek yok.</p>
<p>O gerçek manada bir aydın ve kendine öz güveni olan bir yönetici&#8230;…</p>
<p>Kıvırmayı da bilmiyor, rol yapmayı da&#8230;…</p>
<p>Popülizme sığınmıyor, devlet şovenizmi yapmıyor.</p>
<p>&#8220;Trafikte iyi bir noktada değiliz&#8221; derken, HES konusunda direnişçilerin izlediği yolun doğru olmadığını söylüyor.</p>
<p>&#8220;Hiçbir sorunumuz yok; her şey güllük gülistanlıktır&#8221; dese, belki &#8220;aferin&#8221; alacak. Ama O tam tersi bardağın yarısı doludur derken, yarısı da boştur diyecek kadar cesur&#8230;…</p>
<p>Bereket, Emniyet Müdürü de o kalitede bir kişi de, hiç olmasa bu şehrin yarınları doğru ellerde kurgulanıyor.</p>
<p>Başından beri savunduğum şu inancımın bir kez daha arkasındayım:</p>
<p>Erzurum, yarınları aydınlık olan bir şehirdir.</p>
<p>Belki de bu yüzden PKK Erzurum&#8217;un imajını bozmak ve Erzurum&#8217;u terörün etkin olduğu bir şehir gibi göstermek için çırpınıp duruyor.</p>
<p>Nafile&#8230;…</p>
<p>Çünkü o toplantıda gördüm ki, meselesine vakıf bir emniyet teşkilatımız ve onlara komuta eden aklı başında bir valimiz var.</p>
<p>Sadece Emniyet Müdürü Yıldız değildi çok iyi olan; bir de Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Özgülen vardı ki, hakikaten dinlemeye değerdi. Çünkü dünyadan haberdar bir polis yöneticisiydi ve son derece erdemli bir insandı&#8230;…</p>
<p>Bütçeleri ve imkanları ölçüsünde çabalayıp duran ilçe belediyelerimiz var. Misal; Yakutiye, Palandöken ve Aziziye gibi&#8230;…</p>
<p>Az uzakta ise, Pasinler, Horasan, Tortum, Narman ve Aşkale&#8230;…</p>
<p>Hasılı, eksiğimize ve kimi ufak tefek yanlışlarımıza rağmen, bu şehirde güzel şeyler yapılıyor.</p>
<p>Son bir yıl içinde en az on adet operasyon yapıldı. Ve bu operasyonlar, cami cemaatine dönük değildi. Suç işlemek, insanlara korku salmak, toplumu kabusa gömmek için organize olmuş kimselere karşı, polis müthiş işler çıkardı. Savcılık destek verdi, polis örgütlerin üzerine gitti.</p>
<p>Kimse artık bu şehrin çobansız bir köy olduğunu düşünmüyor.</p>
<p>Ve bu şehrin basını da, tüm bu olup bitenlerin farkında&#8230;…</p>
<p>Bu şehrin basını öyle ki, çamlıkta halvet olan valiyi de yazıyor; mesaisini şehre ve insanlara adayan valiyi de görüyor&#8230;…</p>
<p>Basın deyip geçmeyin; basın çok önemlidir. Tabii ki işini namuslu ve dürüst yapan basın&#8230;…</p>
<p>Şu kadarından emin olun: Bu şehirde hala mesleğini ahlaki ölçülerde yürüten yayın organları ve gazeteciler var.</p>
<p>Siz boş verin o emekli olduğunda 500 milyar alacak olan nefsine tapan firavunları&#8230;…</p>
<p>Zaten kimse onları gazeteci olarak görmüyor ki&#8230;…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28383-basin-ve-polis/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oradan bakınca&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28329-oradan-bakinca</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28329-oradan-bakinca#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Oct 2011 20:55:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28329</guid>
		<description><![CDATA[“Dünya borsası diye bir şey olsaydı, hiç düşünmeden Türkiye’nin hisse senetlerini satın alırdım”
Bu sözler, ne&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Dünya borsası diye bir şey olsaydı, hiç düşünmeden Türkiye’nin hisse senetlerini satın alırdım”</p>
<p>Bu sözler, ne bir politikacıya ne de hükümete yakın duran bir işadamına ait…</p>
<p>Bu iddialı ve bir o kadar da çarpıcı sözlerin sahibine, rekabet stratejisinin sihirbazı” diyorlar…</p>
<p>Adı Michael E. Porter…</p>
<p>Yazdığı kitapları, makaleleri ve çeşitli ülkelere verdiği danışmanlık hizmetleri ile tüm dünya çapında büyük bir üne sahip; aynı zamanda Harvard’ta ekonomi profesörü…</p>
<p>Michael E. Porter, Turkcell’in çok özel davetlisi olarak İstanbul’a gelmişti.</p>
<p>“İştcell Liderler Konferansı serisinin bu yıl ki konuğu Prof. Porter’di…</p>
<p>Daha önce Bay Porter’in adını çok duymuş hatta, rekabet dünyası ile ilgili bir iki makalesini de okumuştum. Ama ilk defa bu ekonomi dehasını yakında dinleme fırsatı buldum; hatta tanıştırıldım da…</p>
<p>İstanbul Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen konferansa davetli olan kişiler arasında bendeniz de vardım. En seçkin işadamları ve dev şirketlerin birinci derecedeki yöneticileri, Michael E. Porter’i dinlemek için, sabah dokuzda salonu hınca hınç doldurmuşlardı.</p>
<p>Çünkü Bay Porter’in Türkiye’ye gelmiş olmasını çok büyük bir imkan olarak görüyorlardı.</p>
<p>Turkcell Genel Müdürü Sayın Süreyya Ciliv, açış konuşmasında Porter’i takdim ederken, “Ben Harvard’a okurken, kendisinden ders alabilmiş çok şanslı birkaç öğrenciden biriydim” dedi ve ekledi:</p>
<p>“Geçen Yıl Davos’ta karşılaştık, bu fırsatı kaçıramazdım. Hemen kıymetli hocamı Türkiye’ye davet ettim. O da çok büyük bir fedakarlıkta bulunarak, bugün aramızda oldu.”</p>
<p>Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin çok şöhretli genel müdürü yani Sayın Ciliv, bir profesörü bu kadar çok övdü diye, o profesör ondan ötürü önemli değil; gerçekten dünya çapında bir marka adam…</p>
<p>Avrupa’da bir çok ülkeye ve dünya çapındaki dev şirketlere rekabet ve strateji konularında yol gösteriyor, danışmanlık hizmeti sunuyor.</p>
<p>Böyle bir isim iki saati aşkın süren konferansının ilk bölümünde büyük işadamlarına ve markalaşmış şirketlere hitap etti. Misal onlara şöyle seslendi:</p>
<p>“Büyük olmak, pazarda payın çoğuna sahip olmak anlamına gelmez. Büyük olmak strateji sahibi olmaktır ve uzun vadeli istikrarın yanı sıra sağlam bir karlılıktır.”</p>
<p>Prof. Porter, konuşmasının ikinci bölümünü ise, belli ki aylar süren titiz bir çalışmanın ürünü olan Türkiye üzerine ayırmıştı. Türkiye’nin yakın, orta ve uzun vadede radikal değişikliklere gitmesi gerektiğini birkaç defa vurguladıktan sonra, “Türkiye gelecek vaat eden bir ülkedir. Ve bir çok ülke var ki, Türkiye’nin yerinde olmak için neler vermezdi. Şayet dünya borsası diye bir şey olsaydı ben orada Türkiye’nin hisse senetlerini gözümü kırpmadan alırdım. Çünkü bu ülkenin yarınları aydınlık görünüyor. Üstelik ekonominiz bazı açmazlara rağmen fena durumda değil. İstikrar var, güven var, samimiyet var… Fakat daha çok çalışmanız ve yeni stratejiler üretmeniz lazım. Siz işadamları devletinize çok yardımcı olmanız gerekir” dedi.</p>
<p>Prof. Dr. Michael E. Porter’in bendeniz için, konuşmasının en can alıcı noktası ise, Erzurum’dan söz etmesi oldu. Turkcell’in doğru hedeflere koştuğunu örneklerle anlatırken, “Bakınız Turkcell çok cesurca davrandı ve rakiplerinin aklına dahi gelmeyen bir yatırımı Doğu’da Erzurum’a yaptı. Yüzlerce çalışanı olan bir çağrı merkezi kurdu Erzurum’a… Öğrencim Ciliv’i bu akıllıca atağından ötürü kutluyorum. Strateji ve vizyon budur işte… Başkasının yapmaya cesaret edemediği bir şeyi yapmak ve başarmaktır. Erzurum, bu manada ders kitaplarına geçecek son derece güzel bir örnektir” şeklinde konuştu.</p>
<p>Biz bilmesine biliyorduk da, bu doğru yatırımın dünya çapında bir isim tarafından onaylanıp, örnek gösterilmesi son derece anlamlıdır.</p>
<p>Biliyorsunuz Bay Porter’in ne kimseye şirin gözükmek gibi bir derdi var, ne de gerçek olmayan şeyleri söyler… Adamın birkaç yıllık programı dolu…</p>
<p>Türkiye’ye geliyor, önce Türkiye’nin doğru yolda olduğunu söylüyor, ardından da Turkcell’in Erzurum’a yaptığı çağrı merkezinin ne denli isabetli olduğunu anlatıyor.</p>
<p>İnanın ki, Prof. Michael E. Porter’e bu sözleri kimse parayla söyletemez…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28329-oradan-bakinca/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir tepki, bir tashih&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28112-bir-tepki-bir-tashih</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28112-bir-tepki-bir-tashih#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 07:09:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Şener</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=28112</guid>
		<description><![CDATA[Aslında son derece ciddi bir durum olmasına karşın, satır aralarında kaynayıp gitti.
Başka yerlerde de çıktı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aslında son derece ciddi bir durum olmasına karşın, satır aralarında kaynayıp gitti.</p>
<p>Başka yerlerde de çıktı mı bilmiyorum, lakin ben o haberi, bir tek Gazete Güncel&#8217;de gördüm.</p>
<p>Aynen şunlar yazıyordu:</p>
<p>&#8220;Erzurum&#8217;da düzenlenen Doğu Anadolu Tarım Fuarının açılış töreninde oturacak yer bulamayan Büyükşehir Belediye Başkanı AK Partili Ahmet Küçükler tepki gösterdi. Açılışa katılan Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler kendisine protokolde oturacak yer ayrılmadığını görünce kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Başkan Küçükler, kurdela kesimi sırasında makasların bulunduğu tepsiyi tutan görevlinin kendisine ikazı üzerine makas uzatmasına da sinirlendi. Daha sonra İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Mustafa Altun ile tartışan Ahmet Küçükler makam arabasına binerek fuar alanından uzaklaştı. Başkanın fuarı terk etmesinin ardından katılımcılar &#8220;Başkan küstü, o yüzden gitti&#8221; dediler.&#8221;</p>
<p>Merak ettim; acaba sonrasında bu çirkinlikten ötürü kimse Başkan Küçükler&#8217;den özür diledi mi?</p>
<p>Gerçi kuru bir özrün, yapılan saygısızlık karşısında önemi yok ama yine de, hiçbir şey yapmamadan iyidir.</p>
<p>Kasıtlı mı yaptılar, yoksa tamamen bir &#8220;iş kazası&#8221; mı oldu bilemiyoruz. Çünkü bizler o açılışta yoktuk. Dolayısıyla tam olarak neler yaşandığını ancak başkasının aktarımından öğrenmiş olduk.</p>
<p>Sebebi ne olursa olsun, törene davet ettiğiniz bir insana -Ki, bu insan bu şehrin seçilmiş bir belediye başkanı ise çok daha önemlidir- asla saygısızca davranma hakkınız yoktur.</p>
<p>Protokol dediğiniz yerde, Büyükşehir Belediye Başkanı oturamayacaksa, kim oturacaktır?</p>
<p>Bu saygısızlığa çanak tutan her kim ise, mutlaka bir bedel ödemelidir.</p>
<p>Ne demek on binlerce insanın oy vererek seçtiği bir belediye başkanına, makamına mütenasip bir yer göstermemek?</p>
<p>Kaldı ki her insan değerlidir elbette, fakat temsil ettiği makamlar kişilerin önündedir.</p>
<p>O törene gelen ve yer gösterilmeyen kişi Erzurum&#8217;un Büyükşehir Belediye Başkanı&#8217;dır. Bırakın Tarım Müdürü&#8217;nü, kimsenin haddine değildir O&#8217;nu rencide etmeye kalkmak.</p>
<p>Haberden öğreniyoruz ki bu çirkin tutuma rağmen, Başkan açılış kurdelasını keserek, çok büyük bir olgunluk göstermiş.</p>
<p>Acaba bu olgunluğu anladılar mı, yoksa &#8220;Adama bak nasıl yedi&#8221; mi dediler?</p>
<p>Evet; marifet odur ki nefsimize ağır gelen bazı şeyleri ayaklarımızın altına alalım. Lakin bu bazı şeyler nefsimize değil de, temsil ettiğimiz kuruma veya makama yapılıyorsa, görmezden gelemeyiz. Çünkü bu makamların dili yoktur ki kendilerini savunsun; onları, temsil eden kişiler savunur.</p>
<p>Bu manada Küçükler&#8217;in töreni terk etmesi son derece yerinde bir davranıştır. Ancak bu davranışa yol açanlar, bir bedel ödemeli ki, yarın başkaları için de yol olmasın&#8230;…</p>
<p>ADNAN YILMAZ ÖNERMİŞ,</p>
<p>BAKAN AKDAĞ “OLUR” DEMİŞ</p>
<p>Tamam; hayati bir mesele yahut da vahim bir yanlış değil. Değil ama, tarihe doğru not düşmek adına, masum bir öngörüyü tashih etme ihtiyacı duyduk.</p>
<p>Geçen Cuma günü yazmıştık ki, &#8220;TRT&#8217;nin Erzurum&#8217;da açtığı televizyon stüdyosuna, Aşık Yaşar Reyhani adının verilmesi fikri büyük ihtimalle TRT Müdürü Salih Lüftü Şengül&#8217;den çıkmıştır. Çünkü O, Reyhani ustayı da iyi tanır, ozanları da.&#8221;</p>
<p>Peki öyle değil mi? Yani Salih Lütfü Şengül Reyhani&#8217;yi ve ozanları tanımaz bilmez mi?</p>
<p>Hayır&#8230;…</p>
<p>Elbette ki tanır da sever de. Hatta inanıyorum ki yetkisi olsa O da aynı kararı vererek Reyhani adını o stüdyoya verirdi.</p>
<p>Ne var ki öyle olmamış&#8230;…</p>
<p>Hikayesi şöyle:</p>
<p>Geçtiğimiz Ramazan Bayramı&#8217;nda, Sağlık Bakanı Recep Akdağ, çiçeği burnunda milletvekili Adnan Yılmaz&#8217;ın evine bayram ziyaretine gidiyor. O esnada evde başka misafirler de vardır ve bu misafirlerden biri de Halk Ozanları Derneği Başkanı Hatem Aksakallı &#8216;dır.</p>
<p>Sohbet koyulaşınca söz bir ara TRT&#8217;nin yaptırdığı yeni stüdyoya geliyor.</p>
<p>Sırası gelmişken bir hakkı teslim adına söyleyelim: Geçen hafta hizmete giren o stüdyonun en az 20 yıllık bir hikayesi, yani geçmişi var. Kaç hükümet, kaç başbakan, kaç genel müdür geldi geçti de, defalarca söz verilmesine rağmen, kimse o stüdyoyu hizmete açmayı başaramadı. Çünkü samimi değillerdi, çünkü Erzurum&#8217;u umursamıyorlardı.</p>
<p>İbrahim Şahin&#8217;in genel müdür olmasıyla, yılan hikayesine dönen stüdyo konusu yeniden gündeme geldi ve İbrahim Bey, &#8220;Hay hay bu stüdyoyu derhal hizmete açmalıyız. Çünkü bölgenin bu stüdyoya ihtiyacı var&#8221; dedi.</p>
<p>Teşekkür ediyoruz&#8230;…</p>
<p>İbrahim Şahin &#8220;Hay hay&#8221; demekle kalmadı; nice hükümetler eskiten o stüdyoyu yaptırıp hizmete soktu. Hiç kuşku yok ki, bu iradenin arkasında AK Parti&#8217;nin Erzurum&#8217;a dönük sevgisi var ve ayrıca Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;ın özel ilgisi&#8230;…</p>
<p>Sonuçta o stüdyo da, AK Parti&#8217;nin &#8220;hizmet zinciri&#8221;ne yeni bir halka olarak eklendi ve TRT Erzurum Müdürlüğü de, yıllar yılı eksikliğini hissettiği bir üniteye kavuşmuş oldu.</p>
<p>Milletvekili Adnan Yılmaz&#8217;ın evindeki o sohbette, Halk Ozanları Başkanı Hatem Aksakallı, Adnan Bey&#8217;den bir ricada bulunuyor:</p>
<p>&#8220;Yakında açılacak olan TRT stüdyosuna Aşık Yaşar Reyhani adı verilse ne güzel olur.&#8221;</p>
<p>Milletvekili Yılmaz, bu sözü hemen yüksek sesle dillendiriyor ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ&#8217;dan ricada bulunuyor:</p>
<p>&#8220;Sayın Bakanım siz isterseniz bu mümkün olur. Reyhani usta bunu hakkediyor.&#8221;</p>
<p>Hiç kuşku yok ki, Recep Akdağ da, merhum Reyhani&#8217;yi çok iyi biliyor ve ihtimal ki pek çok şiirini ezberden okuyacak kadar da vakıf&#8230;…</p>
<p>&#8220;Çok haklısınız&#8221; diyor. &#8220;Gerçekten de Aşık Reyhani bunu fazlasıyla hakketmiş bir isimdir.&#8221;</p>
<p>Hemen TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin&#8217;i telefonla arıyor ve bu müşterek talebi iletiyor.</p>
<p>Sonrası malum&#8230;…</p>
<p>Büyük ustanın zaten yaşayan adı, TRT gibi önemli bir kurumda da güzel bir hizmete verilmiş oldu.</p>
<p>Dün büyük ustanın kızı Yasemin Hanım aradı; bizim Cuma günkü o yazımızdan ötürü duygularını ifade etti. Yasemin Hanım, babasının izinde yürüyen cesur, özgüven sahibi yiğit bir Dadaş kızı&#8230;…</p>
<p>O&#8217;nu da açılışa davet etmişler; çok duygulanmış.</p>
<p>&#8220;Bursa&#8217;da yaşıyorum. Bu davet bana ulaşınca çok sevindim ve koşa koşa geldim&#8221; dedi.</p>
<p>Dedim ya, Salih Lütfü Şengül de önermiş olabilirdi; bir başkası da&#8230;…</p>
<p>Önemli olan yapılan işin kalitesidir.</p>
<p>Bir kez daha o büyük ustanın dostu olan bir kardeşiniz olarak, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/28112-bir-tepki-bir-tashih/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

