<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Erzurum Haber Gazetesi &#187; A. Berhan Yılmaz</title>
	<atom:link href="http://www.erzurumhabergazetesi.com/author/abyilmaz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com</link>
	<description>ErzurumHaberGazetesi.com</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 16:23:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>12 EYLÜL İLE HESAPLAŞMAK</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11501-11501</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11501-11501#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 07:05:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11501</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül ile hesaplaşırken haksız yere bedenleri öldürülenlerin yanında en az onlar kadar önemli ve acı olan değerleri, inançları ve dolayısıyla beyinleri öldürülen gençlerin unutulmaması gerekir.
Bugün yaşadığımız birçok sıkıntının sebebi o dönemde kimliksiz ve kişiliksiz yetiştirilmiş gençlerin bugün birçok&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül ile hesaplaşırken haksız yere bedenleri öldürülenlerin yanında en az onlar kadar önemli ve acı olan değerleri, inançları ve dolayısıyla beyinleri öldürülen gençlerin unutulmaması gerekir.</p>
<p>Bugün yaşadığımız birçok sıkıntının sebebi o dönemde kimliksiz ve kişiliksiz yetiştirilmiş gençlerin bugün birçok yerde söz sahibi olmaları değil midir?</p>
<p>1980 sonrası yetişen veya yetiştirilen gençlerin üzerine oynanan zalimce oyunlar ve onların beyinlerinin nasıl yıkandığı yeterince önemsenmedikçe bu ülke gençliği daha çok sıkıntı yaşayacaktır.</p>
<p>O dönemde yapılan ve başarılanlara baktığımızda bugün daha ileri yaşlara gelmiş bile olsalar;</p>
<p>İnançlarından uzaklaştırılmış, milli ve manevi duygularından arındırılmış, okumayan, öğrenmeyen, bilmeyen ve tek hedefi para kazanmak, çalışmadan köşe dönmek olan bir gençlik görüyoruz.</p>
<p>Beynini kullanamayan ve kullanması için başkalarına teslim eden bir kuşakla karşı karşıya kalıyoruz.</p>
<p>Sağcı, solcu, dindar, milliyetçi, sosyalist herhangi bir değeri olmayan, olsa da anında kıvırtabilen, sadece ye, iç, gez ve tüket gençliğiyle dünyamızı paylaşıyoruz.</p>
<p>Milli ve dini duyguların geri plana itildiği, her şeyin para ve güç zannettirildiği, paraya, makama, güce teslim olmak üzere yetiştirilen ve bugün semeresi alınan doyumsuz ve sorumsuz bir gençliği seyrediyoruz.</p>
<p>Bu gençlik; hangi inanca sahip olursa olsun fikirlerini beyan edemeyen, savunamayan, inançlarını yaşayamayan korkakların fikirsizliği ideolojileştirdiği bir dönemden geliyor ve bugün de aynı şeyler yaşanıyor.</p>
<p>Bugün futbol sevdalılarının vatan sevdalılarından daha heyecanlı, daha çok sayıda olmasını neye bağlayabiliriz?</p>
<p>Bugün para, makam veya güç için inançlarını, kutsallarını veya bütün değerlerini bir kenara itebilenler hangi dönem gençleridir acaba?</p>
<p>Bugün partisi, lideri, futbol takımı gibi geçici hevesler için her şeyini feda edebilenler, insanların ve hatta ana babalarının bile kalplerini kırabilenler, hatta ana baba katili olabilenler hangi sefil dönemin eseridir acaba?</p>
<p>Bugün 40 yıl savunduğu değerlerini, inançlarını bir makam koltuğu için rahatlıkla terk edebilenlerin böylesi rahat kimlik ve kişilik değiştirebilmeleri neyin sonucudur acaba?</p>
<p>Bu beyinleri esir alınmış insanların hali, haksız yere idam edilmiş insanların düştüğü durum kadar acı, incitici ve ağlanması gereken bir durum değil midir?</p>
<p> Bütün bu gençler ki artık genç değiller, birilerinin kendi ikballeri için bilerek ve isteyerek bütün değerlerinden uzaklaştırdığı bir nesil olarak tarihe geçmeyecek midir?</p>
<p>O günün gençleri, bugünün makam, mevki para sahipleri olarak, güç karşısında hala korkak, hala kimliksiz davrananlar; birilerinin dünyevi hırsları adına her kılığa, kimliğe girebilen bireyler değil midir?</p>
<p>İşte bu nedenledir ki bizler 12 Eylül ile hesaplaşırken ölenlere tabi ki ağlamalıyız ama öncelikle ve büyük bir hızla makamı, gücü ve parayı her türlü değerin üstünde gören kimliksizliğe, zavallılığa ve dönekliğe çare bulmalıyız.</p>
<p><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11501-11501/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>EVET Mİ HAYIR MI SÖYLE BANA NEDİR SENİN CEVABIN?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11310-evet-mi-hayir-mi-soyle-bana-nedir-senin-cevabin</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11310-evet-mi-hayir-mi-soyle-bana-nedir-senin-cevabin#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 09:36:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11310</guid>
		<description><![CDATA[Geçen haftaki yazımda; Bugünkü iktidarı muhalefete, muhalefeti de iktidara koyunuz, referandum konusunda söylemleri hemen değişecek, hayır diyenler evet’çi, evet diyenler ise hayır’cı olacak demiştim. Bunu da özellikle siyasiler ve parti liderleri adına söylemiştim.
Bu hafta boyunca aldığım mailler, telefonlar veya&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen haftaki yazımda; Bugünkü iktidarı muhalefete, muhalefeti de iktidara koyunuz, referandum konusunda söylemleri hemen değişecek, hayır diyenler evet’çi, evet diyenler ise hayır’cı olacak demiştim. Bunu da özellikle siyasiler ve parti liderleri adına söylemiştim.</p>
<p>Bu hafta boyunca aldığım mailler, telefonlar veya konuştuğum insanlar ki bunların içersinde siyasiler de var, benim bu konuda ne kadar haklı olduğumu gösterdi.</p>
<p>Çünkü doğru bilgilenmek için yeni anayasayı okumuş, bu referandumla ilgilenen, referanduma ne sebeple evet veya ne sebeple hayır diyeceğini bilen insanların sayısı siyasiler de dâhil çok az. Bu konuda halkı bilgilendirmesi gerekenler bile siyasi konuşuyorlar. Bir ülkenin anayasası hazırlanırken siyasi söylemlerin ne işi var dediğinizde de bunun aslında anayasanın yenilenmesinden ziyade siyasi hırsların ve kurumların savaşı olduğunu işitiyorsunuz.</p>
<p>Peki, insanlar anayasayı değerlendirmiyorsa, ne olduğunu bilmiyorsa neye göre evet veya hayır diyecekler? Bunun cevabı bu hafta içi bu konuyu konuşurken okuryazarlığı ve bu işlerle de yakın ilgisi olan bir dostumun verdiği cevapta gizli. Kendisine evet mi vereceksin, hayır mı diye sorduğumda aldığım cevap;</p>
<p>- “Evet” verecekmişiz, öyle diyorlar. Oluyor.</p>
<p>Referanduma parti veya farklı taassuplarla evet veya hayır denileceğini hepimiz biliyoruz ki zaten AK Parti liderinden aldığı güç ve bu milletin Recep Tayyip Erdoğan’a olan sevgisine, ilgisine güvenerek referandumdan çıkacak sonucun kendi istediği gibi olacağına inanıyor ve haksız da sayılmaz. Bu söylemi bir adım daha öne götüreyim Tayyip Erdoğan olmasa bu anayasa “evet” alamaz.</p>
<p>Zaten dün akşam Bülent Arınç bir televizyon kanalında bunu çok net ortaya koydu ve bir lider referanduma evet veya hayır denecek dediği zaman eğer onun seçmenleri bu karara uymuyorsa o kişinin liderliği sorgulanır dedi.</p>
<p>Demek ki mesele liderde bitiyor. Bu halk, anayasayı onaylarken veya reddederken neyi kabul veya reddettiğini bilip de ne yapacak önemli olan liderin kararı. Bu da Türk usulü demokrasi oluyor sanırım.</p>
<p>Bu referandumda en büyük sıkıntıyı ben ve benim gibi 12 Eylül anayasasının değişmesi gerektiğini düşünenler ve bu iktidarın söylemlerinden yeni anayasa konusunda yüksek beklentileri olanlar yaşıyor.</p>
<p>Bir tarafta mutlaka değişmesi gereken bir anayasa diğer tarafta çok şeyler beklediğiniz ama beklentilerinizi bulamadığınız yeni bir anayasa. Böylesi güçlü bir iktidarın hazırladığı anayasa bu olmamalıydı ve değişmesi gereken bu anayasa karşımıza ne çıkarsa çıksın onu tercih edelim noktasına da getirilmemeliydi. </p>
<p>Demokrasi bütün kurumlarıyla bu ülkeye yerleştirilmek isteniyorsa YÖK, dokunulmazlıklar, Partiler Kanunu, Seçim Yasası, kılık kıyafet zulmü, dini eğitim yaşına getirilen sınırlama konusunda verilen sözler de unutulmamalı ve yerine getirilmeliydi.</p>
<p>Kurumlarında, partilerinde, meclisinde demokrasi olmayan, birilerinin çok özel kanunlarla korunduğu, özel dokunulmazlıklara sahip olduğu, birilerinin devletin her türlü maddi ve manevi imkânını, gücünü sınırsız kullandığı ülkemizde bu gibi antidemokratik ve insani değerlerin yok sayıldığı uygulamalara yeni anayasa da dur demiyorsa demokrasi ve yenilik bunun neresinde kalıyor.</p>
<p><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11310-evet-mi-hayir-mi-soyle-bana-nedir-senin-cevabin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktidar İle Muhalefet Yer Değiştirse Referanduma Ne Derler</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11144-iktidar-ile-muhalefet-yer-degistirse-referanduma-ne-derler</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11144-iktidar-ile-muhalefet-yer-degistirse-referanduma-ne-derler#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 06:54:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=11144</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül şimdi de yeni anayasanın halkoyuna sunulacağı gün olarak gündemde. Bu referandumu her siyasi parti kendine göre ele aldığı için halkoylaması bir kör dövüşüne dönmüş durumda.
Anlayacağınız burada toplumdan ziyade kendini düşünen ve partisinin gücünü ortaya koymak isteyen zihniyetler&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>12 Eylül şimdi de yeni anayasanın halkoyuna sunulacağı gün olarak gündemde. Bu referandumu her siyasi parti kendine göre ele aldığı için halkoylaması bir kör dövüşüne dönmüş durumda.<br />
Anlayacağınız burada toplumdan ziyade kendini düşünen ve partisinin gücünü ortaya koymak isteyen zihniyetler çarpışıyor.<br />
Bizler gayet net olarak biliyoruz ki bugünkü iktidarı muhalefete, muhalefeti de iktidara koyunuz oyların rengi hemen değişecek ve hayır diyen evet’çi, evet diyen ise hayır’cı olacak. Çünkü bu ülkede siyaset amaçsız ve gereksiz bir şekilde, bir diğerine karşı olmaktan öteye gidemiyor.<br />
12 Eylül Anayasasının değişmesini canı gönülden arzu eden biri olarak burada yeni anayasaya evet veya hayır denilmesi konusunda henüz bir fikir beyan etmeyeceğim fakat 12 Eylül’ü ve 28 Şubat’ı gerçekleştirenler yargılanmadan 12 Eylül’den intikam alınması veya 12 Eylül ile hesap görülmesi gibi söylemler havada kalıyor.<br />
Yine aynı şekilde 28 Şubat ve sonrası süreçle ilgili ne bir adım ne de bir gelişme yokken, binlerce insan okulundan, mesleğinden ve geleceğinden olmuşken, haksızlığa uğramışken bu insanları ve bu insanların hakkını ve hukukunu yok sayar gibi bu konuda hiçbir kanuni tedbire ve düzenlemeye gidilmemesi neyin nesidir anlamıyorum.<br />
28 Şubat ve 12 Eylül’ü gerçekleştirenler ile ilgili hiçbir yargılamaya gidilmeden, kanuni tedbir almadan 12 Eylül Anayasasına savaş açanlar “eşeğe gücü yetmeyenler, öcünü eşeğin semerinden alır” darbı meselini hatırlatıyorlar.<br />
Son olarak televizyonlarda tartışanlar, bu konuda konuşan uzmanlar ve özellikle yeni anayasayı okumuş olduğunu tahmin ettiğim çok az sayıda siyasetçiye seslenmek istiyorum; bu kadar teknik konuşmak yerine benim anlayacağım şekilde bir şeyler anlatırlarsa ben de bir karar verebilirim. Ama bu kanuna AK Partililer evet, diğerleri hayır vermelidir gibi bir yaklaşım varsa bu halka saygısızlıktır ve halkı adam yerine koymamaktır.<br />
Öyle ki biz burada anayasamızı oylayacağız bir parti programını değil. Çünkü partiler, insanlar geçicidir ama anayasa kalıcıdır. Böyle olunca da bugün işimize gelen iktidar yarın değişince ortada kalma ihtimalimiz doğar.<br />
Eğer anayasa iktidara farklı bir güç veriyorsa, yeni gelen iktidar da anayasayı kendine göre, kendi gücünü sergilemek için kullanacaktır ve olan yine bizlere, bu topluma olacaktır.</p>
<p>A.Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/11144-iktidar-ile-muhalefet-yer-degistirse-referanduma-ne-derler/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BIRAK SARHOŞU KENDİ UYANSIN</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10918-birak-sarhosu-kendi-uyansin</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10918-birak-sarhosu-kendi-uyansin#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 07:12:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10918</guid>
		<description><![CDATA[Kendi dünyevi arzularına her türlü yolu kullanarak ulaşan insanlar istediklerini elde ettikten sonra hoşgörüyü, adaleti ve demokrasiyi unutuveriyorlar. Öte yandan elde ettikleri gücü korumak amacıyla yaşantılarının hiçbir anında inanmadıkları demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları söylemleriyle de insanları aldatıyorlar.  
Bu insanlar&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendi dünyevi arzularına her türlü yolu kullanarak ulaşan insanlar istediklerini elde ettikten sonra hoşgörüyü, adaleti ve demokrasiyi unutuveriyorlar. Öte yandan elde ettikleri gücü korumak amacıyla yaşantılarının hiçbir anında inanmadıkları demokrasi, özgürlük, eşitlik, insan hakları söylemleriyle de insanları aldatıyorlar.  <br />
Bu insanlar milliyetçi, solcu, dinci (dindar değil) veya her neci olurlarsa olsunlar menfaatleri gerektirdiği an, ne olmaları gerekiyorsa onu olurlar.<br />
Öyle ki çok farklı örgüt, tarikat, cemaat, mezhep, dinden gelmiş olsalar bile dünya menfaatleri onları aynı noktada birleştirdiği zaman birden bire kol kola yürümeye başlarlar. Bu dönekliklerinden ve inançlarına ihanetten hiç de hayâ etmeyen bu insanlar yaptıklarına da kendilerince hemen bir fetva, kılıf bulurlar.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz insanların makam, şöhret, para gibi zaaflarını rahatlıkla kullanarak toplumların geleceğini kendi hesaplarına göre tasarlayan güçler; Bu insanlar aracılığıyla gelecek korkusunu ve maddi kaygıları insanların yüreğine yerleştirmeyi hedeflerler. Böylece inançlı insanları bile paranın, gücün ve makamın dünyada saygı duyulması ve hatta itaat edilmesi gereken en önemli üç otorite olduğuna inandırırlar.<br />
Bunun sonucu Allah’a itaatin yerine zalim bile olsa otoriteye, güce, makama, paraya itaat edilmesi gerekliliği düşüncesi her bireye dayatılır ve inandırılır. <br />
Dünyamızda gücü elinde bulunduranlar inançlarından uzaklaşmış insanlardan oluşan bir toplum isterler. Çünkü inançları zayıf olan ve hedefi olmayan insanlar çabucak köleleştirilebilirler, korkak olurlar ve çok çabuk aldatılabilirler. Şaşırmamanız gereken bir durum, bu gibi aldanmış, aldatılmış insanlara önemli makamlarda da rastlayabileceğiniz gerçeğidir.</p>
<p>Dikkat edilirse günümüzde sistem ve onu yönlendirenler; dinin yerini partilerle, hakkın hukukun yerini de para ve güçle ikame etmektedir.<br />
Bu durumda bir tarafta inançları ve insanları sömürenler, diğer tarafta sömürülenlerden ibaret bir toplum yapısı karşımıza çıkar. İşin garibi sömürülen insanlar kendilerinden birilerini ve hatta bizzat kendilerini iktidarda zannettikleri için hallerinden şikâyetçi de değildirler çünkü maddi, manevi ne kaybettiklerinin farkında değildirler.</p>
<p>Sonuçta kargaşadan, huzursuzluktan, açlıktan, kutsalları kullanmaktan güç alan iktidarlar, iktidar beklentisi içinde olanlar ve bu iktidarları kutsayan korkak, beceriksiz ve bütün değerlerini düşünmeden birilerine, bir yerlere teslim edebilen bir toplum modeliyle karşı karşıya kalınır.<br />
Televizyonlarda, gazetelerde, internet haberleşme ağlarında ve hatta rüyasında bile dezenformasyona uğrayan beyinler, karnını doyurmaktan başka bir derdi olmayan insanlar, beynini bir yerlere kiraya vererek sorumluluklarından kaçanlar ve bir daha uyanmamak üzere uyutulan bir millet karşımıza çıkar.</p>
<p>Bütün bunların sonucu; üzerine ölü toprağı serpilmiş, vatan, millet ve inançları için hiçbir mücadele, fedakârlık yapmayan, oy verip sonra televizyonların karşısına geçerek oy verdiği kişilerin vatanını, milletini, dinini, imanını kurtarmasını bekleyen aldanmış insanlar.</p>
<p>Ve yaptığımız en büyük hata; Allah’tan beklememiz gerekeni insanlardan beklemek, Allah’tan istememiz gerekeni başkasından istemek, bilerek veya bilmeyerek Allah yerine partiye, lidere, güçlü gördüğü insanlara sığınmak.<br />
Ve belki de en doğru sözü söyleyen “bırak sarhoşu kendi uyansın” diyen can dostumun uyarısı. </p>
<p>Ahmet Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10918-birak-sarhosu-kendi-uyansin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NEYDİ?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10622-neydi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10622-neydi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 07:27:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=10622</guid>
		<description><![CDATA[Yaptıklarının tümü O’na alışılmadık derecede önemli ve büyük görünüyordu.
Yaptığı her şeyi kahramanca buluyordu.
Yaptığı her şeyi ilk, en büyük ve başkalarınca yapılamaz sanıyordu.
Peki, neydi onu aldatan?
Neydi, yaptıklarını bu kadar büyük gösteren?
Neydi diğer insanları O’na bu kadar&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaptıklarının tümü O’na alışılmadık derecede önemli ve büyük görünüyordu.<br />
Yaptığı her şeyi kahramanca buluyordu.<br />
Yaptığı her şeyi ilk, en büyük ve başkalarınca yapılamaz sanıyordu.<br />
Peki, neydi onu aldatan?<br />
Neydi, yaptıklarını bu kadar büyük gösteren?<br />
Neydi diğer insanları O’na bu kadar önemsiz gösteren.<br />
Kendisini bu kadar kibirli yapan ve önemli gösteren neydi?<br />
Yaratanın izni olmadan kendi tükürüğünü yutmaya bile gücü olmayan insanı “ben, ben” dedirten neydi?<br />
Yaptığı her şeyin doğru olduğunu ona düşündüren nedendi?<br />
Neydi onu gerçeklere karşı kör eden?<br />
Neydi onu sağır eden,<br />
Neydi onu hissizleştiren.<br />
Ağlarken bile gözyaşı yerine gözlerinden kibir akmasına sebep olan neydi?<br />
İnsanlara gülümserken dudaklarında tebessüm yerine kibir görünmesi neydi?<br />
Neydi, her sabah onu yarı ölümden uyandıran, ayağa kaldıran ve O’nu yaşatan gücü unutturan ve “ben, ben” diye kibirlendiren?<br />
Neydi onu yeryüzünde bu kadar kibirli ve böbürlenerek yürüten?<br />
Ve son olarak;<br />
“İnsanları küçümseyerek ve yersiz bir gurura kapılarak, surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde küstahça, böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni, kendisini methedeni, büyüklük taslayanı, böbürleneni şüphesiz ki sevmez.” Ayetine rağmen küçücük bir koltuğa oturan, azıcık güç elde eden hemen herkesin bu ayete muhalefet etmesine sebep olan neydi?</p>
<p>Ahmet Berhan  YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/10622-neydi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSRAİL ÇEŞİTLEMELERİ</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9783-9783</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9783-9783#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Jun 2010 08:49:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9783</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Başbakanımız “İsrail en iyi dostunu kaybediyor” dediği zaman, İsrail ile “dost” hatta “en iyi dost” kelimelerini aynı cümlede kullandığı için kahroluyoruz.
Ülkemizin Ordusunun İsrail ile tatbikat yapacak olduğunu duyunca ve bunu düşündükçe tüylerimiz diken diken oluyor.
Milletvekillerimizin TBMM’de utanmadan,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Başbakanımız “İsrail en iyi dostunu kaybediyor” dediği zaman, İsrail ile “dost” hatta “en iyi dost” kelimelerini aynı cümlede kullandığı için kahroluyoruz.</p>
<p>Ülkemizin Ordusunun İsrail ile tatbikat yapacak olduğunu duyunca ve bunu düşündükçe tüylerimiz diken diken oluyor.</p>
<p>Milletvekillerimizin TBMM’de utanmadan, sıkılmadan birbiriyle yumruklaşırken uyum içersinde &#8220;İsrail Dostluk Grubu” kurduklarını ve Mecliste 247’si Ak Partili, 52’si MHP’li olmak üzere 307 milletvekilinin İsrail dostu olduğunu öğrendiğimizde de binlerce kere kahrolmuştuk.</p>
<p>11 Mayıs 2010 tarihinde Filistinlilerin bütün yalvarmalarına rağmen İsrail’in Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü&#8217;ne (OECD) üyeliğini veto hakkımız varken bunu yapmadığımızda da çok yaralanmıştık ve İsrail ekonomisinin uluslar arası meşruiyetini, güvenilirliğini yükselten bu gelişme İsrail tarafından tarihi başarı olarak ilan edilmişti.</p>
<p>Şimdi soruyorum hem de gayet samimi ve yürekten soruyorum. Mavi Marmara’da gelişen o gaddarca saldırı olmasaydı, dokuz şehit ve onlarca yaralı vermeseydik İsrail hala birlikte askeri tatbikat yapabileceğimiz kadar dost bir ülke miydi?</p>
<p>Mavi Marmara olayı oluncaya kadar neredeydi aklımız?</p>
<p>Bu İsrail daha bir yıl önce 1500’e yakın Filistinliyi fosfor bombalarıyla, topuyla, tüfeğiyle katletmemiş miydi?</p>
<p>Bu İsrail değil mi on yıllardır bölgesinde yaşayanlara zulmeden ve insanları canından, evinden, ocağından eden ve yıllardır uyguladığı ablukayla insanları açlığa, perişanlığa mahkûm eden.</p>
<p>İsrail’in yıllardır süren bu zalimliğine karşın milletvekillerimizin 2008 yılında dostluk grubu kurması hangi akla, vicdana, Müslümanlığa, insanlığa ve de hangi Türklüğe sığar. Bunun izahı var mıdır?</p>
<p>Bu İsrail’le askeri tatbikat yapmak, milyar dolarlık anlaşmalar imzalamak, savunma sanayimizin en can alıcı işlerini onlara ihale etmek onları cesaretlendirmek ve zalimliğine zalimlik katmak değil midir?</p>
<p>Nedir bu yani ortalıklarda bağıracağız, alttan alttan ilişkilerimizi mi sürdüreceğiz? Bu nasıl bir anlayış, nasıl bir insanlık ve nasıl bir yönetim şeklidir.</p>
<p>Bizler hala tanklarımızla ilgi anlaşmaların sürdürülmesinden, insansız uçakların İsrail’den alınacak olmasından ve hala İsrail’le yapılan bir sürü ihalenin, anlaşmanın devam etmesinden rahatsız oluyoruz.</p>
<p>Biz ne dersek diyelim; İsrail Başbakanı Netanyahu hiç umursamaksızın biz yaptığımızla gurur duyuyoruz ve gerekirse yine yaparız diyor.</p>
<p>Her şey aşikâr ortadadır ve duam odur ki yüce Allah göz göre göre zalimlerle dostluk rüzgârları estirenleri, dışarıda başka içeride başka davrananları birer birer farş edecektir ve nitekim ediyor da.</p>
<p>Bir hadis-i şerif ile yazımızın ikinci kısmına geçelim; “Ahir zamanda dünya menfaati için dini alet eden riyakârlar çıkar. Sözleri baldan tatlıdır. Bunlar kuzu postuna bürünmüş birer kurttur.” (Tirmizî)</p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>BU NEYİN ZAFERİ</em></strong></p>
<p>Vuran İsrail ölenler biz, onca şehit, onlarca yaralı var.</p>
<p>Gemilere saldıran, el koyan İsrail, insanlarımızı esir alan, kaçıran, hapishanelerde bekleten ve işkence eden İsrail.</p>
<p>Gemide şehit edilen 9 Türk’ten altısını öldüren askere cesaret madalyası takılacağını açıklayan İsrail.</p>
<p>Kısaca saldıran, vuran, kıran, öldüren ve istediğini elde eden İsrail, ama gelin görün ki zafer nidalarını atan bizleriz.</p>
<p>Bizim gönül tellerimize dokunarak konuşan başbakanımızın karşısında bize sanki de savaş açmış bir ülkenin başbakanı olarak yaptığımızın arkasındayım diyerek yapılan insanlık dışı saldırıyla gurur duyan İsrail Başbakanı.</p>
<p>İsrail değil özür dilemek, yaptık yine yaparız söylemleriyle bize kafa tutuyor ve İsrail Dışişleri Bakanı Lieberman ülkemize daha bugün hakaret ediyor yani baskı hiçbir işe yaramamış hatta İsrail iyice azmış.</p>
<p>Bizim ülkemiz sadece askeri tatbikatı ve futbol maçını iptal etmiş ki Yunanistan dâhil birçok ülke aynı şeyi yapmış. Hele hele Nikaragua bizden çok daha sert bir tavır takınmış ve İsrail’le bütün diplomatik ilişkilerini resmen kesmiş.</p>
<p>Biz ne yapıyoruz; insansız uçaklar, tankların modernizasyonu, askeri anlaşmalar için İsrail ile hala aynı masadayız, aynı saflardayız.</p>
<p>Böyle düşmanlığa can feda ve böyle düşmanlık dostlar başına.  </p>
<p>İsrail’de herhalde şu şarkı dillerdedir.</p>
<p>Sen beni sevsen ne olur, sevmesen ne olur.</p>
<p>Dünya benim emrimde, gerisi boştur.</p>
<p>Buyurun bakın; hala Avrupa, ABD küsmesin ve bize karşı hoşgörülü olsun diye çabalayan herkese Allah ne diyor; “Sen onların dinine, inançlarına tabi olmadıkça, uymadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar ve kabullenmezler.” (Bakara – 120)</p>
<p>Ahmet Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9783-9783/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATATÜRK ÜNİVERSİTESİNDEN GURUR ADIMI</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9478-ataturk-universitesinden-gurur-adimi</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9478-ataturk-universitesinden-gurur-adimi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 May 2010 09:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9478</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Üniversitesi tarafından düzenlenen 1.Avrasya İpek Yolu Üniversiteleri Toplantısı yaklaşık 70 Üniversiteyi bir araya getirmesiyle hem Üniversitemize hem de Erzurum’a önemli, gururlu günler yaşatıyor.
28 Mayısta başlayan ve Yükseköğretimde Yeni Yaklaşımlar ve İşbirliği Arayışları başlığı altında üniversiteleri bir araya getiren&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Üniversitesi tarafından düzenlenen 1.Avrasya İpek Yolu Üniversiteleri Toplantısı yaklaşık 70 Üniversiteyi bir araya getirmesiyle hem Üniversitemize hem de Erzurum’a önemli, gururlu günler yaşatıyor.</p>
<p>28 Mayısta başlayan ve Yükseköğretimde Yeni Yaklaşımlar ve İşbirliği Arayışları başlığı altında üniversiteleri bir araya getiren toplantıda üniversiteler arası işbirliği imkânları ve üniversitelerin sorunları tartışılıyor.</p>
<p>Atatürk Üniversitesi bölgemiz ülkeleri ve çevre illerimizin üniversiteleri için lokomotif olabilecek kalitede ve güçte bir üniversitedir ve 70 üniversiteyi bir araya getiren bu toplantıyla bu konumunu güçlendirmiştir.</p>
<p>Bu toplantıda atılacak adımlar, imzalanacak olan protokoller, alınacak kararlar üniversitemizi ve dolayısıyla şehrimizi mutlaka bir adım daha ileriye taşıyacaktır. Atatürk Üniversitesinden başka tutunacak dalı olmayan Erzurum için bu durum çok büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.</p>
<p>Şehrimizde misafir olarak bulunan rektörlerin içinde Atatürk Üniversitesi’nde yetişmiş olanların bulunması da bizler için hem gurur hem de avantaj teşkil etmektedir.</p>
<p>Üniversitemizi bu gayretinden dolayı destekliyor ve can-ı gönülden tebrik ediyorum.</p>
<p><strong>TÜRKÇE OLİMPİYATLARI</strong></p>
<p>Özellikle İngilizce konuştuğunda kendini daha bir adam zannedenlerin ülkesi olan Türkiye’mizin ana dilinin beyazı, sarısı, siyahıyla her ırktan ve her ülkeden gençler, çocuklar tarafından konuşulduğunu her gördüğümde gözyaşlarıma engel olamıyorum.</p>
<p>Türkçemizin başka ülkelerde öğretiliyor olduğunu görmek, bilmek bana her zaman garip bir iç huzuru veriyor.</p>
<p>Türkçe Olimpiyatları; ülkemizde hepimizin İngilizce konuşmaya çabaladığı ve ne yazık ki bununla gurur duyduğu şu dönemde kalbimize bir ferahlık vermektedir. Ben sanıyorum ki başka bir ülkenin dilini konuşabiliyor olmaktan gurur duyan ve bunu her fırsatta göstermeye çalışan nadir birkaç milletten biriyizdir.</p>
<p>Kısaca hepimiz altına üstüne bakmadan, sağa sola çekmeden başka ülkelerde Türk Okulları açan, o okullarda okuyan çocuklara, en azından bir kısmına Türkçe öğreten ve Türkiye’de bu ülkeleri bir araya getirerek Türkçe Olimpiyatlarını yapan, gerçekleştiren ve bizleri mutluluktan gözyaşlarına boğan her bir kişiye teşekkür etmeli ve onlarla gurur duymalıyız.</p>
<p><strong>HAS HALI GERİ DÖNMEZ AMA </strong></p>
<p>Has Halı ile ilgili yazım beklediğimin çok çok üzerinde ilgi gördü. Bu olaya gereksiz yere siyasi yaklaşanlar da oldu, ciddi manada bunu dert edinenler de oldu, ilgili firmaya haksız yere sitem edenler de oldu.</p>
<p>Öncelikle bilinmelidir ki bizim derdimiz ne siyasilerdir ne de siyasettir. Bizim derdimiz Erzurum’dur, Türkiye’dir. Bu sebeple bu sorunu iktidara vurmak amaçlı kullananları da, iktidarı korumak için firmaya haksız sitem edenleri de, olayı işlerine geldiği gibi ele aldıkları için kınıyorum.</p>
<p>Burada mesele açıktır ve nettir; mesele Erzurum’da Has Halı aracılığıyla evine kazanç sağlayan en az bin kişinin artık bu kazançtan yoksun kalmalarıdır. Bu nedenle şehrimizin veya ülkemizin sıkıntılarını dile getirirken bizi kimin, hangi partinin iktidarda olduğu ilgilendirmez. Bizi sorunlarımızın üzerine gidilmesi ve çözülmesi ilgilendirir.</p>
<p>Bu noktada öncelikle; yaklaşık 15 yıldır Erzurum’da çalışan, 2007 yılında Erzurum’a sağladığı istihdam sebebiyle Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası tarafından ödüllendirilen bir firmayı bu şehirde hala tanımayanlar, bilmeyenler varsa bu şehre olan ilgisizliklerinden ve duyarsızlıklarından dolayı utanmalıdırlar.</p>
<p>İkinci olarak; Has Halı kazanç elde etmek üzere kurulmuş bir şirkettir. Daha fazla parayı ve ilgiyi nerede bulursa haklı olarak işlerini oraya kaydıracaktır. Bu sebeple bizler şirketi sorgulayacağımıza böyle bir şirketi elden kaçırdığımız için kendimizi sorgulamalıyız.</p>
<p>Sözü çok uzatmadan bu sorunu dile getirmemizin amacına gelelim; bizim hatalarımızdan, ilgisizliğimizden, duyarsızlığımızdan, bilgisizliğimizden dolayı önemli bir firma Erzurum’u terk etmiştir. Bu durumda bizler bundan çıkarabilirsek bir ders çıkarmalıyız, hatalarımızı ve eksiklerimizi görmeliyiz.</p>
<p>Çok daha önemlisi; Demek ki Erzurum’da ve birçok ilçemizde yetişmiş, dokuduğu halılarla dünya birincisi olmuş mahir eller, ustalar vardır. Bu elleri boş bırakmamak boynumuzun borcudur.</p>
<p>Bu konuyla bir şekilde ilgilenen herkese sesleniyorum gelin bu olayı siyasallaştırmayın, kişiselleştirmeyin, sağa sola çekmeyin, gelin hep beraber bu mahir ve usta ellerin yeniden çalışmasını sağlayacak adımları atalım. Belki de birkaç yıl sonra kalitede ve estetikte dünya birincisi olan halı yine Erzurum’dan çıkar, ne dersiniz?</p>
<p><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9478-ataturk-universitesinden-gurur-adimi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ERZURUM&#8217;DA BİN KİŞİYE İSTİHDAM SAĞLAYAN &#8220;HAS HALI&#8221; DİYARBAKIR YOLCUSU</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9128-erzurumda-bin-kisiye-istihdam-saglayan-has-hali-diyarbakir-yolcusu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9128-erzurumda-bin-kisiye-istihdam-saglayan-has-hali-diyarbakir-yolcusu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 May 2010 06:45:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=9128</guid>
		<description><![CDATA[2003 Yılında Yakutiye, 2006 Yılında Erzurum isimli halılarıyla Dünya Halı Oscar&#8217;ı olarak değerlendirildiği için dünyanın en itibarlı halı ödülü olan America&#8217;s Magnificent Carpet Ödülünü, Erzurum&#8217;da dokunan halılarla, iki kere kazanan Has Halı Erzurum&#8217;da bulunan bütün tezgâhlarını Mayıs ayı sonunda Diyarbakır&#8217;da&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2003 Yılında Yakutiye, 2006 Yılında Erzurum isimli halılarıyla Dünya Halı Oscar&#8217;ı olarak değerlendirildiği için dünyanın en itibarlı halı ödülü olan America&#8217;s Magnificent Carpet Ödülünü, Erzurum&#8217;da dokunan halılarla, iki kere kazanan Has Halı Erzurum&#8217;da bulunan bütün tezgâhlarını Mayıs ayı sonunda Diyarbakır&#8217;da açmak üzere kapatıyor.<br />
Evet, yanlış okumadınız, halı üretimi konusunda Erzurum sayesinde dünyada başarıdan başarıya koşan, America&#8217;s Magnificent Carpet ödülünü iki kere alan tek firma olan, Amerikan Başkanı Bush&#8217;un ve birçok Hollywood ünlüsünün evinde kullandığı halıları üreten Has Halı Erzurum&#8217;da üretimi bırakıyor.<br />
Bu ne demek? Has Halı vasıtasıyla evine ekmek götüren yüzlerce insan artık bunu yapamayacak ve dünya birinciliğini kazanmış eller artık halı dokuyamayacak demek.<br />
2010 yılındayız; gittikçe azalan nüfusuyla, her gün daha kötüye giden sosyo-ekonomik durumuyla Erzurum&#8217;un doğru dürüst tek bir fabrikası yoktur, köylerimizde hayvancılık bitmiştir, kendimizi besleyecek sebze, meyve bahçelerimiz yoktur, tarım can çekişmektedir.<br />
Bilemiyorum abartıyor muyum ama Erzurum&#8217;un merkezinde, köylerinde ve ilçelerinde bin kızımızın çalıştığı Has Halı&#8217;nın tezgâhlan dışında doğru dürüst sanayisi ve sanayicisi de yoktur. Ve artık Has Halı&#8217;da yoktur.<br />
2008 yılı Kasım Ayına kadar Erzurum&#8217;da bin kişiye istihdam sağlayan Kayseri Merkezli Has Halı kıymeti bilinmese de Erzurum&#8217;da çok önemli bir şirket pozisyonundayken gelişen ekonomik kriz ve Erzurum&#8217;da teşviklerin yetersizliği, yöneticilerin, siyasilerin ilgisizliği Has Halı&#8217;yı yeni bir arayışa itmiştir.<br />
Bu tarihten itibaren peyderpey eleman azaltan bin kişiden şu an itibariyle yüz kişiye düşen Has Halı Mayıs ayı sonunda tezgâhlarını tamamen kapatıp Erzurum&#8217;daki istihdamı sıfırlayarak burada yaptığı işi Diyarbakır&#8217;a taşıyor.<br />
Burada sorulacak soru şudur; bu gidişi durdurmak ve bu şirketi Erzurum&#8217;da tutabilmek için neler yapılmıştır veya neden hiçbir şey yapılmamıştır?<br />
Has Halı Diyarbakır&#8217;da birçok açıdan daha avantajlı olacağını gördüğü ve şirket adına şehrin siyasilerinden, yöneticilerinden olumlu sözler aldığı için gidiyor. Kısaca Diyarbakır ilgileniyor, destek oluyor ve daha rahat bir çalışma ortamı sunuyor Has Halı&#8217;ya.<br />
Koyunu dağda besleyen çobanından, yapağısını elde edip satana, tezgâhta halı dokuyanından, yeme, içme ve servis hizmeti verenine; Erzurum Merkezde, ilçelerde, köylerde evlerine ekmek götüren bin kişinin çok üzerinde insan artık işsiz, ekmeksiz veya en azından yan gelirsiz.<br />
Dile bile kolay değil, binin üzerinde kişiden bahsediyoruz. Evine ekmek götüren ama artık bu geliri kaybeden bin kişi.<br />
Bu sayıda bir istihdamı ve bunun getirdiği girdiyi çok uzun yıllardır ülkemizin en büyük yatırımcısı olan devlet bile Erzurum&#8217;a sağlamamıştır. Bir tek Turkcell-Global Bilgi AŞ&#8217;ne bağlı Erzurum Bilgi İletişim A.Ş bu sayıda bir istihdam sağlamaktadır. Ayrıca unutulmamalıdır ki;  Has Halı&#8217;nın birçok insanı köyünde, kasabasında iş sahibi yapmış ve bir şekilde göçün önüne geçmiştir.<br />
Bizler Erzurum olarak bu derece önemli sayıda bir istihdamı kaybetmemeliydik. Bu şehrin ileri gelenleri, yöneticileri ve siyasileri kısaca yedikleri, içtikleri 2011 olan ve bu şehrin asıl sorunlarını bir türlü görmek istemeyenler hepinize sesleniyorum Has Halı bu şehrin neresine düşer, ne iş yapar ve neden bu şehri terk eder? Merak edeniniz, ilgileneniniz var mı?<br />
Olur ki ilgilenen olursa Has Halı Erzurum Müdürü Hasan Nuhoğlu mayıs ayı sonuna kadar yerinde, belki bir çayını içersiniz ve eminin sizlere anlatacağı çok şey vardır; yapılan fedakârlıklardan, alınan ödüllere, sağlanan istihdamdan ve şehre giren paraya kadar çok şey.<br />
Ben yıllar önce de yazdım sayın siyasiler ve yetkililer Erzurum&#8217;u ve sorunlarını 2011&#8242;e kurban etmeyin ve 2011&#8242;in Erzurum&#8217;un asli ve ciddi sorunlarını örtmesine izin vermeyin, 2011 Erzurum için düğün bayramdır ama her düğün gibi gelir, gider ve ertesi günü yorgun, argın uyanılır dedim.<br />
Erzurum sıkıntıdadır, zor durumdadır ve bu şehir sayesinde dünyanın en önemli halı şirketlerinden biri haline gelen Has Halı&#8217;nın, elde ettiği bütün başarılara rağmen bu şehri terk etmesi bu durumun en net ve en taze örneğidir.</p>
<p>Ahmet Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/9128-erzurumda-bin-kisiye-istihdam-saglayan-has-hali-diyarbakir-yolcusu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AVRUPA&#8217;DAN ANLADIGIMIZ</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8814-avrupadan-anladigimiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8814-avrupadan-anladigimiz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 May 2010 11:53:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8814</guid>
		<description><![CDATA[Zenginlik, özgürlük ve hesap vermeden yaşamak bizim Avrupa&#8217;dan anladığımız.
Dini, dili tamamen farklı ve kabul edilemez bir kimliğe sahip insanlarız biz onların gözünde.
Aslında manevi değeri olmayan, yalancı, zalim, ruhsuz bir toplumdur Avrupa.
Sömüre sömüre bugünlerine gelen, başkalarının sırtından beslenen,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zenginlik, özgürlük ve hesap vermeden yaşamak bizim Avrupa&#8217;dan anladığımız.<br />
Dini, dili tamamen farklı ve kabul edilemez bir kimliğe sahip insanlarız biz onların gözünde.<br />
Aslında manevi değeri olmayan, yalancı, zalim, ruhsuz bir toplumdur Avrupa.<br />
Sömüre sömüre bugünlerine gelen, başkalarının sırtından beslenen, kan, zulüm ve günah üzerine kurulmuş bir toplum ve ülkeler birlikteliği.<br />
Avrupa&#8217;nın doymak bilmez midesi doyacak diye kaç milyar insan aç kaldı bugüne kadar, kaç ülke, kaç insan sömürüldü ve bedel ödedi.<br />
Dünyada kaç milyar insan köle gibi bu ülkelere ve bu ülke insanlarına çalışıyor, çalıştırılıyor?<br />
Kaç insan aç kalıyor Avrupa doysun diye veya kaç insan tükeniyor Avrupalı bol bol tüketsin diye?<br />
İnsanlara kendi ürettiğini bile kullandırmayan,  kahvesini, çayını, petrolünü kendi insanlarının hizmetine sunan Avrupa&#8217;da bu yoğurdun bolluğu nereden geliyor?<br />
Firavunlaştıkça firavunlaşan, enaniyetin temsilcileri olan, Asya ve Afrika&#8217;nın %85&#8242;ini sömürerek bugünlerine gelenlere karşı nedir bu meftunluk?<br />
Kendi eğlencesine harcadığı, herhangi bir fakir ülke insanının asli ihtiyaçlarına harcayabildiğinin binlerce katına ulaşabilen zalimlere karşı nedir bu ilgi?<br />
Sınıfsal, toplumsal, kültürel ve ülkesel emperyalizmi bu kadar güçlü ve şiddetli hale getiren ve üçüncü dünya ülkeleriyle acımasızca oynayan Avrupa&#8217;yı önder tayin etmek neyin nesidir?<br />
Kendi vatandaşlarına her türlü özgürlüğü, zenginliği, mutluluğu ve refahı sunan ve bizim aksimize kendi insanını birinci sınıf gören ama diğer insanlara kendi vatandaşlarının hizmetkârları, köleleri gibi davranan hatta kullanan zihniyete karşı nedir bizi zavallı kılan bu yaklaşım?<br />
Yediklerinde kan, yüreklerinde kin olan ve bizim her türlü değerimize düşman olanlara karşı nedir bu kutsamalar?<br />
Atalarımızın ve dedelerimizin kanı hala ellerinde, nefreti hala yüreklerinde ve gözleri hala topraklarımızda olanlarla nedir bu barış çabaları, nedir bu tavizler ve nedir bu sarılmalar, öpüşmeler?<br />
Dinin bütün insani ve toplumsal değerlerini kaldıran, parayı, makamı ilahlaştıranlara karşı nedir bizi bu kadar ezik kılan?<br />
Onların secde ettiklerine secde etmediğimiz sürece bizi kabullenemeyecek olanlara karşı nedir bu onlardan olabilme çabaları?</p>
<p>Avrupa olmaz ise bizler birinci sınıf, özgür, huzurlu, güçlü ve onurlu olamayacak mıyız?<br />
Bizler kendi insanımıza kendi inisiyatifimizle birinci sınıf muamelesi yapamaz mıyız?<br />
Bizler kendi gücümüzü kendi inancımızdan ve kendi değerlerimizden alamaz mıyız?<br />
Bizler kendi insanımızı düşman görmemek ve kendi insanımıza hak ettiği özgürlükleri verebilmek için için çifte standartlarla dolu Avrupa&#8217;ya muhtaç mıyız?<br />
Unutmamalıyız ki Avrupa verdiğinden kat be kat fazlasını almadan bizlere günahını bile vermez.<br />
Bundan yıllar sonra onların Türkiye için planladığı her şeyin gerçekleştiğini ve bizim insanlarımızın hem burada hemde oralarda hala zulme ve haksızlığa uğradığını göreceğimizden şüpheniz olmasın.<br />
Taviz verdiğimiz için methedilirken, onların istediklerine evet dediğimiz için cesaretimizden bahsedilirken ve sırf bu sebeple tebrik edilirken ne kadar mutlu olduğumuza bakılırsa çok da haksız sayılmamamız gerekir.</p>
<p>Ahmet BERHAN YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8814-avrupadan-anladigimiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Töreli ol töreli&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8481-toreli-ol-toreli</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8481-toreli-ol-toreli#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 16:04:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8481</guid>
		<description><![CDATA[Bizim buralarda büyüklerin hata yapanları veya hata yapmasını istemediklerini en önemli uyarması “töreli” davran demekle olur. Bunun aksine davrananlar töresiz, devamsız ve benzeri sözcüklerle suçlanır, azarlanır. Bu sebeple töreli davranmak, dürüst olmak, cesur olmak, adam gibi adam, kadın gibi kadın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bizim buralarda büyüklerin hata yapanları veya hata yapmasını istemediklerini en önemli uyarması “töreli” davran demekle olur. Bunun aksine davrananlar töresiz, devamsız ve benzeri sözcüklerle suçlanır, azarlanır. Bu sebeple töreli davranmak, dürüst olmak, cesur olmak, adam gibi adam, kadın gibi kadın olmak önemlidir. En azından normal Anadolu insanı olan bizler için hala böyledir.</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Okuluna töreli git, arkadaşlarınla töreli oyna, dersine töreli çalış, töreli konuş, töreli davran, töreli yat, töreli kalk. Buradaki anlamıyla “töre” hem olması gerektiği gibi, hem toplumsal ahlaka, sisteme uygun hem de dini, milli geleneğe uygun davranmak anlamına gelir. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bu sebeple bizim töreli olarak yaşamaya çalıştığımız hayatımızda, hiçbir zaman ve kim olursa olsun bir başkasının yanlışına, yalanına, hatasına ortak olmak olmamıştır, olamaz da. Buna ne dinimiz ne de milli kimliğimiz müsaade eder.</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bu girişten sonra gelelim asıl meselemize;</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Anayasa değişikliği TBMM’de oylanırken 8. Maddede ortaya çıkan ve iktidar partisinde sıkıntıya sebep olan hayır oyları sonucu ismi hayırcı olarak geçen bir milletvekilinin bu iddiayı yalanlarken “Başbakan uçurumdan atlıyorsa, bize yakışan onun arkasından atlamaktır. Karar doğrudur yanlıştır önemli değil, Türk töresi böyle gerektirir” beyanatı okuyan, yazan, düşünen her insan gibi beni de hayretler içersinde bıraktı. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Öncelikle şunu belirteyim burada ne Anayasa değişikliğini ne de iktidar partisindeki demokratik tavrı tartışmak niyetinde değilim. Burada bir milletvekilinin büyük bir yanlışı Türk Töresi diye adlandırmasını ve diğerlerinin, özellikle de ilgili liderin bu söze karşı çıkmamasını ve kabullenmesini eleştiriyorum. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Şükür gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyor ama bizler gördüklerimize ve duyduklarımıza inanamaz hale geliyoruz, şaşırıyoruz, üzülüyoruz ve korkuyoruz.</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Düşünüyoruz; bir tarafta sizler hiç akıl etmez misiniz, sizler hiç düşünmez misiniz diyen bir Allah’a ve inanca sahip olacağız, diğer tarafta akıl etmeden ve düşünmeden hatalarımızı olmayan bir töre bühtanıyla örteceğiz. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Hepimiz de, bunu söyleyen kişi de çok iyi bilmektedir ki bizim geleneğimizde, töremizde böylesi bir garabet durum söz konusu olamaz, olmamıştır. Bu sebeple lütfen hiç kimse kendi düştüğü veya düşürüldüğü hatalı durumu Türk Töresidir diyerek bütün Türklere bühtanda bulunmasın. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bizler Peygamberine bile “Bunu sen mi söylüyorsun, yoksa Allah mı  emretti? Diye sorarak itiraz edebilen, Halife Ömer’i eğer yanlış yaparsan seni şu kılıçla düzeltiriz diye kılıcını kınından çıkararak uyaran, bu uyarıyı alınca ellerini açarak Allah’a şükreden ve kendisine kılıç çeken o kişiye teşekkür eden bir töreden geliyoruz. Yine Fatih Sultan Mehmet’in mahkemede kendi aleyhine karar veren kadıya teşekkür etmesi de bizim töremizin ne olduğunu ortaya koymaktadır.</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Görülüyor ki bizim töremize göre; bir liderin biz senin yanlışında da yanındayız, senin yanlışlarını da biz ört bas ederiz söyleminde bulunanları, bu tavır içine girenleri uyarması ve bu gibi kişilere güvenmemesi gerekir. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Lafı uzatmadan bütün milletvekillerine sesleniyorum;</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">- Bu millet sizleri oralara doğru işler yapasınız, yanlışları düzeltesiniz ve hata yapan kim olursa olsun karşısında durasınız diye göndermiştir. Bir kişi uçurumdan atlayınca ardından sorgulamadan atlayasınız diye değil.</span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bir insana, lidere bağlanmak, güvenmek iyi şeydir ama öncelikle o kişinin, o liderin bunu hak etmesi gerekir. Diyelim ki iyi bir liderin arkasından gidiyorsunuz bu sefer de onun yanlışlarında bile onu onaylamak, sorgusuz, sualsiz kabullenmek, susmak hem o kişiye hem de gittiğiniz yola ihanet olur. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Ötesinde bu şekilde davranmak sizin kişiliğinizden, inancınızdan, dürüstlüğünüzden taviz vermeniz ve sizi vekil tayin eden insanların vebalini üstlenmeniz anlamına gelir ki bunun hesabını veremezsiniz. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Geçici olan, ölümlü olan makam, mevki, parti ve kim olursa olsun Allah’ın yanında aciz konumda olan bir insan için hiç kimsenin kendisini Allah’tan etmesine değmez. </span></p>
<p>   <span style="font-size: small; color: #ff0000; font-family: Times New Roman;"><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8481-toreli-ol-toreli/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HES&#8217;SİYATIMIZ VEYA KURBAĞALARI ÜRKÜTMEK&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8217-hessiyatimiz-veya-kurbagalari-urkutmek</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8217-hessiyatimiz-veya-kurbagalari-urkutmek#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 09:24:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=8217</guid>
		<description><![CDATA[Aylardır gündemden düşmeyen, bu ülkenin en sakin insanlarına sahip olan bölgemizi bile isyana sürükleyen ve kimin, ne amaçla bu bölgeye dayattığını çözemediğimiz Hidroelektrik santrallerinin inatla ve millete rağmen yapımına devam edilme kararlılığı aklımıza şu sözü getiriyor &#8220;Bari attığınız taş ürküttüğünüz&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aylardır gündemden düşmeyen, bu ülkenin en sakin insanlarına sahip olan bölgemizi bile isyana sürükleyen ve kimin, ne amaçla bu bölgeye dayattığını çözemediğimiz Hidroelektrik santrallerinin inatla ve millete rağmen yapımına devam edilme kararlılığı aklımıza şu sözü getiriyor &#8220;Bari attığınız taş ürküttüğünüz kurbağalara değse.&#8221;<br />
Şimdi Siyaset &#8211; Bürokrasi &#8211; Müteahhit üçgenine sormak gerek; sizler, millete karşı bu savaşı ne adına veriyorsunuz. Neden dünyada güzelliğine az rastlanır bu doğa harikasını betona boğmaya, bu güzelliği yok etmeye karar verdiniz ve neden yöre halkını hiçe sayıyorsunuz. Hani sizler milletin iradesinin hâkim kılınmasına, insanlara zulüm yapılmamasına vesile olacaktınız, hani baskıcı ve dayatmacı yöneticiler eskilerde kalmıştı?<br />
Bir soru da ilimizin siyasilerine; sizler ne zaman Erzurum adına bir şeyler yapacaksınız, sizler bu görevi sadece partinize hizmet etmek için mi üstlendiniz? Sizler; bu suskunluğunuz, sessizliğiniz ve bu kadar ürkütücü ve üzücü teslimiyetiniz sonucu çok büyük bir vebal üstlendiğinizin ne zaman farkına varacaksınız? Unutmayınız ki partiler, makamlar geçici şehirler, ülkeler kalıcıdır. Hele hele binlerce insanın kul hakkı, vebali öbür dünyada da sizinle birlikte olacaktır.<br />
Resmi rakamlar ortada; ülkemizdeki kayıp-kaçak elektrik kullanımı %20&#8242;ye yakın ve bunun ekonomik değeri yılda yaklaşık 2,2 milyar dolara tekabül ediyor. Öyle ki bu kaçak kullanım bazı illerde %70&#8242;in üzerinde seyrediyor. Sizler Erzurum&#8217;a, Rize&#8217;ye, Trabzon&#8217;a karşı bu savaşı vereceğinize kaçak elektrik kullanım problemini çözün sonra enerji açığını bahane ederek doğayı katletme pahasına, gerekli gereksiz yapılacak HES&#8217;lerden bahsedin.<br />
Yoksa Nasreddin Hoca gibi karanlıkta kaybettiklerinizi aydınlıkta aramak daha mı kolay geliyor? Bunu sormak beni de çok üzüyor ama gücünüz bize mi yetiyor?<br />
İnsanların sizlere oy vermesi sizlerin her dediğinize evet diyeceği ve her yaptığınızın doğru olacağı anlamına gelmediği gibi kafanıza esen her şeyi yapabilirsiniz anlamına hiç gelmez. Sizlerin haksız olma ve yanılma ihtimaliniz olamaz mı? Mesela Rize ve Trabzon&#8217;da yargı oralardaki HES&#8217;lerin hem doğaya zarar vereceği hem de canlıların hayatını olumsuz yönde etkileyeceği kararına vardı, HES&#8217;lerin yapımını ve doğa katliamını en azından şimdilik durdurdu.<br />
Şimdi gücünü bu milletten aldığını iddia eden iktidara sesleniyorum; vatanına, milletine âşık, vatanına yıllardır yük olmamış, sevgiden başka bir duygu beslememiş bu yöre halkına istediği huzuru veriniz ve bu bölgenin yakasından düşünüz. Bir faydanız olmuyor ise bari zararınız da olmasın.<br />
YAKUTİYE BELEDİYESİNE TEŞEKKÜR<br />
Yakutiye Belediyesi&#8217;nin Yakutiye Medresesi ve Lala Paşa Camii&#8217;ni de içine alan çevre düzenlemesi ve peyzaj çalışması bir belediyenin asli hizmet alanında yapması gereken çalışmalara iyi bir örnek olacağa benziyor.<br />
Erzurum&#8217;da uzun yıllardır göremediğimiz böylesi güzel ve kalıcı bir belediye hizmeti için Yakutiye Belediyesine şimdiden teşekkür etmek gerekir.<br />
Belediye başkanları göreve geldikleri andan itibaren siyasi mülahazalardan uzak bir şekilde, görev aldıkları şehrin ve insanlarının daha rahat ve huzur içinde yaşayabilmeleri için gereken ne varsa onu yapmak durumundadır.<br />
Bunun yanı sıra kişiliksiz yönetim sergileyen, cesaretsizlikleri sebebiyle parti taassubundan, teslimiyetinden kurtulamayan belediye başkanlarının da hem kendilerine, hem şehirlerine önemli zararlar verdikleri de aşikârdır.<br />
Belediyeler; yol, su, imar, ulaşım gibi birincil hizmetlerinin yanı sıra park, bahçe ve benzeri yapılanmalarla şehrin kaotik ortamından insanları belli bir süre de olsa uzaklaştıracak gerekli alanları oluşturmakla da görevlidirler.<br />
Fakat ne yazıktır ki Erzurum&#8217;da belediyeler genellikle bu gerçeğin aksine davranarak insanlara huzurlu ve rahat bir hayat şansı sağlayacak alanları oluşturmak yerine bütün alanları otomobillere ve binalara teslim edecek yapılanmaları ortaya koymak gayretinde görünmektedirler.<br />
Erzurum&#8217;un şehirleşmedeki en önemli eksiklerinden biri açık alanlar veya meydanlardır. Meydanlar şehirlerin kalbidir ve şehir hayatının olması gereken önemli bir parçasıdır. Meydanlar buluşma noktalarıdır, önemli olayların, hatıraların yaşandığı yerlerdir.<br />
Yıllardır birçok vesileyle değindiğim insanların randevu verebileceği, buluşabileceği, çocukların koşturabileceği, birini beklerken canınızın sıkılmayacağı bir meydan, bir alan Erzurum&#8217;un ihtiyacıdır.<br />
Dünyanın ve ülkemizin önemli şehirleri meydanları ile bütünleşmiş, meydanları ile nam salmışlardır ve Yakutiye Belediyesi de bu konuda önemli bir adım atmıştır. Bu tarihi meydanın son yıllarda Erzurum&#8217;a yapılmış önemli, hayırlı ve kalıcı hizmet olarak tarihteki yerini alacağına inanıyorum.</p>
<p>Ahmet BERHAN YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/8217-hessiyatimiz-veya-kurbagalari-urkutmek/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İKİNCİ ÜNİVERSİTE HAKKIMIZDIR, LÜTUF DEĞİLDİR&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7100-ikinci-universite-hakkimizdir-lutuf-degildir</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7100-ikinci-universite-hakkimizdir-lutuf-degildir#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 07:45:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=7100</guid>
		<description><![CDATA[Yeni üniversite kararıyla ilgili çevremden ve de duyduklarımdan çok net görüyorum ki kurulacak olan yeni üniversiteden herkes gururlu, memnun, keyifli ve umutlu.
Ama ne yazık ki; Erzurum&#8217;a kurulacak olan ikinci üniversite ile ilgili her kafadan bir ses çıkıyor. Ben senden&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni üniversite kararıyla ilgili çevremden ve de duyduklarımdan çok net görüyorum ki kurulacak olan yeni üniversiteden herkes gururlu, memnun, keyifli ve umutlu.<br />
Ama ne yazık ki; Erzurum&#8217;a kurulacak olan ikinci üniversite ile ilgili her kafadan bir ses çıkıyor. Ben senden daha çok sevindim, sen sevinmedin savaşı, birilerine ben senden daha çok teşekkür ettim, sen teşekkür etmedin mücadelesi trajikomik bir garabete dönüştü.<br />
Bu güzelim olayı bile siyasi değerlendirenler, siyasi menfaate tahvil etmeye çalışanlar veya bir yerlere bu şekilde yanaşma gayreti içinde olanlar belli bir kesimin dışındakilere bu sevinci paylaşmayı ve doğruları söylemeyi yasakladılar.<br />
Bir üniversitenin kuruluş aşamalarını ve neyin nasıl olması gerektiği noktasında toplumu aydınlatması gerekenler siyasiler gibi konuşmaya, davranmaya başlayınca ortalıkta saçma sapan işler olmaya başladı. Birileri yeri belli olmayan, kurulacak fakültelerinin ne olduğu bilinmeyen, ne zaman öğrenci ve öğretim görevlisi alabileceği bile ortada olmayan bir üniversiteye kadro tahsisi ile ilgili rakamları konuşarak üzerine gidince meseleyi iyi bilen çok sayıda insan bu durumdan haklı olarak rahatsız oldu.<br />
Bilinmelidir ki hiçbir gazeteciye okurlarıyla kavga yakışmaz, yakışmıyor da. Gazeteci; içinde yaşadığı toplum ve şehir adına siyasilerle, yöneticilerle çatışabilir ama asla siyasiler adına halkla, okurlarıyla kavga etmemelidir. Kısaca gazeteci güçlünün yanında değil, doğrunun yanında durmalıdır. Unutulmamalıdır ki güçlünün yanında olmak kolay olandır ama çoğu zaman doğru olan değildir.<br />
Çünkü ülkemizde siyasal ve makamsal olarak her türlü yetkiyi, gücü ellerinde bulunduranlar her yerde rahatlıkla ve sorgusuz konuşabilmekte,  seslerini istedikleri gibi duyurabilmektedirler. Bunun üstüne milletin sesi olması olması gereken gazeteciler de siyasilerin sesi olunca insanlar ne oluyoruz yahu demeye başladılar.<br />
Rakam ve kadrolarla ilgili konuyu 26 Mart 2010 Cuma günü (bu Cuma) YÖK&#8217;ün resmen açıkladığı rakamlarla somutlaştıralım ve bu milletin ne demek istediği anlaşılır hale gelsin. Kurulmuş olan 41 (Kırkbir) yeni üniversiteye ki bu üniversiteler birkaç yıl önce kurulmuş ve öğretim üyesine aç üniversitelerdir, 2000 (iki bin) kadro tahsis edildi. Görülüyor ki üniversite başına 50 (elli) öğretim görevlisi bile düşmüyor. Kısaca siyasiler bin düşünüp bir konuşmuyor olabilir ama yılların gazetecileri bin düşünüp, bin hesap edip bir yazmalı ve sonra da doğruların karşısında sağa sola bocalamamalıdırlar.<br />
Burada asıl sıkıntı; hedefi yanlış koymak, halkı yanlış bilgilendirmek ve bunu da beceremediler hissiyatıyla halka umutsuzluk aşılamaktır. Bu siyaseten günü, önümüzdeki seçimi kurtarabilir ama bu insanları kandırmaktan başka bir şey de değildir.<br />
Bu konu bir kere daha gösterdi ki siyasilerimiz, gazetecilerimiz, üniversitemiz, halkımız, sivil toplum örgütlerimiz yani hepimiz topyekûn kafa değişikliğine gitmeli, millete değer vermeli, sonucu ne olursa olsun yalan söylememeli ve biz demeyi öğrenmeliyiz.<br />
Bizimle birlikte yeni üniversite kararı alınan diğer illerin siyasilerini, üniversitelerini, yerel basınını ve sivil toplum örgütlerini dinlemeliyiz, incelemeliyiz. Bu şekilde neyi nasıl yapmamız gerektiğini, onların neden bizim ilimizden fersah fersah ileride olduğunu anlamalı, doğru tavrı, dik durmayı ve eğilmemeyi öğrenmeliyiz. Hak ettiğimiz üstelik geciken bir karar için de bir daha el ayak öpmemeli, bu kadar abartılı tazim törenlerine girmemeliyiz.<br />
O şehirlerin insanları üniversiteleri için her türlü alt yapıyı aylar önce hazırlamışken, maddi manevi ne yapılacağını hep birlikte kararlaştırmışken bizler birbirimizi ezip üzmemeli, gereksiz yere halkı yanıltmakla meşgul olmamalıyız.<br />
Bizler henüz kuramadığımız bir üniversiteyi ben yaptım, ben düşündüm, senin sevinmeye bile hakkın yok diyerek şahsileştirirken şunu unutuyoruz ki geçmişinde bu şehre hiçbir katkıda bulunmayıp ta şimdilerde ortalara atlayanlar yıllar önce bu şehre ne kadar katkıda bulunmuşlarsa burada da aynı şeyi yapacaklardır.<br />
Bütün Erzurumlular bilsin ki; Yeni üniversiteyi kimseler bize bağışlamadı, bu üniversite bize inayet, lütuf değildir. Bizler bu üniversiteyi hak ettik. Bu vatan, bu iktidar bizlere çok şey borçludur, bu şehre hak ettiği ve verilmesi gerekenleri şeyleri de henüz verebilmiş değildir. Siyaseten ikinci üniversitenin bir sadaka, bir bağış gibi algılanmasına uğraşanlar ve bu karara menfaatleri adına saygı duruşuna geçenler teslimiyetçi, ezilmiş kişilikler olarak tarihe yazılacaklardır. Bu kişiler onurumuza, şehrimize ve geleceğimize zarar vermektedirler.<br />
Yazımı daha önce yayımlanmış ve kendime ait bir şiirin son iki kıtası ile bitiriyorum ve ne demek istediğimin anlaşılacağını umuyorum.<br />
****<br />
Kalbimin orta yerinde kıskançlık,<br />
Dilimin ucunda methiyeler var.<br />
Her zaman uzaklarda gezerim güzelliklerden,<br />
Ama makam, para, ün olunca ortada<br />
İlk ben olurum oralarda.<br />
İstemem benden başkasının bir şeyler başarmasını,<br />
Ama varsa da en önce ben biat ederim bu başarıya.<br />
****<br />
Kalbimin orta yerinde korkaklık,<br />
Dilimin ucunda cesaret ve hamaset var.<br />
Korkarım kaybetmekten dünyalıklarımı,<br />
Riyakârca söylerim hep hoşa gidecek sözleri,<br />
Allah nasıl olsa affeder, ama insanlar zalimdir derim,<br />
Ben böyle geldim, böyle giderim.</p>
<p>A.Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/7100-ikinci-universite-hakkimizdir-lutuf-degildir/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SORULAR,SORULAR,SORULAR</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6880-sorularsorularsorular</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6880-sorularsorularsorular#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 11:55:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=6880</guid>
		<description><![CDATA[”Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz, yine de hak davamdan vazgeçmem” diyen bir peygamberin yolunda gittiğini iddia eden bizler elimize üç beş kuruş tutuşturulduğunda, herhangi bir makam koltuğu verildiğinde veya dünyevi bir gücün baskısıyla davamızdan, inançlarımızdan taviz veriyorsak düştüğümüz&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>”Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz, yine de hak davamdan vazgeçmem” diyen bir peygamberin yolunda gittiğini iddia eden bizler elimize üç beş kuruş tutuşturulduğunda, herhangi bir makam koltuğu verildiğinde veya dünyevi bir gücün baskısıyla davamızdan, inançlarımızdan taviz veriyorsak düştüğümüz bu halin sebebini kendimizde mi, başkalarında mı aramalıyız?</p>
<p>Allah’a inandığımızı beyan edip, güce, paraya, makama tapınır gibi yaşayan, sadece partimiz, menfaatlerimiz uğruna mücadele eden bizler Allah’ın yardımını yanımızda bulamıyorsak ve devamlı olarak gelip gelip bir yerlerde tıkanıyorsak niçin niyetlerimizi ve yaptıklarımızı değil de hep başka sebepleri sorguluyoruz, suçluyoruz? </p>
<p>Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir diyen bir öğretinin terbiyesinde olduğunu iddia eden bizler, vatanımızda milyonlarca aç yatan varken her şey yolundaymış gibi davranıyorsak, haddimizi aşan bir lüks içinde yaşıyorsak acaba kimlerden oluyoruz?</p>
<p>İnançlarımızda ve yaşantımızda samimi olmadığımız için karşımızdakileri ikna edemediğimizi ve bu sebeple onlara güven veremediğimizi anlayabilmemiz için başımıza taşların yağması mı gerekiyor?</p>
<p>Devlet başkanı, ordu komutanı ve çok daha önemlisi peygamber olmasına rağmen ve istese zamanının en lüks hayatını sürebilecekken hasırda yatabilen, halkı toksa tok, açsa aç olan bir peygamberin yolunda olduğunu iddia edenlere bakıyorum. Onlar yedi yıldızlı otellerde tatil yaparken, beş yıldızlı restoranlarda yemek yerken, milyonluk makam arabalarında dolaşırken milyonlarca aç, işsiz ve parasız için neyin mücadelesini verdiklerini düşünüyorlar acaba? Hatta onları anlayabiliyorlar mı merak ediyorum? </p>
<p>Haksızların, hırsızların, düzenbazların daha başarılı ve kazanan taraf olduğunu görenler o kişilerin daha cesur ve hayat tarzlarında daha samimi olduğunu ve bu sebeple başardıklarını düşünebiliyorlar mı?</p>
<p>Verilen tavizlerin, atılan geri adımların düşmanı daha kararlı ve cesur kıldığını, bir tür yenik düşmek olduğunu anlayabilmek için daha kaç kere kıvırmamız, tavizlerimizin sonunda kaybettiğimizi görmemiz gerekiyor?</p>
<p>Alacakları oy, makam, para için kırk türlü yalan söyleyenlerin, kırk takla atanların, halkı aldatanların Allah rızası için doğruları söylediklerinde kendilerine bu milletin kalbinin ardına kadar açılacağını ve Allah’ın yardımının onlara yetişeceğini ne zaman anlayacaklar?</p>
<p>Yaptıklarında ben yaptım, ben başardım diyerek kendilerini yere göğe sığdıramayanlar, insanların başına vura vura bunları anlatanlar, yapamadıklarında, başaramadıklarında neden hep başkalarını suçlarlar ve hatayı kendilerinde aramazlar acaba?</p>
<p>Farklı dinden, milletten olanlarla yüzyıllarca huzur içinde yaşamış bir milletten geliyor olmamıza rağmen, bütün değerlerimizin ortak olduğu, sadece ayrıntıda farklılıklarımızın olduğu insanlara karşı hissettiğimiz düşmanca hislerin sebebini bırakın başkasına, kendimize izah edebiliyor muyuz?</p>
<p>Emaneti ehline veriniz emrini, emaneti kendi ehlinize veriniz olarak algıladığımız, hoşgörüyü, anlayışı ve sevgiyi adaletli dağıtmadığımız ve küçücük ayrıntıları sindiremediğimiz sürece iktidarların, yönetimlerin, liderlerin değişeceğini ama bu gidişatın değişmeyeceğini ne zaman anlayacağız?</p>
<p>AHMET BERHAN YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6880-sorularsorularsorular/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VURUN KERPİCE</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6613-vurun-kerpice-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6613-vurun-kerpice-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 14:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=6613</guid>
		<description><![CDATA[Adam mısın: ebediyen cihanda hürsün gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere
Küfür savurma boyun eğdiğin semercilere.
                                                                        Mehmet Akif Ersoy
*********
12 Mart bizim için iki kere önemlidir birincisi Erzurum’un düşman işgalinden kuruluşu&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adam mısın: ebediyen cihanda hürsün gez;</p>
<p>Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.</p>
<p>Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere</p>
<p>Küfür savurma boyun eğdiğin semercilere.</p>
<p>                                                                        Mehmet Akif Ersoy</p>
<p>*********</p>
<p>12 Mart bizim için iki kere önemlidir birincisi Erzurum’un düşman işgalinden kuruluşu diğeri de İstiklal Marşımızın kabulüdür.</p>
<p>Sayın büyüklerimiz her yıl birbirinin tekrarı olan, içinde her türlü sosyal ve içtimai sloganı barındıran, ellerine tutuşturulan yazılı metni okudukları için bizler böylesi günlerde konuşmak yerine susmanın daha mantıklı olduğu kanaatini taşıyoruz.</p>
<p>Bu noktada düşmandan kurtuluştan bahsetmişken aslında bir türlü kurtulamadığımız o günlerdeki düşmanımızdan bahsetmeden geçmek olmayacak.</p>
<p>Son haftalarda ABD ve İsveç’in Ermeni soykırım iftirası ile ilgili aldığı kararlarla ilgili siyasilerimizin birbirinden farklı beyanatları merakımı celbetti. Başbakan büyük elçileri geri çağırıyor, İsveç gezisini iptal ediyor (gerçi Başbakan 12 Nisan tarihli ABD gezisini iptal etmedi ama), bu kararlar aleyhimize çıkmasın diye ABD’ye bir sürü milletvekili gönderiyor, bazı siyasilerimiz ise sırf popülizm adına bu kararlar bizim için önemli değil diyor.</p>
<p>Bu ülke hala 24 Nisan’da Obama “soykırım” kelimesini kullanacak mı kullanmayacak mı diye korku ve heyecan içinde beklerken hatta papatya falı açarken bu kararlar nasıl önemli olmuyormuş anlamak bizlere zor geliyor.</p>
<p>Öte yandan bizim Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın yapamadığını Sarkisyan yaptı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan Paris’ten tehdidini savurdu ve gerekirse protokollerden imzamızı çekeriz” dedi. Biz ise bu süreç Ermenilerle ilişkilerimizi zedeliyor diye ağlamakla meşgulüz.</p>
<p>*********</p>
<p>Deprem; içimizi yakan, korkutan ve bir türlü tedbir alınmayan acı bir gerçek. Bu sefer de kerpiç suçlu çıktı. Yetkililer her zaman olduğu gibi yaraların sarılacağını söyleyerek kendi vicdanlarını temizlediler. Ama hiç biri; bizler vakti zamanında tedbir alsak, halkımıza en azından depreme dayanıklı kerpiç evler yapmış olsak bu afet yaşanmazdı demedi. Kendi ihmallerini ve bölgenin fukaralığını ne konuştular ne de konuşulmasına izin verdiler.</p>
<p>Şimdi sormak gerek; orada ihmal ve fakirlik sebebiyle ölen evlatların, anaların, babaların vebali ne olacak, bu vebali de yara bandıyla kapatabilecek miyiz?</p>
<p>Yeni yapılacak olan evler ağlayan çocukların bir damla gözyaşının yerini tutabilecek mi?</p>
<p>Bir soru daha sormak gerek; o gün depremde yıkılan kerpiç evlerin dokuz bin yıl önce yapılanlarla tamamen aynı olması gerçeği kimin vicdanını rahatsız eder acaba. Şöyle bir kere düşünelim.</p>
<p>- Her yıl araba değişenleri mi? Makam arabalarına yüz binlerce dolar verenleri mi? Yüz bin liralık makam odası yaptıranları mı? Lojmanlarını devletin kesesinden on binlerce lira harcayarak yenileyenleri mi? Dört bin TL kira yardımı alan bürokratları mı? Hastasından beş bin &#8211; on bin TL ameliyat parası alan doktorları mı? Devletin her türlü imkânıyla saltanat sürenleri mi? Nasıl olsa devlet ödüyor diye lojmanına elli bin TL telefon parası gelenleri mi? Deprem bölgesine giderken kendileri için deprem bölgesinin terk edilip geçecekleri yolların asfaltlanmasına ses çıkarmayanları mı?  </p>
<p>Kimi rahatsız eder sizce? Mesela bu kadar ihmalden, ilgisizlikten ve sahipsizlikten siz rahatsız oldunuz mu?</p>
<p>Şimdi vebal bunun neresinde diyenler bir kere daha düşünsünler. Birileri devletin her türlü imkânını özel, tüzel demeden kullansın, birileri ise yokluktan kerpicin altında kalsın.</p>
<p>Bizler ne dersek diyelim suçlu ilan edildi, öyleyse vurun kerpice.</p>
<p><strong><em>Ey! Vicdan kayıptasın, epeydir ayıptasın.</em></strong></p>
<p><strong><em>Fakirlik evler yıkmış, bilmem farkında mısın?</em></strong></p>
<p><strong><em>Çok sessiz gelir derler yoksullara ölümler.</em></strong></p>
<p><strong><em>Yoksullar ölünce de acaba ağlar mısın?</em></strong></p>
<p><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6613-vurun-kerpice-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VURUN KERPİCE</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6568-vurun-kerpice</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6568-vurun-kerpice#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 08:56:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=6568</guid>
		<description><![CDATA[Adam mısın: ebediyen cihanda hürsün gez;
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere
Küfür savurma boyun eğdiğin semercilere.
Mehmet Akif Ersoy
*********
12 Mart bizim için iki kere önemlidir birincisi Erzurum&#8217;un düşman işgalinden kuruluşu diğeri&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adam mısın: ebediyen cihanda hürsün gez;<br />
Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.<br />
Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere<br />
Küfür savurma boyun eğdiğin semercilere.<br />
Mehmet Akif Ersoy<br />
*********</p>
<p>12 Mart bizim için iki kere önemlidir birincisi Erzurum&#8217;un düşman işgalinden kuruluşu diğeri de İstiklal Marşımızın kabulüdür.<br />
Sayın büyüklerimiz her yıl birbirinin tekrarı olan, içinde her türlü sosyal ve içtimai sloganı barındıran, ellerine tutuşturulan yazılı metni okudukları için bizler böylesi günlerde konuşmak yerine susmanın daha mantıklı olduğu kanaatini taşıyoruz.<br />
Bu noktada düşmandan kurtuluştan bahsetmişken aslında bir türlü kurtulamadığımız o günlerdeki düşmanımızdan bahsetmeden geçmek olmayacak.<br />
Son haftalarda ABD ve İsveç&#8217;in Ermeni soykırım iftirası ile ilgili aldığı kararlarla ilgili siyasilerimizin birbirinden farklı beyanatları merakımı celbetti.</p>
<p>Başbakan büyük elçileri geri çağırıyor, İsveç gezisini iptal ediyor (gerçi Başbakan 12 Nisan tarihli ABD gezisini iptal etmedi ama), bu kararlar aleyhimize çıkmasın diye ABD&#8217;ye bir sürü milletvekili gönderiyor, bazı siyasilerimiz ise sırf popülizm adına bu kararlar bizim için önemli değil diyor.<br />
Bu ülke hala 24 Nisan&#8217;da Obama &#8220;soykırım&#8221; kelimesini kullanacak mı kullanmayacak mı diye korku ve heyecan içinde beklerken hatta papatya falı açarken bu kararlar nasıl önemli olmuyormuş anlamak bizlere zor geliyor.<br />
Öte yandan bizim Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın yapamadığını Sarkisyan yaptı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan Paris&#8217;ten tehdidini savurdu ve gerekirse protokollerden imzamızı çekeriz&#8221; dedi. Biz ise bu süreç Ermenilerle ilişkilerimizi zedeliyor diye ağlamakla meşgulüz.</p>
<p>*********<br />
Deprem; içimizi yakan, korkutan ve bir türlü tedbir alınmayan acı bir gerçek. Bu sefer de kerpiç suçlu çıktı. Yetkililer her zaman olduğu gibi yaraların sarılacağını söyleyerek kendi vicdanlarını temizlediler. Ama hiç biri; bizler vakti zamanında tedbir alsak, halkımıza en azından depreme dayanıklı kerpiç evler yapmış olsak bu afet yaşanmazdı demedi. Kendi ihmallerini ve bölgenin fukaralığını ne konuştular ne de konuşulmasına izin verdiler.<br />
Şimdi sormak gerek; orada ihmal ve fakirlik sebebiyle ölen evlatların, anaların, babaların vebali ne olacak, bu vebali de yara bandıyla kapatabilecek miyiz?<br />
Yeni yapılacak olan evler ağlayan çocukların bir damla gözyaşının yerini tutabilecek mi?<br />
Bir soru daha sormak gerek; o gün depremde yıkılan kerpiç evlerin dokuz bin yıl önce yapılanlarla tamamen aynı olması gerçeği kimin vicdanını rahatsız eder acaba. Şöyle bir kere düşünelim.<br />
- Her yıl araba değişenleri mi? Makam arabalarına yüz binlerce dolar verenleri mi? Yüz bin liralık makam odası yaptıranları mı? Lojmanlarını devletin kesesinden on binlerce lira harcayarak yenileyenleri mi? Dört bin TL kira yardımı alan bürokratları mı? Hastasından beş bin &#8211; on bin TL ameliyat parası alan doktorları mı? Devletin her türlü imkânıyla saltanat sürenleri mi? Nasıl olsa devlet ödüyor diye lojmanına elli bin TL telefon parası gelenleri mi?</p>
<p>Deprem bölgesine giderken kendileri için deprem bölgesinin terk edilip geçecekleri yolların asfaltlanmasına ses çıkarmayanları mı?<br />
Kimi rahatsız eder sizce? Mesela bu kadar ihmalden, ilgisizlikten ve sahipsizlikten siz rahatsız oldunuz mu?<br />
Şimdi vebal bunun neresinde diyenler bir kere daha düşünsünler. Birileri devletin her türlü imkânını özel, tüzel demeden kullansın, birileri ise yokluktan kerpicin altında kalsın.<br />
Bizler ne dersek diyelim suçlu ilan edildi, öyleyse vurun kerpice.<br />
Ey! Vicdan kayıptasın, epeydir ayıptasın.<br />
Fakirlik evler yıkmış, bilmem farkında mısın?<br />
Çok sessiz gelir derler yoksullara ölümler.<br />
Yoksullar ölünce de acaba ağlar mısın?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6568-vurun-kerpice/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OĞLUMA MEKTUP</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6187-ogluma-mektup</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6187-ogluma-mektup#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 08:34:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/6187-ogluma-mektup</guid>
		<description><![CDATA[Oğlum;
Bizler, sizlere; güçlü bir ülke, sağlam temele oturmuş inanç ve dürüst bir dünya bırakamıyoruz bizleri bağışlayın.
Bizler, kendi hırslarımız, çekişmelerimiz, kıskançlıklarımız sebebiyle kavgalı, huzursuz, modern dünyanın gerisinde, saygınlığı çok da iyi olmayan bir ülke bırakıyoruz sizlere, özür dileriz.
Bizler,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Oğlum;<br />
Bizler, sizlere; güçlü bir ülke, sağlam temele oturmuş inanç ve dürüst bir dünya bırakamıyoruz bizleri bağışlayın.<br />
Bizler, kendi hırslarımız, çekişmelerimiz, kıskançlıklarımız sebebiyle kavgalı, huzursuz, modern dünyanın gerisinde, saygınlığı çok da iyi olmayan bir ülke bırakıyoruz sizlere, özür dileriz.<br />
Bizler, dünyanın en güzel ve en verimli topraklarında, dünya tarihine damgasını vuran büyük bir milletin evlatları olarak atalarımıza layık olamadığımız gibi kendi evlatlarımıza da iyi örnek olamamanın üzüntüsü ve utancı içindeyiz.<br />
Bizler, siz evlatlarımıza; söz verip tutmayanların, makam ve para için birçok değerini feda eden, yalan söyleyen, ikiyüzlü davrananların sorgulanamadığı ve el üstünde tutulduğu bir ülke bırakıyoruz, hakkınızı helal edin.<br />
Oğlum;<br />
Dilerim bu mektubu okurken neyi başardınız ki ne öğüt veriyorsunuz demez ve beni anlamaya çalışırsın.<br />
Dilerim bizler gibi davalarında ve yaşamlarında samimi olmayan vatanseverlerin, dindarların, milliyetçilerin, demokratların, halkçıların oyunlarına kapılmadan, birilerinin art niyetlerinin kurbanı olmadan vatan, millet, din adına doğruları yaşayabilir, yaşatabilirsin.<br />
Oğlum, İyi bilmelisin ki;<br />
Şimdilerde ılımlaştırılan bir dinin, susturulan bir milliyetçiliğin girdabında, paradan ve makamdan başka derdi olmadığına kanmış insanlardan oluşan ülkemizde uğruna ölünecek değerlerin olmadığına inandırılmak isteniyorsunuz. Gerçekleri, okumanızın, bilmenizin ve öğrenmenizin engellendiği bir ortamda, vatan, millet ve din gibi değerler konusunda hassasiyetiniz ve inançlarınız törpüleniyor. Parti, para, futbol gibi günübirlik değerler önünüze hizmet edilmesi ve kazanılması gereken kutsal amaçlar gibi sunuluyor.<br />
Oğlum;<br />
Günümüzde halkı yönetmenin halkla paylaşarak, halkla yaşayarak olabileceğini ve nereden geldiklerini unutanlar bu samimiyetsizliklerinden doğan başarısızlık ve hezimetin suçunu halka yüklemek ve cezasını millete çektirmek istiyorlar.<br />
Oğlum;<br />
Birileri sen ve senin gibileri fikirsizleştirmeye, susturmaya çalışıyor olabilir, beyninize iman, vatan, millet sevgisi yerine parti, para, futbol ve her türlü dünyevi şehveti doldurarak sizleri de satın almaya çalışıyor olabilir.<br />
Unutma ki seni etkilemek ve aldatmak için Allah diyenle, aksini yapan arasında fark yoktur.<br />
Unutma; davalarında başarılı olanlar davalarında samimi olanlardır. Sen eğer karşında haksız birinin başardığını görüyorsan bil ki o kendi davasında senden daha samimidir.<br />
Canım oğlum eninde sonunda davalarında, inançlarında samimi ve dürüst olanların kazandığını öğreneceksin. Fakat bu kazancın; dünyevi manada makam, mevki, para ve güç değil de vatanımızın bir adım daha öne çıkmasına sebep olabilmek, Allah’ın huzuruna, yalansız, riyasız, yetim ve kul hakkı yemeden gidebilmek olması gerektiğini iyi bilmelisin.<br />
Son olarak bilmeni isterim ki; makamına, parasına veya gücüne özendiğin, onlar gibi olmak istediğin insanlar ve bu insanların nasıl olduğu anlaşılamadan birden bire yüksek makamlar ve büyük paralar kazanan senin de yaşıtın olan çocukları olabilir.<br />
Fakat emin ol ki bu kişilerin kalplerine girebilsen, hırsları, hasetleri ve kibirleri sebebiyle çektikleri ızdırabı ve bu uğurda ne kadar küçülebildiklerini bir görebilsen onlara imrenmek yerine, o kişilere acırsın.<br />
Sevgili oğlum; her zaman erdemli, inançlı ve şartlar ne olursa olsun dürüst ol.<br />
Seni Allah’a emanet ediyor, seni seviyor ve gözlerinden öpüyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>A.Berhan Yılmaz</strong><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/6187-ogluma-mektup/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARANLIĞA HAYKIRMAK !!!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5872-karanliga-haykirmak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5872-karanliga-haykirmak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 11:01:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=5872</guid>
		<description><![CDATA[Karanlığa haykırıp sesini duyurabildin mi?
Sesini duyduğu halde gözlerini kapatanları fark ettin mi?
Masum, çaresiz insanları ve onları hiçe sayan insafsızları gördün mü?
Bencilliği, kindarlığı ve zalimliği yaşadın mı?
Bütün bunlara sebep olanların vicdanlarının hiç sızlamadığını anladın mı?
Haksızlıklara karşı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Karanlığa haykırıp sesini duyurabildin mi?<br />
Sesini duyduğu halde gözlerini kapatanları fark ettin mi?<br />
Masum, çaresiz insanları ve onları hiçe sayan insafsızları gördün mü?<br />
Bencilliği, kindarlığı ve zalimliği yaşadın mı?<br />
Bütün bunlara sebep olanların vicdanlarının hiç sızlamadığını anladın mı?<br />
Haksızlıklara karşı ellerini uzatamayan yüreksizlerin, seninle birlikteler sandığın anda sırra kadem basanların kimler olduğunu çözebildin mi?<br />
İkiyüzlüleri ve bile bile bu riyakârlıktan zevk alanları tanıdın mı?<br />
Suçluyken hesap vermeyenlerin, suçsuzken aksini ispat edemeyenlerin yaşadığını gördün mü?<br />
Dost bildiklerinin ellerindeki güllerin aslında birer taş olduğunu öğrendin mi?<br />
İnsanların tanrılaştırdıkları nefislerini, tanrılaştırdıkları makam, para, kadın, güç ve ne varsa dünyaya ait onlara tapar gibi bağlı olduklarını anladın mı?<br />
Ama boş ver sen takma kafanı,<br />
Kapat gözlerini ve yorma kendini, uyu uyuyabildiğin kadar,<br />
Görme olanları, duyma haykıranları, sakın doğruları söyleme,<br />
Küçül küçülebildiğin kadar üç kuruşluk dünya için,<br />
Ve bana, korkaklığının sana öğrettiği öğütlerinden ver.<br />
Susalım hep beraber ve çocuklarımız da bu tanrıların kölesi olsun.<br />
Sen devam et yolculuğuna dünyada, bugün, yarın ve gidebildiğin yere kadar.<br />
Yolculuk bitince de biletsiz bindiğin bu dünyadan, korkaklığınla ayrıl.<br />
Ama sanma ki bu dünyada bağlandıkların seninle gelecekler,<br />
Ve bil ki, senin çocuğun ve ondan sonrakiler de belki zengin, belki makam sahibi olacak.<br />
Fakat hep kölesi olarak yaşayacak, korkularının, paranın, makamın ve gücün.<br />
Kölesi olacak, sen ve senin gibilerin tanrılaştırdıklarınızın kölesi.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>A.Berhan YILMAZ</strong><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5872-karanliga-haykirmak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YARGI, VANCOUVER, BURSA VE ERZURUM..</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5562-yargi-vancouver-bursa-ve-erzurum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5562-yargi-vancouver-bursa-ve-erzurum#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 08:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=5562</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda Erzurum&#8217;la ilgili haberler, Erzurum&#8217;da meydana gelen gelişmeler bizlere çok güzel şeyler söylemiyor. Olaylar ve şehrin gidişatı Erzurum&#8217;un yıllardır süregelen talihsizliğini ve sahipsizliğini Sağır Sultan&#8217;ın bile duyacağı şekilde haykırıyor.
Şehrimizin kendine özgü problemlerine geçmeden önce Erzurum merkezli yargı depremi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda Erzurum&#8217;la ilgili haberler, Erzurum&#8217;da meydana gelen gelişmeler bizlere çok güzel şeyler söylemiyor. Olaylar ve şehrin gidişatı Erzurum&#8217;un yıllardır süregelen talihsizliğini ve sahipsizliğini Sağır Sultan&#8217;ın bile duyacağı şekilde haykırıyor.<br />
Şehrimizin kendine özgü problemlerine geçmeden önce Erzurum merkezli yargı depremi ve gelişen olayların hepimizi bir kere daha ne oluyor, kim neyin savaşını veriyor kaygısına ittiğini belirtmekte fayda görüyorum. Çünkü konumu ne olursa olsun her vatandaş bu olayların meydana geliş şeklinden ve gidişatından kaygılı, üzgün ve sıkıntılıdır.<br />
Burada hepimizin gördüğü; paylaşılamayan bir güç, saltanat ve elindekileri kaybetmek istemeyen birden fazla tarafın var olduğudur. Peki, biz sade vatandaşlar bu savaşın neresindeyiz, bütün bu olayların ve kişilerin yanında bizler kimiz, neyiz ve ne yapmalıyız? Biri bunu anlatmalı ama şu günler bizleri görecek hali yok kimsenin.<br />
Bizler tarafların hiçbiriyle saltanatı, gücü, serveti, şaşaayı paylaşmadığımız için kimin ne kaybedeceğini de bilemiyoruz. Daha kötüsü; bu olayların sonunda olabilecekleri ve kendimizin bile ne kaybedeceğimizi bilmiyoruz. Ayrıca kimin vatan, millet ve Allah Rızası için, kimin kendi gücü ve menfaatleri uğruna savaştığını da çözemiyoruz artık. Bu sebeple hangi tarafın haklı olduğu da bizi ilgilendirmiyor, yeter ki arada ezilen biz olmayalım.<br />
Bu konuyu fazla uzatmadan şehrimize ve şehrimizin problemlerine gelmek istiyorum;<br />
Erzurumspor&#8217;un grup maçlarına çıkamadığı için küme düşürülmesi hepimiz adına utanç vericidir ve çok üzücüdür. Üstüne üstlük peşi sıra meydana gelen gelişmeler hepimiz tarafından malum. Yerine getirilmeyen sözler, basınımıza da yansıyan ve artık arsızlığa varan umursamazlıklar, üstü örtülen gerçekler ve kişisel beceriksizlikler ve aymazlıklar sonucu Erzurumspor&#8217;un hali.<br />
Evvelki hafta; Erzurum Hava Limanında görevli memur yok diye saatlerce bekletilen turistler, onların isyanı, Erzurum için birçok gazetede, haber sitelerinde ve gruplarda yazılan üzücü haberler ve devamında ne bir açıklama, ne bir özür. Ne de bu hatanın bir daha olmayacağına dair yetkili ağızlardan bir garanti.<br />
 2011 Üniversitelerarası Kış Oyunlarına hazırlanan bir kent olan Erzurum&#8217;dan Kanada&#8217;da düzenlenen Vancouver 2010 Kış Olimpiyatları&#8217;na götürülenler ve götürülmeyenler sebebiyle ortaya çıkan tartışmalar, dedikodular, söylentiler, haksızlık iddiaları. Gerçi ben bu gezi işlerini de pek çözemiyorum şöyle ki bu tip gezilere asıl gitmesi gerekenlerin yerine her nedense başkaları gidiyor, geziyor ve geliyor. Bunun ne derece doğru olduğunu da takdirlerinize bırakıyorum.<br />
 Zaten 2011 birileri için altın yumurtlayan tavuk oldu. Kendileri, arkadaşları ve kendi elleriyle makam sahibi yaptıkları dostlarıyla birlikte birilerine epeyce bir yurt dışı seyahati yaptırdı.<br />
 Ne diyelim keser ellerinde ve yontuyorlar kendilerine ama bu yetim hakkıyla yapılan gezilerin hesabını Allah sorar. Burada asıl üzücü olan ise; bütün bu haksızlıklara bazı hassasiyetleri taşıdığına inandığımız ve bizim insanlarımız diye düşündüklerimizin sebep olmasıdır.<br />
 İddia ediyorum Erzurum&#8217;da sağlam bir tane cadde, sağlam bir tane sokak bulunmuyor ve bu kafa yapısıyla şehrimizde değişen bir şey olmayacağı da aşikâr. 2011 için asli görevleri Erzurum&#8217;u görünüşüyle, caddeleriyle, sokaklarıyla, binalarıyla, insanıyla oyunlara hazırlamak olanların asıl işleri yerine milletin parasıyla bu kadar gereksiz yurt dışı gezisi yapması anlaşılır gibi değildir.<br />
 Sekiz yıllık iktidarında şehirleşme noktasında bir adım ileri gidememiş, şehirleşme tecrübesini edinememiş ve uygulamaya koyamamış insanların İtalya &#8211; Torino&#8217;da, Harbin &#8211; Çin&#8217;de, Vancouver &#8211; Kanada&#8217;da ve 2011 bahanesiyle gezilen diğer ülkelerde neler yaptıklarını ve ne amaçla bu gezilere çıktıklarını merak etmek her vatandaş gibi bizim de hakkımızdır sanırım.<br />
 2011&#8242;in Erzurum için tarihi bir yıl olacağı kesindir ama Erzurum&#8217;a bakınca her taraftan sahipsizliğini ve talihsizliğini haykırıyor olması da üzücüdür; tabi duyana, anlayana, sorumluluklarını bilene ve en önemlisi Allah&#8217;tan korkana. <br />
Geçen hafta yaşanan ve her zaman olduğu gibi bizim şehirden etkili, yetkili, ilgili hiç kimsenin sesini çıkarmadığı bir olay da Erzurum &#8211; Bursa arası uçak seferlerinin kaldırılmasıydı.  Sun Express haftada iki sefer de olsa bu iki kent arasında bağlantıyı sağlıyordu. Bursa ki Erzurum&#8217;dan sonra en çok Erzurumluyu barındıran bir kent olarak her zaman gönüllerde olan bir il bizler için. Ne oldu, neden oldu kimin hangi hesabı tutmadı bilinmez bu uçak seferleri kaldırıldı.<br />
Peki, ardından ne oldu; iktidarıyla, muhalefetiyle Bursa milletvekilleri ortak bir sesle ayaklandı, Bakan Faruk Çelik bu konuda çok sert bir tepki gösterdi ve Anadolu Jet&#8217;in bu konuda gerekli boşluğu doldurması için gerekli çalışmaların başlamasına ön ayak oldu. Peki, bizim sevgili siyasilerimiz ne yaptılar, neden bu meselede de bu kadar duyarsız kaldılar bilinmez?<br />
Geçen haftalarda Sayın Recep Akdağ,  Saadettin Aydın ve Fazilet Çığlık hakkında benim de inanmadığım veya inanmak istemediğim birçok haber yer aldı basınımızda ve gruplarda. Hemen hepsi haklı olarak tepki gösterdiler ve Sayın Recep Akdağ Bakanlık Basın Müşaviri aracılığıyla, diğer isimler de başka yollardan tekziplerini ve itirazlarını yayınlattılar. Bu itirazlar hem gazetelerde hem de yazıların yer aldığı internet haberleşme gruplarında yer aldı.<br />
Bizler de kendilerine dokunulunca gösterdikleri hassasiyeti ve tepkiyi Erzurum&#8217;un yukarıda sıralamaya çalıştığımız ve bunun gibi onlarca sayıda olan sorunlarında da, yapılan haksızlıklar karşısında da göstermelerini bekliyoruz.</p>
<p>Ahmet BERHAN YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5562-yargi-vancouver-bursa-ve-erzurum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİZ DAHA ÇOK HAYAL KIRIKLIĞI YAŞARIZ ÇOK&#8230;</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5284-biz-daha-cok-hayal-kirikligi-yasariz-cok</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5284-biz-daha-cok-hayal-kirikligi-yasariz-cok#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 08:47:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=5284</guid>
		<description><![CDATA[Her iki taraf da kulaklarını tıkayıp sadece konuştukça, sadece kendini onaylayanları dinledikçe, Her iki taraf da meseleyi anlamak için sorulan soruları bile kendine hakaret olarak algılayıp karşı saldırıya geçtikçe,
Her iki taraf da her şeyi benim liderim bilir gibi bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her iki taraf da kulaklarını tıkayıp sadece konuştukça, sadece kendini onaylayanları dinledikçe, Her iki taraf da meseleyi anlamak için sorulan soruları bile kendine hakaret olarak algılayıp karşı saldırıya geçtikçe,<br />
Her iki taraf da her şeyi benim liderim bilir gibi bir zaaftan ve giydirilmiş kibirden kurtulmadıkça,<br />
Her iki taraf da vatan, millet, din düşmanlarına gösterdikleri anlayış, hoşgörü ve değeri bir diğerine göstermedikçe,<br />
Biz daha çok çekeriz çok.<br />
Birbirimizi dinlemek, anlamak niyetiyle değil de diğerimize kendi düşüncemizi dayatmak, kabul ettirmek için uğraştıkça,<br />
 Daha düne kadar beraber ağladığımız, beraber güldüğümüz, beraber yaşadığımız ve aynı değerleri paylaştığımız insanları parti taassubuyla bir anda hain ilan ettikçe,<br />
Sağ, sol fark etmez herhangi bir partinin; bu vatanın, bu milletin ve inançlarımızın yanında beş para bile değeri olamayacağını düşünmedikçe,<br />
Partisinin ve liderinin peşinde koştuğunun yarısını bu vatan için koşturmadıkça,<br />
Siyasilerin önünde eğildiğimizin onda birini yaratanın önünde eğilmedikçe,<br />
Biz daha çok yanarız çok,<br />
Şairin dediği gibi, Baykuşa çifte yalı, bülbüle zindan düştükçe, Mazluma sürgün evi, zalime cihan düştükçe,<br />
Yerinde sayanların gürültüsünün yürüyenlerin ve ilerleyenlerin çıkardığı sesin duyulmasına engel oldukça,<br />
Allah diyerek insanları kandıranlar yüzünden, Allah diye söze başlayanlardan korkuldukça,<br />
Şeyh Edebali&#8217;nin Osman Gaziye nasihatini ceplerinden düşürmediklerini söyleyenlerin hırs, sinir ve nefret dolu davranışlarını gördükçe,<br />
Biz daha çok hayal kırıklığı yaşarız çok.</p>
<p>Ahmet Berhan YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5284-biz-daha-cok-hayal-kirikligi-yasariz-cok/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TBMM’de Gördüklerimiz</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5034-tbmm%e2%80%99de-gorduklerimiz</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5034-tbmm%e2%80%99de-gorduklerimiz#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 09:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=5034</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde TBMM’de hepimizi üzen, kahreden bir kavga meydana geldi. Kavgada sadece kendilerine oy verenlerin değil bütün milletin temsilcisi, vekili olarak ve vatanı, milleti mutlu etmek, refaha kavuşturmak için orada bulunan bir sürü adamın birbirine girdiğini, hakaret, küfür ettiğini ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Geçenlerde TBMM’de hepimizi üzen, kahreden bir kavga meydana geldi. Kavgada sadece kendilerine oy verenlerin değil bütün milletin temsilcisi, vekili olarak ve vatanı, milleti mutlu etmek, refaha kavuşturmak için orada bulunan bir sürü adamın birbirine girdiğini, hakaret, küfür ettiğini ve yumruklaşmaya kadar giden kavgaya giriştiklerini izledik.</p>
<p>Üzüldük; İsmindeki Büyük ibaresini Büyük Türk milletini temsil ettiği için alan bu meclisi özellikle bazı Uzak Doğu ülkelerinde sıklıkla meydana gelen ve video komedi kanallarında, sanki biz de hiç olmazmış gibi gülerek izlediğimiz ülkelerin meclisine benzettikleri için üzüldük.</p>
<p>Şaşırdık; kavga edenlerin seçim meydanlarındaki konuşmalarını hatırladık. Toplumsal huzurdan, toplumsal mutabakattan, hoşgörüden, sabırdan, dinden, imandan, vatan millet sevgisinden bahsettiklerini hatırladık ve aslında ne için kavga ettiklerini anlayınca kahrolduk.</p>
<p>Gördük; birbirine acımasızca hakaret eden, yumruk sallayan ve belki de o an imkân olsa birbirine öldüresiye vuracak olan iki parti mensuplarının da aslında her açıdan aynı olduklarını ve iyilikte değil de kötülükte nasıl buluşabildiklerini gördük.</p>
<p>Nefret ettik; kavga edenlerle, onları ayırmaya çalışanlara bakınca kardeşi kardeşe vurduran bu siyasi hırstan, kinden, çekememezlikten iğrendik.</p>
<p>Fark ettik; her iki partinin mensuplarının da kendilerini, kendi hırslarını ve kinlerini; bağlı olduklarını iddia ettikleri birçok değerden üstün tuttuklarını fark ettik.</p>
<p>Milli ve manevi değerler açısından aynı yapıda insanlardan oy alan partilerin, bu değerler ortaya gelince bir araya gelip millet adına ortak tavır sergilemeleri, mücadele etmeleri gerekirken birbirine girerek, kavgaya tutuşmaları, çözmeleri gereken bir sorun üzerinden kavga etmeleri,  böylesi olayın kahramanları olmaları aklıselim her insanı üzmüştür sanırım.</p>
<p>Sonuçta bu kavgada kim haklı, kim haksız veya bu kavgayı kim başlattı, kim bitirdi meselenin en son düşünülecek tarafıdır, çünkü bu olayda her iki taraf ta haksız ve suçludur.</p>
<p>Bizleri üzen diğer bir nokta da tek bir hareketleriyle olayları başlamadan bitirecek güce sahip her iki parti başkanının da olaya seyirci kalmaları ve bu tavırlarıyla olayı sanki de onaylamış olmalarıdır.</p>
<p>Ben bu olay sebebiyle toplum içinde mutlu olan, kavgaya karışanları onaylayan, hak veren ve destekleyen herhangi bir kişi ile karşılaşmadım. Çünkü hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu kavga siyasilerin şahsi kavgasıdır. Bu kavga ne millet adına, ne vatan adına, ne başörtüsü adına ne de Peygamber Efendimiz adına yapılmıştır. Bu kavga siyasi hırs, kişisel nefret ve siyasilerin içlerini yakan kavuran kin sebebiyle meydan gelmiştir.</p>
<p>Bu kavgaya karışan, kendini ortaya atan ve sebep olanlar da iyi bilsinler ki onların gözlerindeki hırsı, kini, nefreti hepimiz gördük ve bu kişiler toplum vicdanında birer birer yargılanmaktadırlar.</p>
<p>Bütün bunlar göz önüne alındığında; her iki tarafında düştükleri bu acınası ve iç acıtıcı durumdan çıkabilmeleri ve bu millete borçlu oldukları makamlarını temize çıkarabilmeleri için, önce tövbe etmeleri sonra da bu milletten özür dilemeleri gerekmektedir. Bu kadarcık iyi niyet gösterisini de bu millet hak ediyordur sanırım.</p>
<p><strong>Ahmet Berhan Yılmaz</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/5034-tbmm%e2%80%99de-gorduklerimiz/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALLAH&#8217;TAN ŞÜPHEMİZ Mİ VAR?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4814-allahtan-suphemiz-mi-var</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4814-allahtan-suphemiz-mi-var#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 10:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=4814</guid>
		<description><![CDATA[Tamamen maddiyatçı, tamamen bencil ve tamamen hırslarına mağlup insanlar, gücü ve parayı da bulunca yepyeni bir yaşam şekli getirdiler dünyaya.
Görüyoruz ki; kendisine Allah tarafından verilen makam, para, güç gibi her türlü maddi nimeti hastalık derecesinde sahiplenen ve bunun kibrine&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tamamen maddiyatçı, tamamen bencil ve tamamen hırslarına mağlup insanlar, gücü ve parayı da bulunca yepyeni bir yaşam şekli getirdiler dünyaya.</p>
<p>Görüyoruz ki; kendisine Allah tarafından verilen makam, para, güç gibi her türlü maddi nimeti hastalık derecesinde sahiplenen ve bunun kibrine kapılan kişiler elindeki, avucundaki bütün imkânları israfa varan bir şekilde kullanıyor ve bunu hak edilen bir üstünlük olarak değerlendirip her şey serbest bir yaşam şekli sürdürüyor.<br />
Dünyaya, mala, mülke, makama ve şöhrete bu kadar bağlanmanın doğru olmadığını hepimiz biliriz, biliriz de bizi hapseden, özgürlüklerimizi kısıtlayan ve bizi bize fark ettirmeden uyuşturan bu yoldan da dönemeyiz.<br />
Nefsini kendine rehber edinen insan, elindeki her şeyin en iyisini, en pahalısını, en gösterişlisini kendine kullanmaya hakkı olduğu kanaatiyle kendisini etrafına ve istişareye kapatır ve imkânlarını başkalarıyla paylaşmamak adına makamının ve parasının kavgasını vermeye başlar. Hem de ne kavga hem de acımasızca ve de insafsızca.<br />
İnsanlar dünyaya bu kadar onulmaz ve hırslı bir şekilde bağlanınca kendisi kabul etmese bile Allah&#8217;tan daha çok parasızlıktan ve makam sahiplerinden korkar hale gelir.<br />
Elindekileri kaybetme korkusu insanları dindarlık kisvesi altında partici, kula kul olabilen, diğer insanları ikinci sınıf görebilen ve makam, koltuk uğruna yalan söyleyebilen, riyakâr, dalkavuk ve insanlara zulmedebilen bir yapıya büründürür.<br />
Aslına bakarsanız bütün bunlar bizler de acaba Allah&#8217;tan şüphemiz mi var? Korkusunu oluşturmalıdır. Çünkü bir insan midesini tıka basa doldururken, yedi yıldızlı otellerde tatil yaparken, rüşvet alırken veya verirken, siyasi bir makama ulaşabilmek veya orada kalabilmek için yalan söylerken, hanımının görünüşünü değiştirirken, partizanlık yaparken, liderine kul köle olurken Allah korkusu, sevgisi ve imanı kalbindeyse bütün bunları yapabilir mi?<br />
Kimseleri suçlamadan, zan altında bırakmadan kendimizi de görerek, eleştirerek değerlendirmelerimize devam edelim.<br />
Cemaatlere, tarikatlara, siyasi partilere, vakıflara, derneklere ve benzerlerinden birine bağlı olan ve hatalara, yanlışlara ve kasti aymazlıklara karşı gözlerini kör, kulaklarını sağır ederek menfaatlerimizin fanatiği olan hepimiz. Allah&#8217;ın emrettiği yaşam şekli bu mudur?<br />
Allah; insanlara hizmette dini bile ön plana almazken bizler ne hakla partisine veya benzer ideolojilerine göre insanları ayırabilir ve bunu da vatan, millet ve din adına yapabiliriz. Kalbimizin bir yerinde şüphe olmasa bunları yapabilir miyiz?<br />
Bizler o hale geldik ki her iki tarafı da idare etmek istiyoruz. Yani dünyadan her ne şart altında olursa olsun helal, haram, hak, hukuk demeden sonuna kadar faydalanalım istiyoruz ama bu arada varsa eğer cenneti de kaçırmak istemiyoruz.<br />
Böyle olunca da ipin ucunu kaçıyor; paylaşamıyoruz, gaflete düşüyoruz, fakir fukaraya en alt seviye olan kırkta biri bile zor verirken, fakirlerle bir arada kurban kesip dağıtma noktasında atalete düşerken dünyevi beklentilerimiz adına makam sahiplerine onlarca kurbanı paçalarımız kana bulanıncaya kadar onların ayakları altında kesiyoruz. Bir bayram namazında on dakika fazla kalamazken havaalanlarında saatlerce bizi hiç tanımayan, adam yerine bile koymayan birilerinin yolunu hiç sıkılmadan bekleyebiliyoruz.<br />
Öyle bir an geliyor ki Allah&#8217;ın verdiklerini biz elde etmiş, biz başarmış ve biz kazanmış gibi hissettirmeye başlıyor nefsimiz. Oturduğumuz koltuktan bize sırf makamımız sebebiyle dalkavukluk yapanları kendi gücümüzle hizaya getirdik kibriyle oturduğumuz koltuklara sığamıyoruz ve kendi değerimizi sıfırlıyoruz.<br />
Hiç şüphemiz yok ki Allah, kullarına verdiği nimet ve rızıklardan ölçülü ve helal bir şekilde yararlanmalarını ister. Fakat aynı nimetlerin kullarını kibre, fesada, şımarıklığa götürmesini, kullarının dünya makamı ve malı için hırslanıp insanlara zulüm ve işkence yapmasını istemez.<br />
Allah aslında birer imtihan aracı olarak verdiği bu nimetleri, imkânları, makam ve mevkileri; şahsi menfaatleri için kolayca kullanan, kendilerine emanet edilen devletin imkânlarını, parasını kendi lüksleri için israf eden ve bunları yoksul halkın gözleri önünde olanca gurur ve kibirleriyle yapan kullarını nasıl değerlendirir acaba.<br />
Zaten samimi her Müslüman; Peygamberin ve sahabenin hayatına bakınca Allah&#8217;ın kullarına verdiği ve üzerlerinde bolca görmek istediği asli nimetlerin akıl, ilim, iman, tevazu, insan sevgisi ve insana saygı olduğunu görür. Bunların yanında da makam, mevki, para kısaca her şey bomboş ve anlamsız kalır.<br />
Ve istisnasız her insan bu nimetlerin sona erdiği gün pişman olur ama geri dönüş olmadığı için son pişmanlık kimseye fayda vermez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4814-allahtan-suphemiz-mi-var/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anlaşılamamak</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4582-anlasilamamak</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4582-anlasilamamak#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 10:11:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=4582</guid>
		<description><![CDATA[Kanun Mecliste görüşülmeden önce hem mesleki açıdan hem de bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizi çok çok yakından ilgilendiren Tam Gün Yasası hakkında görüşlerimi bildirdim.Herkes bilmelidir ki bu kanuna göre hastaların müşteki olduğu hekim grubu yine bir şekilde işini görecek,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanun Mecliste görüşülmeden önce hem mesleki açıdan hem de bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizi çok çok yakından ilgilendiren Tam Gün Yasası hakkında görüşlerimi bildirdim.Herkes bilmelidir ki bu kanuna göre hastaların müşteki olduğu hekim grubu yine bir şekilde işini görecek, hekimlerin büyük çoğunluğunu oluşturan mesleğini ahlaki temellere dayandıran hekim grubu da seyredecektir. Bunun suçlusu da bu kanunu bu şekilde çıkaranlar olacaktır.<br />
Geçen hafta TBMM&#8217;de, bana kalırsa insanımızı ve ülke gündemimizi olması gerekenden çok daha az meşgul eden,  Tam Gün Yasası gibi önemli bir kanun kabul edildi. Ben de dâhil hemen bütün hekimlerin; yetmiş milyon kişiyi bu kadar yakın ilgilendiren ve sağlıkta yapılan her şeyi derinden etkileyecek olan bir kanuna vatandaşımızın bu derece ilgisizliği karşısında şaşkına döndüğümüzü belirtmek istiyorum. <br />
Kanun Mecliste görüşülmeden önce hem mesleki açıdan hem de bu ülkenin bir vatandaşı olarak hepimizi çok çok yakından ilgilendiren Tam Gün Yasası hakkında görüşlerimi bildirdim. Fakat ne yazıktır ki çok sayıda meslektaşım tarafından şiddetli tepkilere maruz kaldım.<br />
Hemen hepsinin tepkisi ilgili kanuna destek vermemden kaynaklanan gerginlikti. Bu gerginliğin ana sebebi de performansa dayalı bu kanunun zaten yeterli parayı kazanamayan hastanelerde hiçbir artı fayda sağlamayacağı, hem hasta hem hekim tarafından işleri çok daha zora sokacağı ve birileri tarafından topluma anlatılan maaş artırışlarının gerçeği yansıtmamasıydı.<br />
Herkes bilmelidir ki bu kanun birileri tarafından lanse edildiği gibi hekimlerin maaşını artırma operasyonu değildir. Bu kanun bakanlığın birkaç yıldır zaten uyguladığı performansa dayalı sitemin her hastaneye teşmil edilmesiyle hekimleri daha çok hasta bakmaya, muayenehanelerini kapatmaya zorlayan bir kanundur. Temelde çok haklı ve doğru olan kanun bu uygulama şekliyle hatalıdır.<br />
Bu noktada beni eleştiren ve neredeyse aforoz eden meslektaşlarıma geçen yazımın son paragrafını tekrar okumaları için buraya alıyorum.<br />
Olaya diğer taraftan bakınca da Hükümet ve Sağlık Bakanlığı; bu konudaki ücretlendirmeyi doğru bir biçimde yapmalı, çalışma ortamında insanları birbirine düşürebilecek uygulamalardan kaçınmalı, daha fazla para kazanabilmek adına (performans sisteminde olduğu gibi) hastalara zarar verebilecek fırsatları insanlara vermemeli ve doktorları tehdit eder gibi konuşmalardan ve eylemlerden kaçınmalıdır. Çünkü bu tartışmalar hastaların hekimlere olan güvenini azaltmakta, hekim hasta ilişkisini olumsuz yönde etkilemektedir.<br />
Tam Gün Yasası döner sermayenin artırılması esasına dayanan ve bu şekilde hekim maaşlarını yükselmesini düşünen veya böylesi hayali bir beklenti içinde olan bir kanun görüntüsündedir. Geldiğimiz bu noktada özellikle hiçbir üniversite Diş veya Tıp Fakültesi Hastanesinde böyle bir gelir artışının mümkün olmadığını bunu söyleyenler de çok iyi bilmektedir. Ayrıca; Bir hastanede döner sermaye gelirlerinin nasıl ve şekilde artabileceği de hepimizin malumudur. Bunu da aklı başında hiç kimse isteyemez.<br />
Aslında Tam Gün Yasasına mesleki ve ahlaki olarak sonuna kadar destek veriyorum. Bu konuda yazdıklarımız ve yaptıklarımız ortadadır. Fakat bu şekilde hekimleri bir yarış atı haline sokacak, birbirine düşürecek, üstelik yıllardır uygulanan ve bakanlık tarafından çok net olarak her türlü probleminin bilindiğine emin olduğum performans sistemi ile gelir artırılması planlanan bu yasaya içerik olarak hemen bütün arkadaşlarım gibi ben de olumlu bakamıyorum.<br />
Çünkü bizlere; hem hastaya daha faydalı olalım, eğitimi, öğretimi, araştırmayı yapacak zamanı daha çok bulalım diye tam gün çalış denecek hem de muayenehaneden kazanamadığın parayı telafi etmek için hastayı ve hastaneyi istediğin gibi kullan ve para kazanmak için ne yaparsan yap denecek.<br />
Herkes bilmelidir ki bu kanuna göre hastaların müşteki olduğu hekim grubu yine bir şekilde işini görecek, hekimlerin büyük çoğunluğunu oluşturan mesleğini ahlaki temellere dayandıran hekim grubu da seyredecektir. Bunun suçlusu da bu kanunu bu şekilde çıkaranlar olacaktır.<br />
Bakınız ortada çok net bir gerçek vardır doktorların performansa dayalı para kazanma sistemi hem hastalara hem de devlete çok önemli zararlar vermiştir ve vermektedir. Ben burada bu konudaki inanılması güç rakamları ve yapılanları yazmaya kendimi vazifeli addetmiyorum. Ama para kazanma hırsının insanların gözünü kör ettiği bir dünyada insan sağlığı kişilerin insafına bırakılacak kadar önemsiz değildir. Sağlık Bakanlığı da bu konuda problemi iyice artıracak yapılanmalara gitmek yerine daha önce uygulamaya koyduğu sistemi gözden geçirmelidir.<br />
Sağlıkta performans ile çözüm arayanlar ve başarılarını sayılarla hesap edenler unutmamalıdır ki; Kalite ahlaki bir meseledir ve başarıya, mükemmele götüren yol kantiteden değil kaliteden geçmektedir.<br />
Sayın Başbakan, Sayın Bakan da çok iyi bilmektedir ki sağlıkta çözümü günde 150 &#8211; 200 hasta muayene eden hekimler değil, mümkün olduğunca çok sayıda hastaya şifa sağlayan, iyi niyetli, hastayı paradan önemli gören hekimler getirir.<br />
Kısaca ne kadar çok hasta o kadar çok para sistemi ne ahlaka ne de bilimsel gerçeklere uyar. Çünkü herkes bilir ki günde 25 hastanın üzerinde hasta muayene eden hiçbir hekim verimli olamaz.<br />
Sonuç; Hekimlerin oturup başkalarının sırtından maaş almasını engelleyecek mantıklı düzenlemelere evet fakat çok sayıda hasta muayene et de nasıl edersen et diyen bu şekil bir performans sistemine hayır. Çünkü bu sistem hastalara, devlete ve mesleğini namusuyla yapan hekimlere zarar vermektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4582-anlasilamamak/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TAM GÜN YASASI ve ACABA KİM HAKLI?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4316-tam-gun-yasasi-ve-acaba-kim-hakli</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4316-tam-gun-yasasi-ve-acaba-kim-hakli#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 07:39:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=4316</guid>
		<description><![CDATA[Hekimlerin ve hastanelerin daha verimli çalışmasını ve hastaların daha iyi hizmet almalarını sağlayacak olan Tam Gün Yasası konusunda sanırım son üç yılda bu üçüncü yazım olacak. Fakat yıllardır gündemden düşmemesi, konunun Meclis Genel Kurulu’na daha yeni gelmesi ve bu konuda&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hekimlerin ve hastanelerin daha verimli çalışmasını ve hastaların daha iyi hizmet almalarını sağlayacak olan Tam Gün Yasası konusunda sanırım son üç yılda bu üçüncü yazım olacak. Fakat yıllardır gündemden düşmemesi, konunun Meclis Genel Kurulu’na daha yeni gelmesi ve bu konuda çeşitli kesimlerden farklı görüşler açıklanması beni bu konu üzerine bir kere daha yazmaya itti.</p>
<p>Olaya hem doktor, hem hasta hem de hastane gözüyle bakacak olursak;</p>
<p>Özellikle üniversitelerde Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesi Hastanelerinin fonksiyonel ve bilimsel yapılanmaları gereği yapılan hizmetler dışarıdan görüldüğü gibi kolay ve yarı zamanlı çalışmayla halledilebilecek gibi değildir. Tıp ve diş hekimliği fakültelerinde öğretim üyeleri; hastalara sağlık hizmeti, uzman doktor eğitimi, öğrenci eğitimi ve yapılan bilimsel araştırmalarla birlikte dört koldan çalışmalarını yürütür.</p>
<p>Öğretim üyelerinin etkinliklerini, aktif eğitim çalışmalarını ve sağlık hizmetlerini ister istemez kısıtlayan yarı zamanlı çalışma birçok açıdan kabul edilebilir bir durum değildir. Yarı zamanlı çalışan tıp veya diş doktoru öğretim üyesi muayenehane, özel hastane ve fakülte hastanesi arasında üçe bölünmekte ve asli çalışma yeri olan fakültesinde yeterli hizmet için ne zaman, ne heves ne de güç bulamamaktadır.</p>
<p>Bu durum; asistanların, öğrencilerin hocalarını yeterince izleyememesine, dinleyememesine ve sağlıkta ön şart olan usta-çırak ilişkisinin bozulmasına yol açmaktadır. Hastanede hastaların tecrübeli hocalara ne kadar ihtiyacı varsa, asistanların, öğrencilerin ve yardımcı sağlık personelinin de o kadar ihtiyacı vardır. Çünkü asistanların ve öğrencilerin ihtiyaç duydukları her an hocalarını yanlarında bulması gerekir. Hocalar da bilgi birikimi ve tecrübeleriyle sorulara cevap, sorunlara çare olmalıdır. Yarı zamanlı çalışmalar bu ihtiyaçların yerine gelmesinin önünde açık bir engeldir.</p>
<p>Diğer sağlık kuruluşlarında çözümlenemeyen sağlık sorunlarına çok daha donanımlı ve bilgili olmaları sebebiyle çözüm olan Tıp ve Diş Hekimliği Fakültesi Hastanelerinde bu bilgi birikimi ve tecrübenin temel unsuru üst düzey bilimsel kariyere ve tecrübeye sahip olan hocalardır. Yarı zamanlı çalışmada işine sabah dokuzda gelen, on ikide giden ve bütün tedavilerini muayenehanesinde, ameliyatlarını özel hastanede yapan bir hocadan kim nasıl faydalanacaktır, o hoca fakültede neden çalışmaktadır tartışılır.</p>
<p>Tam Gün Yasası sağlık hizmetlerinin istenmeyen yüzü olan ve bir türlü çözüm getirilemeyen; hekim hasta arasındaki para ilişkisine, mesleki etiğe aykırı işlemlere ve sağlığın ticarete dökülmesine sebep olabilen yanlışları azaltmaya yönelik önemli faydalar sağlayacaktır. Bu durumda özellikle eğitim verilen fakülte ve hastanelerde öğretim üyesi hasta, öğrenci, asistan ilişkisi doğru düzleme oturacaktır.</p>
<p>Kısaca bu yasa ile ilgili dememiz odur ki;</p>
<p>Tıp ve Diş Hekimliği fakültelerinde asistan, öğrenci ve yardımcı personel eğitimi tüm gün devam etmesi gereken bir süreçtir. Bu yasa sayesinde hastaların, öğrencilerin ve asistanların hocalarından faydalanmaları çok daha uzun süreye yayılacaktır.</p>
<p>    <em>        Bu yasaya karşı çıkan hekimlerin, özel hastanelerin ve meslek odalarının toplumun karşısına geçtiklerinde bir türlü söyleyemedikleri ve lafı dolandırmalarına sebep olan husus devletin imkânlarını kullanarak kazanılan ve bu yasa sebebiyle artık kazanılamayacak olan haksız paralardır.</em><em></em></p>
<p><em>Burada çok net bir durum vardır ki bu yasaya karşı çıkanlar; devletin kendisine sağladığı makam ve imkânları; kendi özel muayenehanesi, özel hastanesi için kullanan hekimler veya devletin maaşlı hekimlerini kendi elemanıymış gibi çalıştıran özel hastanelerdir.</em></p>
<p><em>            Yaşanılan bir sorun da; yarı zamanlı çalışan hekimlerin genellikle devlete bağlı çalıştığı kurum kimliğiyle özel çalışma alanlarında kimliği arasında sergilediği önemli farklılıklardır. </em></p>
<p><em>Bilinen bir durumdur ki devlete bağlı hastanede hastalara karşı somurtkan, sert ve ilgisiz tavırlarıyla bilinen birçok hekim hoşgörüsünü, güler yüzünü, çalışma hevesini, gücünü muayenehanesinde, özel hastanede göstermektedir. Burada sorgulanması gereken hekime üniversite hastanesinde ulaşamayan hastaların aynı kişiye muayenehanesinde veya çalıştığı özel hastanede nasıl bu kadar rahatlıkla ulaşabildikleridir.</em></p>
<p><em>Olaya diğer taraftan bakınca da Hükümet ve Sağlık Bakanlığı; bu konudaki ücretlendirmeyi doğru bir biçimde yapmalı, çalışma ortamında insanları birbirine düşürebilecek uygulamalardan kaçınmalı, daha fazla para kazanabilmek adına (performans sisteminde olduğu gibi) hastalara zarar verebilecek fırsatları insanlara vermemeli ve doktorları tehdit eder gibi konuşmalardan ve eylemlerden kaçınmalıdır. </em></p>
<p><em>Çünkü bu tartışmalar hastaların hekimlere olan güvenini azaltmakta, hekim hasta ilişkisini olumsuz yönde etkilemektedir.</em></p>
<p><em>     </em><em><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4316-tam-gun-yasasi-ve-acaba-kim-hakli/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNSAN NEDEN YAZAR?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4023-insan-neden-yazar</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4023-insan-neden-yazar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 08:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=4023</guid>
		<description><![CDATA[ 
Yazanlar, haykıranlar bekler ki; okuyanlar, dinleyenler kendisine dayatılan bu dini, milli ve demokratik masalların farkına varsın ve artık uyansın. Cahiliye döneminde olduğu gibi kendi putunu yapıp sonra da tapınanlar gibi partisine, liderine, yöneticisine bağlananlar veya menfaatleri adına bu şekilde&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p>Yazanlar, haykıranlar bekler ki; okuyanlar, dinleyenler kendisine dayatılan bu dini, milli ve demokratik masalların farkına varsın ve artık uyansın. Cahiliye döneminde olduğu gibi kendi putunu yapıp sonra da tapınanlar gibi partisine, liderine, yöneticisine bağlananlar veya menfaatleri adına bu şekilde davrananlar için söyleyebileceğimiz şudur; Kendi değerlerinden, inançlarından ve dürüstlükten ne kadar çok uzaklaşırsan o kadar çok işine yararsın zalimlerin.<br />
İnsan neden yazar, bu nasıl bir ihtiyaçtır? Neye karşı ve ne amaçla mücadele vermektedir. Büyük çoğunluğun susmayı, sesini kesip sırasını savmayı tercih ettiği yerde yazanlar, çizenler, konuşanlar ne yapmak isterler.<br />
İnsanların çoğu evinde, kahvesinde, lokalinde, sıcak yatağında keyif çatarken veya güce yanaşıp maddi, manevi beslenirken, diğer birilerinin derdi nedir ki doğruları yazarak bir sürü sıkıntıyı göğüsler veya yazdıklarıyla bedel ödemeyi göze alır?<br />
Suskunluğu kendine yediremeyenler, vatanına, milletine ve şehrine karşı kendini sorumlu ve hatta borçlu hissedenler yüzyıllardır gücü elde edince zalimleşen ve insanların kendilerine kayıtsız şartsız teslim olmalarını bekleyenlere karşı ne yapmak ister.<br />
Yazmak; kendilerini toplum üstü görenlerin, kibirlerinden iyice azmış olanların, megalomani denen illete kapılmış olanların ekmeğine yağ sürmeyi reddedenlerin nefeslenme ve yaşama alanıdır.<br />
İnsanlar; milletine karşı yapılan aşağılanmaların, zulümlerin, en hafifinden dikkate alınmamanın, yaşanan sefaletin, sosyal, ekonomik adaletsizliğin normalleşmemesi ve toplum tarafından kadermiş gibi algılanmaması için bir şeyler yapmalıdır.<br />
Birileri gerçeklerin, eksiklerin, onursuzlukların, beceriksizliklerin üzerini örtmeye çabalarken birilerinin de beyninde yaşadığı gelgitleri, sıkıntıları, doğruları paylaşması yanlış mıdır? <br />
Vatan, millet sevgisi, din, iman, namus, ahlak her dönemde birilerinin işlerine geldiğinde kullanıp, gelmediğinde ise bir dahaki sefere kullanılmak üzere bir kenara attıkları değerlerdir. Yazanlar, haykıranlar bekler ki; okuyanlar, dinleyenler kendisine dayatılan bu dini, milli ve demokratik masalların farkına varsın ve artık uyansın.<br />
Toplumlar ne kadar aç, sefil, geri kalmış, çökmüş, perişan durumda olurlarsa olsunlar dünyayı kendi hırslarıyla ve zalimce yönetme sevdasına kapılmış insanlardan merhamet veya anlayış göremezler. Çünkü bu insanlar asla hoşgörülü olamazlar. Onların barışı ölüm, sevgisi kan demektir.<br />
Sesini kes, sıranı sav ve korkak ol sağ ol anlayışına göre yetiştirilmiş, bunu kadermiş gibi algılayan ve sırası gelince ilahlara kurban edilecek çaresiz ve korkak köleler,   düşünsel veya bedensel olarak aksi bir durum olabileceğine inanamazlar. İşte bu sebepledir ki karşılarına çıkan ve gerçekleri söyleyenleri de dışlayarak, belki de okumaktan, dinlemekten bile korkarak, benden uzak olsun diyerek ve arkasında başka bir planı vardır düşüncesinin zavallılığıyla izlemektedirler.<br />
Bizler haramların, ahlaksızlıkların, çeşit çeşit tatların beyinleri ve ağızları sulandırdığı, kişisel çıkarlar veya gücü elde edebilmek için dinin bile rahatlıkla kullanılabildiği bir dönemde yaşıyoruz. İlahlaştırdıklarının artıklarıyla, döküp saçtıklarıyla beslenenler ve bu sayede güç edinenler olanları seyretmekte, alkışlamakta ve bu onursuz zavallılıklarından büyük bir haz almaktadırlar.<br />
Cahiliye döneminde olduğu gibi kendi putunu yapıp sonra da tapınanlar gibi partisine, liderine, yöneticisine bağlananlar veya menfaatleri adına bu şekilde davrananlar için söyleyebileceğimiz şudur; Kendi değerlerinden, inançlarından ve dürüstlükten ne kadar çok uzaklaşırsan o kadar çok işine yararsın zalimlerin.<br />
Ama bu sefaletten kurtulmak mümkündür, bizler mazlum rolüne soyunmazsak birileri de zalim olamaz, siz ALLAH&#8217;I tanırsanız, hakkıyla inanır ve güvenirseniz kimse size ilahlık yapamaz.<br />
Sizler ve bizler kendilerini ilahlarına kurban eden, menfaatleri adına zulüm karşısında susanların, elde ettikleri makam, para adına yalan söyleyenlerin, yalanların üstünü örtenlerin, inkârcıların farkına vardığımız ve onlara hak ettikleri şekilde davrandığımız zaman sahip olduğumuz gerçek gücün de farkına varmış olacağız.<br />
Son söz; hepimiz kendimize iyice bakalım ve Allah&#8217;tan gayrı tapındığımız, bağlandığımız her ne varsa hayatımızda; hepsini ayaklarımızın alt<span id="_marker"> </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong><span style="color: black;">İNSAN NEDEN YAZAR?</span></strong><span style="color: black;"></span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt; color: black; font-family: &quot;Times New Roman&quot;; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA;">Yazanlar, haykıranlar bekler ki; okuyanlar, dinleyenler kendisine dayatılan bu dini, milli ve demokratik masalların farkına varsın ve artık uyansın. Cahiliye döneminde olduğu gibi kendi putunu yapıp sonra da tapınanlar gibi partisine, liderine, yöneticisine bağlananlar veya menfaatleri adına bu şekilde davrananlar için söyleyebileceğimiz şudur; Kendi değerlerinden, inançlarından ve dürüstlükten ne kadar çok uzaklaşırsan o kadar çok işine yararsın zalimlerin.<br />
İnsan neden yazar, bu nasıl bir ihtiyaçtır? Neye karşı ve ne amaçla mücadele vermektedir. Büyük çoğunluğun susmayı, sesini kesip sırasını savmayı tercih ettiği yerde yazanlar, çizenler, konuşanlar ne yapmak isterler.<br />
İnsanların çoğu evinde, kahvesinde, lokalinde, sıcak yatağında keyif çatarken veya güce yanaşıp maddi, manevi beslenirken, diğer birilerinin derdi nedir ki doğruları yazarak bir sürü sıkıntıyı göğüsler veya yazdıklarıyla bedel ödemeyi göze alır?<br />
Suskunluğu kendine yediremeyenler, vatanına, milletine ve şehrine karşı kendini sorumlu ve hatta borçlu hissedenler yüzyıllardır gücü elde edince zalimleşen ve insanların kendilerine kayıtsız şartsız teslim olmalarını bekleyenlere karşı ne yapmak ister.<br />
Yazmak; kendilerini toplum üstü görenlerin, kibirlerinden iyice azmış olanların, megalomani denen illete kapılmış olanların ekmeğine yağ sürmeyi reddedenlerin nefeslenme ve yaşama alanıdır.<br />
İnsanlar; milletine karşı yapılan aşağılanmaların, zulümlerin, en hafifinden dikkate alınmamanın, yaşanan sefaletin, sosyal, ekonomik adaletsizliğin normalleşmemesi ve toplum tarafından kadermiş gibi algılanmaması için bir şeyler yapmalıdır.<br />
Birileri gerçeklerin, eksiklerin, onursuzlukların, beceriksizliklerin üzerini örtmeye çabalarken birilerinin de beyninde yaşadığı gelgitleri, sıkıntıları, doğruları paylaşması yanlış mıdır? <br />
Vatan, millet sevgisi, din, iman, namus, ahlak her dönemde birilerinin işlerine geldiğinde kullanıp, gelmediğinde ise bir dahaki sefere kullanılmak üzere bir kenara attıkları değerlerdir. Yazanlar, haykıranlar bekler ki; okuyanlar, dinleyenler kendisine dayatılan bu dini, milli ve demokratik masalların farkına varsın ve artık uyansın.<br />
Toplumlar ne kadar aç, sefil, geri kalmış, çökmüş, perişan durumda olurlarsa olsunlar dünyayı kendi hırslarıyla ve zalimce yönetme sevdasına kapılmış insanlardan merhamet veya anlayış göremezler. Çünkü bu insanlar asla hoşgörülü olamazlar. Onların barışı ölüm, sevgisi kan demektir.<br />
Sesini kes, sıranı sav ve korkak ol sağ ol anlayışına göre yetiştirilmiş, bunu kadermiş gibi algılayan ve sırası gelince ilahlara kurban edilecek çaresiz ve korkak köleler,   düşünsel veya bedensel olarak aksi bir durum olabileceğine inanamazlar. İşte bu sebepledir ki karşılarına çıkan ve gerçekleri söyleyenleri de dışlayarak, belki de okumaktan, dinlemekten bile korkarak, benden uzak olsun diyerek ve arkasında başka bir planı vardır düşüncesinin zavallılığıyla izlemektedirler.<br />
Bizler haramların, ahlaksızlıkların, çeşit çeşit tatların beyinleri ve ağızları sulandırdığı, kişisel çıkarlar veya gücü elde edebilmek için dinin bile rahatlıkla kullanılabildiği bir dönemde yaşıyoruz. İlahlaştırdıklarının artıklarıyla, döküp saçtıklarıyla beslenenler ve bu sayede güç edinenler olanları seyretmekte, alkışlamakta ve bu onursuz zavallılıklarından büyük bir haz almaktadırlar.<br />
Cahiliye döneminde olduğu gibi kendi putunu yapıp sonra da tapınanlar gibi partisine, liderine, yöneticisine bağlananlar veya menfaatleri adına bu şekilde davrananlar için söyleyebileceğimiz şudur; Kendi değerlerinden, inançlarından ve dürüstlükten ne kadar çok uzaklaşırsan o kadar çok işine yararsın zalimlerin.<br />
Ama bu sefaletten kurtulmak mümkündür, bizler mazlum rolüne soyunmazsak birileri de zalim olamaz, siz ALLAH&#8217;I tanırsanız, hakkıyla inanır ve güvenirseniz kimse size ilahlık yapamaz.<br />
Sizler ve bizler kendilerini ilahlarına kurban eden, menfaatleri adına zulüm karşısında susanların, elde ettikleri makam, para adına yalan söyleyenlerin, yalanların üstünü örtenlerin, inkârcıların farkına vardığımız ve onlara hak ettikleri şekilde davrandığımız zaman sahip olduğumuz gerçek gücün de farkına varmış olacağız.<br />
Son söz; hepimiz kendimize iyice bakalım ve Allah&#8217;tan gayrı tapındığımız, bağlandığımız her ne varsa hayatımızda; hepsini ayaklarımızın alt</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/4023-insan-neden-yazar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GİT KENDİNDEN DAHA FAZLA NEFRET ETTİRMEDEN</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3683-git-kendinden-daha-fazla-nefret-ettirmeden</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3683-git-kendinden-daha-fazla-nefret-ettirmeden#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 17:35:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=3683</guid>
		<description><![CDATA[Bu virüse karşı korumalı olan bazı sağlam yürekli, sağlam inançlı, vatansever insanlar vardı ama onlar da bu karmaşık ortamda susmayı, kenarda durmayı tercih ettiler. 2009 denince aklımıza; İşsizlik, açılım, yüreğimizi yakan şehit haberleri, taşlarla yürekleri ve bedenleri yaralanan polisimiz, Molotof&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Bu virüse karşı korumalı olan bazı sağlam yürekli, sağlam inançlı, vatansever insanlar vardı ama onlar da bu karmaşık ortamda susmayı, kenarda durmayı tercih ettiler. 2009 denince aklımıza; İşsizlik, açılım, yüreğimizi yakan şehit haberleri, taşlarla yürekleri ve bedenleri yaralanan polisimiz, Molotof kokteylleri, ekonomik kriz, Ergenekon ve belki de en önemlisi sosyal ve ahlaki kriz ile geçen bir yıl geliyor.<br />
Bu sebeplerle 2009 yılı gelecek nesillerce ülkemizde boşa geçmiş, kayıp bir yıl olarak hatırlanacak veya hiçbir pozitif getirisi olmadığı için hatırlanmak bile istenmeyecek.<br />
İktidarıyla, muhalefetiyle seçilmişlerin ve onların atadıklarının tahammülsüzlükleri, hoşgörüsüz tavırları sebebiyle; zaten gergin ve sıkıntılı olan halkımızın daha çok gerildiği ve üzüldüğü, hayal kırıklığına uğradığı, huzursuzlukların, işsizliğin, ekonomik sorunların arttığı, güven duygusunun kaybolduğu bir yılın bir an önce bitmesini ve gitmesini istiyoruz.<br />
Hani yaşımız ilerliyor bu sebeple her yeni yıl biraz da hüzünle gelir gibi beylik lafları etmeden 2009&#8242;la vedalaşmaya bile gerek duymadan git kendinden daha fazla nefret ettirmeden diyoruz.<br />
Biz millet olarak 2009 yılında iktidarıyla, muhalefetiyle; Eleştiri, uyarı ve istişare kabul etmeyen, kendisinin hatasız, karşısındakinin de hiçbir doğrusu olmadığını düşünen birçok kibirli ve egolarına mağlup olmuş insanı seyrettik.<br />
Dileriz 2010 yılında da bunları seyretmek zorunda kalmayız.<br />
Son yıllarda iyice yayılan, etkisi ağırlaşan ve hepimizi etkisi altına almaya başlayan particilik ve siyaset virüsü; bizleri bölücülükten ve bölücülerden daha çok vurdu ve birbirimize düşürdü. 2009 yılında etkisi artan bu virüsün yanında domuz gribi virüsü kırk su yıkanmış kaldı.<br />
Ankara&#8217;dan dalga dalga yayılan bu virüs ülkemizi öylesine içine aldı ki bir kısım insan partinin ve siyasetin kendilerine sağladıkları saltanat veya getirim adına en kutsal değerini bile bir kenara iterek yalana, dolana, kibre ve haksızlığa bulaştı. Bu insanların hiçbiri de asıl bölünmenin ve toplumu parçalamanın hangi parti olursa olsun bazı siyasetçiler ve partizanlar aracılığıyla meydana geldiğini görmek istemediler.<br />
Bu virüse karşı korumalı olan bazı sağlam yürekli, sağlam inançlı, vatansever insanlar vardı ama onlar da bu karmaşık ortamda susmayı, kenarda durmayı tercih ettiler.<br />
Çünkü inandıkları, güvendikleri ve dua ettikleri insanları bile çıldırmış gibi; partisi adına kırarken, dökerken, kavga ederken, iftira atarken, dedikodu yaparken, haksızlık ederken, yalan söylerken görünce hayretler içinde kenara çekilmeyi uygun buldular.<br />
Bütün bu düşüncelerle 2009 yılını uğurlarken, yaşadığımız olumsuz ne varsa hepsinin geride kalmasını temenni ediyor, 2010 yılında her şeyin hayırlısının bu topraklara, bu vatana, bu millete ve hepimize nasip olmasını diliyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3683-git-kendinden-daha-fazla-nefret-ettirmeden/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PROVOKASYON NEDİR, NE İŞE YARAR?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3311-provokasyon-nedir-ne-ise-yarar</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3311-provokasyon-nedir-ne-ise-yarar#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 08:43:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=3311</guid>
		<description><![CDATA[Provokatör kelimesi günümüz Türkiye&#8217;sinde birilerinin sırtından epeyce yük kaldıran ve halkımız tarafından da garip bir şekilde kanıksanan bir tanımlama oldu. Velhasılıkelam ülkemizdeki asıl provokatörler açlıktır, işsizliktir, ekonomik sorunlardır, eğitimsizliktir, adaletsizliktir, bölgesel kalkınma farklarıdır, devleti soyanlardır, muhalefetin veya iktidarın hoşgörüsüzlüğü ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Provokatör kelimesi günümüz Türkiye&#8217;sinde birilerinin sırtından epeyce yük kaldıran ve halkımız tarafından da garip bir şekilde kanıksanan bir tanımlama oldu. Velhasılıkelam ülkemizdeki asıl provokatörler açlıktır, işsizliktir, ekonomik sorunlardır, eğitimsizliktir, adaletsizliktir, bölgesel kalkınma farklarıdır, devleti soyanlardır, muhalefetin veya iktidarın hoşgörüsüzlüğü ve toplumu germesidir, iktidara yanaşıp köşeyi dönenlerdir, halktan gittikçe uzaklaşan siyasilerin halkın asıl dertlerini, sıkıntılarını, arzularını ve isteklerini artık göremeyecek hale gelmesidir, verilen sözlerin tutulmamasıdır.<br />
Provokatör kelimesi günümüz Türkiye&#8217;sinde birilerinin sırtından epeyce yük kaldıran ve halkımız tarafından da garip bir şekilde kanıksanan bir tanımlama oldu.<br />
Öyle ki; olay ne ve nasıl olursa olsun altında bir provokatör olduğu, her kim ne yaparsa yapsın bunun provokasyon amaçlı yapıldığı gibi beyanatlar ortalığı kasıp kavurmaya başladı.<br />
Böyle bir sözün ardına sığınmak birilerinin işine geliyor ve her türlü camianın, iktidarın, grubun sorumluluğunu taşıyanları rahatlatan, sorumluluktan kurtaran bir durum olarak karşımıza çıkıyor.<br />
Olayları provokasyona bağlamak ve bu şekilde açıklamaya çalışmak iktidarın, camia, grup, parti liderlerinin, önderlerinin hiç bir şeyin sorumluluğunu almak zorunda kalmamasına imkân veriyor.<br />
Siz böyle bir kavramı bu şekilde belleklere yerleştirdiğiniz zaman; açım diyen de, işsizim diyen de, hastayım diyen de, okuduğunuz bu yazı da işinize gelmediği zaman provokasyon kapsamında ele alınabilir. İşte o zaman ne adaletten, ne demokrasiden, ne hak aramadan ne de özgürlükten bahsedilebilir.<br />
Öyle ki; hangi siyasi konuşursa konuşsun bir kişi itiraz etmeye veya derdini anlatmaya kalksa konuşan siyasi hemen provokasyon yapma, biz senin gibi provokatörleri iyi tanırız gibi suçlamalarla karşısındakini susturmaya çalışır.<br />
İşin en acı yanı askerimizi şehit edene provokatör diyen kişi, kendine oy vermiş fakat o an için derdini dile getiren halkına da aynı suçlamayı rahatlıkla yapabilmektedir. Aslında durum tam tersidir de kimse söyleyemez.<br />
Halkını veya makam, güç olarak kendisinden çok altlarda konumlanan birini sen provokatörsün diye azarlayan kişi orada kurnazca bir hareketle önemli bir provokasyona imza atmış ve karşısındakinin haklılığını suça havale etmiş olur.<br />
Aslında bu davranış; acziyetin, basiretsizliğin ve makamını hazmedememiş olmanın göstergesidir. Çünkü siz orada size hiçbir şekilde zarar veremeyecek ve sizin hakaretlerinize cevap veremeyecek birini azarlamakla, haksız yere suçlamakla hem Allah katında hem de toplum önünde küçük düşmüş olursunuz. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Konuyu fazla dağıtmadan biz yine asli meselemize dönelim;<br />
Ben bu provokatör kelimesinden oldum olası rahatsız olurum. Çünkü bu kelimeyi duyunca eski bir Cumhurbaşkanının bir milletvekiline, makamına yakışmayacak bir şekilde, sonradan kendi itirafıyla bilgiye ve belgeye dayanmadan ajan provokatör demesi aklıma gelir.<br />
Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne ve sorulara;<br />
Bir olayın provokasyon amaçlı olması veya provokatörlerin o olayda parmağının olması ilgili olayı hafifletici bir sebep midir? Mesela yedi evladımız şehit edildiği zaman olay bu şekilde değerlendirildi ve ben merak ediyorum ne oldu, ne değişti veya bundan biz ne anlamalıydık?<br />
Yine bu şekilde gelişen bir olayın görünen failleri başkaları tarafından bu olaya sürüklendikleri için suçsuz mudur veya bu olayı onlar yapmamış mı sayılmaktadır? Kısaca birilerinin anlatımıyla provokatörlerin devreye girdiği olayları biz nasıl algılamalıyız, yapanlar hakkında ne düşünmeliyiz?<br />
Bu gibi haince olaylarda şunu görmek gerekir ki sizin içinizde kötülük, hainlik ve insanlara karşı düşmanlık hisleri olmasa kimse sizi böylesi olayları gerçekleştirmeniz için etki altına alamaz. Demek ki insanların içinde bu gibi haince, düşmanca hisler olmazsa o insan birilerinin tanımlamasıyla provokatörlerin oyununa gelmez ve olay çıkaranlar zaten dünden hazırdır bu işlere.<br />
Velhasılıkelam ülkemizdeki asıl provokatörler açlıktır, işsizliktir, ekonomik sorunlardır, eğitimsizliktir, adaletsizliktir, bölgesel kalkınma farklarıdır, devleti soyanlardır, muhalefetin veya iktidarın hoşgörüsüzlüğü ve toplumu germesidir, iktidara yanaşıp köşeyi dönenlerdir, halktan gittikçe uzaklaşan siyasilerin halkın asıl dertlerini, sıkıntılarını, arzularını ve isteklerini artık göremeyecek hale gelmesidir, verilen sözlerin tutulmamasıdır.<br />
Bütün bunlar da Türk, Kürt fark etmez herkes için geçerlidir.<br />
Ayrıca askere, polise, vatana, millete kurşun atan, attıran, taş atan, attıran, devlet ve millet malını yakan yıkanlar da hain ve suçludurlar. Hiç kimse burada bir provokatör veya provokasyon arayıp da birilerinin yüzünü yıkamaya veya suçunu örtmeye çalışmasın.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3311-provokasyon-nedir-ne-ise-yarar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AÇILIM SANA CANIM FEDA!</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3081-acilim-sana-canim-feda</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3081-acilim-sana-canim-feda#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 14:33:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=3081</guid>
		<description><![CDATA[Türkler karşı,  Kürtler karşı, İktidara oy verenlerin çoğu karşı,  Muhalefete oy verenlerin hepsi karşı, Şehit veriyoruz bu taraf provokasyon diyor, İşin ilginç yanı diğer taraf ta provokasyon diyor.
Muhalefet kızgın ve kırgın, iktidar hoşgörüsüz,
Muhalefette anlayan yok, iktidarda anlatan yok.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkler karşı,  Kürtler karşı, İktidara oy verenlerin çoğu karşı,  Muhalefete oy verenlerin hepsi karşı, Şehit veriyoruz bu taraf provokasyon diyor, İşin ilginç yanı diğer taraf ta provokasyon diyor.</p>
<p>Muhalefet kızgın ve kırgın, iktidar hoşgörüsüz,</p>
<p>Muhalefette anlayan yok, iktidarda anlatan yok.</p>
<p>Muhalefette basiret yok, iktidarda feraset yok,</p>
<p>Bir tarafta kendilerini hatalardan münezzeh sayanlar,</p>
<p>Diğer tarafta yapılan her şeye kusur bulanlar.</p>
<p>Demokratik açılım “demo” açılım oldu,</p>
<p>Yirmi beş yıldır vatan, millet için verilen şehitler,</p>
<p>Şimdilerde açılıma verilir oldu!</p>
<p>Demek ki bu evlatlarımız “açılım şehidi” oldu.</p>
<p>Peki, açılım gündeminden önce neden ağlıyorduk?</p>
<p>Şimdiki şehitlere ne amaçla ağlayacağız?</p>
<p>Aman açılım, canım açılım diye mi ağlayacağız?</p>
<p>Yoksa eskiden otuz üç’tü, şimdi yedi diye mi avunacağız.</p>
<p>Adlarına açılım yaptıklarımız kurşun sıkıyor, taş atıyor,</p>
<p>Ama açılım var ya kimse kimseyi suçlamıyor.</p>
<p>Bunun da adı kışkırtma oluyor,</p>
<p>Yani yapan suçlu değil, siz yaptırana bakın,</p>
<p>Yaptıranlar diye düşündüklerimiz de bizi suçluyor,</p>
<p>Sizler buna sebep oluyor, sizler yaptırıyorsunuz diyor.</p>
<p>On yedi santimetre kare bahane edilip binlerce metrekare yer yakılıyor, yıkılıyor,</p>
<p>Bütün bunlar vatan hainliği değil de açılım karşıtlığı oluyor.</p>
<p>Bu olaylara karşı çıkanlar da barış düşmanı oluyor,</p>
<p>Bu açılım nasıl bir şey ise bütün değerlerin üzerine çıktı,</p>
<p>Vatan, millet aşkı bunun üzerinden ölçülür oldu,</p>
<p>Ne diyeyim bilemiyorum;</p>
<p>Açılım sana canım feda!</p>
<p>Her şey açılım için!</p>
<p align="right"><strong>AHMET BERHAN YILMAZ</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/3081-acilim-sana-canim-feda/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MİNARELERDE MÜEZZİN GÖRDÜNÜZ MÜ?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2855-minarelerde-muezzin-gordunuz-mu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2855-minarelerde-muezzin-gordunuz-mu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 08:18:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2855</guid>
		<description><![CDATA[Sizin kendinizin sahip çıkmadığınız değerlerinize başka bir dinden ve başka bir milletten olan bir ülkenin sahip çıkmasını nasıl ister ve beklersiniz anlayamıyorum.Son günlerde gündemimize İsviçre&#8217;de yapılan referandum ve akabinde gelişen camilere minare yapılması yasağı düştü.
Kimimiz inanarak, kimimiz seçmenlerin vereceği&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Sizin kendinizin sahip çıkmadığınız değerlerinize başka bir dinden ve başka bir milletten olan bir ülkenin sahip çıkmasını nasıl ister ve beklersiniz anlayamıyorum.Son günlerde gündemimize İsviçre&#8217;de yapılan referandum ve akabinde gelişen camilere minare yapılması yasağı düştü.<br />
Kimimiz inanarak, kimimiz seçmenlerin vereceği oyların hatırına, kimimiz ise fırsat bu fırsat Avrupa Birliğine, Batıya biraz da buradan vurayım diyerek minare yasağına karşı çıktık. Olayın bir de timsah gözyaşı dökenler tarafı var ve bu kişiler de her zaman yaptıkları gibi şecaat arz ederken sirkatin söylüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Minarelerinde müezzini olmayan ve şerefelerinden ezan okunmayan, hatta ve hatta ezanı merkezileştirilerek camilerinde bile çoğu zaman ezan okunmayan, bant kaydıyla camiye çağrılan bir ülkenin insanları olarak bu yasağa karşı çıkışımız ne kadar samimi ve içten olur üzerine düşünmek gerekir.<br />
Diyanetin ve minare yasağına karşı çıkan ülke yöneticilerinin de bu durumu hamaset yapmadan düşünmesi gerekir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Sonuna kadar inandığımız her işte bir hayır vardır sebebi gereğince; Avrupa Birliği, Batı, medeniyet, hoşgörü diyarı diye gözümüzde büyüttüğümüz ve bir efsane olarak gördüğümüz batının ve demokrasinin beşiği olarak görülen İsviçre&#8217;nin bütün bu güzel özelliklerinin sadece kendi insanlarına olduğunu anlamamız için bu durumun iyi bir fırsat olduğu kanaatindeyim.<br />
Dilerim bizler de bu fırsatı iyi değerlendirerek kendi değerlerimizin ve kendi inançlarımızın kıymetini daha iyi anlarız.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kendi ülkemizde minarelerin ve şerefelerin fonksiyonunu sanki işgal altındaymışız gibi kendi ellerimizle kaldırmışken, İslami manifestonun günde beş kere ilan edildiği minareleri şuursuz ve fonksiyonsuz birer mimari yapı haline getirmişken dilerim bu olay bizleri ve yöneticilerimizi uyandırır.<br />
Burada şu denilebilir fonksiyonsuz olmalarına rağmen birer simge olarak minareler önem arz eder.<br />
Bu söylem çok doğru ve haklıdır. Fakat bizler kendi ülkemizde dinimizin sembolleriyle, emirleriyle yaşamayı çok mu serbest bırakıyoruz ki bunu başkalarından istiyoruz ve yerine getirilmeyince de ayağa kalkıyoruz.<br />
Bizler o kadar ilginç insanlarız ki hayatında namaz kılmamış, ibadet etmemiş olan insanlar ibadetin Türkçe yapılması için yaygara koparırlar, diğer bir taraf kendi hiç ibadet etmezken sanki çok dindarmış gibi kalkar başka bir mezhebi, grubu dinsizlikle suçlar.<br />
Birileri de ıstakozu canlı canlı haşlayarak afiyetle götürürken inananların kurban kesmesine saçma sapan sebeplerle karşı çıkarlar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Uzatmayalım bu minare meselesi de aynıdır siz minarelerin kapılarını ezan sesine, şerefelerini müezzinlere kapatınız sonra da Hıristiyan olan bir ülkeye minare yasağı için karşı çıkınız. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler adama. Sizin kendinizin sahip çıkmadığınız değerlerinize başka bir dinden ve başka bir milletten olan bir ülkenin sahip çıkmasını nasıl ister ve beklersiniz anlayamıyorum.<br />
Şimdi ne demek oluyor bu; İsviçre&#8217;ye veya Avrupa&#8217;ya bizim dinimize ait olanları yasaklamak yasak, bize gelince ise bizim dinimizin emri olsa bile kafamıza uyduramadığımız her türlü emri, kıyafeti, söylemi, ibadethaneyi yasaklamak serbest. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Göreceğiz ki İsviçre böylesine bir saçmalıktan, bu büyük hatadan dönecek ama biz yine ele talkını verirken salkımı yutacağız. Çuvaldızı başkasına batırırken kendimize toplu iğnenin ters tarafını bile dokundurmayacağız</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2855-minarelerde-muezzin-gordunuz-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAYRAMDAN KALANLAR</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2639-bayramdan-kalanlar</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2639-bayramdan-kalanlar#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2009 14:49:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2639</guid>
		<description><![CDATA[Son günlerde gördüğüm şudur; Bu şehri sanki cennetmiş ve bizler de cennette yaşıyormuşuz gibi göstermeye gayret edenler var.Bu bayramda ziyaretlerimiz, gelenimiz, gidenimiz ile yaptığımız sohbetlerden çıkan sonuç malumun ilanı gibi oldu. 
Erzurum&#8217;a tuttuğu parti, siyasi görüş veya oturduğu koltuğun gözüyle&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Son günlerde gördüğüm şudur; Bu şehri sanki cennetmiş ve bizler de cennette yaşıyormuşuz gibi göstermeye gayret edenler var.Bu bayramda ziyaretlerimiz, gelenimiz, gidenimiz ile yaptığımız sohbetlerden çıkan sonuç malumun ilanı gibi oldu. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Erzurum&#8217;a tuttuğu parti, siyasi görüş veya oturduğu koltuğun gözüyle bakan dostlarımız Erzurum&#8217;u ve Erzurum&#8217;da yaşananları doğru yorumlamıyor ve doğru tarif etmiyorlar veya edemiyorlar. Daha doğrusu özel sohbetlerde söylediklerini toplum önünde dile getirmekten kaçıyorlar.<br />
Öyle ki bazen insan ben başka bir şehirde mi yaşıyorum, bu anlatılanları ben niye göremiyorum diyor. Ama çok açık bir gerçek var ki; Erzurum ne bir tarafın anlattığı kadar iyi ne de diğer tarafın ortaya koyduğu kadar kötü durumda.<br />
Erzurum&#8217;u gezen, mahallelerini, ara sokaklarını bilen, Erzurumlunun derdini dinleyen herkes bilir ki Erzurum&#8217;un; yaşayan insanından, mezarlığına, havasından suyuna, sokağından mahallesine çok çeşitli ve önemli sorunları var ama bizler bu sorunları ne abartmakla çözebiliriz ne de inkâr ederek üstünü örtmekle çözebiliriz.<br />
Hepimizin aklımıza yazmamız gereken Hz. Ali&#8217;ye ait bir söz var;<br />
- Gerçeğin hatırı dostun hatırından ileridir.<br />
Dürüst, inançlı, vatansever ve insanları seven insanın tavrı bu olmalıdır. Gerçeğin hatırı; partinin de, liderin de, makamın da, dostlukların da hatırından ileri olmalıdır. Aksi haksızlık ve zalimlik olur.<br />
Son günlerde gördüğüm şudur; Bu şehri sanki cennetmiş ve bizler de cennette yaşıyormuşuz gibi göstermeye gayret edenler var. Bu kişiler her şey yolunda iddiasındalar ve yapılmamış işleri yapılmış gibi göstermekle meşguller. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu kişiler, pozisyonları ve görevleri ne olursa olsun, bu şehrin maddi ve manevi değerlerini göz ardı ederek halka karşı iş gördükleri için artık halkı ikna edemiyorlar. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Erzurum&#8217;un mahallelerini, ara sokaklarını, fakir fukaranın yaşadığı ortamı bilmeden, gezmeden, dolaşmadan Erzurum ve Erzurumlu hakkında görüş bildirenler, göreve talip olup sonra da vatandaştan şikâyetçi olanlar artık pek inandırıcı olamıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Bilerek yalan söyleyenler veya gerçeği inkâr edenler, yalan beyan da bulunmasa bile doğruyu söylemeyenler artık kimseleri kandıramıyorlar ve üstelik doğru da söyleseler inandırıcılıklarını, güvenilirliklerini yitirmiş olduklarından yalancı çoban mertebesinde muamele görüyorlar.<br />
Diğer bir taraftan bakınca; ne varsa, ne yapılmışsa kötü diyenlerin, muhalefeti çözüm üretmeden eleştiri zannedenlerin, haksızlıklar karşısında susup, olay kendine veya partisine dokununca bağıranların sayısı da az değil. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu kişiler belli zamanlarda ortalarda görünüp sonra kayboldukları, konuştuklarında ve yazdıklarında Erzurum için değil de bir görüşü temsilen veya kendi menfaatleri için bunu yaptıkları için artık inandırıcı gelmiyorlar insanlara.<br />
Bir bayram sonrası belki de daha güzel şeyler yazılmalı ve insanlara daha güzel haberler vermeliydik. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Ama bayramda nereye gitsek, kiminle görüşsek ister Erzurum&#8217;dan olsun, ister başka bir şehirden sorun, sorun, sorun. Umutsuzluk, gerginlik ve huzursuzluk var.<br />
Ne dolaştığımız fakir mahallelerinde, fakir evlerinde bir güler yüz ne de diğer evlerde bir huzur, bir keyif gördük.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Diğer bir mesele de; Kurban Bayramı ve yine yollarda can yakan kazalar, yine hayvanlara eziyet görüntüleri ve tabi ki birincil konumuz domuz gribi ve açılım. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kiminle karşılaşsak aşı, grip, açılım konuşuldu. Benim gözlemlediğim bütün bu konularda kararsızlık, inançsızlık ve şüpheler var. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Burada siyasete çok önemli bir görev düştüğü de ortada. İlgili herkes bu toplum bana neden inanmıyor, neden güvenmiyor diye düşünmeli, kendini sorgulamalı ve tedbirini almalıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Bayram; kurban bayramı olunca medya bu konuda yine yanlı haberler yaptı; Ben basının kurban kesilmesi konusunda takındığı tavrı doğru bulmuyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bu bir ibadettir ve yaparsınız, yapmazsınız sizi bağlar, kimse karışamaz. Allah ile sizin aranızda olan bir husustur. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kurban kesenlerin hepsini zalim, hepsini hayvanlara eziyet ediyormuş gibi göstermek büyük bir haksızlıktır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Son yıllarda bütün medya çok istisnai olan görüntüleri seçerek bence de zalimce tavır sergileyenlerin ve hayvanlara eziyet edenlerin görüntülerini veriyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">O kadar ilginç ki sanki bütün ülkede durum buymuş gibi lanse ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Kimse kusura bakmasın bunu yapanlarda da kasıt arıyorum, görüntüleri yayınlayanlarda da ve bu görüntülerin yayınlanmasını kınıyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Son söz olarak hayvanlara eziyet edenleri hem hayvanlara yaptıklarından dolayı hem de bir ibadetin bu şekilde görüntülenmesine sebep oldukları için Allah&#8217;a havale ediyorum.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2639-bayramdan-kalanlar/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SÜT SIĞIRCILIĞI, SAADETTİN AYDIN VE ERZURUM</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2611-sut-sigirciligi-saadettin-aydin-ve-erzurum</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2611-sut-sigirciligi-saadettin-aydin-ve-erzurum#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 14:55:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2611</guid>
		<description><![CDATA[Bu konuda hassasiyet göstererek bizi arayan Milletvekilimiz Sayın Saadettin Aydın bizimle aynı hissiyatı paylaştığını ve Erzurum gibi hayvancılığın merkezi olması gereken bir ilin böyle bir program kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti.  Ben Erzurum&#8217;um gülüm,
Dua ederim vatana, millete,
Çok bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Bu konuda hassasiyet göstererek bizi arayan Milletvekilimiz Sayın Saadettin Aydın bizimle aynı hissiyatı paylaştığını ve Erzurum gibi hayvancılığın merkezi olması gereken bir ilin böyle bir program kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti.  Ben Erzurum&#8217;um gülüm,<br />
Dua ederim vatana, millete,<br />
Çok bir şey beklemem,<br />
Bana bir el atana sarılırım bin elle,<br />
Öyle ki kırsalar bile ellerimi,<br />
Susarım, korkarım, şikâyet edemem,<br />
Ta ki birileri dile getirene kadar derdimi.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Pazartesi günü yayınlanan yazımda 31 Ekim 2009 Tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan kararname ile Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerine sığırcılığın geliştirilmesi ile ilgili olarak verilen hibe desteğinden bahsetmiş ve aslında Erzurum ve çevre illerine verilmesi gereken desteğin başka illere verildiğini belirtmişim.  Sitemimi dile getirmek için de &#8220;Ellere var da bize yok mu&#8221; demiştim. <br />
Bu konuda hassasiyet göstererek bizi arayan Milletvekilimiz Sayın Saadettin Aydın bizimle aynı hissiyatı paylaştığını ve Erzurum gibi hayvancılığın merkezi olması gereken bir ilin böyle bir program kapsamında ele alınması gerektiğini belirtti. <br />
Saadettin Aydın bu konu ile ilgili olarak Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi EKER ile bu konuyu görüştüğünü, Erzurum gibi geniş meralarıyla hayvan beslenmesinde büyük artıları olan bir ilin böyle bir hibe programına mutlaka alınması gerektiğini bildirdiğini söyledi.<br />
Meseleyi bir adım daha öne götüren Saadettin Aydın büyük ihtimalle 2010 yılına girmeden Erzurum ve çevre illerin de çıkacak ve bakanlar kuruluna sunulacak bir yasa ile bu hibe programı kapsamına alınacağı veya yeni bir hibe programı uygulanacağı sözünü Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Mehdi EKER&#8217;den aldıklarını belirtti.<br />
Burada Sayın Saadettin Aydın Bey&#8217;e Erzurum&#8217;a gösterdiği bu çaba için Erzurum adına tekrar teşekkür ediyorum ve bütün herkese sesleniyorum Erzurum ayağa kalkacak ise bu ancak hayvancılık ve buna bağlı tarım ile olur.<br />
Bu durumu mesleğimle bağlayarak şöyle izah edeyim. Erzurum hastadır ve tedavi edecek ilacı hayvancılık ve buna bağlı tarımdır. 2011 ve benzeri aktiviteler ise hastaya bazen kullandırılan vitaminler gibidir. Olursa iyi olur ama olmaz ise kaybedilen önemli bir şey olmaz.<br />
Gönlümüz her zaman bu şekilde iyi, iç açıcı haberler vermekten, yazılar yazmaktan yana ve dilerim bundan sonra böyle olur. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2611-sut-sigirciligi-saadettin-aydin-ve-erzurum/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ELLERE VAR DA BİZE YOK MU?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2541-ellere-var-da-bize-yok-mu</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2541-ellere-var-da-bize-yok-mu#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Nov 2009 12:18:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2541</guid>
		<description><![CDATA[Ben Erzurum&#8217;um hatırladın mı?
Hani Allah, vatan ve millet sevgisinin anayurdu,
Hani Cumhuriyeti kuran şehir diye
sırtını sıvazladığınız,
Halini arz edince de azarladığınız?
Hani sahipsizlik denince akla gelen ilk şehir.
Ben Erzurum&#8217;um tanıdın mı?
31 Ekim 2009 Tarihli Resmi Gazete&#8217;de&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben Erzurum&#8217;um hatırladın mı?<br />
Hani Allah, vatan ve millet sevgisinin anayurdu,<br />
Hani Cumhuriyeti kuran şehir diye<br />
sırtını sıvazladığınız,<br />
Halini arz edince de azarladığınız?<br />
Hani sahipsizlik denince akla gelen ilk şehir.<br />
Ben Erzurum&#8217;um tanıdın mı?</p>
<p>31 Ekim 2009 Tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan kararnameye göre Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak illerinde, süt sığırcılığının geliştirilmesi, modern işletmelerin kurulması, hayvansal üretimde verimliliğin ve kalitenin artırılması ile bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasına yönelik olarak, üreticilerin yapacakları süt sığırcılığı işletmesi yatırımları desteklenme kararı alındı.<br />
Yukarıda da görüleceği üzere Erzurum önemli miktarlarda karşılıksız ve geri ödemesiz bu hibe programının uygulanacağı illerin arasında yok. Erzurum&#8217;da ise bu konuda Tar-Süt adı verilen bir proje ile sığır ırkının ıslahı ve sığırcılığın geliştirilmesi amacıyla hayvancılık yapanlara üç yıl vadeli ve düşük faizli kredi uygun görüldü.<br />
Bölgesel gelişmişlik yönünden Türkiye İstatistik Kurumu&#8217;nun (TÜİK) açıklamalarında Erzurum en alt sıralarda yer aldığına göre Erzurum&#8217;un böylesi bir hibe programına ihtiyacı da çok net olarak ortadadır ve buna bağlı olarak Erzurum&#8217;un bu hibe programına alınmamasının anlaşılabilir bir tarafı yoktur.<br />
Bir zamanlar hayvancılığın merkezi olan Doğu Anadolu ve Erzurum son yıllarda ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ve hayvancılık konusunda da bulunduğu merkez konumunu kaybetmiştir. Hemen hepimizin birçok kereler dile getirdiği üzere Erzurum&#8217;un çıkış yolu hayvancılık ve tarımdır. Özellikle hayvancılıkta son birkaç yıldır giderek hızlanan kötüye gidiş bu hibe programıyla yeni bir ivme kazanabilirdi ama ne yazık ki Erzurum ve çevre iller bu hibe programı içersine alınmamıştır.<br />
Bu kararname ile hayvancılık sektörüne verilecek olan hibe oranları dikkate alındığında rakamların çok önemli olduğu görülecektir. Yapılacak inşaatlarda hibe oranı %30, damızlık düve alımında hibe oranı %40, süt sağım ünitesinde ve/veya soğutma tankında hibe oranı %40. Bunu rakamlara dökünce verilen desteğin ne kadar büyük ve ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.<br />
Mesela; Birkaç yıl önce kırk dokuz il için çıkarılan 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Yasası çıktığında da birçok kişi gibi ben de seslenmiştim ve bu yasa ile Erzurum ve Erzurum gibi iller cezalandırılıyor demiştim.<br />
Sonuçta Erzurum o zaman ki teşvik yasasıyla aynı kategoride ele alındığı Samsun, Kırıkkale, Düzce, Aksaray, Afyon, Trabzon ve yatırımcının zaten dünden gitmeye hazır olduğu birçok il ile yarıştırılmış ve beklendiği şekilde bu yarışı da kaybetmişti.<br />
Şimdi ise Erzurum&#8217;a hayrı olabilecek ve gerçekten önemli bir yasa çıkarılıyor ama bu sefer Erzurum&#8217;a teğet bile geçmiyor.<br />
Bu konuda bütün ilgilileri, sivil toplum örgütlerini, basınımızı ve Erzurum&#8217;u dert edinen herkesi göreve çağırıyor ve duyarlı olunmasını rica ediyorum.</p>
<p><strong>Kurban</strong><br />
Kurban, insanlığın bencillikten ve hayvani duygulardan kurtulması için önemli bir vesiledir.<br />
Hani bir büyük düşünür diyor ya<br />
- Kendi İsmail&#8217;ini öldür diye<br />
Hepimizin önce kendi İsmail&#8217;imizi belirlemesi gerek. Aslında Allah tarafından Hz. İbrahim&#8217;e gönderilen o koç hepimize nefsimizi ve zaaflarımızı kurban etmemiz gerektiğini anlatan ve bu öğretiyi beynimize kazıyan önemli bir hatıradır.<br />
Hepimizin kurban keserken gözümüzün önüne özgürlüklerimizi kısıtlayan, bizi dünyaya onulmaz bir şekilde bağlayan ne varsa onu getirmemiz gerekmektedir.<br />
Biz kurban keserken birkaç yoksul et yesin, çoluk çocuk etin suyuna ekmek bansın niyetiyle kesiyorsak burada önemli bir sorun var demektir.<br />
Önce kendimize Benim İsmail&#8217;im ne? Sorusunu sormalıyız<br />
Hırslarım mı? Nefsim mi?<br />
Makamım mı? Statüm mü? Mesleğim mi?<br />
Para mı? Ev mi? Rütbem mi?  Âlimliğim mi?<br />
Adım mı? Şöhretim mi?<br />
Bunlar; bizi Allah&#8217;tan eden, Allah&#8217;a, vatana, millete hizmet yolunda kısıtlayan, tembelliğe iten, sorumluluklarımızı unutturan, eleştirilere beynimizi, doğrulara kapımızı kapatan, bütün yanlışlarımıza kafamıza göre fetva verdiren, bizleri insanlara kul köle eden bütün zaaflarımızdır.<br />
Kurban; bütün bu şeytani, nefsanî ve bizi biz olmaktan çıkaran duygulardan, hırslarımızdan, beklentilerimizden fedakârlık ve feragat edebilmemizdir.Gelin bu kurban bayramında kendi zaaflarımızı kurban edelim ve kurbanın kanı ile birlikte içimizdeki bütün kötülükler aksın.</p>
<p>Kısaca gelin hayvan boğazlamayalım, kurban keselim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2541-ellere-var-da-bize-yok-mu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MUSA&#8217;DAN, FİRAVUN&#8217;LAŞANLARA</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2309-musadan-firavunlasanlara</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2309-musadan-firavunlasanlara#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Nov 2009 08:30:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2309</guid>
		<description><![CDATA[Hepimizin içinde Musa da var Firavun da,
Yaşıyorlar gönlümüzde devam ediyorlar
savaşlarına.
Ruhumuz Musa’daysa nefsimiz Firavun’la.
 
MUSA’DAN
Korktum,
Ağladım,
Yalvardım,
Anlayamadım,
Bilemedim, bilemezdim de,
Her Musa&#8217;nın bir firavunu, her firavunun da bir Musa&#8217;sı olduğunu,
Ve her köşe başında bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Hepimizin içinde Musa da var Firavun da,<br />
Yaşıyorlar gönlümüzde devam ediyorlar<br />
savaşlarına.<br />
Ruhumuz Musa’daysa nefsimiz Firavun’la.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"> <br />
MUSA’DAN</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Korktum,<br />
Ağladım,<br />
Yalvardım,<br />
Anlayamadım,<br />
Bilemedim, bilemezdim de,<br />
Her Musa&#8217;nın bir firavunu, her firavunun da bir Musa&#8217;sı olduğunu,<br />
Ve her köşe başında bir firavun olduğunu,<br />
Henüz on iki yaşındaydım,<br />
Okuluma gitmeliydim, ödevimi yapmalıydım,<br />
Koşmalıydım, eğlenmeliydim.<br />
Sevmeliydim hayatı ve sevilmeliydim.<br />
Şu küçücük yaşımda para nedir, neye yarar bilmemeliydim.<br />
Fakir arkadaşlarımla ağlamamalı, zengin olanlara imrenmemeliydim.<br />
On ikimdeyken henüz kurduğum hayaller bunlar olmamalıydı,<br />
Oyun bile olsa birilerine kin beslememeliydim, kavga etmemeliydim.<br />
Düşman olmamalıydım hiç kimseyle.<br />
Gücün, paranın ve haksızlıkların egemen olduğu bir dünya olmamalıydı yaşadığım yer.<br />
Hayatın neresinde olduğumu çözmeye uğraşmamalıydım.<br />
Ve sizler;<br />
Arkamdan düşünenler, konuşanlar, ağlayanlar,<br />
Sanki birer melekmiş gibi kendini bütün kötülüklerden soyutlayanlar,<br />
Yönetenler, yönetilenler ve kullanılanlar,<br />
Anlamını bile bilemediğim sözcüklerle tariflerken sizler beni,<br />
Senaryolar yazarken hayatıma dair,<br />
İyi bilin ki ben öldükten sonra gülümsedim.<br />
Sizin dünyanızı ve hiçbir şeyinizi özlemedim.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
FİRAVUN’LAŞANLARA</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Neyzen Tevfik’in insanoğlunun garipliğiyle ilgili bir şiiri vardır. Bu şiirde insanların kendi yaptıklarıyla veya kendilerine yapılanlarla ilgili gerçekleri duymaya, eleştiriye dayanamadıkları anlatılır. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Mesela adam çalar, yolsuzluk yapar, rüşvet alır hırsız diyemezsiniz, yalan söyler, insanları aldatır yalancı, sahtekâr diyemezsiniz, milletin hakkını yer sen yetim hakkı yedin diyemezsiniz. Adam her türlü ahlaksızlığı, zalimliği yapar ona ne zalim ne de ahlaksız diyebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Makamı ve gücü eline alınca firavunlaşanlara firavun gibi davranıyorsun diyemezsiniz.<br />
Aslında öncelikle kabul etmemiz gereken husus Musa’nın da, Firavunun da bizim varlığımızda vücut buldukları ve bizim iç âlemimizde savaşlarına devam ettikleridir.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Eğer Başbakandan, Milletvekillerine, Validen Emniyet Müdürüne Musa’nın öldürülmesiyle ilgili kendimizi sorumlu tutmuyorsak burada bir sıkıntı var demektir. Üstelik Müslüman’ız, inanıyoruz ve Allah’tan korkuyoruz diyorsak.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Milletvekilleri, Valiler, Emniyet Müdürleri ve bütün sorumlu makamda bulunanlar, bulundukları makamın ateşten gömlek olduğu ve kuytu bir yerde öldürülen çocuğun hakkının bile kendilerinden sorulacağı bilincinde hareket etmiyorlarsa vay halimize.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Konuyu toparlayamıyorum farkındayım fakat çok üzgün, gergin ve bitap bir haldeyim.<br />
Benim de evladım var, ben de bir evladım ve benim de sorumluluklarım var. Üzülüyorum, sıkılıyorum ve cevabını bulamadığım sorular içersinde daralıyor, boğuluyorum. </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Musa rüyalarıma giriyor ve aslında onun cennette olduğuna inanıyorum. Yine de ağlıyorum ve belki de kendime ağlıyorum.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Yarın Musa’nın da sadece ve sadece istatistiklere cinayet hanesinden girecek bir isim olacağının farkındayım.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Ülkemizin, ülkemiz gençlerinin, ülkemiz insanının neden bu hale geldiğini, neden canavarlaştığını kimse düşünmüyor.<br />
Üstelik düşünmesi gerekenler, bu konuda asıl sorumlu olanlar bambaşka havalardalar.</span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
İktidarı elinde bulunduranlar varsa yoksa ekonomi diyerek, bütün sıkıntılarımız parayla, pulla çözülecekmiş gibi davranarak sorunları çözdüklerini düşünüyor olabilirler ama nasıl bir canavar dünyaya getirdiklerini görmeleri artık şart oldu.  </span></p>
<p><span style="font-size: small;"><br />
Birileri hem de dindar olan birileri dini referans kullanmamızdan rahatsız olsa da ben yine şu soruyu soracağım;<br />
Dağda kurt kuzuyu kapsa bunun hesabı benden sorulur diyen Hz. Ömer’i örnek aldığını sandığımız insanlara sesleniyorum.<br />
Değil dağda bakınız şehrin göbeğinde kurtlar kuzuları götürüyor hem de onlarca hem de insafsızca.<br />
Sizler hiç sorumluluk duyuyor musunuz ve bu manen çöküşe dur diyebilmek için ne yapıyorsunuz?<br />
Gerçi bu soruyu sorarken de ne sizlerin Hz. Ömer ne de bizlerin sahabe olamayacağımızı biliyorum.<br />
Ama bir gerçek daha var ki bizler sizlerin giydiği o ateşten gömleği giymek için ne ortalığa düştük ne de heves ettik. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">Sizler istediniz, sizler heves ettiniz şimdi de sizler hesap vermek zorundasınız.  </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2309-musadan-firavunlasanlara/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ANLATAMADIKLARIM</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2003-anlatamadiklarim</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2003-anlatamadiklarim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:37:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=2003</guid>
		<description><![CDATA[Kalbimin orta yerinde kor,
Dilimin ucunda söylenmesi zor kelimeler var.
İnançlarımla uzlaşmak ve aklımla ölebilmek için yalvarıyorum.
Benim bekaya erişmek adına sahte koşuşturmalarım yanında,
Başkalarının fani arzuları için gösterdikleri inanılmaz çabaya hayretle bakıyorum.
Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır diyen gönüllere&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;">Kalbimin orta yerinde kor,<br />
Dilimin ucunda söylenmesi zor kelimeler var.<br />
İnançlarımla uzlaşmak ve aklımla ölebilmek için yalvarıyorum.<br />
Benim bekaya erişmek adına sahte koşuşturmalarım yanında,<br />
Başkalarının fani arzuları için gösterdikleri inanılmaz çabaya hayretle bakıyorum.<br />
Sizin taptıklarınız benim ayaklarımın altındadır diyen gönüllere imrenip,<br />
Dünya adına her şeye tapınanları yüceltiyorum.<br />
****************<br />
Kalbimin orta yerinde çirkinlik,<br />
Yüzümde her duruma göre maskeler var.<br />
Kendimi tanıyamayacağımı biliyorum,<br />
Ve aynaya bakmaya korkuyorum,<br />
Kendi sesimden rahatsız oluyorum konuşurken.<br />
Yüzümde sahtelik, dilimde ve sesimde yalan var.<br />
******************<br />
Kalbimin orta yerinde hainlik,<br />
Dilimin ucunda dürüstlük var,<br />
Yalanlar üzerine kurulmuş hayatım,<br />
Elde edemediklerime isyan ediyorum,<br />
Nefsim günahlarıma aldırmıyor,<br />
Ama yüreğim pişman hissediyorum,<br />
*****************<br />
Kalbimin orta yerinde nefret,<br />
Dilimin ucunda sevgi sözcükleri var.<br />
Başkalaşım geçiriyorum ülkemle ve insanlarımla beraber,<br />
Korkuyorum içimizden çıkacak canavara yem olmaktan,<br />
Korkuyorum dünya menfaatlerine sattığımız değerlerimizin,<br />
Gün gelip bizlerden hesap sormasından.<br />
******************<br />
Kalbimin orta yerinde savaş,<br />
Dilimin ucunda barış sözcükleri var,<br />
Görmüyoruz kendi gökyüzümüzü kararttığımızı,<br />
Aydınlıklarımızı yok pahasına kaybettiğimizi,<br />
Kendimizi kelepçeleyip sonra da özgürlük naraları attığımızı,<br />
Görmüyoruz dünyada ne kadar cahil ve sefil olduğumuzu.<br />
***********************<br />
Kalbimin orta yerinde Firavun,<br />
Dilimin ucunda Musa var.<br />
Bilmiyoruz elimizle yaptığımız makamlara ve sahiplerine neden tapındığımızı,<br />
Unutmuşuz adaletin, insanlığın ve şerefin güzelliğini,<br />
Görmüyoruz inançsızlığımızla insan olmaktan çıktığımızı,<br />
Ne kadar muhtaç ve ne kadar aciz olduğumuzu unutup,<br />
Zulmü ve zalimleri alkışlayarak gösteriyoruz yüreksizliğimizi.<br />
*******************<br />
Kalbimin orta yerinde kin,<br />
Dilimin ucunda hoşgörü sözcükleri var.<br />
Affetmem hatalarını insanların,<br />
Kendi yanlışlarımı ise asla görmem.<br />
Söyler gezerim kendi şarkılarımı,<br />
Başkalarının hıçkırıklarını duymam, önemsemem.<br />
*******************<br />
Kalbimin orta yerinde kıskançlık,<br />
Dilimin ucunda methiyeler var.<br />
Her zaman uzaklarda gezerim güzelliklerden,<br />
Ama makam, para, ün olunca ortada<br />
İlk ben olurum oralarda.<br />
İstemem benden başkasının bir şeyler başarmasını,<br />
Ama varsa da en önce ben biat ederim bu başarıya.<br />
***********************<br />
Kalbimin orta yerinde korkaklık,<br />
Dilimin ucunda cesaret ve hamaset var.<br />
Korkarım kaybetmekten dünyalıklarımı,<br />
Riyakârca söylerim hep hoşa gidecek sözleri,<br />
Allah nasıl olsa affeder, ama insanlar zalimdir derim,<br />
Ben böyle geldim, böyle giderim.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/2003-anlatamadiklarim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOMUZ GRİBİ OLANLAR ÖLECEK DE OLMAYANLAR ÖLMEYECEK Mİ?</title>
		<link>http://www.erzurumhabergazetesi.com/1891-domuz-gribi-olanlar-olecek-de-olmayanlar-olmeyecek-mi-2</link>
		<comments>http://www.erzurumhabergazetesi.com/1891-domuz-gribi-olanlar-olecek-de-olmayanlar-olmeyecek-mi-2#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Nov 2009 21:07:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>A. Berhan Yılmaz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.erzurumhabergazetesi.com/?p=1891</guid>
		<description><![CDATA[Domuz gribi konusunda kısaca hem bilimsel hem de kendi düşüncelerimi yazayım
istedim. Bilinmelidir ki bilimsel bilgiler dışında ki hiçbir şey magazinsel
haberlerden öteye gitmiyor.
Öncelikle bu konuda bilimsel gerçekleri söyleyeyim
1. Domuz gribi denen bu hastalık sağlıklı ve herhangi bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Domuz gribi konusunda kısaca hem bilimsel hem de kendi düşüncelerimi yazayım<br />
istedim. Bilinmelidir ki bilimsel bilgiler dışında ki hiçbir şey magazinsel<br />
haberlerden öteye gitmiyor.</p>
<p>Öncelikle bu konuda bilimsel gerçekleri söyleyeyim</p>
<p>1. Domuz gribi denen bu hastalık sağlıklı ve herhangi bir kronik hastalığı<br />
olmayan<br />
insanlarda mevsimsel gripten daha tehlikeli değildir.</p>
<p>2. Domuz gribi de diğer gripler gibi çeşitli hastalıklar sebebiyle, kanser<br />
tedavisi<br />
görenler gibi immun sistemi (bağışıklık) çökmüş, zarar görmüş insanlarda<br />
tehlikeli<br />
ve öldürücü olabilir.</p>
<p>3. Domuz gribi de diğer gripler gibi ağır veya kronik hastalık<br />
geçirenlerde ve<br />
hamilelerde daha tehlikelidir.</p>
<p>4. Domuz gribi de diğer gripler gibi sağlam bünyeliler de gelir ve birkaç<br />
gün sonra<br />
gider tedavisi de dinlenmekten ve sağlıklı beslenmekten başka bir şey<br />
değildir.</p>
<p>5. Domuz gribine alınan aşıların diğer aşılardan temelde ve katkı maddeleri<br />
açısından bir farkı ve farklı bir riski yoktur.</p>
<p>6. Mevsimsel grip aşısı olmak veya olmamak arasında ne fark varsa domuz<br />
gribi aşısı<br />
da olmak veya olmamak aynıdır.</p>
<p>7. Herhangi bir grip size ve ailenize zarar vermeyecekse domuz gribi de<br />
size ve<br />
çoluk çocuğunuza zarar vermez.</p>
<p>8. Domuz gribinin tek tehlikesi biraz hızlı yayılmasıdır ama daha hafif<br />
seyrettiği<br />
için bu da çok önemli bir tehlike arz etmemektedir.</p>
<p>9. Siz temizlik kurallarına, bulaşma yolları açısından tedbir almaya<br />
mutlaka dikkat<br />
ediniz gerisini çok da önemsemeyiniz.</p>
<p>Peki, bu abartı, bu panik ve bu heyecan nedir derseniz.</p>
<p>1. Olayın firmalarla ilgili yönüne bakınız bu işten en az dünya çapında<br />
bir iki ay<br />
da en az on milyar dolar dönecektir ve ocak ayı itibariyle aşının içeriği<br />
büyük<br />
ihtimalle değişeceği için bu paranın da miktarı değişecektir.</p>
<p>2. Türkiye bu iki aylık aşılara 500 milyon dolar ödeyecektir ve bu bizim<br />
ülkemiz<br />
için çok büyük bir rakam değildir.</p>
<p>3. Peki, Başkan Obama neden bu işi bu kadar önemsedi veya öyle davranıyor?</p>
<p>Çünkü Bu aşılar için Dünya çapında ocak ayına kadar dönecek olan en az on<br />
milyar<br />
doları ABD firmaları kazanacaktır ve başkan Obama da bu konuşmasıyla<br />
özellikle 3.<br />
sınıf ülkeler de bak ABD bile olayı ne kadar önemsiyor dedirtmiştir ve<br />
Obama&#8217;nın<br />
yaptığı kendi firmalarının aşılarını pazarlama olayıdır.</p>
<p>4. Bizim hükümetimiz neden bu olayı fark etmedi derseniz, şu an<br />
Ankara&#8217;dayım ve<br />
herkes her şeyi biliyor ama aşılar alınmadığı takdirde çıkacak olan<br />
yaygara ve baskı<br />
aşılar alındığı için çıkacak olandan daha fazla olacağı için aşıları<br />
alalım ve<br />
aldığımız için çıkacak yaygaraya katlanalım denilmiştir. Burada önemli<br />
risk grupları<br />
için alınan aşıları kastetmiyorum.</p>
<p>5. Domuz gribi ile ilgili önemli bir komitede bulunan bir Prof. Dr. dostum<br />
olayı<br />
abartmadığımız ve gerçekleri söylediğimiz için bizi kimse dinlemiyor<br />
diyor.  Çünkü<br />
basın mensupları bizi aradığında tedbir alınız ve bu olayı abartmayınız<br />
normal<br />
mevsim gribinden ölenler daha fazla olacak dediğimizde içinde panik ve<br />
abartı yok<br />
diye bizim bu beyanatlarımızı yayınlamıyorlar diye sitem ediyor ve Sayın<br />
basınımız<br />
neredeyse trafik kazasından ölenleri bile domuz gribinden öldü diye lanse<br />
edecekler<br />
diye ekliyor. Kısaca olayı abartanlar haber oluyor ama halkı sükûnete<br />
davet eden<br />
bizleri kimse dinlemiyor diyor.</p>
<p>6. Haberleri takip ettiğiniz zaman görülen Sadece ABD&#8217;nde bu yıl domuz<br />
gribinden bin<br />
kişi ölürken, normal gripten yirmi bin kişi ölmüştür neyin hesabı<br />
yapılmaktadır<br />
anlayan varsa beri gelsin.</p>
<p>7. Ayrıca hiç kimse kendisini Tanrı yerine koyup şu kadar insan<br />
hastalanacak ve şu<br />
kadar insan ölecek dememelidir. Kötü senaryolarla bu milletin asabını<br />
bozmaya,<br />
paniğe sevk etmeye kimsenin hakkı yoktur.</p>
<p>8. Herkes görevini iyi yapmalı kim ölecek, kim kalacak işini de yaratana<br />
bırakmalıdır.<br />
9. Son söz bir hocamın lafıdır &#8220;HİÇBİR HASTALIK İNSANLARI ÖLDÜREMEZ<br />
İNSANLARI ALLAH<br />
YARATIR VE ALLAH ÖLDÜRÜR&#8221;  Bu sebeple siz tedbirinizi alınız ve rahatınıza<br />
bakınız.</p>
<p>10. DOMUZ GRİBİ OLANLAR ÖLECEK DE OLMAYANLAR ÖLMEYECEK Mİ?</p>
<p>11. Ben sadece vaka sayısı arttıkça timsah gözyaşı dökenlere hem<br />
şaşırıyorum hem de<br />
acıyorum ve bunun hesabını hem bu dünyada hem de ahrette nasıl verecekler<br />
merak<br />
ediyorum?</p>
<p>AHMET BERHAN YILMAZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.erzurumhabergazetesi.com/1891-domuz-gribi-olanlar-olecek-de-olmayanlar-olmeyecek-mi-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
